üye ol Üye Girişi Söyle Sözünü Anasayfa Yukari Çik
Bilgi Paylaştıkça Büyür

Astronomi ve Uzay Bilimleri

Astroloji, uzay, evren, yıldızlar, gezegenler, uydular hakkındaki bilgileri burada bulabilirsiniz ve sizde diğer kullanıcılarla paylaşabilirsiniz. Unutmayın ki, öneceden evren ve uzay hakkında bilgi sahibi olmayan bilim adamı olarak görülmezdi.

Astronomi ve Uzay Bilimleri Kategorisi Yeni Yazıları

Evrenin Kahverengi Cüceleri

Kahverengi cüceler evrenin “bu işi becerememiş” üyeleri. Onları Hollywood’un yıldız olamadan ikincil rollerde... Devamını Oku »

Evrenin Geometrisi

Evrenin modern tasarımı 16 ve 17. yüzyıllar içinde şekillenmeğe başladı. Kopernik dünyanın güneş etrafında döndüğünü göstermişti.... Devamını Oku »

Uzay 3d Resimleri

Uzayda pek çok gök cisimi var. Tüm gök cisimleri hareket halinde ve değişik olaylar düzenli olarak tekrar ediyor. Uzaydaki olayların 3d... Devamını Oku »

2 dünyayı birden yutabiliyor !

Uzayda tespit edilen bu esrarengiz altıgen, dünyanın tam 2 katı büyüklüğünde… Satürn’ün kuzey kutbunda esrarengiz bir altıgen şekil tespit edildi. NASA’nın 30 yıl sonra keşfettiği altıgen dünyanın iki katı büyüklüğünde. Kuzey kutbu keşif yapıldıktan sonra 15 yıl karanlığa gömülmüştü. Esrarengiz altıgen ilk olarak 1980 yılında, kuzey kutbu aydınlıkta iken Voyager uzay aracı tarafından keşfedilmişti. California [...]

40 bin gezegende akıllı yaşam gelişebilir

İSTANBUL – Araştırmacılar galaksimizde bulunan 37 bin 964 gezegenin en az bizim kadar akıllı yaşam formlarına evsahipliği yapabileceğini hesapladı. Astrofizik uzmanı Duncan Forgan tarafından geliştirilen bir bilgisayar yazılımı bilinen 330 gezegenden topladığı veriler ışığında yaşam için elverişli olabilecek gezegenleri hesapladı. Samanyolu galaksisinde bulunan gezegenlerin sıcaklık, su ve mineral zenginliği gibi değişkenler gözetilerek incelenmesi sonucunda üç [...]

Anstronomideki Yanlışlıklar

Anstronomideki Yanlışlıklar

İlkokul günlerinde öğrendiğiniz gezegen isimlerini hatırlıyor musunuz? Güneş sistemimizdeki dokuz gezegenin de adını hatırlamayı başaranlardansanız, sevinmek için çok acele etmeyin. Güneş sistemimizin dokuzuncu ve en küçük gezegeni olarak bilinen Plüton, 2006 yılında Uluslararası Astronomi Birliği (IAU) tarafından gezegen statüsünden çıkarıldı ve cüce gezegen kategorisine alındı. Bunda, 2005 yılında keşfedilen ve ilk başta 10. gezegen sayılan [...]

ASTEROİTLER

Yörüngeleri Mars ve Jüpiter gezegenleri arasında kalan ve sayıları yaklaşık 40 000 kadar olan bu küçük gezegenlere asteroit (İng: asteroid) denir. Bu küçük gezegenler (İng: minor planet), kütle ve hacimlerinden ötürü gezegenimsi (İng: planetoid) olarak da bilinirler. Ayrıca, bilindiği kadarıyla, bunların içinde bazılarının (örneğin: İda) birer uydusu da vardır. Astroit’lerin günümüzdeki keşfi Bode Kanunu’nun matematiksel [...]

Astroloji Basitleşiyor

Astrolojinin ne olduğu sorusuna cevap veren birçok kişi, bu dalın, Güneş’in, Ay’ın, gezegenlerin ve yıldızların, insanlar, aslında tüm canlı organizmalar, ayrıca uluslar ve şirketler gibi sosyal “organizmalar” üzerindeki etkilerle ilgilendiğini söyler ve astrolojinin, kişilerin ve kurumların temel kişilikleri ile gelecekteki gelişimlerini, açık seçik ve beklenebilir olaylar yoluyla açıklama amacında olduğunu eklerler. Astrologların bir çoğu, astrolojinin, [...]

Atmosferin Özellikleri

Yerküreyi saran hava tabakası. Yunanca “atnos”: buhar ve “sphaira”: küre sözcüklerinden. Atmosfer Yüksekliğe Göre Değişir Hayvanlar ve bitkiler ancak atmosfer içinde yaşayabilir, çünkü atmosfer onları dış tehlikelerden (göktaşları, morötesi ve kozmik ışınlar) korur, onlara hem ısı, hem de yaşamaları için mutlaka gerekli olan oksijen gibi maddeleri sağlar. Bunun için astronotlar, sürekli olarak, yapay bir atmosferin [...]

Ay Olmasaydı Ne Olurdu?

Güneş sistemimiz oluşurken koşullar çok az farklı olsaydı, bizler için her şey değişik olabilirdi. Dünyanın madde dağılımı, büyüklüğü, enerjisi, dönme ekseni açısı, atmosfer ve mevsimler çok farklı olabilirdi. Dünyamızda hayat belki yine gerçekleşebilirdi ama farklı şekilde. Bu hali ile sanki her şey, en ince detayına kadar insan için özel olarak hazırlanmış gibidir. Peki bu oluşum [...]

Ay’ın Oluşumu Bilmecesi

Ay’ın kütlesi Dünya’nın 81′de biri kadardır ve bir gezegen uydusu olabilmek için çok büyüktür. Güneş sistemimizde başka örneği yoktur. Gerçi Jüpiter, Satürn ve Neptün’ün de Ay’ın boyut ve kütlesine yakın uyduları vardır ama bu gezegenlerin kütleleri de dünyamızdan sırasıyla 318, 95 ve 12 kat daha çoktur. Bu durumda Ay’ın oluşumu özel bir problem niteliğini taşıyor. [...]

BloggingHeads’de Kozmoloji Sohbetleri

Evrenin en uç noktalarını ilgilendiren en güncel kozmoloji teorilerini anlaşılır bir dille tartışan iki fizik profesörünün muhabbetini dinlemek başımıza gelebilecek en güzel şey olsa gerek! (kendim için konuşsam daha iyi olacak :) ) Bunun için fazla uzağa gitmeye de gerek yok üstelik; harika bir fizik bloğu olan Cosmic Variance ‘tan Sean Carrol ve Mark Trodden geçen hafta Bloggingheads.Tv ‘de tam da hayal ettiğim şeyi gerçekleştirdiler. BloggingHeads genelde Amerikan blog yazarlarının karşılıklı anlaşıp web kameralarının önünde yaklaşık 1 saat boyunca belirlenen bir konu üzerine tartışmalarının, bazen kapışmalarının yaınlandığı bir site. Yakından takip ettiğiniz blog yazarlarının bu tartışmaları kaçırılmayacak bir fırsat. Sitede benim ilgimi çeken ise her Cumartesi yayınlanan “Science Saturday” tartışması. Geçen haftaki programda ise biri CalTech’ten(Sean Carrol) diğeri Pennsylvania Ünv.’den(Mark Trodden) uzman kozmologların tartışması vardı : İki konuşmacı da konularında önde gelen kişiler olduğundan ve kavramları konuyla popüler anlamda ilgilenen kişiler için açık bir şekilde anlattıklarından dolayı tartışma oldukça akıcıydı. Akıcı ve açık dediysem de konuyla ilgili temel gelişmelerden haberiniz yoksa anlatılanlar iki “fizik profesörünün” teknik atışmasından öteye gitmeyebilir, uyarmadı demeyin. Muhabbetin 40. dakikasından sonra bir kaç teknik konuya girdiklerinde Sean Carrol konuyla ilgili bir espri bile yapıyor : “Bu dakikadan sonra ancak “sıkı dinleyiciler” kaldığına göre bu konulara da girebiliriz…” Konuştukları hakkında küçük bir özet vermek gerekirse öncelikle evrenin en güncel veriler ışığında içeriğinden bahsediyorlar. Bilindiği gibi %4 elektron, proton ve nötrondan oluşan bildiğimiz madde, %22 karanlık madde ve %74 karanlık enerji(bunların yanında çok küçük oranda nötrino ve fotonları da ekleyebiliriz). Tartışma asıl olarak karanlık madde ve karanlık enerji üzerinde dönüyor. Öncelikle karanlık maddenin “orada bir yerde” olduğunu gösteren delillerden konuşuyorlar.(Bu delillerden biri ile ilgili eski bir yazım için tıklayınız .) Sürekli verilen örnek olan galaksilerin dış kollarının dönüş eğrilerindeki garipliklerin yanında temel anlamda evrenin ilk anlarında hafif elementlerin oluşumundaki( nucleosynthesis ) payı ve ilerleyen zamanlarda galaksi ve galaksi kümeleri gibi büyük ölçekli yapıların oluşmasındaki rolünden bahsediyorlar. Eldeki bu verileri teorilerle açıklamak için elimizdeki “bildiğimiz madde” yetmiyor, ortaya “karanlık madde” adında bilinen madde ve temel kuvvetler ile etkileşime girmeyen(kütle çekimi hariç), yani ışımayan bir madde türü ortaya atmak durumunda kalınıyor. Bu maddenin de evrende büyük galaksi ve galaksi kümelerini çevreleyen bir hale şeklinde olduğu düşünülüyor. Karanlık madde konusunda en heyecan verici şey ise bu bilinmeyen maddenin ne olduğunu öğrenmeye oldukça yaklaşmış olmamız. Mark Trodden, yakında çalışmaya başlayacak LHC parçacık hızlandırıcısında karanlık maddenin kütlesine yakın enerjilerde bu egzotik parçacıklarla karşılaşabileceğimizi söylüyor. Eldeki verilerin teorilere uymaması nedeniyle ortaya “karanlık” bir madde atmaktansa eldeki Einstein teorilerini değiştirmeyi öneren başka bir teori olan MOND(Modified Newtonian Dynamics) hakkında da konuştular. MOND’un belirli verileri açılayabildiğini fakat galaksi kümeleri ve ya erken evren oluşumlarında yetersiz olduğunu belirttiyorlar. Yeni öğrendiğim bir şey ise MOND’un aynı zamanda evrenin hızlanarak genişlemesine neden olan “karanlık enerjinin” çözümü için de kullanılabileceğinin düşünülüyor olması. Her ne kadar MOND türü uyarlamalarla Einstein’ın teorileri modifiye edilmeye çalışılsa da teoriler ilk günkü sağlam duruşunu sergilemeye devam ediyorlar.. İkinci konu ise yukarıda da söylediğim gibi evrenin %75′ini oluşturduğu düşünülen ve boş uzayın kendi barındırdığı enerjisiyle ilişkilendirilen “karanlık enerji”. Bu konu şu anda kozmolojide çözüm bekleyen en büyük sorular arasında… 1998 yılına kadar evrenin bir şekilde genişlediği biliniyordu fakat bu genişlemenin zamanla azaldığı düşünülüyordu (Evrenin genişlemesi üzerine eski bir yazım için tıklayınız .). Tam da bunu doğrulamak amaçlı gözlemler yapan iki grubun ayrı ayrı keşifleri bütün herkesi şaşkınlığa uğrattı; çünkü evren hızlanarak genişliyordu, yani ivmeleniyordu. Kütle çekiminin geriye çeken yavaşlatıcı etkisine ters olarak evreni dışarı iten bir enerji söz konusu olmalıydı ve böylece “karanlık enerji” ortaya kondu. Karanlık enerji hakkında bilinenler karanlık maddeninkilerin yanında çok çok az… Artık günümüzde gönderilen modern kozmoloji uyduları sayesinde bu gizemli enerjinin üzerindeki sis perdesinin de kaldırılacağı düşünülüyor… Tartışmanın son kısmında ise karanlık enerji tartışmalarının doğurduğu “antropik ilke” konusu tartışılıyor. Antropik ilkeye göre evrendeki bazı sabitlerin (evrenin genişlemesi ile ilgili kozmolojik sabit , ince yapı sabiti(fine structure constant) gibi…) belirli değerler almasının sebebi, eğer bu değerleri almasalardı evrenin bu yapısıyla oluşmayıp bizim de oturup bunları ölçme fırsatımız olmayacağıdır. Yani bu değerler mevcut koşullar için en uygun değerlerdir, ne eksik ne fazla… Tabi bu konu çok tehlikeli yönlere kayabilir(tıpkı bir çok din ve mistisizm fırsatçısının kaydırmaya çalıştığı gibi). Ne kadar rahatsız edici olsa da elimizde şu anda bu sabitlerin neden bu değerde olduklarını açıklayan bir teorimiz yok. Mark Trodden bu konuyla ilgili harika bir görüş sunuyor : “Şu anda temel gezegen oluşumları hakkında bilgilerimiz var; gezegenlerin yaşanabilir bölge içinde veya dışında oluşmalarını etkileyen faktörleri biliyoruz ve şu anda bunların nedenleri hakkında sorular sorabiliyoruz. Evren hakkında, bu gibi soruları nasıl sormamız gerektiğini söyleyen elimizde güvenebileceğimiz güçlü bir teorimiz daha yok…” Oldukça mantıklı… (Konuyla ilgilenenler için Leonard Suskind’in Cosmic Landscape kitabı şiddetle tavsiye edilir) Uzun ve ağır bir yazı oldu farkındayım ama konuyla ilgili merakımı ve görüşlerimi elimden geldiğince basitleştirerek paylaşmak istedim. Evrenin başlangıcı ve geleceği ile ilgili bu gibi konuları konuşabiliyor olmak beni en çok heyecanlandıran şey; en yakın zamanda bu çalışmaların içine doğrudan katılacak olmam ise daha da heyecan verici…

Bulutsu 3 Yaşında!

Her sabaha, güne başlarken bilgisayarınızı açıp şöyle evrenin derinliklerinden veya yanı başımızdan muhteşem bir görüntü ile karşılaşmak istemez misiniz? NASA’nın her gün farklı bir fotoğrafı yayınladığı Günün Astronomi Fotoğrafı’nı(APOD), Bulutsu.org sitesinde Murat Tunçay ve Tahir Şişman bizlere 3 yıldır Türkçe açıklamalarıyla sunuyor. www.bulutsu.org Bu gün Bulutsu’nun 3. yıl dönümü; nice başarılı ve mutlu yıllara Bulutsu.org ailesi!