Karar verirken dokunduğunuz yere dikkat edin
YorumlarYazar BilgisiBenzer YazılarSert sandalyeye oturanlar pazarlıkta da sert; pürüzlü yüzeyler olumsuz kararlara yol açıyor; Ağır cisimler ciddiyet izlenimi yaratıyor.
Bilimciler ellerimizi evrim tarihimizdeki en yararlı uyum araçlarından biri olarak nitelendiriyorlar. Doğumdan itibaren insanlar ellerini başlıca iki amaç için kullanıyor: Bilgi edinmek ve çevrelerine müdahale etmek. Eller sayesinde kazanılan bu algılama ve etkileme becerileri, öğrenmeyi, iletişimi, sosyal ilişkiler kurulmasını ve insan yaşamını etkileyen pek çok başka süreci kolaylaştırıyor. Beş duyumuzdan dokunma, doğduğumuzda ilk faaliyete geçeni. Gerek “aktif dokunma” (elleri kullanarak cisimlerin incelenmesi) gerekse de “pasif” olanı (cisimlerin vücudumuza teması) dış dünyayı algılamamızda çok önemli rol oynuyor. Dokunma duyusu zihnimiz, algılarımız ve davranışlarımız üzerinde de etkili. Ancak dokunma duyumuzun davranışlarımız üzerindeki uzun süreli etkileri, şimdiye kadar en az incelenen konular arasında.
Özellikle eller kullanılarak yapılan aktif dokunma, algılama, bilgi işleme ve motor (kasların harekete geçmesi) sistemlerini bütünleştiriyor ve birbirlerini etkilemelerini sağlıyor. Dokunsal algı belli kasların harekete geçmesini tetiklerken, ellerle yapılan fiziki işler de algılama hassasiyetini yükseltiyor, bilgi edinmeyi kolaylaştırıyor ve bu bilgiden kaynaklanan kavramsal ve zihinsel saptamaları güçlendiriyor.
Klasik örnek: Müşteriler, fiziksel temasa geçtikleri (dokundukları ya da ellerine aldıkları) ürünlere daha çok güven duyuyorlar. Ayrıca, mantıklı görünmese de bu durum, dokunmanın hedef ürünün kalitesi konusunda ipucu vermediği hallerde de geçerli. Yine klasik bir örnek: Müşteriler sert plastik şişedeki suyun, naylon poşet içindeki aynı sudan daha kaliteli olduğunu düşünürler. Bu ve benzeri birçok örnek, dokunmayla sağlanan bilginin, bizim farkında bile olmadığımız yollarla zihinsel faaliyetlerimiz üzerinde oldukça geniş kapsamda etkileri olduğunu gösteriyor.
Psikologlar bunun, geçmişteki fiziksel duyu algılarımızın, zihnimizde kavramsallaştırılmış bilgiye doğru bir “iskele” oluşturmasıyla açıklanabileceğini düşünüyorlar. Örneğin, insanlar arasında karşılıklı dokunma ve tutuş eylemleriyle bunların verdiği sıcaklık duygusu, tutmayla ilgili olarak yaygın kullanımlı mecazi deyimlere yansyor. Örneğin, “Dünyayı avuçlarında tutmak”, “yaşamı kucaklamak”…
“AĞIR” KONULAR BUNLAR
Harvard ve Yale Üniversiteleri ile Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden psikologlar, Science dergisinde yayımlanan bir çalışmayla, fiziksel temasın getirdiği dokunma duyusunun zihinsel kavramsallaştırma ve genelleştirme arasında farkında olmadığımız ilişkiyi ortaya koymak için altı ilginç deney gerçekleştirmişler.
Araştırmacılar bu deneylerde sırasıyla dokunma algısının üç boyutu olan ağırlık, doku ve sertlik farklarının insanların yargı ve davranışlarını nasıl etkilediğini ortaya koymuşlar.
İlk iki deney, ağırlık/hafiflikle ilgili. Ağırlık, genellikle, ciddiyetle ve önemle ilişkilendirilen bir nitelik. “Ağır konulara girdik”, “yaralının durumu ağır” vb. Araştırmacılar yoldan geçen 54 kişiyi durdurarak “iş için başvuran” hayali kişilerin kendilerini tanıttıkları metinleri değerlendirmelerini “rica etmişler”. Ricayı kabul edenlerden yarısına metinler ağır bir altlığa tutturulmuş olarak verilmiş, öteki yarısınaysa hafif altlıklar verilmiş. Sonuçta ağır altlıkların verildiği grup, başvuran adayların yeterliği konusunda daha olumlu görüş bildirmişler.
Ağırlıkla ilgili ikinci deneyde, yine yoldan geçen 43 kişiye, yine ağır ve hafif altlıklar üzerinde sunulan bir sosyal projeler listesine hükümetin ne kadar fon sağlaması gerektiği sorulmuş. Projelerin bazıları toplumca önemli ve ciddi olarak niteleneneler (ör: hava kirliliği standartları), bir kısmıysa “ıvır zıvır” olarak görülen cinsten (Ör: Umumi tuvaletlerin kullanım kuralları). Bu deneyde bir de erkek ve kadınların tercihleri izlenmiş. Sonuçta, ağır altlık grubundaki erkekler, “ciddi” projelere, önemsiz olanlara kıyasla daha fazla fon verirken, kadınların daha cömert davrandıkları ortaya çıkmış. Hem ağır altlık hem de hafif kategoridekiler, sosyal projelere verilebilecek en yüksek fonların verilmesi gerektiğine karar vermişler.
Sonraki iki deneyde, “zorluk” ve “olumsuzluk” çağrıştıran (Ör. “kaba bir dil”, “sürekli pürüz çıkartan adam”) dokuya ilişkin algıların etkileri incelenmiş. Yine yoldan geçenlerden rastgele 64 kişi seçilerek kendilerine iki kişi arasında niteliği fazla belirli olmayan bir ilişkiyi sınıflandırmaları (Ör: düşmanca mı, dostça mı; rekabet mi, yoksa işbirliği mi çağrıştırdığı, bir fikir alışverişi mi, tartışma mı) istenmiş. Ancak, deneklerden işe koyulmadan önce beş parçalık bir puzzle verilmiş ve parçaları doğru biçimde birleştirmeleri istenmiş. Deneyin püf noktası, puzzle parçalarının dokusunda. Katılımcıların bir grubuna üzerlerine zımpara tozu yapıştırılmış parçalar verilmiş, diğerlerineyse, düz kartondan parçalar. Sonuçta, zımparalı parçaları birleştiren grubun, düz parça grubuna kıyasla metinde anlatılan ilişkiyi daha “uyumsuz” olarak sınıflandırdığı görülmüş.
GÜÇ KİMDE?
Dokuyla ilgili bir sonraki deneydeyse, katılımcılar yine pürüzlü ve düz parçaları birleştirdikten sonra bir “ültimatom oyunu” oynamışlar. Her katılımcıya 50 dolar ikramiyeli bir piyangoya katılmaları için 10 bilet verilmiş. Ancak bir şartla: İkinci (sahte) bir katılımcıyla elindeki biletlerden istediği kadarını paylaşacak. Eğer ikinci katılımcı, önerilen bilet sayısını kabul ederse, taraflar ödülü ellerindeki bilet sayısına göre paylaşacaklar. Ama ikinci katılımcı önerilen sayıyı reddederse, biletler geçersiz olacak ve ödül yerine hava alınacak. Yani, güç ikinci katılımcının elinde. Sonuçta zımparalı puzzle parçalarını birleştiren grubun ortaklarına daha fazla bilet verdikleri görülmüş. Neden açık: ortağın teklifi reddetmesini önlemek ve ödülün hiç olmazsa bir kısmını alabilmek. Psikologlar bu olguyu “telafi edici davranış” olarak nitelendiriyorlar. Yani, pürüzlü parçaları birleştirenler, zihinlerinde “uyumsuz” olarak sınıflandırdıkları bir durumdan en az zararla çıkmak için kendilerini pazarlıkta daha cömert davranmak zorunda hissediyorlar.
Son iki deneyse dokunma duyusundaki sertlik, yumuşaklık algısıyla ilgili. Cisimlerin bu özellikleri geleneksel olarak kararlılık, katılık ve tavizsizlik gibi kavramlarla ilişkilendiriliyor (taş kalpli, sert tutum, sarsılmaz irade). Deneyde yine rastgele seçilen 49 kişiden, bir sihirbazlık numarasını izlemeleri ve sihirbazı hilesini tahmin etmeleri istenmiş. Adet olduğu üzere denekler, numarada kullanılacak cisimlerin (bir tahta parçası ve yumuşak bir battaniye) alelade, sıradan malzemeler
olduğunu görmekiçin incelemişler. Araştırmacılar deneyi “ertelemeden” önce, deneklerden yine bir metindeki fazla açık olmayan bir ilişkiyi tanımlamalarını da istemişler. Metinde bir patron ve bir de eleman var. Katılıcılardan istenen, elemanın kişiliğini olumluluk (ör: iyi kalpli) ya da sertlik katılık (geri adım atmaz) çağrıştıran sıfatlarla değerlendirmeleri. Sonuçta tahta parçasını kontrol eden deneklerin, işçiyi battaniye grubuna kıyasla daha sert, ödünsüz, katı olarak nitelendirdikleri görülmüş.
Dokunmayla ilgili ikinci deneydeyse, ellerin kullanılmasıyla değil de pasif temas yoluyla dokunma algısının zihinsel etkileri ölçülmüş. Bir bölümü sert sandalyelere, öteki bölümüyse yumuşak minderli olanlara oturtulan 86 katılımcıdan kendilerini bir otomobil galerisinde müşteri farz etmeleri istenmiş. Arabanın liste fiyatı 16.500 dolar. Ama katılımcıların pazarlık hakkı var. Önce bir fiyat önerecekler, satıcının bunu kabul etmeme olasılığına karşı isteyenler ikinci bir fiyat da verebilecek. Sonuç: sihirbazlık numarasını çözeceğim diye tahtayı inceleyenler, yumuşak battaniye grubuna kıyasla pazarlıkta daha katı: İkinci fiyat önerileri de birinciden çok farklı değil. 
kaynak: www.ntvmsnbc.com
















