üye ol Üye Girişi Söyle Sözünü Anasayfa Yukari Çik
Bilgi Paylaştıkça Büyür

Müzik İnsanı Nasıl Etkiler?

Bilim insanları müziği etkileyici kılan faktörün ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Elde ettikleri bulgular ise beynin nasıl çalıştığını ve müziğin insan gelişimi, iletişim ve idrak etme kabiliyetimiz üzerindeki önemini daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.

Araştırmalar gösteriyor ki beynimiz müziği yalnızca duygusal b i r oyalanma aracı olarak değil bir hareket ve aktivite şekli olarak da algılıyor. Bir golf sopasını salladığımızda ya da imzamızı attığımızda beynimizin aktif hale geçen bölgeleri, etkileyici melodiler duyduğumuzda da hareketleniyor. Beynin empatiyle ilişkili bölgeleri de aktive oluyor ve bu, müzisyen olmayan dinleyiciler için bile geçerli.

Duygulara neden olan melodi ya da ritim değil, müzisyenlerin bu müzik kalıpları üzerinde yaptıkları küçük oynamalar. Montreal’deki McGill Üniversitesi’nde bulunan müziksel algılama, bilişsellik ve uzmanlık laboratuarının başında bulunan Daniel J. Levitin, en sevdiği Mozart bestelerinden birinin icrasını dinledikten sonra müziğin ifade gücünü detaylı ve bilimsel olarak incelemeye karar verdi. Levitin, “Konser beni hiç etkilemedi. Bunun nasıl olabildiğini düşündüm. Beste mükemmel olarak sıralanmış notalardan oluşuyordu. Besteci çok yetenekliydi. Piyanistin bunu berbat etmek için ne yapmış olabileceğini araştırmak istedim” diyor.

O ve yüksek lisans öğrencisi Anjali Bhatara, McGill’in piyano bölümünün başkanı Thomas Plaunt’a Disklavier isimli bir piyanoda birkaç Chopin bestesi çaldırdı. Disklavier, her nota üzerinde ne kadar durulduğunu ve her tuşa ne kadar sert basıldığını kaydediyor. Bu çok önemli çünkü icracılar genelde besteye kendi yorumlarını katıyor. Bazı notaları vurgularken bazılarını da hızla geçiyorlar. Plaunt’un yorumu doğru kabul edildi.

Ayrıca bilgisayara bestenin orijinali çaldırıldı. Bu versiyonda notalarda herhangi bir uzama veya kısaltmaya izin verilmedi. Notaların sesleri de Plaunt’un yorumundaki notaların yüksekliğinin ortalaması alınarak düzenlendi. Daha sonra da mekanik versiyonla Plaunt’un yorumu harmanlandı. İki yorumun eşit olarak harmanladığı ve yorumların yüzde 25′e yüzde 75 harmanlandığı 2 versiyon hazırlandı. Plaunt’un versiyonunun daha da yoğunlaştırıldığı 2 versiyon hazırlandı. Bu yorumlarda Plaunt’un uzattığı notalar veya sert çaldıkları yüzde 25 ve yüzde 50 daha uzatıldı veya sertleştirildi.

Çalışmaya katılan deneklere yorumlar karışık olarak dinlettirildi ve hangisini daha etkili buldukları soruldu. Müzisyen ve müzisyen olmayanlar arasından seçilen deneklerin en etkileyici buldukları yorum Plaunt’ınki olurken, bilgisayarın yorumunu en duygusuz buldular. Plaunt’un yorumunun daha da yoğunlaştırıldığı versiyonlar da daha etkileyici bulunmadı. Araştırmada notaların uzunluğu ve sertliği ile rastgele değişikliklerin yapıldığı versiyonlar denekleri hiç etkilemedi. Levitin’in araştırmasına göre dinleyici bir besteyi dinlerken ne kadar şaşırıyorsa o kadar etkileniyor.

Örneğin çello virtüözü Yo-Yo Ma parçanın içinde pek çok kez tekrar eden dört notalık bir melodiye sahip 12 dakikalık bir sonat çalıyor. Son nakaratta melodi altı notaya çıkıyor. “Parçayı icra ederken o bölüme kadar duyguyu doğru geliştirirsem her şey mükemmel oluyor” diyor. Ancak bunun olması için parça boyunca kendisine hâkim olup heyecanın ve coşkuyu son melodiye aktarması gerektiğini söylüyor. “Bu besteden sapmak anlamına geliyor” diyor. Şarkıcı Rosanne Cash bir röportajda, yetenekli müzisyenlerin elinde mükemmel besteler olsa bile yapabildiklerinin teknik açıdan sınırlı olduğunu söyledi.

“Müzikte duygu insanın kendine hâkim olmasına, kusurlara ve bazı notalar üzerinde oynamaya bağlı” demişti. “Birçok sefer son derece yetenekli sanatçıların yorumlarını dinleyip neden hiçbir şey hissetmediğinizi sorgulamışınızdır. Onlar sesleriyle inanılmaz şeyler yapabilir. Ancak şarkıcı olarak sınırlıysanız, bestede belli nüanslar bulmak zorunda kalırsınız. Aynı şey 4 oktavlık sesi olan bir şarkıcının başına gelmez” diye ekledi. Florida Atlantik Üniversitesi’nden müzik araştırmacısı Edward W. Large, bir Chopin parçasının iki versiyonunu dinleyen müzisyenler ve müzisyen olmayanların beyinlerini taradı. Bir yorum piyanist tarafından çalınmış. Diğeri de bilgisayar tarafından besteye yüzde 100 sadık kalınarak hazırlanan versiyon. Deneklerin beyninde duyguları yöneten bölüm piyanistin yorumunda daha fazla aktive oldu.

Ayrıca beyinde bulunan “ayna nöron sistemi” de icra sırasında incelendi. Bu sistem kişi yapmayı bildiği bir şeyi (dans videosu izleyen dansçılar gibi) görünce aktive oluyor. Large’ın çalışmasında ayna nöron bölgeleri müzisyen olmayanlarda bile aktive oldu. Large’a göre bazı dil bölgelerini de içeren ayna nöron sistemi “empati”den de yararlanıyor. “Kişi sanki müzisyenin çaldığı besteyi dinlerken sanatçının iletmeye çalıştığı duyguları da algılıyor. Beyin de bu duyguları kişinin hissetmesini sağlıyor” diyor. Parçada orijinalden sapma yapılan notalar ayrıca dinleyicilerin beyinlerinde motor aktivitelerinden sorumlu bölümleri (Örgü örmekten koşmaya kadar) aktive etti. İsveç’teki KTH Kraliyet Teknoloji Enstitüsü’nden müzik bilimci Anders Friberg, insanların doğal hareketlerinin hızının, dinleyicilerin en çok hoşuna giden tempo değişiklikleriyle uyumlu olduğunu ortaya çıkardı.

“En yoğun duygular insan hareketlerinin temposuna dayalı müziklerde bulundu. İnsanlar doğada bulunmayan tempolarla doğal olanlar arasındaki küçük farkları ayırt ediyor. Bunun için profesyonel müzisyen olmaları da gerekmiyor” diyor. Bunun yanı sıra Levitin’in ekibi otistik çocukların bir bestenin her yorumundan eşit oranda etkilendiklerini ortaya çıkardı. Fakat bir diğer araştırmada, ekip otistik çocukların parçaları “neşeli”, “hüzünlü”, ya da “korkutucu” olarak etiketleyebildiklerini fark etti. Levitin’e göre bu çocukların beyinlerinde bu duyguları yöneten bölgeler mevcut ancak aktive olmuyor.

Hem Levitin’in hem de Large’ın çalışmaları, dinleyicilerin müzikteki duyguyu algılaması açısından notaların zamanlamasının ses yüksekliği ya da yumuşak vuruşlardan daha önemli olduğunu ortaya çıkardı. Linois’ teki Nor thwestern Üniversitesi’nden nöro-biyolog Nina Kraus’a göre bu evrimsel uyum sürecinin bir ürünü olabilir. “Sonuçta zamanlama konusunda hassas bir sinir sistemine sahip bir canlının evrimsel açıdan potansiyel düşmanlardan kaçma, hayatta kalma ve üreme ihtimali daha yüksek” diyor. Müzikal açıdan zamanlama, konuşmada zamanlamanın öneminin daha iyi anlaşılmasını da sağlayabilir. San Diego’daki Nöroloji Enstitüsü’nden Müzik Bilimci Aniruddh D. Patel, “Örneğin B ve P harfi arasındaki fark, sesi çıkarmak için gerekli olan zamanlamada oluşan bir farktır” diyor. Zamanında Beatles grubuyla çalışan Ses Mühendisi Geoff Emerick, “Beatles parçalarının ritim bölümlerini kaydederken sık sık hata yapardık.

Ancak sonra dinlerken ‘Bu hata hiç de fena değil’ dedikten sonra üzerinde oynamaya başlardık. Her şey mükemmel bir ritimde olunca kulak ve beyin bunu duymamaya başlıyor” diyor. Müziği etkileyici kılanın ne olduğuna dair zaman zaman bir fikir birliği olsa da, müzisyenler kesin bir şey söylemenin zor olduğunu söylüyor. Cash’in söylediği gibi, “Bazı şeyler tanımlanamaz. Bazı şeyler tüm bu yaratıcı enerjinin kaynaklandığı gizemin bir parçasıdır” diyor.

30.05.2011

Kaynak: Sabah / The New York Times – PAM BELLUCK

Yazar Hakkında

Hakkında: sonsuzluğun huzurunda bir an
Kimlik kartı

Bir Cevap Yaz

kendi isteğimle kurallara uygun yazıyorum. (Lütfen yandaki kutuyu işaretleyin.)

Otomatik robotlara karşı soru.