İngiltere’de Değişen Bir Yıl

İngiltere’de Değişen Bir Yıl adlı hikaye Dilara Şahinşah tarafından deneme yazısı olarak yazılmıştır. Dilara Şahinşah’ın yazdığı hikayenin bu ilk bölümünü okuyup değerlendirirseniz bize mutluluk verecektir. Sonraki bölümler en kısa sürede yayınlanacak.

İngiltere’de Değişen 1 Yıl

Merhaba; ben Elif. 18 yaşındayım. Ünüversitenin yarım dönemini Türkiye’de okudum. Ama herkese 1 yıl diyorum. Şuan uçaktayım ve çok heyecanlıyım. KAZANDIM, GİDİYORUM…

1.Bölüm

İngiltere’ye geleli 2 gün oldu. Sabah hafif dağınık olan evimi topladım. Hala inanamıyorum benim de bir evim var. Kahvaltı masasını kurdum ama tek başına yemek yemek biraz zor geldi. Ne olursa olsun uzun bir güne aç başlayamama değil mi? Yemeğimi yedim ve masayı kaldırdım. Koltuğa oturdum ve annemi aradım. İtiraf etmem gerekirse ben bir anne kuzusuyum ama emin olun bunu ben de istemiyorum.

“Elif, kızım?”

Of, işte tam o an koptum. Gözümden yaş süzülüp iniverdi aşağıya. Annemin sesi, çok uzun zamandır duymadım o ses… Fark ettim de annemin sesi de titriyordu ve onu ağlatmak istemiyordum bu yüzden bol keseden salladım.

“Anne, bu gün evimde ilk kahvaltımı yaptım. Dolap tıklım tıklım dolu, ayrıca eşyalarım da çok rahat. Ha bu arada bu gün okula gidip kayıt yaptıracağım. Beni merak etme olur mu ?”

“Olur kızım. Sakın beni habersiz bırakma. Şimdi müşteriler geldi kapatıyorum “Tamam, anneciğim, anne?”

“Efendim?”

“Seni çok seviyorum”

“Ben de seni seviyorum kızım”

Her neyse, ben duygusal kişiliğimi o koltukta bırakıp hazırlanmaya koyuldum. Mor bir kapri, salaş pembe bir badi, beyaz spor ayakkabı giydim. Mor sırt çantamı da takıp evden çıktım.

Bir taksiye bindim işte aptallık benimkisi, daha burada para nereye ne kadar verilir bilmeden… Hem paramı yedi şoför hem de beni yanlış yerde indirdi. Eğer onu bir yerde bulursam kesinlikle parçalayacağım.

Ben yanlış yerde olduğumdan habersizce yolda yürümeye başladım. Etrafıma bakıyordum ama ben okula benzeyen bir yer göremiyordum daha sonra beyaz kocaman bir ev ve kocaman bir bahçenin içinde insanlar gördüm.(Kesin beleş bir şeyler dağıtıyorlar)Kapıya doğru yaklaştım. Bahçıvana benzeyen birini gördüm.

“Affedersiniz, bana yardım edebilir misiniz?”

Adam konuşmuyordu ama yüzüme bakıyordu. Ben sözüme devam ederken adamın arkasından 5 genç erkek geldi.

“Ben bu ülkeye yeni geldi ve bir okul arıyorum. Taksiden beni burada indirdiler ama ben etrafta okul falan göremiyorum.”

“Yemezler, ben senin neden buraya geldiğini biliyorum defol git!”

İnanamıyorum ya beni kovdu. Sadece yardım istemiştim ama o beni kovdu hem de yaşından başından utanmadan. Daha sonra adam arkasındaki 5 kişi fark edince yüzü kızardı. Herhalde önemlilerdi zaten gözümde bir yerden ısırıyor… Utanmadan lafına devam etti

“Ben bunları iyi bilirim her zaman söyleyecek yalanları vardır.”

Ben tıpkı geriden gelen bir plak gibiydim.

“Bunlar? Yalanlar? Ya bana bak moruk bir yardım istedim etmeyeceksen baştan söyleseydin. Allah Allah ya! Tipe bak ya! Sanki ben sana kaldım. Koskoca yerde ben bana yardım edecek birini bulurum!”

‘Allah Allah ’ dediğimde karakaş kara göz, esmer bir çocuk bana daha dikkatli baktı. Buda sinirimi daha fazla bozdu ama bir şey demek istemiyordum çünkü zaten bahçıvan kılıklı adama ‘moruk’ demiştim. Türkleri daha da kötü tanısınlar istemezdim. Gerçi Türk olduğumu bilmediklerinden emindim ama neyse. Bu olaydan dolayı kendimi bir şekilde kötü hissediyordum. Bu nedenle oradan uzaklaşmam gerekiyordu yani en azından ben öyle düşünüyordum. Arkamı döndüm ve tekrar yürümeye başladım. Bana olduğunu düşündüğüm bir ses duydum.

“Hey bekle, bekle bir saniye”

“Eminim söyleyeceğim yalanları dinlemek istemezsin.”

“Hayır, sadece yardım etmek istiyorum. Şu adres…”

Elimdeki kâğıdı ona uzattım. Saçları kıvırcık daha doğrusu bukleli ve gözleri mavi, maviydi galiba. Bu kıvırcık çocuk bahçeden çıkıp yanıma gelmişti ve bahçede kalan 4 çocuk aralarında kıkırdamaya başlamışlardı. Ben de biraz utandım, ne var ki bunda gülecek çocuk sadece bana yardım etmeye çalışıyordu. Kıvırcık çocuk bir açıklama yapacaktı sanırım ağzını açtı ama konuşamadı çünkü benim telefonum çaldı. İnternet üzerinden tanıştığım Türk, ama şuan Amerika’da yaşayan arkadaşım Asena arıyordu.

“Asena?”

“Oh, Elif bulabildin mi?”

“Neyi?”

“Ev, okul, iş…”

“Sana acele bir şekilde özet geçeyim; ev bulum, okulun hala nerde olduğunu bilmiyorum, işi de daha aramaya başlamadım. Şuan meşgulüm seni sonra arasam olur mu?”

“Tabi ki. Sonra görüşürüz.”

Diğer 4 çocuk da kıvırcığın yanına geldi. Kıvırcık konuşmaya başladı.

“Gerçekten yeni mi taşındın?”

“Oradan bakınca 10 senedir burada oturan birine mi benziyorum?”

Sanırım bunu biraz yüksek sesle ve sertçe söyledim. Bana cevap vermeden önce güldü.

“Neden bu kadar sertsin?”

“Sert değilim sadece şu okulu bulmak istiyorum.”

“Seni bırakabilirim.”

“Kendim gidebilirim”

“Emin misin?”

“Yani yardım edersen.”

“Bu adresle buraya nasıl geldin?”

“Taksici getirdi.”

Esmer çocuk da konuştu.

“Yanlış yer, biraz daha ilerde bırakmalıydı.”

“O ilerdeki yere yürüyemez miyim?”

Hepsi birlikte güldü hatta gülmediler kahkaha attılar sanki komedi filmi çekiyoruz. Sinirlendim ve o sinirle Kıvırcığın elindeki kâğıdı çektim.

“Çok yardımseversiniz teşekkür ederim”

Kıvırcık sanki askerlik arkadaşıymışım gibi kolumdan tuttu.

“Ben gerçekten yardım etmek istiyorum ama inatçı olan sensin.”

“Ben ne yaptı şimdi?”

“Arabaya bin, götüreyim.”

Hiç tanımadığım insanların yanındaydım ve bu ülkeye ilk kez geliyordum. Nasıl onun arabasına binmemi bekliyor anlayamıyorum.

“O kadar çok seçenek sundun ki, seçmekte gerçekten zorlanıyorum.”,

Aralarında sarı saçlı bir çocuk vardı. Bana çok dikkatli bakıyordu ve bundan rahatsız oluyordum. Kendimi balta girmemiş ormanda, hiç kendisinden başka insan görmemiş bir medeniyetin içindeymiş gibi hissediyordum. Meraklı çocuk, meraklı bir sesle bana soru sordu aslında konuşması iyi bir şeydi böylece nasıl biri olduğunu anlayabilirdim, belki.

“Neden arabaya binmemekte bu kadar ısrar ediyorsun?”

Cevap veremedim. Esmer çocuk olaya el attı. Aralarında en çok onun bana yardım etmek isteğini düşünüyordum. Sanki bir şekilde beni korumaya çalışıyordu ama neden?

“Harry benim daha iyi bir fikrim var.”

Evet, anlaşılan benim kıvırcık dediğim çocuğun adı ‘Harry’. Esmer çocuk devam etti.

“Sen onunla taksiye bin ve okula bırakıldığından emin ol”

Kıvırcık, yani Harry bana döndü.

“Bu nasıl?”

“Daha iyi.”

“O zaman ben taksi çağırayım.”

“Hı-hı.”

“İstersen…”

Sözüne devam edemedi çünkü benim telefonun yine çaldı, arayan kişi ses vermedi.

“Alo, hey! Sesimi duyabiliyor musun? Of,  emin ol seninle uğraşamayacak kadar meşgulüm”

Kıvırcık ayş(!) Harry bana bakıyordu. Açıklama yapacaktım ama vazgeçtim. Daha bugün tanıdığım birine neden bir açıklama yapmak zorunda olayım ki? Öyle değil mi? Ben de onun yüzüne boş boş baktım. Sanırım cümlesine devam edecekti ama söyleyeceği şeyi unuttu. Telefonu kulağına dayayıp uzaklaştı. 4 çocuğun 4’ü de bana bakıyordu ve ben ne diyeceğimi bilmiyordum. Kendimi konuşmak zorunda hissediyordum ve kekelemeye başladım.

Okumaya bir sonraki sayfadan devam edebilirsiniz.



Benzer Yazılar

One thought on “İngiltere’de Değişen Bir Yıl

Yorum Ekle