İngiltere’de Değişen Bir Yıl

Bunun bir soru cümlesi olması gerekirdi ama sinirimden maalesef pek de soru cümlesine benzemedi. Harry de bu tavrımdan dolayı biraz şaşırmıştı. Ellerini omzuma doğru açtı, bana doğru bir adım attı ben de geriye bir adım attım. Ve sinirle sordum.

“Neden hala ortalıkta bir okul yok?”

Ellerini indirdi çok sakin bir şekilde konuştu.

“Sakin ol.”

“Ben zaten sakinim sen bana cevap ver.”

“1 sokak aşağıda.”

“Neden burada indik?”

“Mm, çünkü şoför bizden rahatsız oldu.”

“Nasıl yani?”

“Bize nasıl baktığını görmedin mi?”

“Görmedim o an senin attığın kahkaha yüzünden utanmakla meşguldüm. ”

“Seni utandırmak istemedim.”

“Ama tanıştığımızdan beri utandırıyorsun.”

“Evin önünde mi? Arabada mı?”

“Her ikisinde de.”

Bağırarak konuşuyordum. Harry ise gayet sakindi, bana da tavsiye etti ama gerçekten çok sinirliydim aslında yapmak istediğim şey korkumu bastırmaktı

“Eğer biraz sakin olursa bir sorun varsa çözebiliriz.”

“Zaten sakinim ben beni ya şu okula götür ya da…”

Ters ters bakıyordum, Harry ise bunu hiç umursamadan meraklı yaramaz bir çocuk gibi bakıyordu.

“Ya da…”

“Sana burada Osmanlı tokatını yapıştırırım.”

“Osmanlı tokatı mı? O ne?”

“Emin ol öğrenmek istemezsin.”

“Peki, o zaman ben sana yolu tarif edeyim sen git.”

“Tamam.”

“Şimdi şuradan aşağı doru git. O ağacın sağ tarafından yürü, 15-20 dk yürümeye devam et karşına kocaman bir bina çıkar orası.”

Gayet cesaretli bir şekilde,

“Teşekkür ederim”

Yürümeye başladım. Arkamdan gelmiyordu, gelmesini de beklemiyordum zaten. Yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm… Korkmaya başlamıştım. Yanıma cosplay giyinişli tuhaf bir kadın geldi yanağımdan makas aldı.

“Ne haber tatlım?”

Koşarak Harry’nin yanına geri döndüm. Gitmemişti, telefonla konuşuyordu.

“Haaaarry!”

Onu çağırdım, ezik bir ifadeyle konuşuyordum.

“Sanırım seninle konuşmak daha mantıklı.”

“Olabilir.”

“Benimle… Gelecek misin?”

“Hayır.”

“Hı?”

“Ben bana ikide bir bağıran biriyle yürümek istemiyorum”

“Şey… Ben üzgünüm ”

Bir süre Harry’den ses çıkmadı. Devam ettim.

“Özür dilerim”

Yine konuşmuyordu onu gerçekten bu kadar kırdığımı bilmiyordum.

“Seni kırmak istemedim, gerçekten. Sadece sinirlendim ve sinirlenince de sana bağırdım. Üzgünüm.”

“Kırılmadım ama hoşlanmadım.”

“Telafi edebilirim.”

“Nasıl?”

“Ben bir yolunu bulurum.”

“Öyle olsun.”

“Benimle geliyor musun?”

“Madem ısrar ettin tamam”

“Teşekkür ederim.”

Gülümsedi ve yürümeye başladık. Aynı yerden geçerken kadın bana göz kırptı. Daha hızlı adımlar atmaya başladım.

“Sana bir şey sormak istiyorum” dedi Harry

“Tabiî ki seni dinliyorum.”

“Türkiye’nin neleri meşhur?”

“Mm ilk olarak Türkler cana yakındır sonra Türk lokumu da çok meşhurdur. Bir de Türkler boğazına çok düşkündür bu yüzden yemekleri de meşhurdur. Yeterli mi?”

“Ha-ha-ha, yeterli son bir şey daha Osmanlı tokatı ne?”

İşte bu da beni güldürdü

“Ha-ha-ha, Osmanlı tokatı… Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önce Anadolu’da Osmanlı egemenliği vardı. Padişahlar ülkeyi yönetirdi ve padişahların büyük yüzükleri olurdu. Padişah birine vurmadan önce yüzüğünü avuç içine çevirirmiş. Vurduğunda vurduğu kişinin yüzü kanarmış.”

“Aman senin yüzüğün yok.”

“O kadar anlattım sadece bunu mu anladın?”

“Hayır, tabiî ki ”

Sohbete öyle dalmışım ki ben okula geldiğimizi fark edemedim. Kocaman bir bahçenin içine girdik. Harry beni hiç yalnız bırakmıyordu, doğrusunu söylemek gerekirse bırakmasını da istemiyordum. Sanki ona alışmış gibi ya da… Ya da hoşlanmış gibi

Dikdörtgen şeklinde kocaman koridorun sonunda bir oda vardı. Yürüyorduk. Kapının önene gelmiştik, Harry’e baktım o da tıpkı benim gibi heyecanlı gözüküyordu ama nedenini anlayamadım. Sanki duyguları benim duygularımla aynıydı ya da aynı yapmaya çalışıyordu. Acaba o da benden hoşlanıyor olabilir mi? Kabul ediyorum iğce saçmalamaya başladım tıpkı son 1 saattir yaptığım gibi.

“Seninle içeri girmemi ister misin?”

Bir süre cevap veremedim çünkü ne diyeceğimi bilmiyordum. Ama daha sonra en uygun olduğunu düşündüğüm cevabı verdim.

“Beni burada bekler misin?”

Gülümseyerek başını salladı. Kapıyı tıkladım, içerden kalın bir ses geldi.

“Gir”

İçeri girdim. Kocaman bir odaydı, karşımda kahverengi bir masa yeşil sandalye ve masanın üzerinde yeni model Casper marka ince bir bilgisayar vardı.Masanın yan tarafında kocaman bir kitaplık vardı, kitaplıkta kitaplar, dosyalar…

“Merhaba ben kayıt için geldim”

“Adın?”

“Elif, Elif YILMAZ”

Şaşkın bir ifade ile aniden bana döndü. Gözlüğünü indirdi

“Elif?”

“Evet”

“Sen şu Türk öğrenci misin?”

“Evet”

“Burslu olan”

“Evet”

Okumaya bir sonraki sayfadan devam edebilirsiniz.



Benzer Yazılar

One thought on “İngiltere’de Değişen Bir Yıl

Yorum Ekle