İstanbul Tarihi Yerleri Listesi

Kent Surları

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/d/df/Sur-1.JPG/250px-Sur-1.JPG

Günümüzde “suriçi” olarak adlandırılan ve tarihi İstanbul Yarımadası’nı oluşturan kısmın etrafı tamamen surlarla çevriliydi. Ancak, tarih boyunca İstanbul’un etrafına yaptırılan çeşitli surların büyük kısmı günümüze ulaşamamıştır. İlk surlar, kentin kuruluş tarihlerinde (M.Ö. 657) yaptırılmıştır. Sirkeci yakınlarından başlayarak Sarayburnu ve Marmara kıyılarını takip eden bu surlar, bugün Ayasofya’nın bulunduğu tepelere kadar ilerliyordu. Roma İmparatoru Septimius Severus (193-211), kenti işgali sırasında bu surları yıktırmış, daha sonra Sarayburnu ve Sultanahmet Meydanı’nı içine alarak Ayasofya yakınlarında son bulan bir sur yaptırmıştır. Büyük Constantinus döneminde (306-337), Marmara kıyısından başlayarak Haliç’e kadar uzanan şehir, üçüncü kez surlarla çevrilmiştir. Constantinus surlarından günümüze ulaşan tek kalıntı Cerrahpaşa’da Ese (İsa) kapısıdır. II. Theodosius döneminde, 413 yılında yapımı tamamlanan surlar, Constantinus surlarının bitiminden başlayarak, Kara Surları, Haliç Surları ve Marmara Surları şeklinde üç ayrı bölümden oluşmaktadır. Kara Surları, Ayvansaray’da Haliç kıyısından başlayıp, Yedikule’de Marmara Denizi’ne kadar yaklaşık 6,5 km. uzunluğundadır. Günümüze en sağlam ulaşan kara surları çifte duvar ve hendekten oluşmaktadır. 400 kadar kulesi, 46 kapısı bulunan surlar 15-18 m. genişliğinde, 10-12 m. derinliğinde hendeklerle korunuyordu. Hendeklerin ardında aralıklı burçlarla desteklenmiş 7,50 m. yüksekliğinde ön sur, arkasında 4,50 m. genişliğinde, 15 m. yüksekliğinde ana sur bulunmaktadır. Belirli aralıklarla kare veya çokgen kulelerle güçlendirilmiştir. Taş ve tuğla örgülü kalın duvarların içi moloz taş dolguludur. Karasur kapılarının en görkemlisi Yedikule surlarındaki Altınkapı’dır.

Haliç Surları, Ayvansaray’dan başlayıp, bütün Haliç boyunca Sarayburnu’na kadar uzanmaktaydı. Yaklaşık 5,5 km. uzunluğunda tek duvardan oluşan surlardan günümüze çok az iz kalmıştır.

Marmara Surları ise, Sarayburnu ve Yedikule arasındaki sahil şeridi boyunca uzanmaktaydı. Kenti, denizden gelecek saldırılara karşı korumak için yapılmış olan surların uzunluğu 8,5 km. olup, çokgen ve dörtgen burçlarla güçlendirilmiştir.

Bizans ve Osmanlı dönemleri boyunca depremler, yangınlar ve kuşatmalar nedeniyle tahrip olan surlar günümüze değin pek çok onarım görmüştür

Kız Taşıhttp://t3.gstatic.com/images?q=tbn:l5SLmzajf1lU9M:http://galeri.istanbul.gov.tr/Portals/_default/prGaleri_sMedia/reMediaPhoto/jrsRE_000500x000500StFile/Fgzliqvrihkslutlpmftvr1.jpg&t=1

Fatih ilçesi, Malta semtinde bulunmaktadır. 10 m. yüksekliğindeki granit sütun üç basamaklı bir kaide üzerine yerleştirilmiştir. Fatih Camii’ne bakan yüzünde kanatlı mitolojik figürler bulunmaktadır.

http://murat169.tripod.com/sitebuildercontent/sitebuilderpictures/dikilitas.jpg

Hipodrom

Günümüzde Sultanahmet Meydanı’nın bulunduğu alanda kurulmuş olan Hipodromun inşasına Roma İmparatoru Septimius Severus döneminde (M.S. 193-211) başlanmıştır. Daha sonra I. Constantinus zamanında İmparatorluğun değişik bölgelerinden getirilen eserlerle süslenmiş olan Hipodrom anıtsal bir yapı haline getirilmişti. O dönemde atlı araba yarışlarının düzenlendiği yapı, yaklaşık 100.000 seyirciyi alabilecek oturma kapasitesine sahipti. Hipodrom bir yarış alanı olmasının yanı sıra, ayaklanmaların başladığı ve savaş ganimetlerinin toplandığı önemli bir mekândı.

Bu yapıdan günümüze, çevresinde atlı yarış arabalarının dönüş yaptığı spina adı verilen eksen üzerinde bulunan anıtlardan üçü kalmıştır.

Medreseler

Rüstem Paşa Medresesi

Cağaloğlu’ndadır. Medrese mimarisinde özgün bir denemedir. Sinan, bu yapıyı 1550’de Rüstem Paşa için yapmıştır. Dış duvarlar sekiz köşelidir. Avlu çevresinde 22 oda ve bir dershane-mescit yerleştirilmiştir.

Koca Sinan Paşa Medresesi

Divanyolu’ndadır. 1594’te yaptırılmıştır. Bağımsız medrese yapılarının anıtsal ve güzel örneklerindendir. Günümüzde İktisat Fakültesi’dir. Medresenin yanında sebil ve türbe vardır.

Kuyucu Murat Paşa Medresesi

Vezneciler’dedir. 1606-1610 arasında yapılmıştır. Dar bir alana medrese, dershane-mescit, sebil, türbe, sübyan mektebi ve dükkânlar yerleştirilmiştir. Düzgün kesme taştan bir yapıdır. Büyük ölçüde onarılmış, kubbesi çatıya dönüştürülmüştür.

Abdülhalim (Ankaravi) Medresesi

Belediye Sarayı yanındadır. 1707’de yapılmış, 1958-1960’ta onarılmıştır. Dar bir avlu çevresinde, iki katta 13 oda ve bir dershaneden oluşan küçük bir yapıdır. Avluyu çevreleyen revaklar, manastır ve aynalı tonoz örtülüdür.

Hasan Paşa Medresesi

Beyazıt’tadır. 1745’te Mimar Çelebi Mustafa yapmıştır. Barok üslupta yapıların ilk örneklerindendir. En önemli özelliği iki katlı oluşudur. Altta sebil ve dükkânlar vardır.

Sinagoglar

Neve Şalom Sinagogu

Galata’da Büyük Hendek Caddesi üzerindeki Sinagogun adı “Barış Vahası” anlamına gelmektedir. 25 Mart 1951 tarihinde açılışı yapılan bu sinagog, halen İstanbul’un en modern ve görkemli sinagogu olup, düğün, bar, mitzva (ergenlik töreni) ve cenaze gibi birçok dini törene veya Hahambaşılık İs’ad törenlerine sahne olmuştur.

Yanbolu Sinagogu

Makedonya’nın Yanbolu Kasabası’ndan göç edenlerin kurup, adını verdikleri Balat’taki sinagog, yörenin halen hizmette olan ikinci tarihi Musevi yapıtıdır. Sinagogun toprak boyalı tavan tezyinatındaki tabloların Yanbolu Kasabası’nı resmettiği ifade edilir.

İtalyan Sinagogu

Galata’da Şair Ziya Paşa yokuşu üzerindedir. Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan, özellikle İtalyan ve Avusturya tebaalı Musevilerin kurduğu bu sinagog, 1886 yılında hizmete girmiştir. Gotik stilde cephesi ve mermer merdivenleri ile görülmeye değer bir sanat eseridir.

Aşkenazi Sinagogu

Sayıları 1.000’in altına düşen Aşkenaz ritine mensup Musevilerin, bir zamanlar İstanbul’da bulunan birkaç sinagogundan halen hizmette kalan tek sinagogdur. Galata’da Yüksek Kaldırım Caddesi’nde bulunan sinagog, Avusturya kökenli Aşkenazlar tarafından yaptırılmış olup, Avrupa stili cephesi ve Polonya etkili tahta pagoda stilindeki Ehal ve Teva’sı (dua kürsüsü) ile geleneksel Seferad ve Romaniot sinagoglarından farklı bir görünüm arz eder.

Zülfaris Sinagogu

Galata’da bulunan ve 17. yüzyıldan beri mevcut olan bu sinagogun bugünkü binası 19. yüzyıla aittir. Neve Şalom Sinagogu inşa edilmeden önce birçok dini törenin icra edildiği bu sinagog, birkaç yıldan beri fiili hizmette bulunmamaktadır. Ancak, 1992 yılı kutlama etkinlikleri programı içinde sinagogun dini yapı kimliği kaybedilmeden “500 Yıllık Huzurlu Yaşam Müzesi’ne” dönüştürülmesi kararlaştırılmıştır.

Ahrida Sinagogu

Balat’ta bulunan sinagog Makedonya’nın Ahri kasabasından göç edenler tarafından 15. yy.da kurulmuştur. Gemi pruvası şeklindeki Teva’sı (dua kürsüsü) bazılarına göre Nuh’un gemisini, bazılarına göre de Sefarad göçmenlerinin İspanya’dan Osmanlı limanlarına getiren Osmanlı kadırgalarını simgeler. 500 yılı aşkın bir süre, sürekli hizmet veren Ahrida sinagogu birkaç kez yanmış ve yeniden inşa edilmiş veya tamir görmüş olup 500 yıl etkinlikleri programı çerçevesinde rastlanabilen en eski görünümü olan Lale Devri barok stilinde restore edilmiştir.

Hanlar

Balkapanı Hanı

Yeni Cami’yle Küçükpazar arasındadır. İstanbul hanlarında görülen yapımı biçimi yanında, Bizans yapı tekniği gösteren tek örnektir. Yapım tarihi ve mimarı bilinmemektedir. Mimari üslubuyla 16. yüzyıla tarihlendirilmektedir. Tek avlulu, iki katlı ticaret hanları planında, özgünlüğünü koruyabilmiş bir yapıdır.

Burmalı Hanı

Eminönü, Rüstem Paşa Mahallesi’ndedir. Rüstem Paşa, 1556’da Mimar Sinan’a yaptırmıştır. Mahkeme yapısı olup, daha sonra han olarak kullanılmaya başlanmıştır. U biçimi planlı, avluludur. Taş ve tuğla örgü düzeninde, revaklı iki katlı bir yapıdır.

16. yüzyılın külliye hanları dışında kalan örnekleri arasında Büyük Çorapçı Hanı (Mahmutpaşa), Kurşunlu Hanı (Galata), Leblebici Hanı (Eminönü) sayılabilir. Bu yapılar tek avlulu, iki katlı hanlar grubundandır.

Büyük Valide Hanı

Çakmakçılar Yokuşu’nda, Tarakçılar Sokağı karşısındadır. Yazıtsızdır, kaynaklarda 17. yüzyıl yapısı olduğu, IV. Murat’ın annesi Kösem Sultan’ın yaptırdığı bilinmektedir. İki katlı, üç avlulu planıyla han mimarisinin gelişimini belgeleyen önemli bir yapıdır. Önemli bir bölümü yıkık haldedir.

17. yüzyıl han mimarisinin öbür örnekleri arasında Vezir Hanı (Çemberlitaş), Yelkenciler Hanı (Galata), Kızıl Han (Eminönü) sayılabilir. Bu yapılar da geleneksel Osmanlı hanları mimarisinde, bir ya da iki avlulu, iki katlıdır.

Ali Paşa Hanı

Küçükpazar’dadır. Yazıtsızdır, mimarı bilinmemektedir. Kaynaklarda 18. yüzyılda Çorlulu Ali Paşa’nın yaptırdığı bildirilmektedir.

İki katlı, tek avlulu hanlar planında, duvarları kesme taş ve tuğla karışımı bir yapıdır. Ayrıca, Ali Paşa adıyla iki han da Kapalı Çarşı’da bulunmaktadır.

Büyük Yeni Hanı

Çakmakçılar Yokuşu’nda, Çarkçılar ve Sandalyeciler arasında yer almaktadır. Kaynaklardan, III. Mustafa döneminde 1764’te yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Dış yüzeyde ilk kat kesme taş, üst iki kat ise taş ve tuğla örgü düzenindedir. Uzun dikdörtgen planında, iki avlulu, üç katlı bir yapıdır. Yalın, özgünlüğünü koruyabilmiş bir yapıdır.

Cebeci Hanı

Kapalı Çarşı’da yer almaktadır. Yazıtsızdır ve mimarı bilinmemektedir. Yapıda tuğla ve taş işçiliğinin çok geliştiği görülmektedir. Özellikle revak kemerleri ve kubbelerdeki tuğla işçiliği ilginçtir. Mimari özellikleriyle 18. yüzyıla tarihlendirilmiştir.

Çuhacı Hanı

Nurosmaniye Camii yakınındadır. Vakıf kayıtlarına göre, 18. yüzyılda Damat İbrahim Paşa yaptırmıştır. Düzgün dikdörtgen planlı, bir avluludur. Taş ve tuğla işçiliğindeki üstünlük, yüzlerdeki çıkma konsollar yapıya zengin bir görünüm kazandırmıştır. Özgün biçimini koruyabilmiş yapılardandır.

Hasan Paşa Hanı

Beyazıt-Aksaray yolu üstündedir. Seyyid Hasan Paşa 1740’ta Mimar Mustafa Çelebi’ye yaptırmıştır. İki katlı, tek avlulu yapı, kentteki az sayıda konuk hanlarından biridir. Kalıntılardan giriş yanlarındaki Rokoko çeşme ve sütunların mermerden olduğu sanılmaktadır. Bu özelliğiyle İstanbul’un öbür hanlarından ayrılmaktadır.

Kalcılar Hanı

Kapalı Çarşı bölgesindedir. Mimari üslubu ve tekniğiyle 18. yüzyıla tarihlendirilmektedir. Kentin tek avlulu, iki katlı ticaret hanlarındandır, yalnızca bir bölümü üç katlıdır.

Küçük Yeni Hanı

Çakmakçılar’dadır. Yaptıranı ve mimarı bilinmemektedir. Tek avlulu, üç katlı hanlar grubundandır. Katlarda, revakları taşıyıcı payelerin tuğladan yapılmış olması ilginçtir.

Saksı Hanı

Galata’dadır. Mimarisi ve yapım tekniğiyle İstanbul hanlarından ayrılmaktadır. Bir Ceneviz yapısının ticaret hanına dönüştürüldüğü sanılmaktadır. Avlusuz, iki katlı bir yapıdır.

Serpuş Hanı

Galata’daki avlusuz hanlardan biridir. Bir Bizans yapısının temelleri üstüne 18. yüzyılda kurulduğu sanılmaktadır. Dış duvarlar taş ve tuğla örgü düzeni ve sivri kemerli pencereleriyle dönemin Osmanlı Hanları görünümündedir.

Taşhan

Laleli’dedir. Sipahiler Hanı, Çukurçeşme Hanı, Katırcıoğlu Hanı adlarıyla da bilinmektedir. Sipahilerin barındırılması için 1763’te III. Mustafa tarafından yaptırılmıştır.

Kimi yerleri yıkık olmakla birlikte özgünlüğünü koruyabilmiş, iki katlı, üç avlulu bir yapıdır. İstanbul’daki askeri nitelikli ve ön yüzü tümüyle taş örgü düzeninde tek handır.

Yıldız Hanı

Mahmutpaşa Yokuşu’ndadır. 1817 tarihli yazıtından, kentin bu dönemde yapılmış az sayıdaki yapılarından biri olduğu anlaşılmaktadır. Tek katlı, üç avlulu bir yapıdır. Duvarlar düzgün kesme taş ve üç dizi tuğla düzenindedir. Düşey çıkmalarla yapının dış yüzlerinde devingenlik sağlanmıştır.

Çarşılar

Sahaflar Çarşısı

Beyazıt Meydanı’nda bulunan Sahaflar Çarşısı’nda değişik konularda her çeşit kitap satılmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun erken dönemlerinde bu çarşıda, el yazması kitaplar satılmaktaydı. İbrahim Müteferrika’nın matbaada basılan kitapları piyasaya sürmesiyle bu anlayış terk edilmiştir. Günümüzde bu çarşının ortasında İbrahim Müteferrika’nın bir büstü bulunmaktadır.

Bakırcılar Çarşısı

Şimdiki İstanbul Üniversitesi merkez binası bahçesinin doğu ve kuzey duvarları altında bir sıra dükkân halindedir. Burada el yapımı bakır işleri, hediyelik eşya mağazaları bulunmaktadır.

Mısır Çarşısı

Eminönü’nde, Yeni Cami’nin arkasında bulunmaktadır. 1660 yılında Osmanlı Sultanı IV. Mehmet’in annesi Turhan Sultan tarafından yaptırılmıştır. Kesme taş ve tuğladan inşa edilen çarşıda bulunan yüze yakın dükkânda, çeşitli baharatlar, çiçekler ve evcil hayvanlar satılmaktadır.

Yüzölçümü olarak Kapalı Çarşıdan daha küçük olmakla birlikte, özellikle yabancı turistlerin uğramadan geçemediği, ilgi odağı mekânlardan birisidir. Tıpkı Kapalı Çarşı’da olduğu gibi, Mısır Çarşısı’nın da iki ana kapısı Eminönü ile Sultanahmet arasında bağlantı kurmaktadır. Yan kapıları ise Yeni cami, Tahtakale, Mercan, Yemiş İskelesi ve Süpürgeciler’e çıkış vermektedir.

Kapalı Çarşı

Çarşı, Mahmut Paşa Yokuşu ile Beyazıt Camii arasındaki alanda uzanmaktadır. Yapının ilk bölümleri, Fatih Sultan Mehmet döneminde 15. yüzyılda Vezir Mehmet Paşa tarafından yapılmaya başlanmıştır. Daha sonraki dönemlerde çıkan yangınlar ve yer sarsıntıları ile tahrip olan çarşı, yapılan onarım ve eklentilerle yeniden kullanıma çevrilmiştir.

Çarşının üstü ve etrafı kapalı olduğundan “Kapalı Çarşı” olarak anılmaktadır. Geniş bir arazi üzerinde kurulu bulunan çarşıda, 3.000’e yakın dükkân ve 60 sokak bulunmaktadır.

Osmanlı döneminde her sokak, orada yoğunlaşan zanaat gurubuna göre (kuyumcular, terlikçiler, aynacılar vb.) isimlendirilmiştir.

Günümüzde, çarşı içinde her meslek gurubuna ait dükkânlar bulunmaktadır.

Feshane

Feshane, II. Mahmut tarafından 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın ortadan kaldırılıp, yerine ikame edilen orduya giysi dikmek amacıyla kurulmuştur. Bugün restorasyon çalışmaları sonucu çok amaçlı bir tesis olarak hizmet vermektedir.

Çeşmeler

Sultanahmet Çeşmesi (III. Ahmet Çeşmesi)

Topkapı Sarayı’nın Bab-ı Hümayunu önündeki III. Ahmet Meydan Çeşmesi (1729) dört köşesinde sebiller ve cephelerinin ortasındaki çeşmelerle simetrik düzenli bir yapıdır. Zengin ve renkli dekorasyonu, taş ve bronz işçiliği, geniş saçaklarıyla Lale Devri’nin en karakteristik anıtlarından biridir.

Tophane Çeşmesi

Tophane Meydanı’ndaki çeşme 1732’de I. Mahmut tarafından Hassa Başmimarı Mehmet Ağa’ya yaptırılmıştır. Rokoko tarzı cephe süslemeleri ilgi çekicidir.

Beykoz İshak Ağa Çeşmesi

İstanbul’da Beykoz ilçesindedir. Türkiye çapında en güzel çeşme anıtlarımızdan birisidir.

Azapkapı Saliha Sultan Çeşmesi

1732’de Sultan I. Mahmut tarafından annesi Saliha Sultan adına yaptırılmıştır.

Ayazma Çeşmesi

Üsküdar’da Ayazma Camii avlusundadır. 18 yüzyılda III. Mustafa tarafından yaptırılan çeşme devrin mimari özelliklerini taşır.

Üsküdar III. Ahmet Çeşmesi

Üsküdar’da iskele meydanında yer alır. 1728 yılında yapılmıştır. Ahşap çatılı ve dört yüzlü bir meydan çeşmesi olup, mimarlık, hattatlık, taş işçiliği ve şiir sanatının bir şaheseridir.

Göksu Çeşmesi

Sultan III. Mustafa’nın eşi ve III. Selim’in annesi Mihrişah Sultan tarafından yaptırılmıştır.

Köprüler ve Boğaziçi

Asya–Avrupa Kıtaları arasında yer alan İstanbul Boğazı, Boğaziçi olarak adlandırılmaktadır. 32 km. uzunlukta olan boğazın en dar yeri 660 m. ile Hisarlar arasıdır. En geniş yeri ise Büyükdere önleridir. (3.3 km.) Sularının derinliği 50 m. ile 120 m. arasında değişir. Suları, üstten saatte 3–4 km. hızla kuzeyden güneye akmaktadır.

Boğaziçi’ni gezmenin iki yolu vardır. Karadan otomobille veya turistik seferler yapan vapurlarla sahiller görülebilir. Eminönü’nden kalkan Boğaziçi Vapurları her iki yakadaki iskelelere uğrayarak Boğazın sonuna kadar gidip, dönmektedirler.

1973 ve 1988 yıllarında inşa edilmiş olan iki asma köprüyle Boğaz’ın iki yakası karadan birleştirilmiştir.

Galata Köprüsü

Galata Köprüsü, eski İstanbul’u Haliç üzerinden, Galata ve Beyoğlu semtlerine bağlar.

1845 yılında Sultan Abdülmecit’in annesi, burada ahşap bir köprü yaptırtmıştır. Daha sonraları bunun yerine demir bir köprü konmuştur. 1910-1912 yıllarında bir Alman firmasına bugünkü köprü yaptırılmıştır. Köprü, 22 tane yüzen duba üzerindedir. Galata köprüsünden başka Haliç üzerinde kurulmuş olan Atatürk Köprüsü ve Haliç Köprüsü vardır. Karaköy Meydanı’ndan Atatürk Köprüsü’ne doğru giden caddenin başında, Beyoğlu’na çıkan, tarihi tünel bulunur.

Adalar



Benzer Yazılar

Yorum Ekle