Çin Gezi Rehberi – Beton Ölüm Tahta Hayat
YorumlarYazar BilgisiBenzer YazılarTürklerin Merkezi Asya’dan Anadolu’ya akan göçünün nedenlerinden biri Çin ve Çinliler. Çinliler, Türklerden önce yerleÅŸik hayata geçmiÅŸler. KomÅŸuları Türkleri ise hep tehdit unsuru görmüşler. Türkler yerleÅŸik deÄŸillerdi ve çadırda yaşıyorlardı. YerleÅŸik hayata geçme dönemini ise Çinlilerin bölgede kuvvetli olmaları engelliyordu. EÄŸer yerleÅŸik hayata geçseler, güçlü Çinliler tarafından yok edilme ihtimalleri yüksekti.
Çin bizim için yalnızca yeni bir kültürü tanımak anlamına gelmiyordu, Çin aynı zamanda köklerimizi etkileyen coğrafyaydı.
Toplam nüfus 1,25 milyar. Kabaca dünyadaki beÅŸ insandan bir tanesi Çinli. İnanması zor geliyor. Ülkenin batısında yerleÅŸim birimi çok az. Çünkü, batıdaki daÄŸlık ve çöl alan yerleÅŸmeye çok uygun deÄŸil. Nüfus doÄŸuda ve özelikle okyanusa yakın bölgelerde yoÄŸun. Çin’in iklimini tek tipte tarif etmek zor. Çünkü, yüzölçümü çok geniÅŸ. Kısaca yazın çok sıcak, kışın çok soÄŸuk geçiyor. Özelikle Temmuz ayında en yüksek miktarda yaÄŸmuru alıyor.
Çin’in büyüklüğünü kelimelerle ifade etmek zor. Bir anekdot olsa da gerçekliÄŸi tartışılmaz bir hikaye size. İsviçre bilinmez bir nedenden Çin’e kızar ve savaÅŸ açar. Orduları aylar sonra Çin sınırına dayanır. İsviçre Ordusu savaÅŸmak istemektedir, fakat Çin Ordusu bu insanların kim olduÄŸunu ve neden geldiklerini anlayamaz. İmparatora gidilir ve “Efendim, İsviçre Ordusu kapımıza dayandı savaÅŸmak istiyor” denir. İmparator, İsviçre hakkında bilgi ister. Kendisine İsviçre’nin Orta Avrupa’da 3-3,5 milyon nüfuslu bir ülke olduÄŸu söylendiÄŸinde, İmparator “Hangi otele yerleÅŸtirdiniz?” diye sorar.
Bir ülkenin, kültürüne bağlı olması o ülkeyi her yönden çok güçlendiriyor. Günümüzün dünyasında artık savaşlar iki temelde yapılıyor. Birincisi ekonomik. Ekonomik savaşı kaybeden ülkeler ekonomik zorluklara düşüyor, fakat tekrar güçlenme imkanları her zaman mevcut. İkinci savaş ise kültürel. Eğer toplumun kültür yapısı delinmiş ve içerisine başka bir kültür veya kültürler aşılanmışsa bu toplumun güçlü kalma ihtimali zayıf. Çin hakkında bir çok güçlü ve zayıf yanlar sayılabilir. Fakat ilk hissettiğiniz şu, toplum kültürüne sahip ve kenetlenmiş bir ahenk içerisinde yaşıyor.

AÄŸabeyim Erhan Karaefe ile birlikte 2001′in Temmuz ayı Beijing (Pekin) Havaalanı’na indik. İlk ÅŸaÅŸkınlığımızı bindiÄŸimiz takside yaÅŸadık. Taksi sürücüsü bir kafes içindeymiÅŸ gibiydi. Ön koltukta saÄŸ tarafta bir yolcunun oturabileceÄŸi bir yer kalmıştı, fakat sürücünün etrafı demirle çevriliydi. Sürücünün kendisini bu denli korumaya alması, bizi ürküttü. Åžehrin güvenli olmadığını düşündük. Çin Mafyası ile ilgili bir çok film seyrettiÄŸimizden olsa gerek zaten güvenlik konusunda ön yargılı kuÅŸkularımız vardı. Sonradan bu demirlerin amacını anladık. Åžehir o kadar kalabalık ve yoÄŸun trafiÄŸe sahip ki, ÅŸoförün dikkatinin dağılmaması için sürücü demirlerle tecrit edilmeye çalışılmış. Åžehir son derece güvenli. Siz bir sorun veya kavga çıkarmadıkça başınıza sorun gelmesi çok zor. Åžehrin nüfusu on milyon civarında. Düzenli bir alt yapısı ve sistemi var.
İlk günümüzde internetten rezervasyonunu yaptırdığım otele yerleştik. Elimize aldığımız şehir haritasıyla yürümeye koyulduk. Şehirdeki en büyük zorluk, Latin Alfabesi değil de kendi alfabelerini kullanmaları. Metroyu kullanmanız bu yüzden çok zor. Metroda yalnızca Mandarin Alfabesi ile yazılmış sözcükler var, anlaşılmıyor. Ayrıca İngilizce konuşan Çinli bulmak neredeyse imkansız. Tamamen vücut dili ile anlaşabiliyorsunuz.
Çin’e gelmeden alışveriÅŸ beklentisi içine girdiÄŸimizden mi yoksa tesadüf müdür bilinmez, yolumuz Hıançau isimli alışveriÅŸ merkezine çıkıyor. Sadece turistler için düzenlenmiÅŸ bir yer. GerçeÄŸinden ayırt etmekte zorlanacağınız meÅŸhur ve pahalı markaların taklit saatleri, kadın çantaları, bavullar, bayan giysileri son derece ucuz fiyatlara. AlışveriÅŸ konusunda Erhan gibi bir aÄŸabeye sahip olmak herhalde büyük bir ÅŸans. Erhan pazarlığı bir sanat olarak deÄŸerlendirerek sonuna kadar uÄŸraşıyor. Çinliler ise pazarlık cambazları. Pazarlıklar çok uzun sürüyor. Satıcının ilk önerdiÄŸi ürün en kalitesizi, fakat çok yüksek bir bedel öneriyor. Siz beÄŸenmeyince daha kaliteli malı daha ucuza öneriyor ki hemen tava gelin. EÄŸer buna aldanırsanız yandınız. Çünkü en az bir kez daha size teklif edebileceÄŸi kaliteli malı ve daha ucuz fiyatı cebinde saklı. Erhan, hoÅŸlandığımız mal için satıcının önerdiÄŸi fiyatın neredeyse onda birini teklif ediyor. Satıcı anormal bir tepki veriyor, baÄŸrışmaya baÅŸlıyor ve git başımdan diyor. Yanından uzaklaşınca tekrar göz göze geliyoruz, bizi çağırıyor. Satıcı Erhan’ın teklif ettiÄŸi olmasa da ona yakın bir rakama düşüyor. BaÅŸlanıyor pazarlığın son demine. Azıcık Erhan yükseliyor, azıcık o iniyor. Erhan’ın teklif ettiÄŸi ilk rakama yakın bir yerlerde anlaşılıyor. Burada mühim olan ilk teklif edeceÄŸiniz rakam. Bu sizin gönlünüzden ne koptuÄŸuna baÄŸlı. İnanın bana, malın fiyatı yok. Tamamen sizin ve satıcının ruh haliyle pazarlığın geliÅŸimi doÄŸru orantılı. Satıcı sizin pazarlığınıza ilgi gösterirse pazarlık bir yarış halini alıyor. Pazarlığın uzun sürmesinden dolayı sıkılma ihtimaliniz var, sinirlerinize hakim olmalısınız. EÄŸer pazarlığın ruhunu hissedebilirseniz, eÄŸleniyorsunuz. Bazen de satıcı sizin talep ettiÄŸiniz düşük fiyata hiç ilgi göstermiyor ve pazarlık baÅŸlamadan bitiyor. İki üç yıl önce Çin çok daha ucuzmuÅŸ. Her geçen yıl pahalanıyor.
Hıançau Pazarı’ndan çıkıyoruz. Otelimize yakınız. İlk gün otelin çevresini gezmekle geçiyor. Etkileniyoruz. Her ÅŸey çok farklı. BeklediÄŸimizden daha geliÅŸmiÅŸ bir ÅŸehir.
Çin denince benim aklıma hep küçük yapılı insanlar, küçük ve çatıları eÄŸik binalar, küçük dar sokaklar gelirdi. İnsanlar hiç de düşünüldüğü gibi ufak yapılı deÄŸil. Yeni nesil Avrupa ölçülerinde fiziÄŸe sahipler. Binalar büyük ve yollar geniÅŸ. Özellikle reklam panoları çok büyük ve dikkat çekici. DiÄŸer yandan ÅŸu anda böyle olması ÅŸehrin geçmiÅŸinde de böyle olduÄŸu anlamına gelmiyor. Åžehir tam anlamıyla inÅŸa halinde. Åžehre tepeden baktığınız da her yerde vinç görüyorsunuz. Benim beklentim olan küçük dar sokaklar içindeki küçük evler yıkılıyor, yerlerine yeni dev yapılaÅŸma geliyor. Åžehirde dokunulmayan yalnızca tarihi bölgeler ve Eski Beijing. Bejing’e her gidiÅŸinizde yeni bir Beijing ile karşılaÅŸabilirsiniz. DoÄŸrusu ÅŸehri zamanında ziyaret etmiÅŸiz. Åžehrin geliÅŸiminde eskiyi ve yeniyi görme ÅŸansına sahip olduk.
Şehir çok hareketli. Sabah altıda şehrin gürültüsüyle uyanıyorsunuz. Öğleden sonra yediye kadar şehirde iş dinamiği yüksek ölçüde. Şehir bir saat gibi, aynı tempoda ilerliyor fakat hiç duraksamıyor. Yediden sonra ise şehrin iş heyecanı yumuşuyor. İnsanlar kendilerini sokaklara atıyorlar. İnsanların bir kısmı sokak kenarlarındaki kaldırımlara oturarak etrafı seyrediyorlar veya kendi aralarında oyun oynuyorlar. Özelikle yaşlılar bu tip oyunlara çok meraklı. Yerlere çizilen şekiller üzerine taşlar konuyor ve oyuncular sırayla taşlara hamle yaptırıyor. Belli ki satranç gibi düşünceye dayalı oyunlar. Kaldırım kenarlarında sık sık kümeleşmiş oyun oynayan yaşlılara rastlamanız mümkün. Havanın sıcak olmasından dolayı bir çoğu şort ve beyaz atlet giymiş. Gençler ve orta yaşlılar ise şehir merkezlerinde geziyor. Sokakta o kadar çok insan var ki, bir an evlerin bomboş kaldığını düşünüyorsunuz. En merkezi caddesi, FangFungÇing. Akşamları saat on bire kadar benim hiç alışık olmadığım inanılmaz bir kalabalık var. O kadar insanın bir arada ahenk içinde yürüyebilmesi insanı şaşırtıyor. İnsanlar aynı tempoda, birbirlerine değmeden ve birbirlerini geçmeye çalışmadan yürüyorlar. Cadde çok geniş ve temiz. Akşamları trafiğe kapatılıyor. Cadde boyunca çok büyük alışveriş binaları ve bir çok irili ufaklı restoranlar var. Bahsettiğim alışveriş binaları gerçekten büyük, bir defasında uzun süre binanın içinde birbirimizi bulamadık. Neon ışıklarıyla süslenmiş büyük reklam panoları caddeye başka bir hava katıyor.

Şehrin merkezi olmayan bölgeleri, merkeze göre daha az kalabalık. Daha az kalabalık diyorum, çünkü bu bölgeler için de, Türkiye ölçülerine göre tenha denemez. Çok kullanılan ulaşım araçlarından biri de bisiklet. Bisiklet, kesinlikle zevk için değil ulaşım amacıyla kullanılıyor. O kadar çok bisikletin birbirlerine dokunmadan dar bir alanda ilerlemelerini şaşkınlıkla izliyorsunuz. Sürücüler çok dikkatli.
Çinliler çok dakik insanlar. Åžehrin sistemi de saate çok baÄŸlı iÅŸliyor. Gitmeden internet üzerinden çok uygun fiyata iki günlük “Çin Setti ve Pekin” turu ayarlamıştık. Fakat, herhangi bir ödeme yapmamıştık. Bana, bizi otelden alacakları günü ve saati verdiler. BuluÅŸmadan bir gece önce otele geleceklerinden şüphe duyarak uyuduk. Sabahleyin söz verdikleri saatte, iki günümüzü geçireceÄŸimiz rehberimiz “Åžing” otelimize geldi.

Beijing tarihi açıdan da çok etkileyici bir ÅŸehir. Åžehir merkezinden iki saatlik bir yolculuktan sonra Büyük Duvar’a yani Çin Setti’ne ulaşıyorsunuz. Åžing’e gururla settin yapılış nedenini soruyorum. Gururluyum, çünkü cevabının “Türklere karşı savunma için yapıldı” olacağını umuyorum. Ama öyle olmuyor, Kuzeyden gelen Barbar MoÄŸollara karşı kurulmuÅŸ diyor. Onu kınıyor ve Hun Türklerinin tarihini okuması gerektiÄŸini söylüyorum.

Çin Setti sanıldığı gibi bir tane deÄŸil. Çin tarihi boyunca bir çok hanedanlık gücü yettiÄŸince bir set yapmış. İlk set yapımı milattan önce 220 yıllarında baÅŸlıyor. Fakat, Çin tarihinin en güçlü hanedanlarından olan “Ming” en büyük duvarı yapmış. Ming hanedanlığı 13.- 16. yüzyıllar arasında hakimiyette kalmış. Uzaydan dahi görülebilen bir duvar. UzunluÄŸu hakkında söylenen çok hikaye var. En etkileyicisi olanı, Çin Setti’nin düzgün uzatılabilse Andramedeo’ya kadar uzanabileceÄŸi. Duvarın çıktığımız kısmının yüksekliÄŸi 50-60 metre kadar gözüküyor. Tepedeki geniÅŸlik 10 metre kadar. Setti tırmanıyoruz. Settin ucunu görmeye çalışıyoruz, settin ucu bucağı yok. Çok uzaklardaki daÄŸlarda dahi settin devamı görülüyor. Kameranın dürbününden daha da uzaklara bakıyorum, set hala devam ediyor. Kameranın dürbünü bile duvarın sonunu görmeye yeterli deÄŸil.
“Hungary” yani Macaristan, Avrupa’nın göbeÄŸinde bir ülke. Bin yıllar önce ataları Hun Türkleri, Çinlileri öylesine rahatsız etmiÅŸ ki dünyanın eÅŸsiz eserlerinden biri ortaya çıkmış.
Beijing, yalnızca Çin setti deÄŸil. Önümüzdeki ay Beijing turumuzu tamamlayıp 18 saatlik ayakta geçecek bir tren yolculuÄŸu ile Shangai’a geçeceÄŸiz. Uyuyan dev Çin’in Shangai ile çoktan uyandığını göreceÄŸiz
—–
Rehberimiz Åžing, Çin Kültürü’nü anlayabilmek için aylarca Çin’de kalmanız gerekli diyor. Bizim aylarımızın olmadığını çok iyi bilen Åžing “EÄŸer aylarca kalamıyorsanız dört ÅŸeyi yapmalısınız” diye devam ediyor; “Büyük Duvar’a çıkın ki, büyük erkek olun, Pekin’de Pekin ördeÄŸi yiyin, Çin ilaçlarını tanıyın, Pekin Operası’nı seyredin”.
Büyük Duvar’ı ziyaretten sonra ekibimizin ilk uÄŸrağı Çin Tıp Okulu. Okul, tek katlı. Bize kısaca Çin Tıp Tarihi anlatılıyor. Çinliler Dünya’da kullanılan tipik ilaçların aksine, ilaçların kaynağı olan otları doÄŸrudan ot veya çay halinde kullanıyorlar. Bize satmaya çalıştıkları ilaçları ise kimse almıyor. Özelikle ÅŸiÅŸmanları sıkıştırıyorlar, ilaç satmak için.
Şehre dönüşte, bir de inci satan mağazaya uğruyoruz. Birbirinden farklı göz kamaştırıcı inciler. Yine kimse bir şey almıyor.
Beijing’in en az “Büyük Duvar” kadar etkileyici diÄŸer eseri ise “Yasak Åžehir”. Yani imparatorların yaÅŸam alanı. Kime yasak? Halka ve imparatorun içeriye almak istemediÄŸi herkese. Kudretli imparatorlar kendilerini ne kadar güçlü hissetseler de halktan uzak durmayı da ihmal etmemiÅŸler.
Yasak Åžehir, 14. Yüzyılda inÅŸa edilmiÅŸ. Beijing’in merkezinde etrafı büyük duvarlarla ve su bentleriyle çevrilmiÅŸ çok büyük bir yaÅŸam alanı. Bu ÅŸehirde 14′ü Qing’li ve 10′u Ming’li olmak üzere 24 imparator yaÅŸamış.
Beijing’den Yasak Åžehir’e açılan giriÅŸ bölümünde dört adet kapı var. En saÄŸ ve en soldaki kapılar düşük rütbeli askerlerin geçmesi için. Ortada bulunan ve köşelerdeki kapılara göre daha büyük olan kapı, imparatorun ailesinin kullanımı için. Yine ortada bulunan en büyük kapıyı ise yalnızca imparator kullanabiliyor. Bu kapıyı imparator hariç kullanan her kiÅŸi ölümü göze almış demektir. İmparatorun karısı evlendiÄŸinde yalnız bir kereye mahsus bu kapıdan geçiyor. Her yıl düzenlenen yarışmalarda ödül kazanan kiÅŸiler de bu kapıdan geçmeye hak kazanıyor. Bin yıllar sonra imparatorun kapısından elimizi kolumuzu sallayarak geçiyoruz.
Yasak Åžehir’deki tüm binalar tahtadan yapılmış. Çin’de hayat semboller üzerine kurulmuÅŸ gibi. Onlar için tahta hayat, beton ölüm demektir. O yüzden hep tahta içerisinde yaÅŸamayı tercih etmiÅŸler. İşte bu yüzden ÅŸehrin içerisine su kanalları yapılmış. Kanallar hem drenaj görevi yaparak yeraltı suyunu topluyor, hem de yangın sırasında kullanılmak üzere gerekli yaÄŸmur suyunu depoluyor.
Ayrıca şehrin çeşitli bölgelerinde dev kazanlar var. Yağmur suyuyla dolan kazanlar, kış aylarında içerisindeki suyun donmaması için, alttan devamlı ısıtılıyor. Bu kazanlar da yine yangına karşı, su depoları. 19. Yüzyılda kazanların altın kaplaması Avrupalılar tarafından çalınmış.
Åžehre girdikten sonra geniÅŸ bir meydan sizi karşılıyor. Meydanın diÄŸer ucu Seromoni Bölümü’ne kadar uzanıyor. Meydanın sol tarafındaki binalar Mançuri dilini tercüme eden görevliler için. Çin hükmündeki Mançuri’nin yönetimi için bu bölüm kurulmuÅŸ. Meydanın saÄŸ bölümünde ise “Hazine” kısmı var. Hazine’ye yer altından kazılabilecek tünellere karşı meydanın alt kısmı on beÅŸ kat döşeme tuÄŸla ile örülmüş.
Meydanın orta kısmı yalnızca imparatorun yürüyüş alanı. Bu bölgeden yürürken kendinizi daha güçlü hissediyorsunuz.
Seromoni Bölgesi’ne tahtadan yapılmış ihtiÅŸamlı binalar serpiÅŸmiÅŸ. Her birinin iÅŸlevi farklı. Seromoni Bölgesi’nde sonra, her yıl tekrarlanan sınavlar için kurulmuÅŸ Sınav Alanı var. Daha sonra ise en ihtiÅŸamlı bölge olan imparatorun yaÅŸam alanı ile karşılaşıyorsunuz.
Tüm şehri hakkıyla anlamaya çalışıp incelerseniz aylarınızı alması şaşırtıcı olmaz. Şehir gerçekten insanı hayrete düşürecek büyüklükte.
İmparator yılda en az iki kez bu ÅŸehirden dışarı çıkmak durumunda kalmaktaydı. Yazda ve kışta hasat dönemlerinde “Temple of Heaven” yani Tanrı’nın Tapınağı’na gider ve Tanrılara hasadın verimli geçmesi için dua ederdi.
Çinliler çok tanrılı dine inanıyorlar. Tanrılar genelde coÄŸrafik güçleri temsil ediyor. Kilise veya cami gibi toplanarak ibadet ettikleri bir mekan yok. İbadetlerini kendi evlerinde gerçekleÅŸtiriyorlar. Bu bilgileri veren rehberimiz Åžing, “Anlattıklarım teorik olarak böyle ama diÄŸer yandan pratikte pek dine inan da yok, Çin’in geneli benim gibi ateisttir” diyor.
Bir toplumun temel taÅŸlarından birinin din olması gerektiÄŸini düşünürdüm. Hatta toplumun ve bireylerin uyumlu yaÅŸamı için dinin gerekliliÄŸine inanırdım. Åžing’in dinsiz diye adlandırdığı Çin ise gördüğüm en düzenli, en sakin, en uyumlu topluma sahip.
Tanrı’nın Tapınağı’nın en uç kısmında, tapınağın en büyük binası yer alıyor. Silindirik bina üç kademeden oluÅŸuyor. Bina tamamen mavi renkli. Oysa bir yangına maruz kalmadan önce alt kısım yeÅŸil, orta kısım sarı, üst kısım ise maviymiÅŸ. YeÅŸil halkı, sarı imparatoru, mavi ise Tanrıyı simgeliyor.
Beijing’in baÅŸka bir tarihi eseri ise “Yazlık Saray”. Çok büyük bir gölün kıyısına kurulmuÅŸ olan imparatorun yazlığı. Ayrıca Çin’in en büyük hanedanlığı olan Ming ailesinin mezarlığı, “Ming Tomb” da ziyarete açık baÅŸka bir tarihi alan.
Çin’de imparatorluk sistemi 1911′e kadar sürer. 1911 Yılından 1967 yılına kadar imparatorlar, Yasak Åžehir dışına çıkamazlar. Son imparator 1967 yılında ölür.
1967′den sonra kısa süreli bir karışıklık sürer. Mao yönetimi alır ve tüm coÄŸrafyada yaÅŸayan halkları Çin’de birleÅŸtirmeyi baÅŸarır. Mao’nun en büyük hatası ise “Kültür Devrimi” adı altında gerçekleÅŸtirdiÄŸi ezici politikalardır. Mao’ya hala hayranlık besleyen insanlar dahi bu dönemde yapılan zulüm verici politikalar için üzüntü duyduklarını ifade ediyorlar.
Beijing’in merkezi meydanı “Tian Mengmen”. Meydanda “Zhengyangmen” kapısı bulunuyor. Kapı, tüm heybetiyle meydanın ortasında. Kapı, Ming ve Qing İmparatorlukları iç ÅŸehir güney duvar merkezi olarak adlandırılıyor. Tipik bir korunma yapısı. Yapımına 1419 yılında baÅŸlanmış. Bu tarihten itibaren defalarca hasar görüp onarılmış kapının karşısında Mao’nun mozolesi var. Mozolenin kapısında her gün binlerce insan ziyaret için kuyruÄŸa giriyor.
Eski Beijing, Tian Mengmen meydanına on dakikalık yürüyüş mesafesinde. Eski Beijing’deki mimari son derece etkileyici. Çinlilerin “Hu Tong” dedikleri dar sokaklardan oluÅŸan ÅŸehirde bambaÅŸka bir hayat var. Küçük ve çatıları eÄŸik binalar arasındaki ipek satıcıları, enfes yemekleriyle restoranlar, çay evleri ve hediyelikçiler başınızı döndürüyor. Kalabalık içerisinde yaÅŸanan bir curcuna.
Eski Beijing’in hemen dışında çok kaliteli restoranlar var. Bu restoranlar, İngilizce “Roasted Beijing Duck” diye adlandırılan “Pekin ÖrdeÄŸi” ile ünlü. AÄŸabeyim ile paramıza kıyıp yediÄŸimiz enfes ördeÄŸin üzerine içilen yeÅŸil çay sonrası, zevkten dört köşe oluyoruz.
Seyyar halde yemek satan aşçılarıyla meÅŸhur bir baÅŸka yerde “Fangfungçing” caddesi sonu. Aklınıza getireceÄŸiniz ve hatta getiremeyeceÄŸiniz her türlü hayvan piÅŸirilip satışa sunulmuÅŸ. Birbiri ardına sıralanmış elli kadar seyyar satıcı var. Önlerinden geçerken hepsi ÅŸakalaşıyor ve kolunuzdan çekip yemekleri tatmanızı tavsiye ediyor. Çin mutfağını çok sevdiÄŸim için her seyyar satıcıda durmadan edemiyorum. Kaşık ve çatal kullanmayan Çinliler yalnızca iki adet tahta çubuk ile yemeklerini yiyorlar. EÄŸer bu çubukları kullanmayı Çin’e gelmeden öğrenmemiÅŸseniz vay halinize. Uygur olduÄŸunu ÅŸapkasından anladığım gence hemen soruyorum.
- Tamahlarda domuz var ma? (Yemeklerde domuz var mı?)
- Yohh. Müslüman’ın tamahında domuz bolmaydı. (Yok Müslüman’ın yemeÄŸinde domuz olmaz)
Diye cevaplıyor. Kısa süreli sohbetimizden sonra “Hoşçakal” diyor. Åžaşırıyorum, çünkü ayrılırken Özbekler “Hop veya yahÅŸi”, Kazaklar ve Kırgızlar “Meyli, caraydı veya Caksı” derler. İlk defa bir Türk toplumundan “Hoşçakal” kelimesini iÅŸitiyorum.
Çin hakimiyetinde olan Uygur Özerk bölgesi Çin’in Kuzey Batısındadır. Bu bölge coÄŸrafi olarak “DoÄŸu Türkistan” diye adlandırılır. Batı Türkistan CoÄŸrafyası ise Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve İran’ın Kuzey kısmını içine alır. BaÅŸkenti Urumçi olan özerk bölgenin adı “Sincan” eyaletidir. Çince’de uzak sınırlar anlamına gelen Sincan, yüzyıllardır Çin’in hakimiyetinden kurtulmaya çalışmaktadır. 1867 Yılında Osmanlı İmparatorluÄŸu himayesine geçmeye çalışan Uygurların bayrağı ise Türkiye Bayrağı’na çok benzerdir. Uygur ve Türk Bayrakları arasındaki tek fark renkleridir. Türk Bayrağı Kırmızı, Uygur Bayrağı ise Mavidir. Ay ve yıldız figürleri aynıdır. Cumhuriyet kurma çabalarına halen devam eden Uygurlar, Türkiye’ye sevgi beslemektedir.
Beijing’de Avrupa’dan gelen turistlere son derece fazla ilgi var. Herkes size yardımcı olabilmek için uÄŸraÅŸ veriyor. Hatta gençler sizinle bir süre İngilizce konuÅŸabilmek için yolunuzu kesiyor. BeklediÄŸimden çok daha az Avrupalı turist var. Tahminimce çevremizde Çin’e komÅŸu ülkelerden çok turist var, ama ben onları Çinlilerden ayırt edemiyorum. 2008 Olimpiyatlarının Beijing’de yapılacak olmasına Beijing halkı çok seviniyor. Fakat, ben onlar kadar sevinemiyorum. Çünkü, 2008 olimpiyatlarından sonra ÅŸehrin turistlere olan masum ve sıcak ilgisinin maddiyata dayalı bir ilgiye dönüşeceÄŸi muhtemeldir. İyi ki bu olimpiyatlardan önce Beijing’i ve Beijing halkını tanımışız.
Beijing’e veda etme, yani Åžangay’a yolculuk zamanı yaklaÅŸtıkça içimizi buruk bir sevinç kapladı. Beijing’i ve Beijing halkını gerçekten çok sevmiÅŸtik. DiÄŸer yandan sevincimiz yeni yolculuÄŸumuza.
Beijing tren garını tarif etmek için “Ana baba gibiydi” ifadesi çok yetersiz kalır. İnanılmaz kalabalık. Bu kalabalıkta hiç kimsenin İngilizce bilmediÄŸini ve panoların hepsinin Mandarin Alfabesiyle yazılmış olduÄŸunu göz önüne getirirseniz, bizim karşılaÅŸtığımız zorluÄŸu daha iyi anlayabilirsiniz. Onlarca ayrı sıra var. Bir tanesine girdik. Yaklaşık bir saatlik bekleyiÅŸ sonrası İngilizce bilen bir genç kızın yardımı ile yanlış sırada olduÄŸumuzu anladık. Liyn, bizim için ayrıca iki saat daha harcayarak bilet almamıza yardımcı oldu.
Trenlerde üç ayrı sınıf var. Bizimkisi en alt sınıf. Toplam on sekiz saat sürecek bir yolculuk. Vagonumuza girdiÄŸimizde yol gözümüzde daha da büyüyor, çünkü oturacağımız koltuklar gerçekten çok küçük. Sabaha karşı Åžangay’a ulaşıyoruz. Bir yandan bavullarımızı taşırken bir yandan da ÅŸiÅŸmiÅŸ ayaklarımıza hayretle bakıyoruz.
Åžangay ile Beijing sanki iki ayrı Dünya. Tek benzerliÄŸi Çince konuÅŸulması. Beijing’deki sıcak kanlı insanlardan eser yok. Åžangay yalnızca Çin’in deÄŸil Uzak DoÄŸu’nun en geliÅŸmiÅŸ finans ÅŸehirlerinden biri. Beijing’den daha pahalı bir ÅŸehir.

Şehrin ortasından büyük bir nehir geçiyor. Nehrin iki yakasını ise kocaman gökdelenler süslüyor. Nehrin iki ucundaki köprüler iki yakayı birleştiriyor. Bu köprüler arasında yapılan bir saatlik yat gezisinde Şangay gecelerinin büyüsüne kapılıyorsunuz.

Çin’e eÄŸlence için geldiyseniz Åžangay’dan uzaklaÅŸmanızı tavsiye etmem. Gerçi Çinlilerin eÄŸlence anlayışı da bizim eÄŸlencelerimizden çok farklı. En popüler yerler “Karaoke Barlar”. Erhan ile bir barın içerisine giriyoruz. Bar yuvarlak. Yuvarlak içerisindeki bayanlar yuvarlağın dışarısında oturan müşterilere sürahi içerisinde bira servisi yapıyorlar. Hemen yan tarafta pist var. Pistin arkasında da dev bir ekran. Ücretini ödemeniz karşılığında piste çıkıyorsunuz ve ÅŸarkı söylüyorsunuz. Arkanızdaki dev ekranda o ÅŸarkının klibi oynuyor. Çinliler piste çıkıp ÅŸarkı söylemekten son derece zevk alıyorlar. Barın etrafındaki müşteriler ise üçlü gruplar halinde zar atıyorlar. Zar atımını barın içerisindeki bayan yönlendiriyor. İlk anda kumar oynadıklarını düşünüyoruz, fakat öyle deÄŸil. Barın içerisindeki bayanlar onların oyununu yöneterek hoÅŸ zaman geçirmelerini saÄŸlıyor. Biz sıkılıyoruz, fakat onlar hayatından çok memnun. Bu barların bir de özel kısımları var. İlk önce bu özel kısımları algılamakta güçlük çektik. İki veya üç erkek seçtikleri kızlarla birlikte bu odalara girdiklerinden dolayı çok ÅŸaşırdık ve merakımızı çekti. Bir odanın önünden geçerken kapının aralık kısmından içeriye göz attım. Barda İngilizce bilen olmadığı için içeride olanları anlamanın tek yolu da buydu. İçerideki manzara çok ÅŸaşırtıcıydı. Odanın ortasındaki masada meyve tabakları dizilmiÅŸ. İçeride dev bir televizyon ekranı var. Erkekler, klip seyrederken ÅŸarkı söylüyor. Bayanlar ise onları alkışlıyor. Hepsi son derece mutlu gözüküyordu.
Çin’de kadın erkek iliÅŸkileri de bize göre çok daha farklı. Yemek yerken yanımıza oturan genç erkek bize kız arkadaşından ayrılmak üzere olduÄŸunu söyledi ve yardım etmemizi istedi. Kız arkadaşı yanına oturduÄŸunda çok yakın arkadaÅŸ olduÄŸumuzu ona göstermek istiyordu. Bir süre sonra sevimli bir kız yanımıza oturdu. Az önce öğrendiÄŸi isimlerimizi söyleyerek bizi kız arkadaşıyla tanıştırdı. Kız konuya hemen girdi ve kendisinin hediyesi olan müzik kasetlerini verdi ve gülerek uzaklaÅŸtı. Genç aÄŸlamaya baÅŸladı, onu teselli etmeye çalışmamıza raÄŸmen utandı ve yanımızdan uzaklaÅŸtı.
Kadınların erkeklere karşı biraz daha baskın olduÄŸu izlenimini alış veriÅŸ merkezlerinde de hissettik. Tüm satıcılar kadın. Kadınlar malın pazarlığını yapıyorlar, son fiyat teyidini kocalarından alıyorlar. Hiç bir zaman erkeklerin kadınların verdiÄŸi fiyata hayır dediÄŸine rastlamadım. Kadınlar, sanki erkeklerine saygı gösterip teyitlerini alır gibi. Günlük yaÅŸamda da bizim ev iÅŸi diye adlandırdığımız temizlik, ütü ve bulaşık yıkama gibi iÅŸleri erkekler de en az kadınlar kadar yapıyor. Biz de kadın iÅŸi denilen bu iÅŸler, Çin’de hem erkek hem de kadın iÅŸi. Günlük hayatta da kadınlar her alanda çalışıyor. Zaten bu kadar kalabalık bir toplumda kadının arka planda kalması söz konusu olsaydı, büyük bir iÅŸ kaybı olurdu.
DiÄŸer yandan güncelliÄŸini kaybetmekte olan ve hatta Çin’de yasaklanmış bir baÅŸka gelenek ise kadınların ayaklarını baÄŸlamaları. Kadınlar küçük yaÅŸlardan itibaren ayaklarını sıkıca baÄŸlayarak ayaklarının büyümesini engelliyor. Sakatlıklarla sonuçlanan bu iÅŸlemin tek amacı kadınların erkeklere hoÅŸ gözükme istekleri. Çin’de kadının küçük ayaklısı beÄŸeniliyor.
Mao zamanında boşanmak son derece güç hale getirilmiş. Günümüzde ise boşanmak serbest olmasına rağmen boşanma oranı çok düşük.
Toplu oturulan mekanlarda insanlar birbirlerine bakmaktan çekinir gibiler. Yolda yürüyen alımlı bir bayana erkeklerin laf atması veya sarkıntılık yapmasını bırakın göz süzmesi bile olası değil. Tüm ilişkiler bir arada bulundukları küçük ortamlarda gerçekleşiyor. Örneğin bir restoranda hiç kimse yandaki masada oturan insanlara bakmıyor, herkes kendi masasındaki ortamla ilgileniyor.
Åžangay’da Beijing’den daha çok rastladığımız keyif ortamı ise masaj salonları. Her kuaförün önünde silindirik ve uzun bir cam var. Bu camın içerisinde dönen renkli figürler gece olunca ışıklandırılıyor. Bu kuaförler aynı zamanda masaj salonları. Masaj, Çin’de son derece ilgi görüyor. Tüm maÄŸazalarda masaj aletleri satılıyor. Tüm otellerin altında masaj salonları var. Hatta öyle oluyor ki yolda önünüzü kesen masörler sizi tabureye oturtup masaj yapmak istiyorlar. VaroÅŸlara gittikçe bu masaj salonlarının iÅŸlevi daha koyulaşıyor.
Çin’de sigara alışkanlığı son derece düşük. İngiltere’nin Çin’i sömürge altına aldığı dönemde Çin halkının afyona bağımlı hale getirilmiÅŸ olması ise inanması zor bir gerçek.
İmparatorları simgeleyen ejderha artık, Åžangay’ın simgesi olmuÅŸ. Çin, Åžangay ile ekonomik olarak Dünyanın ejderhası olmak için yola çıkmış bile.
Åžangay sokaklarında dolaşırken Beijing’i özlüyorum. GerçeÄŸinden ayırt edilmesi güç olan taklit Rolex saatime bakıyorum, saat sabahın dördü. Erhan ile gökdelenlerin arasında kalmış parka gidiyoruz. Parktaki yüzlerce kiÅŸiyle birlikte yeni doÄŸan günü karşılıyoruz. GüneÅŸin kendisini göstermesiyle hepimiz ayakta aynı hareketleri yapıyoruz. Bu spor yalnızca vücudumuz için deÄŸil aynı zamanda ruhumuzu dinleniyor.
Tanrının bana verdiÄŸi yeni gün için minnet ediyorum. Semerkant’ta kıldığım bayram namazında Tanrıya kendimi ne kadar yakın hissetmiÅŸsem, Çin’de yeni doÄŸan günde spor yaparken aynı hislere kapılıyorum. Etrafımdaki insanların kıyafetlerine bakıyorum son derece basit. Tüm Çin gezimiz hızlıca aklımdan geçiyor. Çin’de tanıştığımız insanlar ve yaÅŸadığımız olayları gözümün önüne getiriyorum. Saatlerce karmaşık bir matematik problemini düşünmüş ve sonucunun “iki kere iki dört” ettiÄŸini anlamış biri gibi seviniyorum. Aklıma Nazım’ın ÅŸiirini sonlandırdığı dizeler geliyor. “Basit yaÅŸayacaksın basit, sanki yaÅŸamın bir gün sona erecekmiÅŸ gibi basit….”.
Çin’deki son günümüzün bu sabahında aklıma yine Åžing geliyor. Åžing diyorum içimden, aylarca kalmadım ama Çin’i anladım galiba. Çin’deki o kadar karmaşık toplum yaÅŸamının, sembollerin ve kalabalığın arkasında sistemi yöneten ve mutluluÄŸu saÄŸlayan bireylerin basitliÄŸi saklıymış meÄŸer.
Ercan Karaefe
kaynak:çalakalem















