İzmir

YorumlarYazar BilgisiBenzer Yazılar

Türkiye’nin üçüncü büyük metropolü olan fuarlar merkezi İzmir, ticaret ile bütünleşmiş çağdaş bir liman kentidir. Kültür nitelikleri, Yeryüzü nitelikleri ve yaşam düzeyi ele alındığında, Türkiye’nin en gelişmiş kentidir. Nüfusu 5.245.549′dur. Adı İzmir’den dahil yunan hapis: (εἰς Σμύρνην → εἰς Σμύρ|νην → εἰςσμυρ (ismir)) .

İzmir’in batısında renkli denizi, plajları ve termal merkezleriyle Çeşme Yarımadası uzanır. Antik çağların en ünlü kentleri arasında yer alan Efes, Roma İmparatorluk devrinde dünyanın en büyük kentlerinden biriydi. Tüm İyon kültürünün zenginliklerini bünyesinde barındıran Efes, yoğun sanatsal etkinliklerle de adını duyuruyordu. Bu maksatla da bu şehre “Güzel İzmir”, “Eski İzmir” ve “la Perle de l’Ionie” (İyonya’nın İncisi) deniyordu. Tarihten beri bu tanımlarla yıllar sonra şehrin sıfatı hâline gelmiştir.

İzmir, yatlar ve gemilerle çevrilmiş uzun ve dar bir körfezin başında yer almaktadır. Ilıman bir iklime sahip olup, yazında denizden gelen taze bir serinlik güneşin sıcaklığını alıp götürmektedir. Sahil boyunca palmiye ağaçları ve geniş caddeler bulunmaktadır. İzmir Limanı ve Mersin Limanı büyüklük bakımından, Türkiye’de ilk iki sırayı alan limanlardır. Canlı ve kozmopolit bir şehir olan İzmir, Uluslararası Sanat Festivalleri ve İzmir Enternasyonal Fuarı ile de önemli bir yer tutar.

Türkiye’nin üçüncü büyük şehri olan İzmir, çağdaş, gelişmiş, ayni zamanda işlek bir ticaret merkezidir. Cıvıl cıvıl olan alışveriş merkezinde dolaşmak oldukça keyiflidir. İzmir’in batısında nefis renkli denizi, plajları ve termal merkezleriyle Çeşme Yarımadası uzanır. Antik çağların en ünlü kentleri arasında yer alan Efes, Roma devrinde dünyanın en büyük kentlerinden biriydi. Tüm Ion kültürünün zenginliklerini bünyesinde barındıran Efes, yoğun sanatsal etkinliklerle de adini duyuruyordu.

Akdeniz iklim kuşağında kalan İzmir’de yazları sıcak ve kurak kışları ılık ve yağışlı geçmektedir. Dağların denize dik uzanması ve ovaların İç Batı Anadolu eşiğine kadar sokulması, denizel etkilerin iç kesimlere kadar yayılmasına olanak vermektedir. Ancak, İl bütününde yükseklik, batı ve kıyıdan uzaklık gibi fiziksel coğrafya farklılıkları, yağış, sıcaklık ve güneş açısından önemli sayılabilecek iklim farklılıklarına da yol açmaktadır.

İl bazında yıllık ortalama sıcaklık, kıyı kesimlerde 14-18 ºC arasında değişmektedir. En sıcak aylar Temmuz (27.3 ºC ) ve Ağustos (27.6 ºC ), en soğuk aylar ise Ocak (8.6 ºC) ve Şubat (9.6 ºC)’tır. Yazın kıyı kesiminde sıcaklık, deniz melteminin (İmbat) etkisiyle iç kesimlere göre 1-2 ºC daha düşük olmaktadır. Kış mevsiminde ortalama 7 ºC olan sıcaklık zaman zaman kuzey ve kuzeybatıdan sokulan denizel hava kütlesi nedeniyle düşmektedir.

İzmir’de yağışın aylara ve mevsimlere göre dağılımında önemli farklar vardır. İzmir’de yıllık ortalama yağış miktarı 700 mm. olup yıllık yağışın % 50′den fazlası kış mevsiminde %40- 45′i ilkbahar ve sonbaharda , % 2-4′ü ise yaz aylarında düşmektedir. Kar yağışlı günler sayısı, alçak kesimlerde yok denecek kadar azdır. Yüksek kesimlerde gerek kar yağışlı günler sayısı, gerekse karın yerde kalma süresi artmaktadır.

İzmir sözünün kökeni

İzmir kelimesi Eski İyon Lehçesi’nde Smyrne,Atina Lehçesi’nde ise Smyrna diye yazılırdı. Bugünkü Hellenler bu kentin adını Zmirni biçiminde telaffuz etmekte, gerçi son yıllarda Antik Efes kenti civarında da bu adla anılan bir köy yerleşimi izlerine rastlanmıştır. Olasılıkla İzmir’den Efes’e giden bir kraliçenin adını yerleştikleri köye de koydukları düşünülmektedir ki bununla ilgili bilgilere eski kaynaklarda da rastlanmaktadır. Ancak Smyrna sözcüğü Yunanca değildir, Ege Bölgesi’ndeki birçok yerleşim adı gibi Anadolu kökenlidir. MÖ 2000′in başlarına ait Kültepe(Kayseri) yerleşiminden kalan bazı tablet metinlerinde Tismurna adına rastlanmaktadır. Tismurna’daki ti bir ön ek olup büyük olasılıkla bir kişi ya da bir yer adını belirtmektedir. Hellenler ya da Bayraklı Höyüğü(2)’nü mesken tutanlar da bu ön eki atıp kente Smyrna demişlerdir.

Dosya:Kitab-i Bahriye izmir.jpg

İzmir kentinin tarihi

Eski İzmir kenti (Smyrna) körfezin kuzeydoğusunda yer alan ve yüzölçümü yaklaşık yüz dönüm olan bir adacık üzerinde kurulmuştu. Son yüzyıllar boyunca Meles Çayı’nın ve Sipylos Dağı (Yamanlar Dağı)’ndan gelen sellerin getirdikleri mil ile bugünkü Bornova ovası oluştu ve yarım adacık bir tepe haline dönüştü.

Şimdi Tepekule adını taşıyan bu höyüğün üzerinde Tekel Müdürlüğü’nün İzmir Şarap ve Bira Fabrikası’na ait numune bağı bulunmaktadır. 1955′ten beri yoğun gecekondu bölgesi olan bu çevrede İzmir’deki ilk yerleşim yeri olarak tespit edilen İzmir Höyüğü bulunur. Buradaki ilk kazılarda Türk Tarih Kurumu ile Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü”nün katkıları büyük olmuştur.

Batı Anadolu kıyılarındaki ilk yerleşimler -ki bunlar Troya Savaşlarından sonra kurulan Aiol, İon ve Dor kökenlidir- genelde küçük yarımadalar üzerinde kurulmuştur. Bunlar, Çandarlı (Pitanes), Foça (Phokaia), İzmir (Smyrna), Kilizman (Klazomenai), Milet ve İasos gibi yerleşimlerdir. Bunun nedeni yerleşim yerlerini kuran ve oturan insanların daha çok Hellenli ve den olmalarıdır. Böylece yarımada yerleşikleri hem iki limana sahiptiler, hem de kara denizden gelecek saldırılara karşı güvence içindeydiler. Elverişsiz havalarda limanlardan biri uygun olmadığı takdirde gemiciler diğer limanı kullanma şansına sahiplerdi. Bayraklı Höyüğü körfezin kuzeydoğu köşesinde, kuzeyine sarp kayalı Yamanlar Dağı’nı da alarak karadan gelecek saldırılara karşı rahat bir konumdaydı. Güneyi imbata açıktı. Eski İzmir yerleşimi yaklaşık 3000 yıl boyunca bu yarımada üzerinde ver aldı. M.Ö. 4. yüzyılın ikinci yarısında büyük nüfus artışı yüzünden bugünkü Kadifekale (Pagos) eteklerine taşındı.
Konak pier’den Pasaport’un görünümü
Konak üstgeçit

Neolitik-Tunç Çağları (M.Ö. 6500-1050) açıklama

En eski İzmir’in yerleşimi Bornova ilçesindeki Yeşilova Höyüğü’nde 2005 yılında yapılan kazılarda keşfedilmiş, İzmir kenti tarihinde bilinenden 3 binyıldan daha eskiye M.Ö. 6500 yıllarına kadar gidilmiştir. Yeşilova buluntuları İzmir’deki ilk yerleşimin Neolitik Çağda Bornova Ovası’nda başladığını, yerleşim sayısının Kalkolitik ve Tunç Çağlar süresince artarak devam ettiğini göstermiştir.

Symrna kazılarından elde edilen bilgiler ışığında Tunç Çağ evlerini höyüğün en üst düzeyinde denizden 3 ile 5 metre yukarıdaki kayalar üzerine oturtmuşlardır. Bu yerleşme Eski Tunç Çağı dönemine aittir. Bulunan çanak ve çömlekler Troya dönemi ve kültürüyle (M.Ö. 3000-2500) benzerlikler göstermektedir. Birinci yerleşim tabakasının üstünde Orta Tunç Çağı dönemi yer alıyordu. Burada bulunan keramik eserler Troya II kentinde ortaya konulan sanatsal eserlerle hemen hemen özdeştir (M.Ö. 2500-2000). Üçüncü yerleşme katı Troya VI ve Hitit dönemi ile çağdaştır (M.Ö. 1800-1ü50). Bu katta elde edilen büyük ve sağlam bir vazo, Afyon ve Uşak kentlerinin güneyindeki Beyce Sultan kazılarında elde edilen kapların çeşidindendir. Ayrıca birçok kap biçimi Orta Anadolu ile olduğu ölçüde Troya VI kap kaçağı ile de benzerlikler taşımaktadır. Bundan başka yine Troya VI’da gün ışığına çıkan `Minyas’ tipi vazolar Bayraklı’da da ele geçmiş, bir de 4-5 Myken seramik parçasına rastlanmıştır. Açılan sondajlar küçük olduğundan evler hakkında geniş bilgi elde edilememiştir. Tunç Çağı’nda İzmir `de yaşayan yerli halkın dili konusunda herhangi bir fikir elde edilmesi mümkün olmamıştır. `Minyas’ türü keramiğin ele geçmesi birçok Anadolu kentinde olduğu gibi, burada da 2. Binde Akalılâra (Achaioi: Myken) ait bir ticaret kolonisinin bulunduğuna ilişkin ipuçları verebilir.

Demir Çağı (M.Ö.)

Hititler Çağı’nda {M.Ö. 1800-1200) Anadolu’da yazı kullanılıyordu ve bundan ötürü o dönemde tarih çağına ulaşılmış bulunuluyordu. Ancak M.Ö. 1200′lerde Troya Vll ve Hititler başkenti Hattuşaş’ın Balkanlardan gelen kavimlerce yıkılmasından sonra Orta ve Batı Anadolu yeniden yazısız ve karanlık bir çağa, Demir Çağı’na girdi. Demir Çağı, Anadolu’da yazının yeniden kullanılması ile Frigya Krallığı’nda M.Ö. 730, geri kalan Orta ve Batı Anadolu’da ise M.Ö. 650 yıllarına kadar sürmüştür,

Kazılarda fazla miktarda çıkarılan keramik ürünlerden anlaşıldığına göre, Demir Çağı boyunca Eski İzmir’de Hellas’tan göç eden, Aiolller ve İonlar yaşıyordu. Yarımadada yerli halkın yaşadığına dair herhangi bir bulguya ise rastlanmamıştır. Bayraklı Höyüğü’nün M.Ö. 1050 yıllarında kurulmaya başlayan yerleşmesinin Hellas kökenli olduğu anlaşılmaktadır.

400 yıl devam eden bu ilkel dönem boyunca başlıca beş yerleşme katı saptanmıştır. Bunlar :

* 1. Aiol yerleşmesi (M.Ö. 1050-M.Ö. 1000)
* 2. Erken, Orta ve Geç Protogeometrik yerleşme (M.Ö. 1000-M.Ö. 875)
* 3. Erken ve Orta Geometrik yerleşme (M.Ö. 875- M.Ö. 750)
* 4. Geç Geometrik yerleşme (M.Ö. 750-M.Ö. 675)
* 5. Subgeometrik yerleşme (M.Ö. 675-M.Ö. 650)

Söz konusu beş tabaka denizden 6,40 metre yükseklikte başlamakta ve 9,50 metrede son bularak 3 metre kalınlığında bir tabaka oluşturmaktadır. Kazılarda elde edilen Aiol keramiği Submyken orijinlidir. Protogeometrik ve Geometrik stildeki kap-kaçak ise genelde Attika vazoculuğunun bir devamıdır diyebiliriz.
İzmir Kordonboyu’ndan Bir Görünüm

Demir Çağı boyunca İzmir evleri, büyüklü küçüklü tek odalı yapılardan oluşmakta idi. Gün yüzüne çıkarılan en eski ev M.Ö. 925 ile M.Ö. 900′e tarihlenmektedir. İyi korunmuş halde ortaya çıkarılan bu tek odalı evin (2,45 x 4 m) duvarları kerpiçten, damı ise sazdan yapılmıştı. Erken Geometrik dönemden itibaren (M.Ö. 875′ler) bu tek odalı evler at nalı biçimli bir avlunun üç bir yanını çevirmekte idiler.

Eski İzmir’liler kentlerini M.Ö. 850′lerde kerpiçten yapılmış kalın bir surla korumaya başladılar. Bu tarihten itibaren Eski İzmir’in bir kent devlet kimliği kazanmış olduğu söylenebilir. Kenti ‘Basileus’ adı verilen bir beyin idare ettiği olasıdır. Göçleri gerçekleştirenler ve kent ileri gelenleri soylu tabakayı oluşturuyordu. Kent duvarları içinde yaşayan nüfus olasılıkla bin kişi civarındaydı. Geç Geometrik ve Subgeometrik seramikle açıklanan dönemde (M.Ö. 750-650) ise yarımadanın nüfusu daha kalabalık olup belki de 1500 kişiyi aşıyordu. Kent devlete ait halkın büyük bir bölümü civar köylerde yaşıyordu. Bu köylerde, bu çağdaki Eski İzmir’in tarlaları, zeytin ağaçları, bağları, çömlekçi ve taşçı işlikleri yer alıyordu. Geçimi tarım ve balıkçılıkla sağlanıyordu.

Kentin en önemli kutsal yapısı Athena Tapınağı idi. Bu tapınağın günümüze değin korunan en eski kalıntısı M.Ö. 725-700 yılları arasına tarihlenmektedir. Daha önceki dört dönemde (M.Ö. 1050- 750), büyük bir olasılıkla yine Tanrıça Athena’ya tapınılıyordu, ancak o tarihlerde kadın tanrıçanın heykeli herhalde küçük bir niş (naiskos) içinde bulunuyordu. Bilindiği gibi Homeros’un destanı İlias, Aiol ve İon lehçelerinin karışık olduğu bir dille yazılmıştır. Bu nedenle dünya tarihinin bu çok önemli destansı yapıtı büyük olasılıkla bu iki lehçenin konuşulduğu sınır bölgesi olan İzmir’de oluşturulmuştur. Nitekim Hellenistik dönem İzmirlileri Homeros için ‘Homeraion’ adlı bir yapı inşa etmişlerdir.

Parlak Dönem (M.Ö. 650-545)
Cumhuriyet meydanı
Kordonboyundan görünüş.
İzmir, Konak’ta Türk Fırkateyni

Eski İzmir’in parlak dönemi M.Ö. 650-545 yılları arasına denk düşer. Yaklaşık yüzyıl süren bu süre, bütün İyon uygarlığının en güçlü dönemini oluşturur. Bu dönemde Miletos’un liderliğinde Mısır’da, Suriye ve Lübnan’ın yavuz kentiBatı kıyılarında, Propontis’te (Marmara Bölgesi), Pontus’ta (Karadeniz) koloniler kurulur ve Doğu Hellen dünyası kıta Yunanistan ile rekabet ederek birçok alanda ve konuda onun yerini almaya başlamıştır. Bu dönemde İzmir’in tarımcılıkla yetinmeyip Akdeniz ticaretine de ortak olduğunu görmekteyiz. Bu dönem katlarında bulunan Fenike kökenli eserler, Kıbrıs kökenli heykel ve heykelcikler, Ön Asya ya da Akdeniz orijinli fayans figürcükler bu uluslararası ticaretin günümüze kalmış eserleridir.

Parlak dönemin İzmir’deki önemli belirtilerinden biri M.Ö. 650′den beri yazının yaygınlaşmaya başlamasıdır. Kadın tanrıça Athena’ya sunulan armağanların birçoğunda sunu yazıtları bulunmaktadır. Kent halkının sayısı fazla olmasa da bir bölümü okuryazardır. Kazılarda ortaya çıkarılan Athena Tapınağı (M.Ö. 640-580), Doğu Hellen dünyasının en eski mimarlık eseridir. En eski ve en güzel sütun başlıkları şu ana kadar İzmir’de bulunmuştur. Samos, Milet, Efes, Erythrai ve Phokaia’da çıkarılan sütun başlıkları M.Ö. 6. yüzyılın ikinci yarısından (M.Ö. 575-550) tarihinden önce değildir. Helken sanatının en özgün mimarlık öğeleri olan Aiol ve İon türü başlıklar ile İon ve Lesbos biçimi kymationlar (yaprak ya da yumurta şekilli mimarlık süslemesi) doğuşlarını Eski Izmir de gün ışığına çıkan ve büyük ölçüde Anadolu Hitit sanatından esinlenmiş olan bu başlıklara borçludurlar

Hellen Dünyasının çok odalı ev tipinin en eski örneği Eski İzmir de bulunmuştur. Gerçekten M.Ö. 7. yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olan iki katlı, beş odalı, ön avlulu çifte megaron, Hellenlerin bugün için bilinen, bir çatı altındaki en eski çok odalı evdir. Ondan önceki Yunan evleri yan yana dizilmiş megaronlardan oluşuyordu. Eski İzmir’in cadde ve sokakları daha 7. yüzyılın ikinci yarısında ızgara planlı idi, caddeler ve sokaklar kuzeyden güneye ve doğudan batıya uzanıyor, evler genellikle güneye bakıyordu .

İlerde M.Ö. 5. yüzyılda Hippodamos tipi adını alacak olan bu kent planı özünde Yakın doğuda çoktan biliniyordu. Bayraklı şehir planı bu tür kent dokusunun Batı dünyasındaki en erken örneğidir. İon uygarlığının en eski parke döşeli yolu Eski İzmir’de gün ışığına çıkarılmıştır.

Hellen dünyasının en eski sivil mimarlık eseri Eski İzmir’de 7. yüzyılın ilk yarısında yapılmış olan güzel taş çeşmedir. Bir zamanlar Yamanlar Dağı üzerinde yükselen Tantalos mezarı, tholos biçimli anıtsal mezarların güzel bir temsilcisidir. Tantalos tümülüsünün mezar odası adı geçen çeşmenin planında idi ve onun gibi Isopata tipi adını taşıyan yapı türünde idi, yani planı dörtgendi ve üstü bindirme tekniğindeki bir tonozla örtülü bulunuyordu. Tantalos mezarı adı ile anılan bu anıtsal eser Eski İzmir’de M.Ö. 520-580 tarihlerinde yönetimi elinde tutan basileusun ya da tyranın mezarı olmalıdır.

Eski İzmir’de, çömlekçi işlikleri, arkeoloji literatüründe “Oryantalizan” ya da “Friz Stili” adı ile anılan seramik türünün güzel örneklerini üretiyor, taşçı ustaları mimarlık eserlerinden başka anıtsal boyda heykeller ve heykelcikler yontuyor ve bütün bu sanat yaratılarının bir bölümü dış pazarlara sürülüyordu.

Bilindiği gibi M.Ö. 6. yüzyılın ilk yarısında o zamanki antik dünyanın kültür merkezi Batı Anadolu idi. Özellikle Milet’de tarihte ilk defa batıl inançlardan ve her çeşit din etkisinden kurtulmuş, özgür düşünceye dayalı bilimsel araştırmalar başlamıştı. Doğu dünyasının zengin bilgi ve deneyim hazinelerinden yararlanarak ve özellikle özgür düşünce yöntemiyle Thales, Anaksimenes ve Anaksimandros gibi doğa filozofları’ bugünkü Batı uygarlığının temellerini atmışlardı. Thales dünyada ilk defa bir doğa olayını, M.Ö. 28 Mayıs 585 tarihinde olagelen güneş tutulmasını oluşundan önce hesaplamıştır. Böylece kültür ve bilim alanında tarihin başlangıcından beri 2500 yıl boyunca Mezopotamya ve Mısır’ın elinde olan önderlik, Batı Anadolu’ya geçmiştir. Batı Anadolu bu önderliğini İranlıların Anadolu’yu işgal ettikleri 545 yılına değin korumuştur. Ancak İran işgali ile filozoflar, bilim adamları ve sanatçılar Atina’ya göç edince kültür ve ilim alanındaki önderlik Atina’ya geçmiştir.

Milet, Efes, Samos gibi İzmir de 6. Yüzyılın başlarında büyük olasılıkla düşünce ve bilim alanında önde gelen kentlerden biriydi. Ancak Eski İzmir M.Ö. 640-545 tarihlerinde döneminin en ileri kültür merkezlerinden biri olduğu halde daha sonraları önemini yitirdiği için, çalışmalarda eskisi hızını kaybetmişti. Eski İzmir’in edebiyat, şiir, tarih, felsefe ve bilim konularında ne düzeyde olduğu hakkında yeterli bilgi mevcut değildir. Mimarlık konusunda ise önemli bir merkezdi.

Herodotos, Eski İzmir’i Lidya kralı Alyattes’in aldığından bahseder. Kazılarda da bu olay M.Ö. 500 sıralarına tarihlenir. Kent ve Athena tapınağı tahrip olsa da İzmirliler M.Ö. 590 yıllarında tapınağı tekrar inşa ederler.

Daha sonra Persler tarafından 6. Yüzyılın ortalarında ele geçirilen kent. Bu olayla birlikte parlak devrini tamamlamıştır. Bu tarihten sonra Athena tapınağına hediye edilmiş hiçbir armağan bulunamaması da bu tahribatın önemli göstergelerinden birisidir.

Gerileme Dönemi (M.Ö. 500-300)

Athena Tapınağı M.Ö. 545 tarihlerinde terkedilmişse de yerleşim sürmüş, ancak bundan sonra 200 yıl kadar bir süre eski İzmir önemini ve işlevini yitirmiştir.

M.Ö. 5. yüzyıl boyunca küçük ancak zengin bir yerleşmenin yer aldığı Bayraklı Höyüğü M.Ö. 5. yüzyılın sonunda ve özellikle 4. yüzyıl süresince yoğun bir iskana sahne olmuştur. Bu dönemde, ortalarında büyük avlular olan biri 5, biri 8 ve diğeri 15 odalı olmak üzere üç ev gün ışığına çıkarılmıştır. Bunların, kenti idare eden ve muhtemelen dönemlerindeki Pers etkisine uyarak yakın civardaki Larissa’da olduğu gibi, birer tyran olan beylere ait olmaları akla yakın gelmektedir. Nitekim Yamanlar Dağı’nda hala kısmen korunmuş olan ve önemli kişilerin mezarları olması gereken düzgün krepisli birkaç 4. yüzyıl tümülüsü bu düşünceyi desteklemektedir.

Söz konusu merkezi avlulu büyük üç evden başka birçoğu megarondan bozma dörtgen planlı küçük evler bulunmuştur. Bayraklı höyüğünün bütün üst düzeyinin 4. yüzyıl boyunca evlerle kaplı olduğu söylenebilir. Öyle anlaşılıyor ki Anadolu’daki Pers işgali 4. yüzyılda gücünü yitirmiş ve İyon kentlerinin büyümesine neden olmuştur. Meydana gelen nüfus patlaması ile yüz dönümlük Bayraklı Höyüğü, İzmirlilere küçük gelmeye başladığından, M.Ö. 300 tarihlerinde Kadifekale (Pagos) eteklerinde yeni İzmir kenti kurulmuştur.

Roma İmparatorluğu dönemi (M.Ö. 333-M.S. 395)
Bergama Harabeleri

Büyük İskender’in İssos’ta (İskenderun) Pers Kralı Darius’u yenmesinden (M.Ö. 333) ve arkasından bütün doğuyu ele geçirmesinden sonra Hellen dünyası büyük bir refah çağına erişti. Kentler nüfus patlamalarına sahne oldu. Hellenistik Dönem’de İskenderiye, Rodos, Bergama ve Efes kentlerinden her biri 100 binin üstündeki bir nüfusa eriştiler. Küçük bir tepeciğin üzerinde kurulmuş olan eski İzmir kentinin duvarlarının içinde yalnız birkaç bin kişi yaşayabiliyordu. Bu nedenle en geç M.Ö. 300 sıralarında Kadifekale’nin eteklerinde, yeni ve büyük bir kent kuruldu.

M.Ö. 323 yılında Büyük İskender’in ölümü üzerine çıkan iç savaşta İzmir (zamanın ismiyle Symrna), önce Lysimakhos’un, sonra Lysimakhos’u M.Ö. 281 yılında yapılan Corupedion Savaşı’nda yenen Selevkoslar’ın kralı 1. Selevkos’un eline geçti. Selevkos egemenliği M.Ö. 190 yılında yapılan Magnesia (bugün Manisa) Savaşı’na kadar sürdü. Selevkoslar, Romalılar’a karşı kaybettiği bu savaştan 2 yıl sonra yapılan Apameia (bugün Dinar) savaşıyla Bergama Krallığı’na verildi. Bergama’nın egemenliği, Kral 3. Attalos’un ölümüne dek sürdü ve bu tarihte Romalılar’ın eline geçti ve Asya Eyaleti’ne bağlandı.

Tarihçi Strabon, Smyrna’nın kendi zamanında yani M.Ö. 1. yüzyıla geçiş sırasında en güzel İyon kenti olduğunu belirtmektedir. O dönemde kentin küçük bir bölümü Kadifekale’nin Pagos’un üzerindeydi. Büyük bölüm ise düz arazi üzerinde bulunan liman çevresine toplanmıştı. Ana tanrıçanın tapınağı ile gymnasion da bu hat üzerinde yer alıyordu. Caddeler düzdü ve tamamı büyük taşlarla düzgün bir biçimde kaplanmıştı. Aristeides, kentin doğu-batı yönünde uzanan iki ana yolunun (Kutsal yal ve Altın yol) bulunduğunu ve bu yollarla kentin , denizden gelen esinti ile serinlediğini anlatmaktadır. Strabon İzmir’de Homereion olarak adlandırılan bir stoanın varlığından söz eder (belki de bir perystil ev). Bu evin içinde Homeros’un bir heykeli bulunuyordu.
İzmir Agorasından bir görünüş

Roma Çağı’nda İzmir’de inşa edilen yapılar arasında, Kadifekale’nin (Pagos) kuzeybatı eteğindeki antik tiyatro ve batıdaki stadyumun her ikisinden de pek az iz kalmıştır. Diğer taraftan Smyrna Agorası oldukça iyi korunmuş olup, bugün kısaca Agora olarak bilinmektedir. Agoranın ölçüsü 120×80 metre uzunluğunda geniş bir avlusu vardı. Doğusunda ve batısında birer stoası vardı. Her iki yapı 1 7,5 m olup ikişer katlıydı. Ayrıca 28 m uzunlukta bir bazilika da mevcuttu. M.Ö. 2. yüzyılda Romalıların egemenliğine giren İzmir ikinci kez altın dönemini yaşamaya başlar. M.Ö. 88 yılında Pontus Kralı 6. Mithridates’in eline geçtiyse de 2 yıl sonra Romalılar şehri geri aldı.

İncil’de sözü edilen “Yedi Kilise”den bir tanesinin bulunduğu Smyrna Hıristiyanlığın gelişmesinde önemli bir rol oynar. İzmir’in ilk başpiskoposu olan Aziz Polikarp havari ve İncil yazarı St. John’un ilk müridlerinden biridir. Yaklaşık M.S. 70 yılında Anadolu’da doğmuş, inancından ötürü 23 Şubat 155 tarihinde, İzmir akropolü üzerinde bulunan stadyumda Romalılar tarafından yakılarak ölüme mahkum edilmiştir. M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, İzmir, sonradan Bizans İmparatorluğu olarak tanınacak Doğu Roma İmparatorluğu’nun bir parçası olur.

Dosya:Izmir Agora.JPG

Bizans İmparatorluğu dönemi

Bizans İmparatorluğu döneminde Araplar, Selçuklular, Haçlılar ve Cenevizliler kenti ele geçirmek için birbirleriyle savaşırlar. Kenti ilk önce Araplar 672 yılında denizden zaptedip İstanbul’a yaptıkları akınlarda bir üs olarak kullanırlar. Türkler İzmir’i ilk kez 1076′da Sulçuklu akıncılarından ve zamanla ilk büyük Türk denizcisi olacak Çaka Bey’in komutasında ele geçirirler. İzmir’den hareketle Ege Adaları ve Çanakkale Boğazı’na düzenlediği akınlarla Bizanslılara korku salan Çaka Bey’in ölümünden sonra Bizanslılar kenti 1098′de geri alırlar ve şehrin kıyı tarafı 1204 yılında Rodos Şovalyeleri’nin eline geçer. 1310′da Aydınoğlu Umur Bey tüm şehri ele geçirir. 1344 yılında Cenevizliler kıyıdaki St. Peter kalesini ele geçirirler. Cenevizliler aşağı kenti kontrollerinde tutarken Aydınoğulları Beyliği yukarı kentte (Kadifekale) hakimiyet kurar. Gavur İzmir deyimi o dönemden kalmadır ve Cenevizlilerin elinde kalan aşağı kenti tanımlamak için kullanılmıştır. 14. yüzyıl ortalarında St. Peter kalesi ve aşağı kent bu kez Rodos Şövalyeleri tarafından ele geçirilir. Bu arada Osmanlı Devleti 1398′de İzmir üzerinde hakimiyet kurdu. Ankara Savaşı’nı kazanarak Osmanlı Devleti’ni mağlup etmiş olan Timur’un 1403′te bizzat komuta ettiği Moğol ordusu kenti istila edip, St.Peter Kalesini yerle bir eder. Bu fetih Timur’un Hristiyan güçlere karşı yapmış olduğu tek savaş olması nedeniyle ayrıca önemlidir. Osmanlı Devleti’nin toparlanmasından sonra 1422 yılında II. Murat kenti zapteder ve İzmir bundan sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olur.
Piri Reisin Kitab-ı Bahriye kitabında İzmir körfezi

Osmanlı İmparatorluğu dönemi
Osmanlı idaresinin ilk yüzyıllarında ikinci derece bir sancak olan İzmir’in İlk Osmanlı yöneticisi Karasubaşı Hasan Ağa’dır. İzmir 1605-1606 yıllarında Celali İsyanları kapsamında Arap Sait ve Kalenderoğlu ayaklanmalarına sahne olmuştur. Ancak kent, Osmanlı İmparatorluğunun 1620 yılında yabancılara tanıdığı kapitülasyonlardan sonra giderek İmparatorluğun en önemli ticaret merkezlerinden biri haline gelir.

1619′da Fransız, 1620′de İngiliz konsoloslukları açılır. Bu arada şehrin nüfus yapısı da değişmeye başlar. 16. yüzyıl kaynakları İzmir’de 19 cami, 18 havra ve sadece 1 Rum Ortodoks kilisesi bulunduğunu, kentin 9 mahallesinden sadece birinde Hristiyanların yaşadığını belirtmektedir. Dolayısıyla, o dönemde şehir merkezinde Müslüman-Türkler çoğunlukta, önemli ve köklü bir Musevi cemaati mevcut (Sabetay Sevi 17. yüzyılda İzmir Musevi cemaatinin içinden çıkmıştır) ve Hrıstiyan Rumlar azınlıkta olmalıdır. Evliya Çelebi de, 1672′de İzmir’i ziyaretinde, nüfus yapısındaki değişimin ilk gözlemlerini kaydeder ve Punta (Alsancak) mahallesinde giderek artan sayıda yerli gayrimüslimlerin, Levantenlerin ve Batılı tüccarların yoğunlaştığını yazar. İzmir’de 1676′da yaklaşık 30 bin kişinin öldüğü bir veba salgını, 1742′de şehrin yarısının yandığı büyük bir yangın olur. Osmanlılarca İzmir’e paşa düzeyinde yapılan ilk atama, 1707′de yabancı tüccarlarca düzenlenen Buca ayaklanması ndan sonra 1716′da tayin edilen Köprülü Abdullah Paşa’dır. 18. yüzyıl ve 19. yüzyıllarda kent Fransız, İngiliz, Hollandalı ve İtalyan tüccarların gözdesidir. Bu gelişmeye paralel olarak, eyalet merkezi (Aydın eyaleti) önce 1841′de geçici olarak, sonra da 1850′de temelli İzmir’e aktarılmıştır. Aynı yıl Sultan Abdülmecit, 1863′de de Sultan Abdülaziz İzmir’i ziyarete gelmişler, 1871′de kurulan belediyenin ilk başkanı da Yenişehirlizade Ahmet Efendi olmuştur. Çokuluslu bir ticaret şehri haline gelen ve servet birikimi yaratarak metropolleşen İzmir civarında aşayişi korumak herzaman zorlu bir uğraş olmuştur. Bu bağlamda, bölgenin ünlü Rum eşkiyalarından Katırcı Yani 1853′de Buca’da yakalanabilmiş, başta Çakırcalı Mehmet Efe olmak üzere, efeler ve eşkiyalar İzmir’e özel ilgi göstermişler, çoğu kez resmi görevlilerden, yerli, levanten ve yabancı tacirlerden ve azınlıklardan oluşan çetrefil bir ilişkiler ağı içinde rol oynamışlardır.

İzmir I. Dünya Savaşından sonra 15 Mayıs 1919′da Yunan ordusu tarafından işgal edilir. Bu işgal 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir’in Kurtuluşu ile sona erer. Ancak, İzmir 13 Eylül 1922 sabahı tarihinin belki de en büyük felaketlerinden birini yaşamaktan kurtulamaz. Basmane semtinde başlayan yangın 2.600.000 metrekarelik bir alanda 20.000′den fazla ev ve işyerini tahrip eder. Bu yangın ne yazık ki kentin geleneksel alanının dörtte üçünü tahrip etmiştir. Fakat yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte İzmir zümrütü anka kuşu gibi kendi külleri içinden yeniden doğmuştur. Yangın alanında bugün İzmir Enternasyonal Fuarı bulunmaktadır.

İzmir’in Gezilecek Yerleri

İzmir Saat Kulesi
Sultan 2.Abdülhamit’in tahta çıkışını 25. yıldönümüne yetiştirilmek üzere 1901′de bazı parçaları yurt dışından getirilerek bir Belçika firmasının projesiyle inşa edilen kulenin saati ise Alman İmparatoru 2.Wilhelm tarafından hediye edilmiş. 25 metre boyundaki mücevher görünümlü İzmir Saat Kulesi’nin mermer kubbeli çeşmeleri ve dört giriş üzerinde 68 sütunu bulunuyor. İki katın çevresi sekizgen balkonla çevrili ve sekizgen planlı kuleyle yükseliyor. Osmanlı armalı, Sultan Abdülhamit tuğralı kulenin metal çatısı 12 sütunlu, zirvesi ise âlemle nihayetleniyor. 1985 yılında ışıklandırılıp, İzmir Belediyesi’nce bakımı yapılan kulenin saati de Elektronik sisteme dönüştürülmüş.
Belediye binası ve Konak Cami ile çevrili Saat kuleli meydan, Konağı, Alsancak’ı, Karşıyaka’ya bağlayan durumuyla günümüzün yoğun araç ve yaya trafiğine sahne oluyor. İzmir’in başlıca alış veriş merkezi konumunda ki Konak Kemeraltı Çarşısı, cadde, sokak, pasaj ve galerili tarihi hanlarıyla ziyaretçilerini derinliklerine doğru çekerken, biz meydandan sahil yönünü Güzelyalı yönünde takip ederek İzmir’in bir başka simgesi olmuş asansörle bütünleşen Asansör semtine geliyoruz.

Asansör
Denizin doldurulup düzenlenmesiyle yepyeni bir gezi ve yeşil alana kavuşmuş olan sahil yoluna paralel iç yol uzun boylu çok katlı apartmanların gölgesinde kalsa da, iki katlı, cumbalı, saçaklı, eski İzmir evlerine burada da rastlanıyor. Asansör sokağına geldiğinizde ise bu tip evler çoğalıyor ve karşınıza Asansör’den önce bir zamanların unutulmaz şarkıcısı “Deniz ve Martı sordular seni neredesin. Nasıl derim terk etti, bırakıp gitti” şarkı sözleri ile hatırlayacağınız parçanın sahibi 302 sokakta Dario Moreno’nun müze evi çıkıyor. Bu nostaljik anı tazelemenin sonrasında tarihi asansör, dev bir anıt gibi karşınızda dikiliyor. Asansörle çıkacağınız noktada hiç işiniz olmasa bile, içinizden hemen binip yukarı çıkmak için sabırsızlanabiliyorsunuz. Asansör’ün girişi, kitabesi, kapısı sizi yıllar öncesine götürüyor. Bilet alıp bindiğiniz kabinlerde yükselirken camlı bölümlerden körfeze yüksekten bakmaya başlıyorsunuz. Dikine çıktığınız, kısa yolculuklu noktada ki platform ise doyumsuz güzellikte panoramaya sahip. 1907 yılında hizmete giren asansör 40 metre yüksekliğinde. İzmirli tüccar Şerif Remzi Reyent tarafından satın alınmış. 1973 yılında ölen Reyent’ten varisi Ayla Ökmen’e kalan asansör, 1983 yılında satılmaması koşuluyla İzmir Büyük Şehir Belediyesine bağışlanmış. Yıllarca Mithatpaşa Caddesi ile Halil Rıfat Paşa Caddesi arasında yaya bağlantısı sağlanan ve restore edilen asansörde İzmir’e hâkim manzaralı Ceneviz meyhanesi, restoran, çay teraslarında hoş vakit geçirme olanakları bulunuyor.
Ayrılması zor mekândan tekrar aşağı iniyoruz. Göztepe yönüne sahil yoluna devam edersek Önce Göztepe Atatürk Evi dikkat çekiyor.
Tarih 9 Eylül 1922 Mustafa Kemal 30 Ağustos zaferini kazanmış. İzmir’e o gün giriyor. İzmir karargâhında yorgunluk, heyecan, mutluluk, şaşkınlık hepsi var. Müttefiklerin delegeleri, zaferi kazanan komutanın kapısında sıra bekliyor. İşte tam bu sırada yaverlerin odasına sırasız, izinsiz bir kadın dalıyor. Gelen genç hanım İzmir’in ünlü iş adamlarından Uşakizade Muammer Bey’in kızı. Herkes dışarıda beklerken, adı Latife olan bu genç hanım muzaffer komutanın yanında bir saat kalmayı başarmış. “Uşakizadelerin evinin Paşaya iyi bir karargâh olacak vasıfta olduğunu ısrar ile tekrar tekrar anlatıp oradan ayrılmış. 13. Eylül 1922 gecesi unutulmayan İzmir yangını başlıyor. O gün çevresinde ki birçok yakını İzmir karargâhından çıkmasını ve başka bir yere yerleşmesini isterken özellikle İsmet ve Fevzi Paşaların ve yaverlerin ısrarıyla Mustafa Kemal, Uşakizade Muammer Bey’in Göztepe’de ki köşküne gitmeyi kabul ediyor. Ve 13 Eylül’den 29 Eylül’e kadar orada kalıyor. Bu şekilde yeni İzmir karargâhı Muammer beyin evi oluyor.
Mustafa Kemal bu köşke 27 Ocak 1923′te tekrar geliyor. Bu kez geliş nedeni ise bambaşka oluyor. Büyük komutan evin kızına, Latife Hanım’a evlenme teklifi yapıyor. 27 Ocak 1923. sonunda Paşa ve Latife hanım Muammer Beyin Beyaz Köşkünde buluşuyorlar. Genç kız Mustafa Kemali görmenin keyfiyle” Sizi çok özledim, çok özledim” diye duygularını dile getirirken, Mustafa Kemal de kendine özgü davranışıyla evlenme teklifini açıklıyor. ” İyi öyleyse” demiş Paşa ve devam etmiş. “Mutabıkız. Demek ki evleniyoruz.” Araya giren düğün, dernek töreni sonrası Mustafa kemal 29 Ocak günü Latife Hanımla aynı evde kıyılan nikâhla evleniyor. Tarihler 18 Şubat 1923 de evliliklerinin 19. günü, İzmir’den ayrılıp Ankara’ya doğru yola çıkıyorlar.

Göztepe’den devam ediyor bir başka ünlü mekâna geliyoruz. Burası Termal kaplıcaları, şifalı suları ile ünlü Balçova’ya bu defa teleferikle çıkma imkânı bulabiliyoruz. Yol aynı doğrultuda İnciraltı, Çeşme’ye uzanıyor, bu ilçeleri ayrı bölümlerde işlemek Büyütmek için Tıklayınüzere tekrar Konak meydanına dönüyoruz. Bu defa sırtımızı Karşıyaka’ya deniz yoluyla bağlantı sağlayan iskeleye dönüp varyantı tırmanarak İzmir geneline geniş bir panoramadan bakma imkânı sunan yüksekliklere ulaşıyoruz. Yol üzerinde bir başka uğrak noktamız ise göz okşayan eserlerin sergilendiği, İzmir’in tarihi, geçmişi hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlayan İzmir Arkoloji Müzesi oluyor. Sahile iniyor, çift katlı yollar, geçitlerle düzenlenen cami ve saat kulesinin yanından kordon boyuna doğru yürüyoruz.
Son birkaç yıl içinde deniz dolgu çalışmalarıyla denizden hayli uzaklaşan kordon boyu restoran ve kafeleri, kordona açılan tüm sokakları, gece, gündüz tüm cazibesi, sokak yaşantısıyla ilgi çekmeye devam ediyor.
I. ve II. kordon, alımlı ve bakımlı, modayı yakından takip eden şık ve modern bayanları, yakışıklı gençleri ile defile yapılan podyumları aratmıyor.
Sahil boyunca uzanan banklar dinlenme, yürüyüş ve doyumsuz gün batımını izleme olanağı, davetkâr konumları ile sevgililere kucak açıyor.
Akşamın erken saatlerinden itibaren kahkahaların, koyulaşan sohbetlerin odak noktası olan kordon restoran ve birahaneleri, müdavimlerin her akşam toplandığı yerler olarak rağbet görüyorlar. Biralar, patates, tavalar, midye dolmalarla başlayan akşamlar, Ege sofra kültüründe yer alan sayısız zeytinyağlılar, otlu mezeler, çipura, levrek, trança balıkları ile anason kokusuna karışıyor. İzmir’in 150 yıllık geçmişe sahip, 2003 yılının aralık ayında faaliyete geçen günümüzün en trendy mekânı Konak Pier, sportif faaliyetleri, restoranları, mağazaları, sergi ve sinema salonları büyük rağbet görüyor. Osmanlı döneminde gümrük binası olarak inşa edilen ve farklı mimarisi ile dikkat çeken dev yapı farklı bir alış veriş merkezi olarak hizmet veriyor.

Atatürk Evi Müzesi
Kordon gezisi sırasında gezebileceğiniz bir başka müze daha bulunuyor.
İki katlı müze evin geçmişteki hikâyesi şöyle.
16. Haziran 1926 Mustafa Kemal ve İsmet İnönü İzmir’de Naim Palas oteline geliyorlar. Bu otel 1875 – 1880 yılları arasında halı tüccarı Tekfor Efendi tarafından ev olarak yaptırılmış. Türkler İzmir’i kurtarıp Yunanlıları geri gönderince Tekfor Efendi de İzmir’i terk etmiş. Onun evi de birçok ev gibi hazineye kalmış. Kısa bir süre değişik işler için kiralanan binayı sonunda hazine Naim Bey isimli bir iş adamına otel yapılması koşuluyla kiralamış. 1926 yılında ise İzmir Belediyesi binayı satın almış içini özenle donatarak Mustafa Kemal’e hediye ediyor. Paşa o sıralar İzmirli eşinden ayrılmış ve onun İzmir de rahatça kalabileceği bir evi bulunmuyor.
Mustafa Kemal 1903 -1934 yılları arasında İzmir’e sık sık geliyor ve bu evde kalıyor. 1934 yılında ki gelişinde beraberinde, resmi konuğu İran Şahı Rıza Şah Pehlevi de bulunuyor. İki gece İzmir’de kalıp, oradan Balıkesir’e gidiyorlar. Atatürk’ün ölümünden sonra ev bu ev kız kardeşine devredilmişse de, İzmir Belediyesi müze yapmak üzere almış. 11. Eylül 1941 yılında düzenlemesi biten müze, törenle halkın ziyaretine açılmış. 1962′de Atatürk İl Halk Kütüphanesi ve İzmir Şehri Atatürk Müzesi adını alan bina, 1972′de bir kez daha Maliye Bakanlığı aracılığı ile İzmir Arkoloji Müzesine devredilmiş. 29 Ekim 1987′de yeni bir restorasyondan sonra adı bu kez de Atatürk Etnografya Müzesi olan bina içinde ki eşyalar yeni kurulan etnografya Müzesine taşınınca bina yeniden sadece Atatürk’e ait eşyalarla Atatürk Müzesi adıyla yaşama dönüyor.
İki katlı evin alt katında uzun ve büyük bir salon yer alıyor. Burada üzerinde çini plakalar, Shakspeare’in eserlerinden sahneler, kitaplıkta ansiklopediler, heykeller, tablolar bulunuyor. İkinci katta ise Ata’nın yatak odası, konuk yatak odaları, koruma odaları, bekleme, kabul, yemek odaları, banyolar yer alıyor.

Atatürk Heykelli Cumhuriyet Meydanı
İzmirlilerin tüm etkinliklerde bir araya geldikleri, sevinçleri, kutlamaları, üzüntüleri paylaştıkları, sembolik te olsa çevresinden faytonların geçtiği Cumhuriyet meydanı önünde yer alan ve sahil dolgu çalışmalarıyla yeniden düzenlenen, genişletilen kordan boyunda yürüyoruz. Gün batımında şiirsel güzelliğe bürünen sahil boyunca uzanan palmiyeler arasında ki tarihi yapıları keyifle seyrederek iç kısımlara doğru yönleniyor, Türkiye’nin uluslar arası en büyük Fuar alanına geliyoruz. Birçok kapısıyla ziyaretçilere kucak açan İzmir Fuarı aynı zamanda İzmir’in içinde birçok aktiviteye imkân veren nefes borusu konumunda. Her yıl 9 Eylül de dünyanın çeşitli ülkelerine ev sahipliği yapan fuar pavyonları, stantları, gazinoları, lunapark’ı eğlence mekânları ile milyonlarca ziyaretçi ağırlıyor. En son teknolojik yeniliklerle bilgilenenler, eğlence mekânlarında eğlenenler, renk ahenk ışıklandırılan fıskiyeli havuzlarda suların dansını izleyerek sıcak İzmir gecelerinde serinliyorlar. İzmirlileri serinleten bir başka armağan ise akşamları esme saati sabırsızlıkla beklenen meşhur “imbat” rüzgârı. İzmir Körfezini, limanı solumuzda bırakıp karşı kıyıya yöneliyor, İzmir’i seyretmenin en güzel sahil bandı olan Karşıyaka’ya geliyoruz. Körfezin kötü kokusundan ve renginden eser kalmamış. Sahil boyunca uzanan Çin Seddi’ni anımsatan binalara burada da rastlanıyor. Omuz omuza vermiş apartmanların, numaralı, planlı sokakları üzerinde nadir de olsa eski yapı köşkler, dikkat çekici estetik evler görülebiliyor. Sahil yolu son yıllarda yapılmış Emlak Bankası Evleri, sitelerine dek Bostanlıya (Papaz) uzanıyor. Karşıyaka sakinleri bu nezih semtin palmiye ağaçlarının süslediği kıyı boyunca gecenin geç saatlerine kadar yürüyüşler, fayton gezileri yapıyor, sahil kafe ve pastanelerde İzmir’in doyumsuz güzelliğini seyrediyorlar. Karşıyaka’nın en hareketli yeri, alış veriş merkezi olarak vapur iskelesi ve çevresi olduğu gözleniyor.
Yalı caddesi İskele karşısında bulunan 22 numaralı öğretmenler lokali ise Atatürk’ün şerefine verilen bir baloda dans ettiği bir mekân olarak anılıyor. Bina içi Atatürk fotoğrafları ile süslenmiş. Yine Karşıyaka tren yoluna paralel gittiğimizde Atatürk’ün anılarını taşıyan bir başka ev olan Uşaklıgil Konağı yer alıyor. 1879 numaralı sokakta ki 31 no lu eve Atatürk Latife Hanım ile evlendikten geliyor ve sonra bu evde kalıyor. Evin bahçesinde bulunan ve günümüze dek baş başa vermiş olarak uzayan iki çam ağacının birini Latife Hanım birini Atatürk’ün evlendikleri zaman kendi elleriyle diktikleri biliniyor.
Karşıyaka da bir başka ziyaret yeri Atatürk’ün annesi Zübeyde hanım’ın kabri bulunuyor.
İzmir’in gezilecek yerleri sadece yazılanlarla sınırlı değil. Kadifekale’ye çıkmak, Bayraklı’da İzmir’in İlk kurulduğu antik kalıntıların gün ışığına çıkarıldığı alanları gezmek, Bornova’da bulunan Ege Fen Fakültesi Tabiat Tarihi Müzesi galerilerinde tarihi yolculuğa çıkmak, İzmir Kuş Cennetinde flamingoları, balıkçıl kuşları görmek, köşklerden fuar alanında paraşüt kulesine çıkmaya, hayvanat bahçesini gezmeye varıncaya dek görülecek, gezilecek, yaşanacak birçok yer, birçok güzellik bulunuyor. Bu nedenlerle İzmir, Egenin incisi güzel İzmir olarak anılmayı fazlasıyla hak ediyor.

Not: Atatürk Müzeleri ile ilgili bilgiler Nezihe Aras ve Haluk Özözlü’nün hazırladığı “Atatürk Evleri” adlı kitaptan yazılmıştır.

İZMİR MÜZELERİ

İzmir Arkoloji Müzesi
Varyant – Konak Tel. 0232.489 07 96

İzmir Etnografya Müzesi
Varyant – Konak Tel: 0232. 489 07 96

İzmir Atatürk Müzesi

Atatürk Cad.- Alsancak Tel: 0232. 464 80 85

İzmir Tarih ve Sanat Müzesi

Kültürpark – İzmir Tel: 0232. 445 78 76

Ahmet Priştina Kent Tarihi ve Arşivi Müzesi
Şair Eşref Bulvarı – Çankaya Tel: 0232. 441 61 78

İzmir Ticaret Tarihi Müzesi
İzmir Ticaret Odası – Pasaport Tel: 0232. 498 46 06

Cumhuriyet Eğitim Müzesi
305 sk. – Karataş Faks: 0232. 489 94 84

Resim Ve Heykel Müzesi
Kültürpark- Eski İtalyan Pavyonu Tel: 0232. 441 41 92

Ü.Baradan Devlet Çocuk Müzesi
Varyant – Konak

E.Ü.Botanik Bahçesi
Ege Üniversitesi – Bornova Tel: 0232. 342 47 88

E.Ü. Tabiat Tarihi Müzesi
E.Ü. Kampusu – Bornova Tel: 0232. 388 26 01

Selçuk Yaşar Resim Müzesi
Cumhuriyet Bulvarı – Alsancak Tel: 0232. 422 65 32

Demiryolu Müzesi
Atatürk Cad. Alsancak Gar karşısı Tel: 0232. 464 31 31


Yazar Hakkında

tatil rehberi

tatil rehberi

Hakkında: yüreğinin hissetmediği her yer uzaktır
Kimlik kartı

Bir Cevap Yaz

İsim (gerekli)

E-mail (gerekli)
Web Site

bu yorum benim, kurallara uygun. Lütfen göndermeden önce kutuyu işaretleyin. Teşekkürler.