üye ol Üye Girişi Söyle Sözünü Anasayfa Yukari Çik
Bilgi Paylaştıkça Büyür

Karaköy – İstanbul

Karaköy, İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde bankalarıyla ünlü en eski ticaret merkezlerinden biridir. Eski Antik Galata semtinin modern adıdır. Tarih boyunca liman ve ticaretin merkezi olma özelliğiyle ön plana çıkmıştır. Boğazın Avrupa tarafında Haliç’in ağzında yer alır. Karaköy, şehrin çok tarihsel bölgelerinden ve en eskilerinden biridir. 19. yüzyılın son çeyreğinde Osmanlı Devleti’nin finans merkezi haline gelmişti. Bugün ise, önemli bir ticaret ve ulaşım yeri merkezidir.

Bölge Karaköy Meydanı’ndan kendisini çevreleyen semtlere bağlanır. Güney batıda Galata Köprüsü Karaköy’ü Eminönü’ne bağlar. Tersane Caddesi batıda Azapkapı’ya, Voyvoda Caddesi kuzeybatıda Şişhane’ye,Yüksek Kaldırım Caddesi kuzeyde Beyoğlu’na, Kemeraltı ve Necatibey Caddesi kuzeydoğuda Tophane’ye açılır. Ticari bölge 19. yüzyılda bankaların ve sigorta şirketlerinin orijinal toplanma yeriydi. Bugün ayrıca mekanik, elektrik, su tesisatı, musluk, boru araç gereçleri ve elektronik yedek parçacıların yurdudur.

Karaköy Tarihi

Karaköy, Bizans zamanından beri bir liman alanına sahipti. Haliç’in kuzey sahili yerleşim için ayrıydı. Yaklaşık 1000 civarında, Bizans İmparatoru Cenova’lı tüccarlara bu bölgede yerleşme ve iş yapma iznini vermiş ve garantilemişti. Cenovalı’lar kendilerini ve ambarlarını korumak için dayanıklı istihkamlar yaptılar. Ceneviz duvar kalıntıları hâlâ görülebilir. Fakat Galata Kulesi onların içinde görülebilen duvarlardaki en yüksek ve en kuvvetli noktadır. 15. yüzyılda Galata bir İtalyan şehrine benziyordu.
Karaköy ve Galata Kulesi

1453′de Constantinople’un fethinden sonra, bölge üç yerleşim kategorisine sahipti:

Ceneviz, Venedik ve Katalan tüccarları; Ceneviz ve Osmanlı vatandaşları ve Yunan, Ermeni, Gürcüler ve Yahudi ler. Nüfus kompozisyonu kısa zaman içinde değişti. 1478 nüfus sayımına göre bölgenin hemen hemen yarısı Müslüman idi.

1500 yılındanden itibaren, daha çok İspanyol engizisyonundan kaçan Sefarad Yahudileri buraya yerleşti. Karaköy, 1854-1856 Kırım Savaşı için buraya savaşmaya gelen Hıristiyanların 2. akınına maruz kaldı. Savaş için gelen İngiliz, Fransız ve İtalyan birleşik güçlerinin akınıydı. Rıhtım eksikliği, ordunun ve askeri ekipmanlarının boşaltılmasını zorlaştırdı. Bir Fransız şirketi 1879 da Karaköy’e bir iskele yapmak istedi, ancak 1895 yılında bitirilecekti.

19. yüzyılın son on yılında Karaköy kendini bankacılık bölgesi olarak geliştirdi. Osmanlı Bankası buraya kendisinin merkezini kurdu. İtalyan ve Avusturya sigorta şirketleri şube ofislerini açtılar.

20. yüzyılda ticaret aktivitesinin artması ile liman gümrük binaları, yolcu terminali ve deniz antreposu ile genişledi. Karaköy ayrıca, iskele boyunca yer alan Yunan tavernaları ile meşhur hale geldi. 1917 sonrası Bolşevik Devriminden kaçan binlerce Beyaz Rus bu alana geldi ve yerleşti.

21. yüzyılda Karaköy İskelesi lodostan dolayı battı.

Gezilecek Yerleri

Şehir arenasının bir ayağı Eminönü ise diğer ayağı da kuşkusuz Karaköy. Nasıl tahtacılar, sobacı, mangalcılar Tahtakale, kumaşçılar Sultanhamam, kitapçılar Cağaloğlu’nda toplanmış iseler, bankalar, hırdavatçılar, elektronikçiler de Karaköy’de toplanmış. İstisnalar yok mu derseniz var tabii hem de başka yerde olmayanlar bile burada. Çok özel yerler olduğu gibi, çok da farklı güzellikleri bir arada barındıran, geçmişi çok eskilere dayanan tarihi bir semt Karaköy. Karaköy’den başlayıp Kabataş’a doğru uzanacağız, hem alış veriş yapacak, hem kültürel, hem turistik, hem de lezzetli bir geziye çıkacağız. Kahvaltılıklar, çikolatalar, baklavalar ve daha neler neler.
Karaköy Meydanına açılan Yüksek Kaldırım yokuşu, yanı başında, paralelinde, hatta bankalarıyla ünlü Bankalar Caddesinde ilk basamakları bulunan Komando Merdivenleri sizi Galata Kulesine, dolaysıyla Beyoğlu’na taşır. Beyoğlu’na bir çıkış da tarihi tünelle olur ki onun da bir ayağı Karaköy de yer alır. Tünelin yan sokağında sıkışıp kalmış, birçoğumuzun telaştan mıdır bilinmez, gözümüzden kaçan Bereketzade Medresesi ve Camisi bulunur. Hanlar arasına sıkışıp kalmış medresenin bilhassa kapı tokmağı ve cephesinde bulunan zarif kuş evi görmeye değer güzellikler taşır. Çevre Unkapanı’na doğru alet edevat, hırdavat, banyo, mutfak aksesuarları satanlarla doludur. Dükkânlar, çarşılar, işporta tezgâhları, ilginç testereler, tornavida, matkap uçları, çekiçler, klozetler, mutfak dolapları, kilit çeşitleriyle doludur. Banyo küvetleri de vardır, iş eldiveni, tel kafesler, kürek sapları da. Kısacası her eve lazım bir şey mutlaka vardır, çeşitte istemediğiniz kadar boldur. Hiçbir şey almasanız mutlaka bir gün boya almak için de gidilir Karaköy’e, daha doğrusu Perşembe pazarı adıyla bilinen Haliç’e paralel sokaklara. Diyelim ki hırdavatla işiniz yok. Karaköy Meydanına açılan kapısıyla Selanik Pasajı’na bir gün işiniz düşer, ya çok sevdiğiniz elektronik aletinizin bir parçası için, ya da ne bileyim cızırtı yapan radyonuzun düğmesine sıkmak, temizlemek için sprey almak üzere elektronikçilere, Bankalar caddesinde ki elektrikçilere bir uğrarsınız. Burada ki dükkânlar aspiratör çeşitleri, lambaları, aplikleri ile gün boyu uğrak yerleridir. Yukarda belirttiğim gibi Karaköy’de yok yoktur. Büro malzemeleri, para kasaları, balık adam malzemeleri, şişme bot satıcıları, oltacılar hepsi buradadır. Laf arasında belirtmiş olayım İstanbul genelevi de burada hizmet vermektedir.

Köprünün Karaköy Ayağı
Şimdi Karaköy Meydanı’ndan deniz tarafına doğru geliyoruz. Galata Köprüsü bağlantı ayağı trafik akışı ve tramvay güzergâhı ile yeni ve hareketli bir görünüme bürünmesi bir yana, toprak seviyesinin altında da bir başka dünya yaşanır. İstanbullu Karaköy alt geçidini kullanır, yolun karşı tarafına, yani Perşembe Pazarı ile Necatibey Caddesi tarafına bu geçit ile geçer durur. Karaköy alt geçidi de Eminönü geçitleri geçişlerinde olduğu gibi deniz seviyesinin altına inildiği ender yerlerden biridir. Telefon, butik, parfüm, bahçe malzemesi, müzik seti, televizyon ve her bişey satıcıları ile doludur.
Karaköy sahilinin en güzel taraflarından biri kıyıdan şöyle karşıya doğru bakmak olabilir. Mesela neler gördüğümüze bir bakalım. Galata Köprüsünün üstü balık tutanlarla cıvıl cıvıl dır. Geri fonda Yeni Cami siluetiyle beraber iyi fotoğraf verir, ara sıra Eminönü’ne yanaşan şehir hatları gemileri ile renklenir. Köprü altından aniden çıkan bir römorkör sizi eski yıllara götürürken, Kadıköy’e çalışan dolmuş motorları da geçer, Haliç’e giriş çıkış yapan diğer teknelerde. Haliç’e giriş yapan büyük gemiler de olur ama onlar belirli günlerde köprünün gece açılış saatlerini beklerler, biz pek o saatleri görmeyiz. Köprünün Karaköy ayağında oturacak çeşitli meyhane, restoran, fast food türü büfeler, nargileciler de vardır.
Bir üst satırda hazır Kadıköy demişken, Kadıköy Karaköy arasında sefer yapan gemiler iki kıtayı birbirine bağlarken, gece gündüz milyonlarca yolcu taşınır. Seferlerden bazıları Haydarpaşa uğraklıdır. Bilin ki bu seferlerin çoğu tren yolcusu taşır. Tren yolcusu olanlara trene binince, belki Kars’a kadar İstanbul Karaköy anıları refakat eder. Bunu da nerden biliyorsun diyebilirsiniz. Bildiğim için yazdım.
Yıllar önce “Kömürlü Gemiler” konulu bir fotoğraf sergisi açmıştım Karaköy yüzer vapur İskelesi sanat galerisinde. Galerinin açılışının ilk sergisiydi. Gemiler yüzer iskeleye yanaşınca iskeleyle beraber benim duvarda asılı duran gemi resimlerimde sallanırdı! Serginin bir de şeref defteri vardı, sayfaları trene binenlerle, trenden inenlerin anıları süslüyordu. Karaköy vapur iskelesi, yanaşan kalkan vapurlarla izleyenlere renkli bir atmosfer yaşatır. Her iskelede olduğu gibi bir sonraki sefere kalmamak için telaş edenler, yorgun, asık suratla inip binenler, okul talebeleri, aşağı yukarı hep aynı yolcuları, aynı sefer saatlerinde taşır durur. Buraya kadar her iskelede buna benzer şeyler yaşanır yaşanmasına da, farklı olan iskelenin arkasında Topkapı Sarayı, Ayasofya müzesi silueti bir tarafta, Yeni Cami, Süleymaniye Cami, Beyazıt Kulesi silueti diğer bir tarafta olmasıdır. Sefere çıkacak olan geminin kıç tarafına bir görevli gelir kaptana arkanın müsait olup olmadığını gösterir şekilde tabela tutar, vapur tornistana kalkar, iskeleden geri geri çıkar, deniz köpürür, martılar çığlık çığlığa dalış yapar karışan köpüklere. Manevra tamamlanır, vapur burnunu rotasına çevirir, sefer başlar. Vaktiniz varsa, işiniz yoksa sakin sakin bu tabloyu seyretmeyi farklı kılan ayrı bir zevki vardır. Perşembe Pazarı tarafında İstanbul’un en eski camisi olan, kare planlı minaresiyle Arap Cami vardır, Karaköy’den Tophane tarafına doğru da önce Yeraltı Cami, devamında Tophane Kılıçali Paşa Cami, Nüshetiye Camii, Fındıklı’da Mimar Sinan eseri Molla Çelebi Cami, Dolmabahçe’de bir başka yalı cami olan Dolmabahçe Camii yer alır.

Meydanın Damak Tatları Güllüoğlu, Çerkezköy, Mabel.
Karaköy meydanı’ndan gördüğünüz gibi ayrılamıyoruz. Niye mi? Çünkü öyle tatlar öyle lezzetler var ki uğramadan olmaz. Mesela Karaköy Kat Otoparkı altında satış dükkânı bulunan Güllüoğlu Baklavacısı vardır ki fıstıklı, cevizli baklavaları, nuriye, şöbiyet, su böreği, kaymağı harikadır. İsterseniz üzeri lüle kaymaklı bir porsiyon baklavayı ayaküstü kemali afiyetle yersiniz. İsterseniz hediyelik paket yaptırırsınız. Güllüoğlu sahasında iddialı olup, Cuma namazında dükkânı kapatır. Bayramlarda müşteri sırası dışarıya taşar, uzar da uzar. İstanbul’a gelen yabancı transatlantiklerin yanaştığı Galata Limanı sahilinde bulunması nedeniyle gemi yolcuları şerbeti ayrı verilen kuru baklavalarından alıp, çok uzaklara götürürler. Kat kat baklavalarda ustalık, hamuru ince açmakta saklı olsa gerek. 1947 den bu yana Karaköy’de olan Güllüoğlu baklavacısı, fabrikasında günde bir ton baklava imal edip satıyor, başka yerde şubesi bulunmuyor.
Güllüoğlu Tel: 0 (212) 293 09 10

Baklavadan geçiyoruz bir başka tatlı yiyeceğe, çikolatalar. Karaköy Meydanı ile Necatibey Caddesi bağlantı yerinde yılların çikolatacısı Mabel bulunuyor. Çikolataya hayır diyemeyenlerdenseniz, mesela 250 gram portakallı veya kestaneli, belki de çilekli, krokanlı, likörlü, ne bileyim ben, çeşit çok, mutlaka aklınızın birinde kalacağı çıkacaktır. Upuzun cam vitrinde sergilenen çeşitler arasında neler yok ki. Madlenler, spesiyal fındıklı, fıstıklılar, şekilleri değişik el ürünü baton çikolatalar, likörlü, vişneli, viskili, bademli, fındıklı, üzümlü, portakallı drajeler, renkli drajeler, çakıl taşı görünümlü olanlar. Bitti mi derseniz, tabiî ki hayır. 1947 den bu yana süregelen özel yapım kakao, Mabel gofret, şemsiye çikolata, Mabel çiklet nostaljiye meraklı olanlara, bir başka deyişle çocukluğunun çikolatalarını anımsamak isteyenlere “ye beni” der gibi duruyorlar. Şık şekilli cam kavanozların, süslü tepsilerin içinde sunulan çeşitlerden diğerleri, çikolatalı lokum, kahveli, badem ezmeli, framboisesli olarak sıralanıyor. Sipariş verirken dikkat edilmesi veya belirtilmesi gereken hususlar da var, mesela kız çocuk doğmuş ise hazırlanacak çikolata kutu ambalaj pembe yapılıyor, erkekse mavi. Nişan çikolatası ambalajı farklı, teşekkür mahiyetinde götürülecek olanlar daha farklı. Uzun lafın kısası Mabel, uğramaya değer lezzetlerle tanışacağınız bir mekân, tek kötü tarafı alışınca bırakamıyorsunuz, ya da aklınız orada kalıyor. Mabel’in son çıkardığı çeşitler arasında geçmiş yılların özlenen tadı, kurutulmuş hakiki muzdan yapılan Muz Çikolata, içindeki çikolata bitince ambalajı kumbara olarak da kullanılabilen Bebekli Kumbara Çikolatası, kahve çeşitleri yanında sunulabilen kaşık biçimli Kaşık Çikolatası, az şekerli ve gerçek %70 yoğun kakaolu sütlü bitter bulunuyor. Mabel Tel: (0212) 249 71 63 – 244 34 62

Necatibey Caddesi başında ilerlerken fazla gitmeden meydana yakın sağ kolda bir mezeci. Kuruluşu 1956, ben 35 yıldır tanıyorum. Böyle lezzetli çeşitler bulunduran bir mezecinin niçin Karaköy’de bulunduğunu hep merak ederdim. Zamanla öğrendim ki tüm iş adamları, demir tüccarları, banka müdürleri, avukatlar, deniz şirketlerinde çalışan armatörler, Levantenler, Karaköy’deler. Haliyle iş yerinden çıkanlar, evlerine giderken telefonla sipariş verdikleri kahvaltılıkları buradan alıyor. Üstelik öğlen yemek yerine az ama öz leziz bir sandviçle geçirenlere, francalaya çok lezzetli sandviçler yapılıyor. Uzaklardan gelenler bile var. Peynir çeşitleri içinde bıçakla kesince dağılmayan tam yağlı Ezine beyaz peyniri, eski kaşar, dil peyniri, Siirt otlu, Balıkesir Mihaliç, İzmir, Erzincan teneke tulum peynirleri kalitesiyle beğeniliyor. Zeytinler de leziz, salam, sucuk, sosis, dil güvenilir, tereyağı, kaymak kalitesinde istikrarlı. Tüm yiyecekler yıllarca denenmiş belirli yerlerden getirtiliyor. Unutmadan yazayım mezecinin ismi Çerkezköy Meze Evi Tel: 0212 293 90 38

Karaköy’de İlle de farklı restoran arayanlara, Liman Restoran var. Limana yanaşan turist gemisi varsa gemiyi, yoksa Topkapı Sarayına, Boğaz’a, Haliç girişine, bakarak yiyorsunuz.

Karaköy’den ayrılmadan önce bir de müze gezmek isterseniz Liman Caddesinde, Karaköy Kat Otoparkı karşısında, kısacası Denizcilik İşletmeleri Binasının giriş katında bir müze var. T.D.İ. Merkezi salonlarında gemilerde kullanılan eşyalar sergileniyor. Tablolar, gemi piyanosu, gemi modelleri, gemi parçaları değişik türden bir müze. Karaköy’ün tarihi ticaret binaları arasından, bavul ticareti yapan turistlerin aradığı türden eşyalar satan dükkânların, Fransız Geçidi önünden geçiyor, üşenmezsek içine de giriyoruz. Küçük bir detay belki ama çok eski bir posta kutusu da görebiliyoruz. Limana paralel 1850 tarihli binalar arasından ilerliyor armalı kapı alınlığı ile Voyvoda Karakolu, çeşitli kiliseler, Kemeraltı derken Tophane’ye geliyoruz.

Tophane
Tophane Müzesi eskiden topların döküldüğü yer olarak biliniyor. Hem müze, hem çeşitli sanat etkinliklerine ev sahipliği yapmasıyla sık sık gündeme geliyor. Deniz tarafında ise Tophane Çeşmesi bulunuyor. Yenilenen, çeşmeyi seyretmeye de, fotoğraflamaya da doyamıyorsunuz. Arkasında M.S.Ü misafirhanesi olarak kullanılan tarihi bir bina görülüyor. Çeşmenin ve yukarda bahsetmiş olduğum Kılıç Ali Paşa ile Nüshetiye Camilerinin bulunduğu alanda sırayla dizili, bir zamanların Amerikan Pazarı adıyla tanınan, yabancı menşeli mallar satan butiklerden az sayıda kalanlar bulunuyor. Dükkânların çoğu son zamanlarda nargileci olduğu için okulu kıran öğrencilerden bir bölümü soluğu burada alıyor! Hafta sonları müşteri sayısında hayli artış oluyor. Dükkânların arkasında eskiden gümrüklü sahada iken Eczacıbaşı girişimi ile farklı statüye alınan ve İstanbulluların pek fark edemediği varlığı da pek belli olmayan Tophane Saat Kulesi bulunuyor.
Aynı alan sahil boyunca yedi adet antrepo ile devam ederken 7. antrepo İstanbul Modern adıyla, sergi salonlarında ziyaretçi ağırlıyor. Perşembe günleri girişi ücretsiz olan sergi salonları, Pazartesi haricinde saat 10.00′dan itibaren gezilebiliyor. Resim sergileri, fotoğraf sergileri sürekli değişiyor. İstanbul Modern’in sinema salonu, deniz manzaralı restoranı da ilgi görüyor, üstelik çok araç kapasiteli otoparkı da var.

Avrupa Kıtasının bitiş sahilinde Fındıklı Parkı
Sahil gezimize buradan devam edersek Fındıklı Parkına kadar Çin Setti benzeri diğer antrepo binaları gölgesinde denizi görmeden geliyoruz. Mimar Sinan Üniversitesi bitişiğinde başlayan park karşı yakada Asya kıtası sahillerini, bu yakada Tarihi Yarımadayı ücretsiz seyredip deniz havası alabileceğiniz güzel bir park. Ücretsiz banklar, çocuk oyun salıncakları, M.S.Ü öğrencilerinin yapmış olduğu mermer heykeller sergileniyor. Kimi park, keyfi yaşıyor, kimi köpeğini, gezdiriyor, kimi deniz otobüsü seferini bekleyene kadar vakit geçiriyor, oksijen soluyor. Fındıklı Parkı bir zamanlar set üstündeyken taşları numaralanarak sökülüp bugünkü yerine taşınan Kabataş Çeşmesi ile sonlanıyor. Yolun başında bir de türbe var. Fatih Sultan Mehmet’in çizmeci başı’na ait olduğu türbe üzerinde yazıyor. Deniz otobüsleri iskelesi adalardan, Bostancıya bu noktadan sefer yapıyorlar. İskele yanında nezih bir kafe de var. Bu yazıda biraz dünden, çokça bugünden bahsediyoruz. Şimdi dönüyorum eskilere.

Rahmetli anneannemle Üsküdar’dan yandan çarklı Karamürsel araba vapuruna binmişiz Kabataş’a geçiyoruz vapurun yanında ki çarkları dönüyor ama pek yavaş gidiyoruz. Anneannem bir ara gemi görevlisine sordu “Evladım ne zaman kalkacağız” diye “Adam yanaşmak üzereyiz hanım” diye bir kızdı ki sormayın. Araba vapuruna atlı arabalar da binerdi. At bazen binmekte inat ederdi, sahibi gözlerini bağlar, vapura öyle çekerdi. Bir de Meclis-i Mebusan Caddesi’nden set üstüne çıkan merdivenin yanında ki çimenlik alana, beyaz çakıl taşı döşeli zemin üzerine günün tarihi yazardı. Bu tip bir uygulama İstanbul’da sadece Kabataş’ta vardı. Park görevlisi taştan dökülme rakamları her gün değiştirirdi mesela 28. 6. 1967 gibi, Mahallenin çocukları bazen muziplik olsun diye 2 ile 8′in yerini değiştirir, 28′i 82 yapar bakanları şaşırtırlardı. Park görevlisi deliye dönerdi. 60 lı yıllardan bahsediyorum. Vapurundan inenler o yıllarda bu tarihe bakarlardı. O yıllarda dijital göstergeler yok tabii.

Son durak Kabataş

Artık Kabataş Vapur İskelesine geldik. Buradan şehir hatları ile Üsküdar’a, adalara, gitmek mümkün. Yeni yapılan tünelle Taksim’e çıkmak dakikalık iş. Eminönü’ne doğru tramvay başlangıç durağı da burada. Hiç birine uğramayacaksanız, önümüzde bir zamanlar İskele meydanındayken, sonra Dolmabahçe sahiline doğru ötelenen Liman Kitabesi bulunuyor. Sahil boyunca sebil ve Dolmabahçe Camii ile başlayıp Dolmabahçe Meydanı ile devam eden, abidevi kapısıyla bizleri karşılayan, Dolmabahçe Sarayı ile Beşiktaş’a bağlanıyoruz. Sarayın ensesinde Mithatpaşa, İnönü olarak anılan ve sonunda Beşiktaş Stadı olarak isimlendirilen futbol arenası yer alıyor. Asırlık çınar ağaçları altından ve de Dolmabahçe Sarayını yoldan ayıran yüksek duvarların dibinden yol alarak “Beş dakkada Beşiktaş” tayız. Ortaköy’e bağlanmadan önce isterseniz Deniz Müzesini gezebilir, Beşiktaş Meydanına kadar gelmişken Barbaros iskelesine, uğrayıp bir çay içebilir, Barbaros Hayrettin Paşa Heykelini, türbesini de görebilirsiniz. Yolumuzun üzerinde deniz kenarında Çırağan Sarayı, solumuzda yolun üst kısmında içinde Malta Köşkü, Yıldız Porselen fabrikasının bulunduğu Yıldız Parkı var.

Yazar Hakkında

Hakkında: yüreğinin hissetmediği her yer uzaktır iletişim: sukristali.com{et}gmail.com
Kimlik kartı

Bir Cevap Yaz

kendi isteğimle kurallara uygun yazıyorum. (Lütfen yandaki kutuyu işaretleyin.)

Otomatik robotlara karşı soru.