Åžirince Gezilecek Yerler – İzmir
YorumlarYazar BilgisiBenzer Yazılar
SU KEMERLERİ
Selçuk’tan Åžirince’ye giderken yolun solunda keskin bir uçurum kayalıkta yer alan Sütini MaÄŸarası 13. yüzyıldan bu yana kullanılmış. MaÄŸaranın giriÅŸinde Hristiyan azizlerine ait silik fresklere rastlanıyor. MaÄŸara duvarlarına Çirkinceliler tarafından kazınmış yazılar arasında �Tanrı’nın kölesi Sotirikos�, �Ey İsa! Yardım et!� en ilginç olanları. 70-80 m derinlikteki maÄŸaradan Dido Sotiriyu �Benden Selâm Söyle Anadolu’ya� isimli romanında Sütlü Panaya adıyla bahsediyor. �…MaÄŸaranın giriÅŸi kocaman kayalar ve çalılıklarla örtülü olduÄŸu için bulmak imkânsızdı. On metre kadar sürünerek ilerledikten sonra diken gibi dikitlerle dolu bir düzlüğe ulaşılırdı. Fenerlerin ışığında titreyerek parıldardı dikitler. MaÄŸaranın sonunda ise dipsiz bir uçurum vardı.�

M.S. II. yüzyıla ait bir hristiyan efsanesine göre Hz.İsa�nın 12 havarisindan biri olan Saint-Jean, ölümünden sonra Ayasuluk Tepesi�ne gömülür. Mezarı üzerine 4. yüzyılda ahşap çatılı bir kilise inşa edilir. Bizans İmparatoru Justinien döneminde (527-565) ilk kilisenin yerine eşi görülmemiş bir yenisinin yapılması için harekete geçilir. Tamamlanan yapının ihtişamı karşısında Efesliler�in nutku tutulmuştur.
Haç planlı yapıya batıda geniş bir avludan girilmekteydi. Doğu-batı ekseninde uzanan yaklaşık 130 m. uzunluğundaki yapının ana mekânı 6 büyük kubbeyle kaplıydı. İki kat üzerine inşa edilen bu görkemli kilisenin sütun başlıklarında İmparator Justinien ve karısı İmparatoriçe Theodora�nın monogramları bugün halâ görülebilmektedir. Saint-Jean�ın mezarı ana kubbe altında yer alıyordu. Ortaçağ boyunca Azizin mezarından kalkan tozların şifa özelliğine inanan hristiyanlar burayı bir hac mekânına dönüştürmüşlerdi.
İSABEY CAMİİ
Cami, 1375 yılında İsa Bey tarafından Åžamlı mimar Ali’ye inÅŸa ettirilmiÅŸtir. Topografik durum nedeniyle kuzey ve doÄŸu cepheleri, tepenin eteklerine oturtulmuÅŸ olan, 51 x 57 metre boyutlarındaki cami Beylikler dönemi ile Osmanlı Mimarisi arasında geçiÅŸ aÅŸamasının en tipik örneklerindendir. Sunaklı bir avlusu bulunan caminin mermer levhalarla kaplı batı cephesi, zengin bir dekorasyona sahiptir.Caminin mütevazi fakat heybetli görünüşü ön cephesindeki çifte merdiven ve anıtsal taç kapıyla vurgulanmıştır. Camii,Türk Mimarisi’nde ilk defa ikinci cemaat yerine sahip olmasıyla ayrı bir önem taşır.
Batıya açılan ve mukarnaslarla süslü olan anıtsal kapıda dikkat çeken ithaf kitabesinde şu ifadeler yer almaktadır:
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla bu mübarek caminin inÅŸa edilmesini büyük sultan, Millet fertlerinin maliki, İslamın ve Müslümanların sultanı, Devletin, dinin ve dünyanın medarı iftiharı AydınoÄŸlu Mehmet oÄŸlu İsa emretti. Tanrı mülkününü ebedi kılsın. Ali İbni Dımışki yaptı ve bunu Åževval ayının 9′unda ve 776 senesinde yazdı.”
Görkemli kapıdan girilen avlu, üç taraftan revaklarla çevrili olup ortasında bir şadırvan vardır. Buraya açılan iki kapı daha mevcuttur. Revakların ahşap bir çatıyla örtülü olduğu tahmin edilmektedir. Caminin doğu ve batı kısımlarına rastlayan giriş kapıları yanında tuğladan yapılmış iki minare vardır. Bunlardan batı tarafındaki halen kısmen ayaktadır ve tuğlaları firuze renginde sırla kaplıdır. Doğudaki duvar ise tamamen yıkılmış bulunmaktadır.
Avludan esas cami kısmına üç kemerli bir kapıyla geçilir. Bu kısmın dört granit sütun üzerine oturtulmuş iki kubbesi vardır. Mihrap üzerindeki kubbenin pandantifleri çini levhalarla süslenmiştir. Dört sütun başlığından üç tanesi stalaktitli Türk stilinde, bir tanesi ise Roma devrinden kalma, kompozit stildedir. Kemerlerin sütunlara oturduğu yerde yastıklar üzerinde ayetler yer almaktadır. Mihrap, büyük olasılıkla mermer plakalarla dekoratif bir şekilde
süslenmişti. Ancak caminin Kervansaray olarak kullanıldığı devirlerde buradan bir kapı açılarak bu kısmın güzelliği bozulmuş ve mermerleri alınmıştır.
Binanın en itinalı korunan batı cephesi özellikle Konya’daki Selçuk eserleri örnek alınarak inÅŸa edilmiÅŸtir ve asimetrik bir görünüşe sahiptir. Kapının üstündeki aplike mermer plakalar yer sarsıntılarından düşmüş olmalıdır. Yere düşmüş parçalardan anlaşıldığı üzere, kapının üst köşelerinde stilize edilmiÅŸ zambak ÅŸeklinde akroterler bulunmaktaydı. Sol taraftaki pencerelerin üstleri stalaktit diziler ve hadisler ile dekore edilmiÅŸtir. SaÄŸ taraftakiler ise birbirlerinden farklı ÅŸekil ve tarzlarda süslenmiÅŸ, alt sıra pencerelerinde renkli anahtar taÅŸları kullanılmıştır.
EFES MÜZESİ
Yamaç Evler ve Ev Buluntuları Salonu: Müzenin birinci salonunda son 50 yıl içinde kazılıp ortaya çıkarılan Yamaç Evlerde bulunan ve çoÄŸunluÄŸu Roma Çağı’na ait eserler sergilenmektedir. Solda evlerin plan ve kazı fotoÄŸrafları, birinci vitrinde tıp ve kozmetik ile ilgili eserler vardır. İkinci vitrinde günlük yaÅŸamda ev içinde kullanılan eÅŸyalar yer alır. Bunlardan cam tepsi en ilginç olanıdır. Tam karşıda bir ev köşesinden getirilen freskli duvardaki niÅŸ içinde Avcı Artemis Heykeli ve sol yanında Sokrates Başı ve Freski yer alır. Salonun saÄŸ kısmında İmparator Marcus Aurelius büstü ile Bereket Tanrısı Bes’in heykelcikleri yer alır. Müzenin en önemli eserlerinden üçü salonun ortasında sunulmaktadır. Bunlardan biri M.S. 2. y.y.�a tarihlendirilen Yunus üstündeki Eros�tur. DiÄŸeri Mısırlı Rahip heykelidir. Sonuncusu da ünlü Lysippos�un Eros heykeli başının Roma Devri�ndeki kopyasıdır.
Çeşme Buluntuları Salonu:Yeni Buluntular Salonu: Yeni bulunan eserlerin bir bölümü, bir-iki yıl süreyle burada teşhir edilmektedir. Girişin hemen sağındaki vitrinde genellikle Hıristiyanlık Dönemi�ne ait Bizans buluntuları vardır. Salonun sağ kısmında sikke ve ziynet eşyaları sergilenmektedir. Efes sikkelerinin Roma Devri�ne kadar ön yüzlerinde Efes�in sembolü arı, arka yüzünde ise Artemis�in kutsal geyiği resmedilmiştir. Roma Devri�nde ise ön yüzde imparator ve yakınlarının veya sembollerinin resimleri vardır. Sol duvarda asılı olan maskeler tiyatroda bulunmuştur. Tiyatroda kullanılan maskeler deri veya tahtadandır. Taştan olan bu maskeler dekoratif olarak kullanılmıştır. Aynı duvarda bir Efes kandilinin yapımı çizimlerle gösterilmiştir. Maskeli Eros, amphoralar, Eros figürü, Aphrodit heykeli, çeşitli büstler ve komedi yazarı Menander�in büstü salonun önemli eserlerindendir. Salonda tek değişmeyen eser Yamaç Evler�de bulunan fildişi frizdir. Frizde Trajan�ın doğulu barbarlar ile yaptığı savaş ve hazırlıkları üç bölüm halinde gösterilmiştir.
Bahçe: Müzeye, yöre mimarisine uygun güzel bir bahçe yapılmıştır. Bahçenin sağ tarafında lahitler, mezarlar,sunaklar ve yazıtlar bulunur. M.S.2.yüzyıla ait olan lahitin özellikle süslemeleri hayli ilginçtir. Lahitin etrafı Muza figürleriyle bezenmiştir. Kapağındaki yazıta göre Bizans devrinde tekrar kullanılmıştır. Bahçenin batı duvarında mezar ve adak taşları sergilenir. Ortadaki güneş saati yarım daire şeklinde bir zaman skalasından oluşur.
Mezar Buluntuları Salonu: Bahçeden de girişi olan bu salonda mezar buluntuları teşhir edilmektedir. Sağ duvardaki çizimlerde Anadolu�daki gömme adetleri gösterilmektedir. Soldaki ilk vitrinde St. John Kilisesi�nin önünde bulunan bir Miken mezarından çıkartılan küçük eşyalar, M.Ö. 14. ve 13. y.y.�a tarihlendirilmiş olup, Efes tarihinin Androklos�tan önce başladığını ispatladığı için önemlidir. Diğer vitrinde Efes ve civarındaki mezarlardan çıkartılmış cam eşyalar teşhir edilmektedir. Birçok lahit ve ostateklerin yer aldığı salonun sonunda mezar taşları yer almaktadır.
Artemis Salonu: Burada Artemis heykelleri ve Artemis ile ilgili buluntular sergilenmektedir. Birbirinden güzel iki Artemis heykeli şöhretlerine uygun bir şekilde ziyaretçilere sunulmaktadır; bunlar prythaneionda tesadüfen bulunmuş ve M.S. 1. yüzyıla tarihlendirilmişlerdir. Soldaki heykele �Büyük Artemis�, karşısındakine de �Güzel Artemis� adları verilmiştir. Vitrinlerde Artemis Tapınağı�ndan çıkarılan buluntular sergilenmektedir. Artemis Tapınağı sunağını süsleyen dört atlı arabanın atlarından biri de bu salondadır.
İmparator Kültü ve Portreleri Salonu: Bu salonda genellikle imparatorlar ve onların aile fertlerine ait büstler görülmektedir. Dikkati çeken en önemli nokta bazı büstlerin alınlarına haç çizilmiş olmasıdır. Bu işaretler erken Hristiyan döneme ait olmalıdır. Artemis Salonu tarafındaki girişin hemen sağındaki heykel, konsül Stephanos�a aittir. Sol tarafta Hadrian Tapınağı resminin iki yanında aynı tapınağın orijinal frizleri görülmektedir. Ortada bulunan sunak, Domitian Tapınağı�na ait olup üç tarafı frizlidir. Salonun çıkışında, İmparator Domitian�ın dev heykeline ait parçalar bulunmaktadır. Ayrıca Augustus ve karısı Livia�nın heykelleri ve Partlar Anıtı�nın bazı parçaları bu salonu süslemektedir.
YEDİ UYUYANLAR MAĞARASI
Hristiyanlığın ilk dönemlerinde Roma imparatorları yeni dine inananlar üzerinde ÅŸiddetli bir baskı uyguluyorlardı. Efsaneye göre baÅŸlangıçta sayıları altı olan �Yedi Uyuyanlar� Efes�teki ilk Hristiyanlardandır. İmparator Decius�un Hristiyanlar üzerindeki zulmünden kaçarken yolda bir çobanla karşılaşırlar. Ona dertlerini anlattıklarında çoban da kendi saflarına geçer. Çoban, onları gizlemek üzere bildiÄŸi bir maÄŸara olduÄŸunu söylediÄŸnde yolculuÄŸa hep birlikte devam ederler. Panayır Dağı’nın güney yamacındaki maÄŸaraya doÄŸru giderlerken çobanın köpeÄŸi Kitmir de onları takip etmektedir. Tanrı köpeÄŸe konuÅŸma yeteneÄŸi verir; Kitmir dile gelerek: ” Benden korkmayın, ben Tanrı�nın ve sizin dostunuzum, siz uykudayken bekçilik yaparım” der. Bunun üzerine hep birlikte maÄŸaraya girerler ve Tanrı�nın emriyle, yıllar süren derin bir uykuya dalarlar. Bir süre sonra olayın farkına varan halk, maÄŸaranın kapısını örerek onları ölüme terk eder. �Yedi Uyuyanlar� bir inanışa göre 200 yıl, baÅŸka bir inanışa göre 309 yıl maÄŸarada uyuyakalırlar.
Uyandıklarında acıktıklarını hissederler. İçlerinden Yemliha ekmek almak için köye gider. Giysiler, inançlar deÄŸiÅŸmiÅŸtir. Bir günde herÅŸeyin bu kadar çabuk deÄŸiÅŸtiÄŸine inanamaz. Üzerinde İmparator Decius’un resmi bulunan 200 yıllık gümüş parayı fırıncının, artık tedavülde olmadığı gerekçesiyle reddetmesi üzerine, arkadaÅŸlarıyla sığındıkları maÄŸarada birkaç asır süren uzun bir uykuya daldıklarını fark eder. Olup bitenin halk arasında yayılmasıyla da insanların öldükten sonra tekrar dirileceklerine olan inanç kanıtlanmış olur. Efes’teki �Yedi Uyuyanlar� (Eshab-ı Kehf) MaÄŸarası, OrtaçaÄŸ boyunca sürekli olarak ziyaret edilmiÅŸtir.
M.Ö. 6. asrın başında sunak ile kaide birleştirilmiş ve bir müddet sonra bu kısım biraz daha genişletilmiştir.Bu genişletme çalışması, Efes tiranı Pythagoras zamanında ve muhtemelen dili tutulan kızının tekrar konuşmasını temin için Delphi�deki kehanet sonrasında gerçekleştirilmiştir. M.Ö. 4. asrın ortasında Efes, Lidya kralı Krezüs tarafından alınınca Samos�taki Hera Mabedi�yle boy ölçüşecek bir mabedin inşasına başlandı. 60 x 125 m. boyutlarında, yalnız sütun yüksekliği 18 m. olan ve çift sıra sütunla çevrili bu mabedin yapımında Kersiphron ve Metagenes isimli iki Giritli mimar çalıştı.Yapımı 120 yıl süren ve bittiğinde gerçekten bir sanat abidesi olan Artemis Mabedi bu yüzden dünyanın yedi harikasından biri sayılagelmiştir. Yapılan araştırmalar, 127 sütunla çevrili mabedin ön cephesindeki 36 sütunun kabartmalarla bezeli olduğunu ortaya koymuştur.M.Ö. 356 yılında adının tarihe geçmesini isteyen Herostratos adlı Efesli bir akıl hastasının ateşe vermesi ile tamamen yanan tapınağın yapımına yeniden başlandı. Yangın gecesi (M.Ö.21 Temmuz 356) doğan Büyük İskender öldüğünde yeni mabedin yapımı halâ sürmekteydi. O�nun da yardım ettiği yeni tapınak, M.Ö. 4. asrın sonunda büyük ölçüde tamamlanmıştır. Eskisine göre yaklaşık 3 m. daha yüksek bir podyuma oturan mabette Skopas ve Apelles gibi devrin ünlü sanatkârları çalışmışlardır. Bu mabet de ilkiyle aynı kaderi paylaşmış ve M.S. 263�te Gotlar tarafından yakılmıştır. Yanan mabetten geriye kalanlar da ilk Hristiyanlar tarafından tamamen tahrip edilmiştir.Artemis, Efes�in baş tanrıçasıdır ve kentin üne kavuşmasında büyük rol oynamıştır. Doğu dinlerindeki ritüellerden izler taşıması, Anadolu halkına hitap etmesi, bünyesinde birden fazla tanrı niteliği taşıması O�na antik-pagan dünyada duyulan saygıyı izah etmektedir. O, Hititler�in Kubabası�nın ve Frigler�in Kybelesi�nin bir devamı olarak görülür.

EFES
İzmir İli, Selçuk İlçesi sınırlarındaki Efes kenti çevresindeki höyükler ve Ayasuluk Tepesi’nde son yıllarda yapılan araÅŸtırma ve kazılarda Tunç Çağı ve Hitit Dönemi�ne ait bulgular saptanmıştır. Hitit Dönemi’nde kentin adı Apasas’tır.
Efsanevî kuruluşu Amazonlar�a mal edilen şehir, Hadrien Tapınağı girişi üzerinde yer alan frizlere göre ise Androklos tarafından kurulmuştur.
“Atina kralı Kodros’un cesur oÄŸlu Androklos, Ege’nin karşı yakasını keÅŸfetmek ister. Önce, Delfi kentindeki Apollon Tapınağı’nın kâhinlerine danışır. Kâhinler ona, balık ve domuzun iÅŸaret ettiÄŸi yerde bir kent kurulacağını söyler. Androklos bu sözlerin anlamını düşünürken Ege’nin mavi sularına yelken açar. Küçük Menderes (Kaystros) aÄŸzındaki körfeze geldiklerinde karaya çıkmaya karar verir. Tuttukları balıkları ateÅŸte piÅŸirirken, çalıların arasından çıkan bir domuz ateÅŸten sıçrayan balığı kaparak kaçar. Böylece kehanet gerçekleÅŸmiÅŸtir. Kent buraya kurulacaktır. Burası Efes�tir…�
Antik Çağ�da Efes, Kaystros Vadisi�nden geçerek Asya�ya ulaşan büyük bir ticaret yolunun başlangıcındaydı.Antik dönemin en önemli kentlerinden olan ve tarihi boyunca uygarlık, bilim, kültür ve sanat alanlarında önemli rol oynayan Efes, başlangıçta Küçük Menderes (Kaystros) ırmağının Ege Denizi�ne döküldüğü körfezin kıyısında ve Panayır (Pion) Dağı eteğinde kurulmuştu. Irmağın getirdiği alüvyonlar limanı doldurunca kent, Artemis Tapınağı çevresine taşınmıştır.
Efes�le ilgili ilk sağlıklı veriler, M.Ö. 7. yüzyılın ilk yarısında başlar. Bu yüzyılın ilk yarısında kenti Kimmerler�in ele geçirdiğini biliyoruz. Şehrin zenginliklerinden haberdar olan Lidya kralı Krezüs, M.Ö. 560 yılında Efes�i elde etmeyi başaracaktır. Pers Satrabı II. Kyros Lidya egemenliğine son verdiğinde diğer ion şehirlerinin aksine Efes�i yakıp yıkmamıştır. Çünkü Efes, üyesi olduğu Attik-Delos Birliği�nin başlattığı isyandan ustaca çekilmeyi başarmıştır.
M.Ö. 454�ten itibaren Atina�nın himayesine giren Efes, M.Ö. 431-404 yılları arasındaki Peleponnez Savaşları�nda Sparta�yı destekledi ve M.Ö. 412�de Atina�ya karşı başlatılan isyana katıldı. Büyük İskender�in M.Ö. 334�te kente girmesiyle elli yıl kadar süren bir refah dönemi başladı. Büyük İskender�in M.Ö. 323�te ölümünden sonra Efes�e, O�nun generallerinden Lysimakhos egemen oldu ve kenti, M.Ö. 286-281 yılları arasında
Koressos ve Pion Dağları arasındaki vadiye taşıttı.; Lebedos ve Kolophon kentlerinden getirttiği insanları buraya yerleştirdi; kente karısının adını verdiyse de bu ad kısa sürede unutuldu. M.Ö. 281�de yeniden Efes adıyla anılmaya başlayan kent, artık Asya�nın ticarî başkenti statüsündedir.
M.Ö. 189�da Efes, Bergama Krallığı topraklarına ilhak oldu. Son Bergama Kralı III. Attalos�un M.Ö. 133�te ölümünden sonra krallık topraklarının vasiyet yoluyla Roma İmparatorluğu�na bağlanması üzerine Efes, Roma toprakları içinde yer aldı. M.Ö. 129�da Küçük Asya, bir Roma eyaletine dönüştürüldüğünde Efes 200.000 nüfuslu bir şehirdi. M.Ö. 88�de Pontus kralı II. Mithridates�in kışkırtmasıyla Batı Anadolu kentlerinin Romalılar�a karşı ayaklanması sırasında Efesliler, Artemis Tapınağı�na sığınan Romalılar dahil, bir günde latince konuşan 80.000 kişiyi öldürdüler. Buna karşılık olarak Romalı kumandan Sulla kenti bir kül yığınına çevirdi.
M.Ö. 27�de Augustus, kenti Asya eyaletinin başkenti yapmaya karar verdi. M.Ö. 1. yüzyılda yapılan zafer takı, M.S. 4-14 arasında yapılan su kemerleri gibi bir dizi kamu yapısını içeren imar çalışmaları Efes�i Roma İmparatorluğu�nun Anadolu�daki en büyük ve en önemli kenti haline getirdi. Bu arada hristiyanlık ta kentte hızla yayılmaktaydı. Efes�e 53 yılında gelen Aziz Paulus�un öğretilerinden ticarî anlamda olumsuz etkilenen Artemis heykelcikleri üreticisi Efesli kuyumcular halkı kentin tiyatrosunda O�na karşı kışkırttılar. Bunun üzerine Paulus çareyi kenti terketmekte buldu.
M.S. 17 yılında Efes şiddetli bir depremle tahrip oldu ancak �Asya�nın bankası� lâkabıyla anılan kent bu yarayı kısa sürede sarmayı başardı.
263 yılındaki Got isyanında hem Efes, hem de Artemis Tapınağı büyük bir tahribata uğradı. Kent bundan sonra bir daha eski ihtişamlı günlerine dönemedi. Roma İmparatoru I. Constantinus�un bir hamam inşa ettirdiği kente Arcadius ise tiyatrodan limana kadar uzanan bir cadde yaptırdı.
22 Haziran 431�de Efes�teki Meryem Ana Kilisesi�nde toplanan III. Ekümenik Konsil Nestorius�u lânetledi ve Meryem�in Tanrı�nın Anası (Theotokos) olduğunu kabul etti. Başka bir konsil toplantısı yine aynı kilisede 449 yılında yapıldı. Hristiyanlığın yayılmasıyla kentte ihtişamlı dinî yapılar inşa edilmeye başlandı. Bugün Ayasuluk Tepesi�nde kalıntıları görülen 6 kubbeli ve haç planlı St. Jean Bazilikası, Bizans döneminde Justinianus (526-565) tarafından yaptırıldı.
14. yüzyılda Türkler tarafından alınan ve AydınoÄŸulları’nın merkezi olan Ayasuluk, giderek küçülmeye baÅŸlamış ve kısa bir canlanma çabasından sonra tamamen terkedilmiÅŸtir. 1923 yılında, Cumhuriyet�in kuruluÅŸundan sonra ovada kurulan ÅŸehir, Selçuk adını almıştır.
Efes’teki ilk arkeolojik kazılar British Museum adına J.T. Wood tarafından 1869 yılında baÅŸlamıştır. Wood’un ünlü Artemis Tapınağını bulmaya yönelik çalışmalarına 1904 yılından sonra D.G. Hogarth devam etmiÅŸtir. Bugün de çalışmalarını sürdüren Avusturyalıların Efes’teki kazıları ilk olarak 1895 yılında Otto Benndorf tarafından baÅŸlatılmıştır. Avusturya Arkeoloji Enstitüsü’nün 1. ve 2. Dünya SavaÅŸları sırasında kesintiye uÄŸrayan çalışmaları, 1954 yılından sonra aralıksız devam etmiÅŸtir.
Efes’te Avusturya Arkeoloji Enstitüsü’nün çalışmalarının yanısıra 1954 yılından itibaren Efes Müzesi de T.C. Kültür Bakanlığı adına kazı, restorasyon ve düzenleme çalışmaları baÅŸlatmıştır. 100 yıldan fazla bir süredir devam eden bu çalışmalar ile bir yandan Efes tarihine ve Anadolu arkeolojisine yeni boyutlar kazandıran bilimsel sonuçlar elde edilmekte, diÄŸer yandan kazılar sonucu gün ışığına çıkarılan önemli yapı ve anıtlar restore edilerek ayaÄŸa kaldırılmaktadır.















