üye ol Üye Girişi Söyle Sözünü Anasayfa Yukari Çik
Bilgi Paylaştıkça Büyür

Yassıada – İstanbul

Yassıada küçük bir adadır. eni185, boyu 740 metredir. Sivriada ve Yassıada İstanbullular tarafından ” Hayırsız ada ” olarak bilinir. Yassıada, biri sivri, diğeri yassı görünümde olan iki adadan yassı olanıdır. Arazisi düzdür ve bu nedenle yassıada olarak adlandırılır. Arazisinin düz olmasına karşın, sahilleri genellikle denize dik olarak iner. kuzey tarafında küçük bir limanı vatdır. yassıada’ya, yüzey şeklinden dolayı eskden ” plati ” adı verilmiştir.

Yassıada ile ilgili genel bilgiler:

Kayıtlı tarih sahnesine, Roma imparatorluğunun başkentinin İstanbul’a naklinden kısa bir süre sonra, IV. yüzyılda Ermeni katalikosu Nerses’in buraya sürülmesiyle çıkmaktadır. Birçok mahkum, kayalara oyulmuş zindanlardan ölene kadar çıkamamışlardır.

840 yılında Bizans imparatoru Theofilos devrinde burada bir manastır inşa edilmiştir. [ bunu Theofilos'un biyografisinden anlıyoruz ] Daha sonra Patrik İganatios tarafından Yassıada’da Sedef ve tavşan adalarında olduğu gibi Kırk azizler adına bir kilise ve Meryem ana için mihrap yaptırılıyor. Söz konusu kilise, imparator Manuel Komnenos’un diğer manastırları gibi restorasyonlar sonucunda 12. yüzyılın sonlarına kadar iyi vaziyetde idi.

180 metre eninde, 280 metre genişliğinde bulunan adayı, 19. yüzyılın ortasına kadar rahipler ve sonra özel olarak satın alanlar, az miktarda ekip-biçmiş birkaç da ağaç dikmişlerdir. IV. haçlıların, 13. yüzyılın hemen başında, İstanbul ve adalarını tahrip ve yağma etmelerinden sonra, Yassıada uzun süre ıssızlaşmıştır. 15. yüzyılın ortasında Türklerin eline geçtikten sonra 19. yüzyılın ortalarına kadar kendi haline terk edilmiş, defina arayıcıları ile bakımsızlık buradaki yapıların tamami ile tahrip edilmesine neden olmuştur.

20. yüzyıla yaklaşırken, Bizans imparatoru Theofilos’un 9. yüzyılda Kırk azizler adına yaptırdığı kilisenin, daha sonraları sürgün ve hapishane olarak kullanıldığı görülmektedir.

martıların, zaman zaman da köpekbalıklarının uğrak yeri olan ada, Sultan Abdülmecit zamanında, 1858 yılından sonra İngiliz elçisi Henry Bulwer’in garip bir yazlığı haline geliverdi. Heybeliada’da 1872 yılında tüberküloz hastalığından ölen Bulwer’in Türkiye ve İstanbul macerası ise şöyledir:
” 1837 yılında İngiltere’nin İstanbul büyükelçiliği katipliğinde bulunurken önemli bir ticaret anlaşması imzalıyor. Saint Petersburg, Madrid, Washington, Floransa’dan sonra tekrar Mayıs 1858′de İstanbul’a gönderilmiş ve 1865 yılı Ağustos ayına kadar Büyükelçi olarak kaldığı sırada, dört tarafı kayalık, ıssız yeri beğenerek Sultan Abdülmecit’in de onayını alarak Yassıada’yı satın almıştır. [ Henry Bulwer'in adayı satın almak için yaptığı müracatın belgesi: başbakanlık arşivi. H:İ: 9267.29 sefer/1859 ]

Martıların, kertenkelelerin garipsemeleri arasında, mavnalarla malzemeler, lüks eşyalar taşınarak burada küçük bir şato şeklinde, biri batı tarafında, biri ortada olmak üzere iki bina, limonluk inşa ettiriyor ve asma kütükleri diktirip bahçe kurduruyor. Bahçıvanlardan üretimi sorup duruyor, bir taraftan da misafirlerini karşılıyordu. Bahar ve yaz ayları bitince, İngiliz elçisinde birden sıkıntı görülmeye başlanıyor. Bunun üzerine Londra’da Times gazetesine ilan vererek adayı satışa çıkarıyor. Osmanlı hükümeti için bu hiç de uygun bir davranış değildi. Kendisine epeyce dil döküldükten sonra bu kararından vazgeçiriliyor.

Burada dikkate değer bir rivayet de şudur: inşaat yapılırken lahit içinde çok değerli mücevherler çıkıyor, bunun üzerine Osmanlı hükümeti Bulwer’den adayı bir Türk’e satmasını istiyor.[1960 Yassıada mahkemeleri sırasında Yassıada broşürü]. Bu kez arazi, bahçe, bağ ve binalar Mısır Hidiv’i İsmail paşanın ilgisini çekiyor ve satın alıyor. Fakat o da, kısa bir süre sonra, bu şehirden uzak olan Yassıada’dan sıkılıyor. Tekrar birkaç bekçi ve martılardan oluşan ıssız günler başlıyor.

1950 yılında Yassıada, bir ailenin özel mülkiyetine geçtikten sonra, o yıl cebri icra yoluyla Maliye hazinesine ve Deniz Kuvvaetleri Komutanlığına devrediliyor. Komutanlık kuzey iskele yanında ki, günümüzde de duran Bulwer’in şato tipi yuvarlak köşkünü muhafaza ederek, subay ve erler için yüksek katlı lojmanlar, spor sahası, tesisler, buz deposu, yemekhane, silahhane gibi bir çok yeni bina yaptırıyor. Deniz kuvvetlerinin motorları erzak ve su taşıyorlar.

1960 ihtilalinde, DP ileri gelenleri burada hapis cezasına çarptırılarak mahkemeleri yapılmış, hakim ve savcılar kaldıkları Heybeliada Panaroma otelinden buraya helikopter ile gelip gitmişlerdir. Deniz kuvvetleri de burayı boşalttıktan sonra tekrar ıssız günler başlar. Ardında İstanbul Üniversitesi su ürünleri enstitüsü için uygun bir çalışma yeri olarak görüldüğünden, enstitü buraya taşınıyor. Günde iki kez şehir hatları vapurları, hoca ve öğrencileri getirip götürüyorlar. Fakat; uzaklık, gerekli ihtiyaçların karşılanmasını zorlaştırdığı için Su ürünleri enstitüsü de burayı terk ediyor. Halen, günümüzde yeni kullanım projeleri üretilmektedir.

Kaynak: İstanbul’un semtleri/adalar İstanbul Büyük şehir belediyesi Kültür a.ş. / Metin yazarı: Orhan Erdenen

Yazar Hakkında

Hakkında: yüreğinin hissetmediği her yer uzaktır iletişim: sukristali.com{et}gmail.com
Kimlik kartı

Bir Cevap Yaz

kendi isteğimle kurallara uygun yazıyorum. (Lütfen yandaki kutuyu işaretleyin.)

Otomatik robotlara karşı soru.