Karadelikler

Karadelikleri hep uzayda bizi yutacak kuramsal canavarlar olarak düşündük; ama karadelikler sizce, evren anlayışımızı tamamiyle değiştirebilir mi! Belki de yaşamımızı da ta en baştan onlara borçluyduk. Bunu şu an bilemiyoruz; ama emin adımlarla o büyük cevaba doğru ilerlemekteyiz. Bunu yaparken de gelin beraber ilerleyelim o an’a!

Karadelikler acaba, dev yıldızların ağırlıklarının altında ezilmesiyle mi oluşuyor? Bunu şu an bilemiyoruz! Çünkü fizik kanunları karadelikler söz konusu olduğunda işlevlerini yitirmektedir. Ama bu soruya cevap vermeden önce karadeliklerle ilgili tarihe kısaca bir göz atalım; Örneğin 1960’lı yılların başlarında kuasarlar ilk keşfedildiklerinde bunlara enerjileri verenin kütle çekim olduğu açıktı. Çünkü yıldızları ayakta tutan nükleer enerji bile bu kuasarlara sergiledikleri muazzam enerjiyi sağlamakta yeterli olamazdı. Ve de kuasarların keşfinden yalnızca birkaç ay geçtikten sonra bunların güçlerini karadeliğin üzerine çektiği maddeden aldıkları öğrenildi. Bu ise insanların evren konusundaki görüşlerinin büyük ölçüde ve büyük hızla değişmesini sağladı. Bu keşifleri hızlı bir araştırma süresi izledi ve 1970’lerin ortalarına gelindiğinde ise karadeliklerin zengin bir dizi özelliğe sahip dinamik nesneler olduğunu anladık. Örneğin, karadelikler kendi çevrelerinde döndükleri gibi titreşebiliyorlar da. Karadeliklerle ilgili son keşiflere gelecek olursak, örneğin iki karadeliğin sarmallar çizerek birbirlerine yaklaşmaları ve sonunda çarpışarak bükülmüş uzay-zamanlarının çılgın gibi titreşmesini gösteren ilk bilgisayar benzetimleri(simülasyon). Bir başka benzetim ise oldukça etkileyici. Örneğin benzetimde, yörünge düzleminde dönüş eksenleri zıt yönlerde olan iki karadelik bulunuyor. Bu karadelikler bir araya geldiklerinde ise her birinin çevresinde dönen uzay, çarpışmadan hemen önce öteki deliği yakalayarak yukarı fırlatıyor. Birleşmeden oluşan yeni karadelik yukarıya fırlıyor ve şiddetle titreşerek, toplam momentumu koruyabilmek için gittiği yönün tersi yönünde kütle çekim dalgaları yayıyor. Örneğin bunu bir duman halkasının kendisini havada ilerletmesine benzetebiliriz. Karadelikler ayrıca bildiğimiz evren anlayışını da tamamiyle değiştiriyor. Örneğin Dünyanın merkezinden yüzeyine kadar ki mesafeye 6500 km dersek ve de Dünyayı bu kadar mesafeye küçülttüğümüzde, Dünyanın yüzeyindeki bir çocuk bir saniyeliğine bile yerçekimini yenerek havaya zıplayabiliyor. Ama bir misket büyüklüğüne kadar küçülttüğümüzde ise öyle bir yoğunluğa ulaşıyor ki, bu çocuğun ayakkabısındaki ışık bile bu kadar ki bir büyüklükteki yoğunluğun içinden çıkamıyor. İşte size karadeliklerdeki en etkin güç olan yerçekiminin ne kadar güçlü olabileceği konusunda çok bariz bir örnek. Yerçekiminin ne olduğu konusunda çok anlamlı ve de ayrıntılı açıklamaya Einstein sayesinde ulaşabildik. Einstein’ın dediğine göre de yerçekimi, Uzayın eğriliğinden daha fazlası değildir. Ama dünyamızdan kaçış hızı olan sn’yedeki 11,2 km’lik hız, beni her zaman derin düşünceler içerisinde bırakmıştır. Çünkü koskocaman Dünya’nın uyguladığı yerçekimi kuvvetini bile biz, bu hızla nasıl alt edebiliriz? Bunun cevabının ekstra boyutlar olduğu düşünülüyor ama bu bile kanıtlanmış değildir. Yerçekiminin çok daha güçlü ve de desteklenebilir bir etkisini ise galaksimizin merkezinde görüyoruz. Örneğin 1931 yılında Karl Jansky okyanus ötesinden Asya’ya radyo dalgaları göndermeye çalıştığında Yay Takımyıldızından( Bu Takımyıldızı Samanyolu galaksisinin merkezinde bulunmaktadır) Dünyaya çok güçlü radyo dalgaları geldiğini keşfetti. Daha sonra bunun kuş pisliğinden kaynaklandığını düşünerek bu kuş pisliğini temizledi ama bu radyo dalgaları hiç gitmemekteydi. Daha sonra ise bu dalgaların galaksimizin ortasındaki (Sagittarius A) dev karadelikten geldiği belirlendi. Çünkü bu çok güçlü radyo dalgaları yıldızlardan gelemezdi. Buna göre gökbilimciler, büyük kütleli yıldızların merkezdeki nesneye doğru düştüklerini, Güneş’e yaklaşan kuyruklu yıldızlar gibi arkasından dolanıp yine dışarıya fırladığını gözlemlediler. Çevresindeki yıldızları ne kadar hızlandırdığından yola çıkarakta merkezdeki nesnenin kütlesini hesapladılar. Örneğin bu karadelik, Güneş kütlesinde yaklaşık 4 milyon yıldızın toplam çekim gücüne sahip ve de çok karanlık. Merkezdeki nesneye, neredeyse kesin bir doğrulukla karadelik diyebiliriz. Ama bizim karadeliğimiz şu an çok sakin. Yani şu an hiçbir şeyler yemiyor. Peki, bir şeyler yemeye başladığında ne olur, şu an onu da bilemiyoruz. Ama yaptığımız gözlemler sonucunda karadelikler çok fazla şey yemeye başladığında etrafa yüksek enerjili ışınlar püskürtülüyor. Çünkü o kadar fazla madde karadeliğin içine giremiyor ve de buradaki yüksek yerçekimi bu gazları olabildiğince sıkıştırarak etrafa x ışınımı formunda yüksek enerjili elektromanyetik dalgaların çıkmasına neden oluyor.



Benzer Yazılar

Yorum Ekle