üye ol Üye Girişi Söyle Sözünü Anasayfa Yukari Çik
Bilgi Paylaştıkça Büyür

duygusal ve davranışsal bozukluklar – duygusal bozukluŞu ve öğrenme güçlüşü olan çocuklar – ödev

DUYGUSAL VE DAVRANI?SAL BOZUKLUKLAR

DUYGUSAL BOZUKLU?U VE Ö?RENME GÜÇLÜ?Ü OLAN ÇOCUKLAR

AMAÇLAR

  • Duygusal bozuklukları sınıflandırabileceksiniz.
  • Klasik duygusal bozuklukları tanımlayabileceksiniz.
  • Otizmi klasik duygusal bozukluklardan ayırt edebileceksiniz.
  • Beden eğitimi derslerini duygusal bozukluŞu olan çocuklar için nasıl uygun hale getirebileceğinizi tartışabileceksiniz.
  • Beden eğitimi derslerini öğrenme güçlülüşü olan çocuklar için nasıl uygun hale getirebileceğinizi tartışabileceksiniz.

Duygusal bozukluklar, genellikle “klasik duygusal bozukluklar ve otizm” olmak üzere

İki grupta incelenir.

Klasik duygusal bozukluklar

Klasik duygusal bozukluŞu olan bir çocuk Şu özelliklerle tanın?r:

  • Duyusal problemlerle, sağlık faktörleri ya da zihinsel yetersizliklerle açıklanamayan öğrenme yetersizliği,
  • Arkadağları ve yetişkinlerle başarılı ilişkiler kurma ve sürdürmede yetersizlikler,
  • Uygunsuz davranışlar,
  • Genellikle mutsuz ve depresyonda olma,
  • Okul ya da kişisel problemler karşısında fiziksel semptomlar geliştirme,

Duygusal bozukluŞu olan bir çocuk evde ve okulda sürekli problemler, sürekli kabul

Edilmez davranışlar ve davranışlarda aşırılıklarla tanın?rlar. Duygusal bozukluklar psikolojik, sosyal ve fizyolojik faktörlerle açıklanmaktadır. Psikolojik faktörler, çocuğun toplumun hayali ya da gerçek baskıs? ile ba?a çıkmadaki yetersizliğinden kaynaklanır. Kayg?, korku, dü?manlık, güvensizlik ve sürekli rahatsızlıkla sonuçlanır. Sosyal faktörler, ilk aile deneyimleri ve ailenin sosyo-ekonomik özelliklerini kapsar. Fiziksel ve sözel kötüye kullanmadan seksüel kullanma ve ihmale kadar çeşitli Şekillerde çocuŞu kötüye kullanma aşır duygusal bozuklu?a neden olan önemli bir sosyolojik durumdur. Kalıtım, nörolojik bozukluklar, kimyasal dengesizlikler gibi fizyolojik faktörler de, duygusal bozukluklara neden olabilmektedir. Duygusal bozukluŞu olan çocuklar kaygı, korkular, fobiler ve çabuk uyarılma gibi alışılmamış tepkiler gösterirler. A?aşıdaki özellikler bu çocukları grup içinde tanımaya yardımc? olur.

Ø      Kazalara eğilim

Ø      A??rı hareketlilik

Ø      Gerileyici, olgun olmayan davranışlar

Ø      Saldırgan, dü?manca davranışlar

Ø      Hayali bir dünyaya çekilme

Ø      Anormal derecede başarısızlık ve eleğtirilme korkusu

Ø      Düşük okul başarıs?

Ø      Sık sık önemli disiplin problemleri

Ø      Arkadağlarla ilişkilerde yetersizlik

Duygusal bozukluŞu olan çocuklarla çalışan beden eğitim öğretmenlerine öneriler;

v     Ö?renme çevresini çocuğun kendisinden ne bekledişini tam olarak anlayabileceği şekilde düzenleyin

v     Beklenilmeyen aşırı tepkilerle karşılaşabileceğinizi unutmayın. Duygusal bozukluŞu olan çocuklar, tehdit edici ya da yeni durumlara aşırı tepkiler verebilirler.

v     Kabul edilebilir ve edilemez davranışları açık bir şekilde  tanımlayın. Yapabileceği ve yapamayacaşı davranışları belirleyin. Çocuklar hareket etme sınırlarını bilirlerse kendilerini daha güvenli hissedeceklerdir.

v     İlk aylarda çok az ilerleme olacağını kabul edin. Gösterecekleri gelişim, rahatsızlıklarının şiddetine bağlı olacaktır. ÖĞretmen ve öğrenci arasında güven duygusu geliştirilmeli ve dostça ilişki kurulmalıdır.

v     Yüz ifadeleri ve sözel olmayan tepkiler gurur, hayal kırıklığı, teslimiyet, kabul gibi düşüncelerinizi açıklamanı bir dişer yoludur. Çocuşun size ifade ettişi duygusal ipuçları kadar sizin de çocukla iletiğiminizde kullandığınız ipuçlarına özel bir önem gösterin.

v     Çocuşun duygularını ve saldırganlı?ın? sosyal olarak kabul edilebilir tarzda ifade etmesine yardımc? olun.

v     Çocu?a yaklaşımınızda otoriter olmayan yardım edici bir tarzda ancak kurallı ve tutarlı olun.

v     Arzu edilen davranışları hemen ödüllendirin.

v     Çocuşun kapasitesi ile  uyu?mayan kuralları zorla kabul ettirmekten kaçının.

v     Bireysel farklılıkları tanıyın ve aktiviteleri bu bireysel farklılıklara uygun hale getirin.

v     Çocuşun gruptan çıkmasın? gerektiren oyunlardan kaçının.

v     Aktiviteler çocuğun kapasitesine uygun olmakla birlikte biraz mücadele gerektirmelidir. Aktiviteler çok kolay olursa çocuk çaba sarf etmeyecek, çok zor olursa da reddedecektir.

v     Sabırlı, anlayı?lı ve başı?layıc? olun.

Otizm

Otizm üç yağından önce ortaya çıkan, yaşam boyu devam eden, merkezi sinir sistemini etkileyen gelişimsel bir bozukluktur. Hem dil gelişiminde hem de sosyal gelişimde önemli gecikmeler görülür (Gallahue 1996) 4 erkeğe karşılık bir kızda görülür. Otistik bir çocuğun tipik özellikleri şunlardır;

  • insanlara sokulmaz, sevilmekten ok?anmaktan ho?lanmaz.
  • Ana babası ve yabancılar, canlı ve cansız nesneler arasında ayrım yapmıyor gibi davranır. ?lgisizdir ve ilişki kuramaz.
  • insanlarla göz göze gelmekten kaçın?r.
  • Çok zorda kalmadığı sürece sözel ifade kullanmaz.
  • Çoğu zaman kendinden üçüncü ?ah?smış gibi söz eder. “su istiyorum” yerine “su istiyor” ya da “su istiyorsun” der.
  • Bir oyuncakla saatlerce oynayabilir. Bir arabayı yere sürterek, bir kap?yı açıp kapatarak, oyuncakları döndürerek çevresinde olup bitenden habersiz dakikalarca uğraşır.
  • Yenilikten ho?lanmaz. E?yaların yer değiştirilmesi, başka bir eve taş,ınmak onu tedirgin eder.
  • Engellendişi zaman öfkesini daha çok kendisine yöneltir, ba?ın? duvara vurur, kolunu ?sırır ya da kulaşın? çeker.
  • Yerinde sürekli sallanma, kendi ekseni etrafında dönme gibi davranışlar gösterirler.
  • Motor gelişimleri normal ya da normale çok yakındır.
  • Bazı alanlarda çok geri bazı alanlarda da normal düzeydedirler. (Yörükoğlu 1981).

UYUMSUZ ÇOCULARIN TANIMI

Uyum: Bireyin ait olduğu toplumun değer  yarg?larını ve toplumu kendisinden beklentilerini anlayarak, kendi istek ve ihtiyaçları çevresiyle dengeli etkileşimde bulunabilmesi sürecidir.

Uyum ve uyumsuzluşun kesin sınırlarla ayırt edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle zaman zaman çeşitli etkenlerden dolayı çevresiyle dengeli ilişki kurma ve sürdürme de güçlük çeken çocuklar “uyumsuz çocuklar” olarak tanımlanabilir.

Bu güçlük çocukların performansınI olumsuz yönde etkileyebilir. Çocukların uyumsuzluklarını dört ana kümede toplayabiliriz.

  1. Davranı? Bozuklukları:

Sürekli, h?rçınlık, sinirlilik, geçimsizlik, kavgacılık, okuldan kaçma, h?rsızlık, yangın çıkarma, sürekli başkaldırma ve kuralları çiıneme gibi davranışlar bu kümede toplanır.

  1. Duygusal Bozukluklar

Bu grupta yer alan sorunlar, çocuğun çevresinden çok kendisini tedirgin eden ruhsal belirtilerdir. Kokular, kuruntular, saplantılı düşünceler, uyku bozuklukları, kekemelik, tikler ve benzer sorunlardır.

Bu belirtileri gösteren çocuklar çevreleriyle ilişkileri çok bozuk olmayan, gergin, güvensiz ve çekingen çocuklardır.

  1. Alı?kanlık Bozukluklar:

Parmak emme, tırnak yeme, mastürbasyon, gece işemeleri, dı?k? kaçırma gibi alı?kanlıkların düzensizliğiyle ilgili belirtilerdir.

  1. A??r Ruhsal Bozukluklar:

Çocuşun uyumunu ve gerçeşi değerlendirmesini her alanda ve sürekli olarak bozan ruhsal hastalıklar da bu kümede yer alırlar.

Bu bozukluklardan her birinin tek bağına gözlenmesi çocuğun uyumsuz olduğunu kanıtlamaz. Burada önemli olan çocuğun içinde bulunduğu gelişim dönemi, gözlenen belirtilerin gelişim dönemi, gözlenen belirtilerin sıklığı ve süreklilişidir. Gelişimin çeşitli basamaklarında çocukların karşılaştığı sorunlar çok çeşitlidir. Bunların bir çoğu döneme özgü olan ve yağ ilerledikçe kendilişinden geçebilecek sorunlar olduğu gibi anne babaların desteği ile çözümlenecek nitelikte olabilir. Ancak bu sorunlar yanlış değerlendirilir ve uygun desteği bulamaz, anne baba ya da öğretmenin tutumu yanlış olursa, olaşan sorunlar pekişip büyüyebilir. Ayrıca stres altındaki çocuklarda yukarıda sözü edilen uyum bozukluklarından herhangi birin gösterebilirler.

UYUMSUZLU?UN NEDELERİ

  1. Kalıtım
  2. Bedensel nedenler

a)      Bedensel engelliler

b)      Hastalıklar

c)      İç salg? bezlerindeki bozukluklar

d)     Kazalar

  1. Temel ihtiyaçlardan yoksun olma

a)      Biyolojik ve fizyolojik temel ihtiyaçlar

b)      Psikolojik temel ihtiyaçlar

c)      Sosyal temel ihtiyaçlar

  1. Aile yapısından kaynaklan nedenler
  2. Yanlış eğitim

UYUM SORUNU OLAN ÇOCU?UN TANILANMASI

Uyumsuz çocukların mümkün olabildişince erken tanınması, uyumsuzluşun önlenmesinde gerekli önlemlerin alınabilmesi açısından çok önemlidir.

Özellikle erken çocukluk döneminde bu sorunların belirlenmesi ve tanılama çalışmalarının bu dönemde yoğunlaştırılması gereklidir.

0-4 yaşlarında tanılama, ailenin isteği ile çocuk psikiyatrisi bölümleri, rehberlik araştırma merkezleri ve gerekirse sosyal hizmet ve sağlık hemşirelerinin ev ziyaretleriyle yapılabilir.

4-7 ya?tan sonraki dönemlerde de, öğretmen problemin belirlenmesi aŞamasında çok önemlidir. ÖĞretmen çeşitli eğitim ortamlarında çocuŞu gözleyerek, var olan sorunları belirler, ailenin de görüİlerini alarak çocuk psikiyatri servislerine veya rehberlik araştırma merkezlerine ba?vurur.

Ayrıca okullarda uyum sorunu olan çocukların belirlenmesi için uzman personel tarafından okulda taramalar da yapılabilir.

Taramalar; gruplara uygulanan bilgi toplama yöntemleridir. Bu bilgi toplam yöntemleri sonucunda, gereken çocukların tedavisi ve eğitimi adı geçen kurumlarda yapılabilir.

Uyumsuz çocuklar için gerek hastanelerde, gerek rehberlik ve araştırma merkezlerinde kesin tanı koyarak damgalamaktan kaçınmak için sadece çocuğun özellikleri iyi tanımlanarak belirlenmelidir.

Çocuşun özelliklerini en iyi şekilde belirleyebilmek için de bireysel incelemeler yapılmalıdır.

Çocuşun içinde bulunduğu gelişim dönemleri de dikkate alınarak yapılması gereken bireysel incelemeleri 4 alanda görmek mümkündür.

Bunlar sırasıyla;

  1. Tİbbi Tanılama:

Çocukların fiziksel, ruhsal bozukluk ve hastalıklarının tanılanması ile organik tetkiklerin yapılmasın? içerir.

  1. Psiko-Sosyal Tanılama:

Çocuşun başarı, yetenek, tutum, sosyal ilişkiler, kişilik ve gelişim unsurlarını değerlendirmeyi amaçlar. Bu hususların ayrıntılı olarak belirlemesinde kullanılan yöntem ve teknikler ise;

  1. Zeka testleri uygulaması (ülkemiz için standardize edilmiş, geçerlik ve güvenirlişi yüksek testler)
  2. Gözlemler
  3. Aileye ilişkin bilgiler
  4. Anne babaların çocukların hakkındaki  raporları
  5. ÖĞretmene ilişkin bilgiler
  6. ÖĞretmenlerin çocuklar hakkındaki raporları
  7. Sosyometrik teknikler
  8. Okul gelişim geçmişi
  9. Akranlarının davranış değerlendirme ölçekleri
  10. Kişilik gelişim geçmişi
  11. Uygulanan disiplin
  12. Aile geçmişi
  13. Genel ve özel yetenek testleri
  14. Sosyal gelişim ölçekleri
  15. Gelişim grafişi
  16. Ö?rencinin kendisi hakkındaki düşüncelerini içerir.

  1. Eğitsel Tanılama:

Çocuşun eğitim öğretim etkinliklerinde başarılı ve başarısız olduğu durumlar ile bu durumların derecelerini belirlemeyi amaçlar.

Bu konuda kullanılan teknik ve yöntemler:

  1. ÖĞretmen kanaatleri
  2. Ba?arı testleri
  3. ?lgi testleri
  4. Gözlemler
  5. Toplu kayıt dosyalarındaki başarı kayıtlarının incelenmesidir.
  1. Psikiyatrik Tanılama:

Ruhsal sorunları ve uyum bozuklukları olan çocukların, çocuk psikiyatrisi kliniklerinde değerlendirilmeleri için yapılacak okul-eğitimci-aile-hekim işbirlişi ile yapılmasın? içerir.

ÖNERİLER

Sadece tıbbi ya da sadece psikolojik ve eğitsel tanılama yapılması gereklidir. ?zleme çalışmalarına aşırlık verilmeli, gözlem merkezleri bulunmalı, çok az test aracına ba?vurularak tanılama yapılmamalıdır.

Ayrıca tanılamayı yapacak personelin iyi yetişmiş olması önemlidir. ?zlemeye alinan uyumsuz çocukların bulundukları ortamda gözlenmelerinin de gerçekleşmesi gereklidir.

Tanının istendik bir şekilde yapılabilmesi için rehberlik ve araştırma merkezlerinde çocuk ruh sağlığı ve çocuk gelişim ve eğitimi uzmanlarının bulunması önerilebilir.

Uyumsuz çocuklar için özel eğitim okulları gerekmeyebilir, sorun belirlendikten sonra çözüm yolları ile birlikte gerekli eğitsel önlemlerin alınması yeterli olabilir. Normal çocuklarla birlikte kaynaştırılarak, aynı eğitim-öğretim ortamından yararlandırılmaları için gerekli çalışmaların yapılması ve imkanların sağlanması gerekmektedir.

Kayna?tırma eğitimini yapılamamasının bağlıca nedenleri;

1)      Okul yöneticilerinin konuya sıcak bakmayı?ları,

2)      ÖĞretmenlerin sınıf başarısın? dürdüşü düşüncesiyle uyumsuz öğrencileri istememeleri,

3)      ÖĞretmenlerin çocuk gelişimi ve uyumsuz çocukların özellikleri hakkında gerekli bilgilerden yoksun olmaları

4)      Dişer öğrencilerin olumsuz tutum ve davranışları,

5)      Ailelerin okul eğitimine yardımc? olmamalarıdır diyebiliriz

A?LE EĞİTİMİ

Ailenin, çocuğun eğitimine mutlaka katılımı sağlanmalı; bunun sağlanabilmesi için de aile rehberlişi hizmetleri yaygınla?tırılmalıdır. Aile rehberlişi hizmetleri 2 alanda verilebilir:

1)      Aile rehberlişi (danışmanlık hizmetleri)

Rehberlik ve araştırma merkezi uzmanları rehberlik ve danışmanlık konularında yetiştirilmelidirler. Ailenin çocuğun problemi ile ilgili duygu ve düşüncelerini olumlu yönde değiştirmeyi, çocuŞu engel durumu  ile kabul etmelerini hedefleyen bu hizmetler, ailelere sürekli hizmet olarak verilmelidirler.

2)      Aile eğitimi (anne-baba eğitimi)

Direkt olarak çocu?a istendik becerilerin anne-baba tarafından kazandırılması, problemlerin azaltılmasın? hedefleyen anne-baba eğitimi programları yaygınla?tırılmalıdır. Öncelikle rehberlik ve araştırma merkezleri uzmanlarının bu konuda yeterli olabilmesi personel sayısı ve eğitimin yaygınla?tırılması açısından pratiklik sağlayacaktır.

Her iki program kapsamında ailelere normal çocuk gelişimi hakkında bilgi verilmelidir. Ailelere çocuk gelişimi hakkında bilgi verilmesi hem çocukların gelişimine önemli katkıda bulunacak, hem de çeşitli uyum sorunlarının erken farkına varılmasın? sağlayacaktır. Ailenin bilinçlendirilmesi, sorunun ortaya çıkmamadan önlenebilmesine de katkıda bulunabileceği gibi, ailenin sorunu ele alı?ına da yardımc? olabilir.

ÖNERİLER

  1. İlkokullarda rehberlik servislerinin kurulması, anne baba ve öğretmenleri bilgilendirmede ve uyumsuzlukların ortaya çıkmasında önemli rol oynayacaktır.
  2. Üniversitelerin ilgili bölümlerinin katkıs? ile (Halk sağlığı, halk eğitim, çocuk gelişimi ve eğitimi, özel eğitim bölümleri) ev ziyaretleri yapılarak hem normal çocuk, hem de özürlü çocuk ana babalarına gerekli bilgi verilmelidir.
  3. Aile eğitimi ve rehberlik hizmetlerinin en küçük yerleğim birimlerine kadar, Rehberlik Merkezleri veya sağlık ocakları aracılığıyla ulaştırılması gereklidir.

ÖNLEME

Uyumsuz çocuklar konusunda en önemli etmen önlemedir. Bu önlemeler sırasıyla;

  1. Ana-baba, bakıcılar, çevredeki yetişkinler ve basın yayın organlarının çocuk gelişimi üzerindeki etkin rolleri konusunda bilinçlendirilmeleri,
  2. Okul öncesi eğitime aşırlık verme,
  3. Erken teğhis (tanılama)için gerekli taramaların sağlıklı yapılması,
  4. Serbest zamanları uygun değerlendirme etkinlikleri için gerekli tesislerin kurulması,
  5. Okul öncesi ve ilköğretimde çocuk merkezli eğitim modellerinin yerleğtirilmesi,
  6. Sın?fların kalabalık sayılarının düşürülmesi,
  7. Kaynak oda projesinin bir an önce geliştirilerek yürürlü?e girmesi,
  8. Aile Danı?ma Merkezlerinin kurulması ve yaygınla?tırılması,
  9. ?zleme çalışmaları için gözlem merkezlerinin kurulması,
  10. Rehberlik ve araştırma merkezlerinin nitelik ve nicelik açısından ele alınarak geliştirilmesi,
  11. Konu ile ilgili tüm kurum ve uzmanların işbirlişi içinde çalışmalarını sürdürmek için gerekli önlemlerin alınması,
  12. İlkokullarda okul rehberlik servislerinin kurulması şeklinde düşünebiliriz,

ANNE-BABALAR EĞİTİM HATALARINDAN NE KADAR SORUMLU?

Bir çocuğun zihinsel, duygusal ve sosyal olarak sağlıklı ve istenen yönde gelişmemesinden anne-babanın yeterince kendilerini, çocuklarını tanımaması, anne-babaların bilgi eksiklişi, anne-babaların gelişme gayretindeki eksiklik gösterilebilir.”

Anne-babaların en sık ya?adıkları problem, genel olarak çocuklarının istedikleri gibi olmamasıdır. Bu “olmasını istedikleri gibi” kavramı, ebeveynden ebeveyne farklılıklar gösterir. Kimine göre akıllı uslu, otur deyince oturan, kalk deyince kalkan, efendi bir çocuk, kimine göre az?c?k insan ilişkilerine giren, hareketli, koşan oynayan bir çocuk. Her iki durumda da anne-babaların en büyük isteği kontrol edebildikleri ve laf dinleyen bir çocuk imaj?dır.

Anne-babaların kafasında olan, olmasını istedikleri çocuk imaj?yla, gerçek hayatta kendi çocuklarında göremedikleri ve aksi bir imajın yarattığı çalışma ve çaresizlik durumudur. Burada sorulması gereken bir soru da:  “acaba çocuklar anne, babalarının istedişi gibi mi olmalıdırı” Bir çocuğun zihinsel, duygusal ve sosyal olarak sağlıklı ve istenen yönde gelişmemesinde anne ve babanın rolü nedirı Bu soruya 4 neden göstererek yanıt vermemiz mümkündür.

Bunlar:

  1. Anne babanın yeterince kendisini tanımaması
  2. Anne babanın yeterince çocuklarını tanımaması
  3. Anne babanın bilgi eksiklişi
  4. Anne babanın farkındalık ve değişme (gelişme) gayretindeki eksiklik

Şimdi bu faktörleri yer sınırlı?ın? da göz önünde bulundurarak inceleyelim:

  1. Anne babanın yeterince kendisini tanımaması:

?yi bir anne-baba olmak her şeyden önce bir kişilik eğitimini gerektirir. Bireyin kendisine ilişkin duygusal ve düşünsel farkındalık kazanması, güçlü ve zayıf yönlerini bilmesi, iletiğim becerilerini edinmesi iyi bir anne baba olmanın ön koşullarıdır. Takıntıları olan ya da mükemmeliyetçi bir annenin babanın çocuğunun hayatın? zindana çevirmesi kaçınılmazdır. Çocuklarıyla ilgili bir sorun ya?adıklarında çoğu anne baba sorunun kaynaşın? kendi dışında arama eğilimindedir. Bireyin kendisine ilişkin duygusal ve düşünsel farkındalık kazanması, güçlü ve zayıf yönlerini bilmesi, iletiğim becerilerini edinmesi bir anne baba olmanın ön koşullarıdır.

Çocuktan istedikleri davranışları öncelikle veliler sergilemelidir. “Ben televizyonu kapatıp kitap okuma iradesine sahip değilsem çocuğumdan da aynı şeyi beklemeye hakk?m yok. Sigarayı bırakma iradesine sahip değilken çocuğumun sigara içmesini ne ölçüde engelleyebilirimı Onun duygu ve düşüncelerini ifade etmesini sırf kendi işime gelmedişi için engellerken evladımın demokratik bir karaktere sahip olmasını nasıl bekleyebilirimı Okula giderken unuttuŞu defterini sırf öğretmeninden azar işitmesin diye okula bile götürürken ona nasıl sorumluluk duygusunu nasıl kazandırabilirimı Annelik ve babalık siperleri arkasında ona başırırken ve ona vururken bana saygılı davranmasın? nasıl bekleyebilirimı Gibi kendi zaaflarından ve geçmişe, kendi eğitimlerine dayanan irade eksikliklerinden kaynaklanan eğitim hatalarının farkına varan, savunmasız kendini kabul eden ve “ben kendimi nasıl olumlu yönde değiştirebilirim, kendime, eğime ve çocuğuma nasıl faydalı ve yardımc? olabilirimı” diye düşünen ve bu konuda araştırmaya girişen ve yardım arayan anne-baba şanslıdır ve doğru yoldadır. Anne-babalar için eğitim grupları, ya?antı grupları, gestalt ve psikodrama grupları, anne-babalar ve anne-baba olmayı düşünen bireylerin kendilerini  tanımaları ve olumlu yönde değişmeleri için eğsiz fırsatlar sunan gruplardır.

2. Anne babanın yeterince çocuklarını tanımaması

Anne-babaların çocuklarının eğitiminde ya?adıkları sorunların nedenlerinden ikincisi de çocuklarını yeterince tanımamalarıdır. Dünyaya gelen her insan gelmiş geçmiş tüm insanlardan ve (varsa) ikizinden bile farklıdır. Tektir, eğsizdir.

Çocuşun bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal ihtiyaçlarını bilen, tanıyan ve bunları kendi kendine doyurması için çocu?a rehberlik eden bir anne-baba çocuğuna en değerli mirası bırakmaktadır. Zira şanslı bir insan, kendi ayakları üzerinde durabilen, kendi sınırlarını bilen, sorumluluk üstlenen, kısacası “birey” olabilen insandır. Bir anne-babanın bunu sağlayabilmesi, çocuğuna bir anne-baba olduğu kadar bir arkadağ olmasıyla mümkündür. Onu koşulsuz sevmesi, koşulsuz “o” olduğu için değer vermesi, temel özgürlüklerine saygı göstermesi ve onunla nitelikli süreler geçirmesiyle mümkündür. Her ne olursa olsun, bir işe, bir çiçeşe, bir yemeğe ve de en önemlisi bir insana zaman ayırmadan, duygusal ve düşünsel yatırım yapmadan istedişimiz sonuca ulaşmamız zor bir olasılıktır. Bir birey olarak çocuk, sadece bir ailenin değil,  bir ülkenin ve dünyanın geleceğidir. Eğer anne ve babalar çocuklarının sadece maddi değil zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimi için de gayret gösterirlerse başarılı olmaları  beklenen bir sonuç olacaktır.

3. Anne babanın bilgi eksiklişi

Aslında bu neden günümüzde geçerlilişini yitirmek üzeredir. Çünkü çocuk gelişimi ve eğitimi hakkında hemen hemen tüm anne-babaların anlayabileceği tarzda yazılmış kaynak eserler olduğu gibi danışabilecek uzmanların da sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Fakat çocuk eğitimi konusunda mükemmel derecede bilgi sahibi olmak ve hatta bir uzman bile olmak yeterli değildir. Zira bilmek farklı, farkındalık farklı, iradi bir şekilde ya?antıya geçirmek ise çok daha farklıdır. Bunu dördüncü neden olan “anne babanın farkındalık ve değişme (gelişme) gayretindeki eksiklik” bağlığı altında bir örnekle inceleyelim.

4. Anne babanın farkındalık ve değişme (gelişme) gayretindeki eksiklik

Bu neden “anne babanın yeterince kendini tanımaması”  bağlığı altında kısmen incelenmiştir. Çocuk eğitiminde önemli bir yeri olduğu için tekrar burada ayrı olarak farklı bir örnekle ele alınmıştır. Farkındalık eksiklişi ve değişme (gelişme) gayretindeki eksiklik ilk üç nedenle doğrudan ilintili bir özellik göstermektedir ve ilk üç nedenin bir sentezi gibi de düşünülebilir. şöyle ki bir anne-babanın kendisini ve çocuğunu tanıması için kendisine ve çocuğuna ilişkin bilgi sahibi olması ve farkındalık kazanması gerekmektedir. Kişi farkındalık kazanması gerekmektedir. Kişi farkındalık kazandıktan sonra eğitimsel anlamda yanlış olan davranışın? değiştirmek yerine savunma mekanizmalarıyla değişime karşı koyabilir ya da tam tersine iç huzuru ve çocuğunun eğitimi için zor olanı seçip değişmeye çalışabilir. Örneğin bir baba başkasının arkasından kötü amaçlı  konuşmasının erdemli bir davranış olmadığını bilip çocuğuna bunun yanlış olduğunu öğretebilir, bu baba daha sonra kendisi farkında olmadan çocuğunun yanında bir başkasın? çekiştirirken yaptığı yanlışın farkına varıp pişman da olabilir, bunun kendisinin bir zaaf? olduğunu kabul etmek yerine savunmaya geçerek değiştirmek için herhangi bir çaba göstermeyebilir, ya da bu bilgi ve farkındalıktan sonra kendi iç barı?ın? korumak için bu davranış? gerçekçi bir şekilde adım adım azaltıp ortadan kaldırmak amacıyla bireysel gayretiyle  ya da bir ya?antı grubuyla çalışmaya başlayabilir. İşte bizim bekledişimiz de budur: bilgi, farkındalık ve gelişme gayreti.

Sonuç olarak çocuklar bizim istedişimiz gibi yetişmez, bizim onları yetiştirdişimiz şekilde yetişirler. Bu yetiştirme biçimi de anne-baba  olarak bizim çocu?a ve insana bakış açımızdan, zaaflarımızdan, davranışlarımızdan, kısacası olumlu ve olumsuz yönleriyle tüm kişilişimizden kaynaklanır.

Ö?renci Kişilişinin Olu?masında ÖĞretmenin Rolü

Geleceğin toplumunu oluşturacak bireylerin davranışlarının nitelişi, eğitim süreci içinde çok önemli bir fonksiyona sahip alan “öğretmen davranışları” ile doğrudan ilişkilidir.

Okul hammaddesin toplumdan alır, meydana çıkardığı ürünü ile toplumsal dokuyu oluşturur. E?itim süreci içinde öğrenciyi değişik etkileşim yaklaşımları ile şekillendiren öğretmen de aynı eğitim sisteminin ve dolayıs?yla toplumun karakteristik özelliklerini yeni kuşa?a aktarır. E?itim programları eğitim sistemi içinde yetiştirilecek bireylerin sahip olması istenen davranışların belirleyicisidir.

Geleceğin toplumunu oluşturacak bireylerin davranışlarının nitelişi, eğitim süreci içinde çok önemli bir fonksiyona sahip olan “öğretmen davranışları” ile doğrudan ilişkilidir. ÖĞretmenin düşünsel tutumu, duygusal tepkileri, çeşitli alı?kanlıkları öğrencileri etkiler. Ö?rencilerin öğretmenin verdişi bilgilerin yanı sıra ve daha çok gösterdişi tutum ve davranışlardan etkilendişi araştırmalarla  belirlenmiştir. Ö?renciler, öğretmenlerinin söylediklerinden çok yaptıklarından etkilendiklerini vurgulamışlardır. Konuya bu açıdan bakıldışında, öğretmen davranışlarının gelecek kuşa?ın davranışlarının göstergesi olabileceği söylenebilir. “Ö?renci davranışları eninde sonunda öğretmen davranışlarıyla değiştirilir”

“Tutumlar oldukça organize olmuş uzun süreli, inanç ve davranış eğilimleridir. Oldukça uzun süreli davranış eğilimi olan tutumlar yalnızca duygu ve düşünceleri değil aynı zamanda bireyin heyecanlarını, değerlerini ve bunların oluşmasın? sağlayacak bilişsel ö?eleri de içerir. Tutumlar davranışların oluşmasında kaynaklık ederler. Birey etkileşim içinde olduğu kişilerin, davranışlarından etkilendişi kadar tutumlarından da etkilenir. Anne-babasın?, ana-baba tutum ve davranışları açısından eleğtiren bir çok kişi kendisi ana ya da baba olduğu zaman eleğtirdişi bir çok tutum ve davranış? farkında olmadan yapar. Yalan söylenen bir ortamda yetişen bir çocuğun yalan söyledişi bilinen bir gerçektir.

ÖĞretmen tutumları, öğrenci davranışlarının oluşturulmasında çok etkilidir. Ö?renci, farkında olmadan öğretmen tutumlarından etkilenir. ÖĞretmenlerin olumlu tutumları öğrencilerin olumlu tutumlar geliştirmesini sağlayacaktır. ÖĞretmen, eğitim amaçlarını gerçekleştirmek üzere seçtişi öğretim yöntemlerin olumlu tutumları ile birleğtirerek öğrenciye takdim ettişi zaman amaçlara ulaşma yolunda mesafe kat edebilir.

Bu nedenle öğretmen tutumlarını belirlemeye yönelik araştırmaların yapılması ve bu araştırma sonuçlarını öğretmen eğitimi programlarına kaynaklık etmesi gerekir. ÖĞretmen eğitimi programlarının tutum geliştirme boyutu ihmal edilmemelidir. Ancak; tutum değiştirmeye yönelik program hazırlama ve uygulama, bilgi ve beceri kazandırmaya yönelik program hazırlama ve uygulamaktan daha büyük çabaları gerektirir.

Gerçekten demokratikleğmeyi hedefleyen toplumlar bunu sadece yazılı dokümanlarda belirtmekte yetinmemeli, öğretmen adaylarına demokratik tutum ve davranışlar kazandırmak için uygulamaya dönük önlemler almalıdırlar.

BO?ANMANIN ÇOCUKLAR ÜZER?NE OLUMSUZ ETK?LERİ

Bo?anma ruhsal açıdan bütün aile üyelerini sarsan bir olaydır. Ailenin çöküşüne seyirci kalmaktan başka bir şey yapamayan çocuğun bu enkazdan alacaşı hasar, ya?ın? cinsiyetine, anne-babanın tutumuna ve Doğu?tan akıl zayıflığı, sara, gibi bazı anormallikleri olan çocukların %77′sinin normal çocuklarında %40′ının boşanmadan sonra normal gelişim göstermediklerini saptanmıştır.

Çocuk anne-babasının kendini terk ettişini düşünerek değersizlik duyguları ya?ar. Anne yoksunluŞu çocukta, protesto, kendini yaralama , ümitsizlik, endişe, korku ve artan ölçüde başırma, verilen berinin reddi, duyarlılık, başırsak ve uyku bozuklukları, deprasyon olarak ortaya çıkar; bu durum giderek saldırganlık, manen terk edilmişlik belirtileri, suça yönelme haline dönüşür ve giderilemeyecek ruhsal bozuklukların oluşmasına neden olur.

Oldukça sarsıntılı bir dönemden geçen, çocu?a anne-baba ve yakın akrabanın acıma duyguları çocuğun eğitimine olumsuz etkide bulunur. Anne-baba kendi duygularını özürce yaşamaktan korkmamalıdır. Bu durum çocuğun kendi duygularını öğrenmesine yardımc? olur.

ÇALIŞAN ANNE VE ÇOCU?U

Yapılan araştırmalar çalışan annelerin çocuklarının okul başarılarının ve sosyal gelişimlerinin, çalışmayan annelerin çocuklarına göre daha üstün olduğu yönündedir. Ayrıca çalışan anneler, çocuklarını erken yağlarda birçok konuda cesaretlendirmekte ve yönlendirmektedirler. Bu nedenle çalışan annelerin çocukları küçük ya?ta kendi kendine yeten, daha başımsız davranan bir kişilik geliştirmekte ve çevreye uyumları daha iyi olmaktadır. Bununla birlikte tüm gün annesinin gözetiminde ve denetiminde olan çocuklar daha korku dolu ve ergenliklerinde de daha çekingen ve başımlı bir kişilik geliştirebilmektedir.

Çocuşun yağına ve yeteneğine göre anne-ondan yardım isteyerek hem ailedeki rolleri payla?masın? sağlamalı hem de çocuğun güven duygusunun gelişmesine ve sorumluluk sahibi bir birey olmasına yardımc? olmalıdır.

Çalışan Annelerin Yaptığı Hatalı Davranı?lar Nelerdirı

Çalışan annelerin büyük bir bölümü çocuklarına yeterince zaman ayıramadıklarını düşünerek suçluluk duyarlar. Parasal olanaklarının el verdişi ölçüde her gün eve dönüşte ona hediyeler alarak bu durumu telafi etmeye çalışırlar ve farkında olmadan çocuŞu maddi çıkarlara yöneltip, tatminsiz ve bencil bir birey haline getirirler. Bazı durumlarda suçluluk duygusu o kadar aşır basar ki;  anne çocuğun tüm ihtiyaçlarını ve görevlerini üstüne alarak onun başımlı ve kendi bağına hiçbir karar alamayan bir kişilik geliştirmesine neden olabilir.

Bazı ailelerse, annenin çalışmasıyla çocuğun gerekli disiplin ve otoriteden uzak kaldı?ın? düşünerek,  ona baskı ve katı bir disiplin yönetimi uygulayarak onun çevredeki tüm tehlikelerden korunduşuna inanırlar. Bask? altında sürekli korunan ve cezalandırılan çocuk ise ya otoriteye boyun eğen ve her istenileni yapan pasif bir kişilik sahibi ya da isyankar bir kişi olabilir.

KAYNAKÇA:

  • Dilara Sevimay ÖZER, Engelliler için Beden Eğitimi ve Spor, ?STANBUL-2001

Sy: 79,80,81,82,83

  • Milli E?itim Basımevi -Özel E?itim Konseyi , Mayıs-1991-ANKARA

Sy: 290,291,292,293,295,298,299

  • Ya?adıkça E?itim:

ü      Kasım-Aralık 1997 Sayı;55   Sy:20,21,22,23,24

ü      Ocak-Şubat 1995 Sayı;38   Sy:25,26,27

ü      Eylül-Ekim 1994 Sayı;36   Sy:9,10,11

ü      Kasım-Aralık 1994 Sayı; 37   Sy:23,24

Yazar Hakkında

Hakkında: sonsuzluğun huzurunda bir an
Kimlik kartı

Bir Cevap Yaz

kendi isteğimle kurallara uygun yazıyorum. (Lütfen yandaki kutuyu işaretleyin.)

Otomatik robotlara karşı soru.