Sicim Teorisi, Parçacık Teorisi ve Bilinmeyen Evren İlişkisi

Eğer bu Minik Karadelikler Cern’deki LHC’de veya Brookhaven National Laboratory(RHIC)’de oluşacak olurlarsa işte o zaman Kuantum Mekaniği dünyasında yerçekimi nasıl işliyor bilebiliyor olacaktık. Ama Kuantum Mekaniği yerçekimi hariç diğer kuvvetlerin örneğin EM(Elektro Manyetik Kuvvet), G( Güçlü Kuvvet), Z(Zayıf Kuvvet) gibi kuvvetlerin nasıl işlediğini tam olarak açıklayabilmektedir. Bilindiği üzere Evren’de 20 temel fizik sabiti vardır. Eğer bu 20 temel sabitte yer alan Elektromanyetik Kuvveti çok daha kuvvetli bir hale getirse idik, yıldızlarımız oluşamaz ve de dolayısıyla da Evrenimiz oluşamazdı. Peki, bu sabitler nasıl hassas bir şekilde bir araya geliyor ve de Evrenimizi oluşturabiliyor. İşte bunun cevabı Ekstra boyutlar meselesidir. Ekstra boyutları Cern’de veya Fermilab’da göremeyişimizin nedeni ise, çok küçük ölçekte kendi üstüne kıvrılmış olmasıdır. Eğer biz çok küçük bir karınca olsaydık işte o zaman bu boyutları görebilecektik. Örneğin bu ekstra boyutları Sicim Teorisinde de görebiliyoruz. Ama öncelikle Arkadaşlar Sicim Teorisine neden ihtiyaç duyuldu? Sicim Teorisi Big Bang’in mutlak tekilliğine bir alternatif olarak ortaya çıkmıştır. Çünkü Mutlak Tekillik sırasında bütün Fizik Kanunları çökmektedir. Karadeliklerin en dibinde de bir tekillik olduğuna göre Bilim adamları Big Bang’i anlamak için öncelikle Karadelikleri anlamamız gerektiğini belirtiyorlar. Karadelikler, Einstein’ın denklemlerinden türemiş ve de bu denklemi bir Karadelik oluşturacak sicim teorisiduruma getiren bilim adamı ise, Karl Schwarzschild‘dir. Bu sayede ise, Uzayda Karadeliklerin olabileceği kanıtlanmıştır. Yapılan deneyler sonucunda da Uzayda Karadeliklerin olduğu kanıtlandı. Örneğin Chandra X Işını teleskobuyla yapılan gözlemler sonucu Cygnus X-1 galaksisinin ortasında bulunan devasa Karadelik. Bu Karadelik Uzayda bulunan ilk Karadeliktir. Daha sonra ise Karadeliklerin merkezinde ne olduğunu araştıran bilim adamları Karadeliklerin en dibinde çok büyük bir kütle olduğunu matematiksel ve de teknik gözlemlerle belirlediler. Bu durum ise ancak Einstein’ın Genel Görecelilik denklemiyle tasvir edilmektedir. Ama burada yani Karadeliğin en dibinde mikroskobik atomaltı parçacıklarda olduğu için işte bu da Kuantum Teorisiyle açıklanabildiği için bu durumda bir tezatlık oluşmaktadır. Yani bir Karadelik iki denklemle belirtilemez. Çünkü bu durum hem Fiziğe hem de Evren anlayışına aykırıdır. Nedeni ise de Yıldızları, Galaksileri ve de Atomaltı dünyayı açıklayan bir denklem olmalıdır. Yani bu nesneler ve biz, Evren’in bir parçasıyız. Bu yüzden de bu durumda hem Genel Görecelilik hem de Kuantum Mekaniği birleştirilmesi gerekmektedir. Bunun olması da imkânsız olduğu için bu nedenle de Sicim Teorisinin doğumunun bir başlangıcı oluyor. Sicim Teorisi ise Big Bang denen tekilliği şöyle ifade etmektedir: Örneğin Sicim Teorisi, Big Bang’i bir iki zarın çarpışması olarak belirterek bilinen Big Bang’i daha anlaşılır bir duruma getirmiştir. Bu zarlar da bilindiği üzere Paralel Evrenler olmaktadır. Ama bilim adamları bu zar Evrenlerin düz değil de dalgalı olduklarını belirtiyorlar. Örneğin Dünyaca ünlü Teorik Fizikçi Alan Guth’da bu zar Evrenlere konu olan zarların Labaratuvar şartlarında yaratılabilineceğini belirtiyor. Paralel Evrenlerin çıkış mazisini de şöyle anlatayım: Heissenberg’in belirsizlik teorisi, herhangi bir elektronun Atomun içinde herhangi iki yerde de olabileceğini belirtmektedir. Veya aynı elektron bir yerden kaybolup başka bir yerden de çıkabilmektedir. İşte Heissenberg’in bu belirsizlik teorisi yani bir elektronun Atomun içinde herhangi iki yerde bulanabilmesi öyle bir şeydir ki, bu kısacası bir zorunluluktur. Heissenberg’de bunu bir zorunluluk olarak nitelemiştir. İşte bu zorunluluk beraberinde Paralel Evrenleri getirmiştir. Ayrıca da Evren’i anlamak için de Genel Göreceliliğin ve de Standart Modelin birleşmesi gerekmektedir. Ama bu birleşme sırasında Einstein’ın yerçekimi teorisi sonsuz bir güçte güçlenmektedir. İşte bu sonsuz gücü koyacak bir alan olmadığı için de bu sonsuz gücün bir yerlere gitmesi gerekmektedir. Daha sonra ise bu sonsuz yerçekimi gücünün ekstra boyutlara gitmesi gerektiği denklemlerle belirlenmiştir. Örneğin Lisa Randall’ın yerçekimi neden bu kadar zayıf sorusunu da aslında Sicim Teorisi bu sayede çözmüştür. İşte bu denklem bugün bilindiği üzere Sicim Teorisidir. Sicim Teorisi Evren’de 10 boyut olduğunu söyler ve de ışıktan daha hızlı bir sanal bir parçacık olan Takyonun’da atomunda içinde olması gerektiğini belirtir. sicim teorisiPeki, bana sanal parçacık nedir diye bir soru sorabilirsiniz? Arkadaşlar,



Benzer Yazılar

Yorum Ekle