Sicim Teorisi, Parçacık Teorisi ve Bilinmeyen Evren İlişkisi

sanal parçacık enerji korunumunu ihlal eden ve de çarpışmalar sırasında Parçacık Hızlandırıcılarda görülemeyen bir parçacık türüdür. Bilindiği üzere Parçacıklar, Parçacık Hızlandırıcılarda çarpıştırıldığı sırada bu parçacıkların çarpıştırılmadan önceki enerjileriyle çarpıştıktan sonraki enerjileri eşit olmak zorundadır. İşte bu sırada bir şey bu yasayı ihlal etmektedir. Buna da biz kısaca Sanal Parçacık diyoruz. Ama bu klasik Sicim Teorisi bir değil 5 tanedir. Daha sonra da bu 5 adet Sicim Teorisi birleştirilerek M Teorisi adında bir tek Sicim Teorisine dönüştürülmüştür. Çünkü bir tek Evren’i 5 tane Sicim Teorisi açıklayamaz. Bu bizim Fizik anlayışımıza ve de Kozmolojiye aykırı bir durumdur. Ayrıca da burada Sicim Teorisinde belirtilen sicimlerin hareket edebilmesi için en az 10 boyuta ihtiyaç duyulmaktadır. Bunlar ise, 9 alan boyutu ve de 1’de zaman boyutudur. Yani bu boyutlar Sicim Teorisi için bir zorunluluktur. Yoksa bu sicimler hareket edememektedir. Hatta şöyle bir şey söylesem inanır mıydınız? Tam burnunuzun dibinde 6 boyut vardır diye. Evet, Arkadaşlar M Teorisinin hassas hesaplamalarına göre bu doğrudur. Peki, neden bu boyutları göremediğimize gelecek olursak? Bu 6 boyut mikro boyutlarda olduğu için görülmesi imkânsızdır. Sicim Teorisine kısa bir giriş yaptıktan sonra da bu müthiş teoriyi anlamak için önce atomu anlamamız gerekmektedir. Öncelikle Atomu Yunanlılar bölünebilecek en küçük parçacık olarak tanımlamıştır. Atom ise çok küçüktür. Örneğin görebildiğimiz en küçük şey bir saç kıldır. Bu saç kılının genişliği bile 300.000 atom genişliğindedir. Eğer atom bir golf topu büyüklüğünde olsaydı yukarıda anlattığım bu saç teli 16 km genişliğinde olacaktı. İnsanoğlunun vücudunda bile 7 oktrilyon atom bulunmaktadır. Hatta yazı yazıp cümlenin sonuna bir nokta koyduğumuzda bile o noktada milyarlarca atom bulunmaktadır. Atomun içinde ise bilindiği üzere Protonlar, Nötronlar ve de Elektronlar bulunmaktadır. Maddenin cinsini de bu Proton ve Nötronların sayısı belirlemektedir. Örneğin Helyum. Helyum hidrojenin sahip olduğu Protona ve de bir diğer parçacık olan Nötrona sicim teorisisahiptir. En ağır element ise, bilindiği üzere Plütonyumdur. Peki, atomun yüzde kaçı neden oluşmaktadır. Okulda öğrendiğimiz atom modeli ise bu durumda yanlıştır. Çünkü atomun %99,99’u boşluktur. Bu boşluğun dışında ise elektronlar bulunur. Atomda bulunan bu muazzam boşluğa bir örnek vermek gerekecek olursak; Bir katedrali atomun hepsi olarak düşündüğümüzde, işte bu katedraldeki o ufacık bir sinek atomun çekirdeği oluyor bu durumda. Katedralin o dış duvarlarında ise, bildiğimiz elektronlar bulunmaktadır. Eğer atomun içinde bulunan bu Protonu, Nötronu ve de Elektronu anladığımızda ise, Evren’i de anlamış olacağız. Nedeni ise de büyüklerin dünyasıyla küçüklerin dünyasının aynı şey olduğudur. Bunu ise bugün Partikül çarpıştırıcılarıyla yapabiliyoruz. Çünkü biz fizikçileri Parçacık Çarpıştırıcılarına yönlendiren ise, şu kanıtlanmış teoridir: Çok yüksek bir enerji çok çok ufak bir noktada toplandığı zaman Uzay-Zaman dengesizleşmektedir. Bu dengesizlikte tabii ki Big Bang’le özdeştir. İşte bu nedenle Parçacık Hızlandırıcıları. Hatta bilim adamları tarafından oluşturulan bir matematiksel formül dahilinde Cern’deki LHC düzeneğinde Uzay-Zamanın eğilmesi için çalışma bile başlatıldı. Partikül Çarpıştırıcıları ise çok kısa bir ifadeyle bir Protonu diğer Protonlarla çarpıştırarak bu parçacıkların içinde bulunan parçacıkları gün yüzüne çıkartma işlevini yapıyorlar. Ama bu çarpıştırılma sırasında kütlesi daha büyük olan atomaltı parçacıklar bozunum grafiğinde yani dağılım grafiğinde en yakında yani merkeze en yakın yerde bulunmaktadır. Örneğin Partikül Çarpıştırıcılarının yaptığı işlevi bir bozuk para kutusunu kırmaya benzetebiliriz. Bu bozuk para kutusunu bir çekiçle kırdığımızda bilindiği üzere içindeki paralar dağılarak kütlesi en ağır olanlar merkeze en yakın yerde toplanırlar. Ama günümüz fiziğinin en büyük başarısı olan Parçacık Çarpıştırıcıları ise şöyle çalışmaktadır: Bir mermi partikül hedef partiküle çarptığında etrafa parçalar saçılır. Bu parçaların kütlelerine bakarak çarpışmanın enerjisiyle nasıl hareket ettiği görülebilinir. Ve de Parçacıkların çarpıştırılmaları sırasında ortaya çıkan o karmaşık desenler bilim adamlarına çok büyük bilgiler sunmaktadır. Onun içindir ki Parçacık Çarpıştırıcıları kullanılıyor ve de atomaltı dünyadaki parçacıkların davranışlarını bildiğimiz zaman Evren’i de bu sayede anlamış olacağız. Veya Cern’de ve de Fermilab’da bir minik karadelik oluşacak olsaydı bu biz Parçacık fizikçileri için bir devrim olabilirdi. Nedeni ise de bu minik karadeliklerin etrafa yeni parçacıklar fırlatacak olmasıdır. Böylelikle de Big Bang’in ilk anında hangi parçacıklar vardı, böylelikle bilebileceğiz. Bu teorinin kuramsal savunucusu ise, Stephen Hawking’dir. Stephen Hawking tüm Evren’in bir Karadelikten oluştuğunu belirtmiştir. Bu da bugün bilinen Sicim Teorisinin en yakın rakibi olmaktadır. Bunu ise, Stephen Hawking Genel Görecelilikle Kuantum Mekaniğini birleştirerek yapmıştır. Ama bu yukarıda belirttiğim gibi minik karadeliklerde sicim teorisiolmaktadır. Bunun mantığını ise, Stephen Hawking şöyle belirtmektedir: Karadeliklerin en dibinde bir tekillik vardır, Big Bang’de de bir tekillik olduğuna göre bu durumda Karadelikler ve de Big Bang eşit duruma gelmektedir. Ama Hawking, Karadeliklerin her şeyi yuttuğu gibi bazı parçacıkları da dışarıya püskürttüğünü belirtmiştir. Bu parçacıklar da yukarıda belirttiğim gibi (+) yüklü parçacıklar olmaktadır. (-) yüklü parçacıklar ise bu durumda Karadeliğin içine çekilmektedir. Bu da Kuantum Mekaniğiyle uyuşmaktadır. Çünkü Uzay, Kuantum Mekaniğine göre boş değildir. Ayrıca Hawking, Karadeliklerin etrafa bir ısı yaydığını belirtmiştir. Bu ısıyı da Hawking yukarıda anlattığım gibi (+) yüklü parçacıklardan kaynaklanan bir radyasyon olduğunu belirtmektedir. Bilim adamları da şöyle bir teorik fikire dayanarak Hawking Işımasını bulmayı düşünüyorlar: Big Bang sırasında Uzaya çok büyük bir miktarda minik karadeliğin dağıldığını tahmin ediyorlar. Bu karadeliklerde çok kısa süreliğine yaşayıp etraflarına Hawking Işımasını püskürtecektir deniliyor. İşte bu nedenle de Hawking’in bu ışımasını yani radyasyonunu aramak için bilim adamları Fermi adında bir aracı Uzaya gönderdi. Ama şu an bu ışıma bulunamadı. Çünkü aranan şey çok küçük olduğu için, örneğin proton kadar, bulunması çok zorlaşmaktadır. Ama bilim adamları bu minik karadeliklerin Cern’deki LHC’de oluşabileceğini belirtiyor. Bilim adamları teorik olarak bu minik karadeliklerin Cern’deki LHC’de dakikada 1 defa yaratılabilineceğini belirtiyor. Peki, bu karadelikler nasıl oluşacaktır? Bilindiği üzere Sicim Teorisi Evren’de 10 boyut olduğunu söyler. Ve bu 10 boyutta Cern’deki çarpışmalar sırasında birbiri üzerine dolanarak bir minik karadelik oluşturacaktır. İşte Arkadaşlar Evren’de atomlardan meydana geldiğine göre bizde bu nedenle atomları ve de atomaltı dünyayı araştırıyoruz. Hatta bu nedenle atomlardan daha küçük atomaltı dünyayı da araştırıp anlamamız gerekiyor. Sicim Teorisine döndüğümüzde ise bu teoride bir parçacık yoktur. Önceleri Sicim Teorisinde titreşem kapalı yuvarlak sicime benzer tellerin olduğu denklemlerle sabitlenmişti. Ama M Teorisiyle birlikte bu anlayış yıkıldı ve de bu kapalı yuvarlak sicime benzer teller açılarak açık bir sicimsel ve de titreşen bir tel anlayışına dönüşmüştür. Bu mikroskobik tellerde titreşerek bilinen maddeyi meydana getirmektedir.



Benzer Yazılar

Yorum Ekle