üye ol Üye Girişi Söyle Sözünü Anasayfa Yukari Çik
Bilgi Paylaştıkça Büyür

genetik ve vücut komposizyonu

Giriş

İnsan vücut kompozisyonu ve diğer bedensel özelliklerinin pek çok değişik çevresel etkenlerden ve bireylerin yaşam tarzlarından etkilendiği bilinmektedir. Aynı zamanda bunlar hastalıklar, büyüme ve yaş tarafından da değiştirilebilir. Vücut kompozisyonunu ve fiziği etkileyen bu etkenlerin hangilerinin genetik ve genetik olmayan etkilere bağlı olduğu bu alanda sorulması gereken soruların başında gelmektedir.

Vücut kompozisyonu vücuttaki yağ oranı ile direk olarak ilişkilidir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından obezitenin tanımı şu şekilde yapılmıştır:
“Sağlığı bozacak ölçüde yağ dokularında anormal veya aşırı miktarda yağ birikmesidir”.

İnsan vücut kompozisyonu ve fizik tipi kompleks bir etkenler arası ilişkidir ve tek tip olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Kişisel özelliklerin yanı sıra sosyal, davranışsal, psikolojik, metabolik, hücresel ve moleküler etkiler de vücut kompozisyonun değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmalıdır. Vücut kompozisyonunu etkileyen bunca etkenin arasında genlerin rolünün belirlenmesi oldukça zordur ve bunun için aile ile ve soy ile yapılan çalışmalara gerek vardır.

Greenberg (1993), genleri hassasiyeti yüksek genler ve zorunlu genler olmak üzere iki kategoriye ayırmaktadır. Hassasiyet oranı yüksek genlerin hastalıkların oluşmasında ve belirlenmesinde yetersiz olduğu, zorunlu genlerin bu gibi etkenleri belirlemede daha etkili olduğu düşünülmektedir. Vücut tipinin belirlenmesinde hassasiyeti yüksek genlerin daha etkili olduğu düşünülmesine rağmen bazen bu iki gen tipi arasındaki fark belirgin olmayabilir.

Gen özellikleri-çevre etkisi ya da gen-gen etkisinin fenotip üzerindeki etkileri başka bir önemli noktadır. Günümüz teknikleri ile bu konuları araştırmak oldukça zordur. Gen özellikleri-çevre özelliklerini belirlemede (diyet ya da egzersiz gibi) Bouchard (1990) bir ölçüm yöntemi geliştirmiştir. Ölçüm sonuçları genetik olarak farklı bireylerde benzer sonuçlar ortaya koymuştur. Tek yumurta ikizlerinde yapılan bu çalışmalarda genel olarak benzer sonuçlara ulaşılmıştır, vücut kompozisyonu üzerinde her ikisinin de etkili olduğu sonucuna varılmıştır.

Gen özellikleri-çevresel etkiler ile ilişkili araştırmalardan biri de Berg’e (1981) aittir. Tek yumurta ikizlerinde yapılan bu çalışma deneysel değil daha çok kesitsel bir çalışmadır. Özet olarak aynı genlere sahip tek yumurta erkek ya da kız kardeş ikizlerinde benzer sonuçlara ulaşılmıştır ve genlerdeki bağların özelliklerine göre farklılıklar gösterdiği belirtilmektedir.

Genetik özelliklerin belirlenmesi direkt yollarla gerçekleştirilmektedir. DNA ya da proteinlerin yapısına bakarak ya da başların yapısına bakarak fenotip üzerindeki etkilerine bakılır.

Genetik Epidemioloji

Cohen (1980) genetik epidemiyolojiyi “genetik faktörlerin ve çevresel etkenlerin değişik genetik yapıdaki kişilerde, ailesel olsun ya da olmasın, hastalık görülmesi üzerine etkilerini inceleyen bilim” olarak tanımlamıştır.

Fenotipi etkileyen anlaşılamayan gen özelliklerini açıklamak için 5 farklı strateji ortaya konmuştur.

1- Popülasyon farklılıkları temelinden kaynaklanan, popülasyon için ve kendi arasındaki değişikliklerin ve benzerliklerin çevresel durumlara göre değerlendirilmesidir.

2- Aile özelliklerinin, kardeşler, eş, ebeveyn-çocuk, değerlendirilmesi.

3- Tek ve çift yumurta ikizlerinin kullanılarak fenotipi etkileyen etkilerin tahmin edilmesi.

4- Yapılan çalışmanın özelliğinden kaynaklanan yorumlama çalışmalarıdır. Çalışmaya tam ya da kısmi katılımın sağlanması ile evlat edinilen ya da kardeşlerin beslenme şekillerine bakılarak genetik ve genetik olmayan etkenlerin etkilerine bakılır.

5- Tek bir genin etkileri incelenen fenotip üzerindeki sonuçlarının test edilmesi ve analiz edilmesi. Çekirdek aile ve/ya da yaygın soya bakılarak temel etkiler karşılaştırılabilir.

Genetik ve Vücut Yağ İçeriği

Vücut yağ içeriğinin genetiği konusunda diğer vücut kompozisyonu ve fizik tipi konusundakinden daha fazla bilgi mevcuttur.

Vücut Yağ İçeriğinin Kalıtımsallığı

Aile içi benzerlikte gözlenen vücut yağı için genetik faktörlerin önemi konusunda araştırmacılar arasında bazı anlaşmazlıklar vardır. Çoğu çalışma vücut yağının ölçülmesinde beden kitle indeksi ya da deri kalınlığının ölçülmesini kullanır. Yapılan bu çalışmalar kalıtsallığı çok geniş bir oranda açıklaya bilirler. Çalışmaların daha net sonuçlar ortaya koyabilmesi için aynı ev yaşamı içindeki bireylerin ölçümlerinin karşılaştırılması ve kalıtsallığın daha net bir şekilde ortaya konması gerekir.

İkizler üzerinde yapılan çalışmalarda BKİ indeksi ile yapılan çalışmalar kalıtsallığı en yüksek 40-70% arasında açıklaya bilmektedir.
Son 60 yıldır yapılan çalışmalarda zayıf anne babalara göre şişman anne babalardan şişman bir çocuk olma olasılığının daha yüksek olduğu ortaya konulmuştur.

Yapılan çalışmalar şişmanlık oluşumunda kalıtım veya genetik faktörlerin % 25-40 oranında rol oynadığını göstermiştir. Şişman kişilerin çocuklarında şişman olmayanlara göre şişmanlık görülmesi 2-3 kat fazladır. Anne ve babanın her ikisinin şişman olması durumunda çocuklarının %80’ ni erişkin yaşta şişmanlık gelişir. Anne veya babadan biri şişman ise %40, her ikisi normal kilolu ise %10 oranında, çocukluk çağında (3-10 yaş arası) aşırı kilolu olan çocukların %50 sinde erişkin dönemde aşırı kilolu olma riski vardır.
Şişmanlığın genetik nedenleri uzun yıllardan beri araştırılmaktadır. Toplumda sık görülen şişmanlığı ortaya çıkaran birçok genetik bozukluk vardır. Tek bir gen değil birçok gen bozukluğu şişmanlık nedenidir. Fransa ve Almanya da şişman ailelerde yapılan çalışmalarda 10 numaralı kromozomdaki belirli bir alanın şişmanlıktan sorumlu olduğu ortaya çıkarılmıştır. Bu alandaki genlerin incelenmesi ile şişmanlığa neden olan genler daha iyi ortaya çıkarılabilecektir. Bunun yanında tek gen bozukluğuna bağlı şişmanlıklar da vardır. Ancak bunlar toplumda nadir görülürler.

Temel Bir Genin Ortaya Konması
Moleküler İşaretler
Geneler ile ilgili yapılan çalışma örnekleri aşağıdaki tabloda verilmiştir.
Çalışma Birbirine etki eden faktörlerin geçişi (%) Temel etki Temel gene Gene frekansı
Province 1990 41 Evet 20% Evet 0,25
Price 1990 34 Evet Evet 0,21
Moll 1991 42 Evet 35% Evet 0,25
Tiret 1992 39 Evet Hayır -
Rice 1993 42 Evet 20% Hayır -
Borecki 1993 Evet Evet Yaş ve cinsiyet ilişkisi 0,22
Rice 1993 25 Evet 45% Evet 0,30
Glut-1, Glut-4, insülin, insülin reseptörü, glikokortikoid reseptörlerinin moleküler işaretleri arasında bir ilişki bulunmamıştır. Bunun tersi olarak, kırmızı kan hücreleri asid fosfataz, LDL reseptörü, apo B, apo D, parçalanmış proteinler, alfa 2 ve Na K’nın beta genleri, ATPaz pompası, 3-beta hidroksisteroid dehidrogenaz ve alfa 2 adrenerjik genleri arasında istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar bulunmuştur. Bu bulgular genel olarak küçük guruplardan elde edilmiştir. Pozitif ya da negatif yönde bir yanlıştık olabilir.
Abdominal Organlardaki Bağ Dokular
İç organlardaki bağ dokular yaş ile birlikte her iki cinsiyette de artar. Erkeklerde bayanlara göre iç organlarında daha fazla yağ toplarlar. İç organlardaki yağ dokusu toplam vücut yağının 30-50% arasında olabilir. Bu konuda yapılan çalışmalar net sonuçlar ortaya koymamaktadır.
Genetik ve İskelet Kası Kitlesi
Kas rahatsızlığı (sarkopenia), iskelet kası atrofisi, iskelet kası hipertrofisi kas kitlesindeki değişikliklere örneklerdir. İskelet kası kitlesindeki farklılıklar bu değişkenlerden kaynaklanır. İskelet kası kitlesi tüm yaşlarda vücut kompozisyonu ve fizik üzerinde önemli bir etkendir.
Aile içi yapılan çalışmalar göstermiştir ki, vücut kas oranı toplam vücut ağırlığının 30%’unu oluşturmaktadır. Temel bir gen tespit edilmemiştir.
İskelet Kası Özellikleri
Aile içi benzerlik ve iskelet kas kitlesinin kalıtsallığı ve diğer kas özelliklerinin aile içi benzerliği verileri aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.
Aile içi benzerlik Tahmin edilen kalıtım %
Yağsız vücut kütlesi Evet 30
Tahmin edilen kas kitlesi Evet 40
Besinsel bölümleme Evet 20
Kas lifi tipi orantısı Evet 6-100
Kasın oksidatif potansiyeli Evet <50
Genetik faktörlerin glikolitik (PKF) ve sitrik asit döngüsü (OGDH)’nün düzenleyen enzimler üzerinde toplam fenotip değişkenler üzerinde yaklaşık 25-50% etkisi olduğu gözlenmiştir.
Genetik ve Kemik Özellikleri
Kemik uzunlukları konusunda aile içi yapılan çalışmalar anlamlı sonuç vermemesine rağmen ikizler üzerinde yapılan çalışmalar anlamlı sonuçlar ortaya koymuştur. Ebeveyn ve çocuklar üzerinde yapılan çalışmalarda ilişki düzeyi 0,56’ya kadar ulaşmıştır. Vücudun değişik bölgelerinde bakılan aile içi kemik uzunluğu ve genişliği ilişki değerleri istatistiksel olarak 0,01 ile 0,62 arasında değişmektedir.
Kemik yoğunluğu açısından genetik verilerin anlamlı ilişkileri rastlanamamıştır. Yapılan çalışmalarda vitamin alımına bağlı olarak (D) kemik gelişiminin 75% oranında değişebildiği gözlenmiştir.

Sonuç
Genetik ve vücut kompozisyonu uzun yıllardır, 1980’lerden bu yana araştırılan konulardan biridir. Yapılan çalışmalar genler arası ve vücut kompozisyonu arasındaki ilişkiyi bu konuda ortaya koymaya yetersizdir. İleride kullanılacak araçlarla vücut kompozisyonu ve fiziğin genetik temellerinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.

Permissive allele quantitative obvious locus susceptibility approach epidemiology multifactorial utilize trait inference inherit aggregation spouse sibling resemblance paternal compute transmission undertake make on heritability adoption adoptee foster segregation infer nuclear extend pedigree likelihood association linkage embarked candidate content adoption comparison rear assess apart negligible transmissible maternal paternal minor evidence for mendelian thus far uncopile augment sarkopenia partition resemblance estimated nutrient proportion current foster midparent breadth mozomorfy

Günümüzde Vücut Kompozisyonu ve Genler
Son yıllarda yapılan çalışmalar vücut yağ oranının belirlenmesinde leptin hormonu ilk sırayı almaktadır. Leptin, Yunanca Leptos: ince kelimesinden türetilmiş bir kelimedir. Ob geninin ürettiği yağ doku kaynaklı bir moleküldür.İlk kez 1994 yılında Zhang ve ekibi tarafından tanımlanmıştır. İnsanlarda ilk konjenital leptin eksikliği , 1997 yılında Pakistanlı bir ailenin iki çocuğunda erken başlayan obezite, hiperfaji, hiperinsülinemi, hipotermi, kemik yaşında ilerleme ve ölçülemeyecek kadar düşük leptin düzeylerinin bulunması ile tanımlanmıştır.
Bu gözlemlerden yola çıkılarak yapılan araştırmalarda vücut ağırlığını biyolojik olarak kontrol eden moleküler komponentleri belirleyen bazı genler bulunmuştur (ob geni, db geni, fat geni, tub geni, agouti geni). Bunlardan ob geni leptin sentezini düzenleyerek iştah azaltır. Db geni ise leptin bağlanmasını düzenlemektedir.
Leptin; 167 aminoasitten oluşan bir proteindir. Leptin geni 7. kromozomun uzun kolunun 3. bölgesinde (7q31) bulunmaktadır. 15000 baz çifti içeren bir DNA yapısına sahiptir.
Leptin Hormonu
Leptin hormonu ve leptin reseptörlerinin yapısı sitokinlere benzemektedir. Bu nedenle sitokin ailesinin bir üyesi olarak kabul edilirler. Leptinin yapısı IL-6 ve IL-11 ile benzerlik gösterirken, leptin reseptörleri de IL-6 reseptörleri ile benzerlik göstermektedir. Dolaşımda esas olarak soluble leptin reseptörlerine bağlı olarak bulunmaktadır. Sentral ve periferik etki gösterirler.
Leptin reseptörleri (ob/R) Klas-I sitokin reseptör ailesinden olup, hipotalamus başta olmak üzere diğer dokularda da bulunur. Leptin reseptörleri (ob/Ra, ob/Rb, ob/Rc, ob/Rf) ekstrasellüler, transmembran ve intrasellüler zincirden oluşur. Obez çocuklarda ob mRNA ve serum leptin düzeyleri yüksektir ve vücut kitle indeksi ile pozitif koreledir. Leptin düzeyinin yüksekliği leptin direncine bağlıdır ve kilo kaybı ile normale döner. Obezlerdeki leptin direnci, leptinin transportunda ya da leptinin reseptör veya post-reseptör düzeyinde etkisiz olmasına bağlı olabilir. Ayrıca leptin reseptör mutasyonları ve konjenital leptin eksikliği ağır obeziteye neden olur.
Leptin Salınımı
Başlıca yağ dokusu hücrelerinden salgılanan bir hormon olup (Leptinin esas salınım yeri beyaz yağ dokusudur. Çok az esmer yağ dokusundan salgılanır), hipotalamus düzeyinde etki ederek iştahı azaltmaktadır. Ayrıca enerji tüketimini artırarak, kilo artışına engel olmaktadır. Beyni, vücudun yağ dokusu hakkında bilgi sahibi yapmaktadır. Leptinin ön hipofiz bezinden, mide epitelyumundan ve plasentadan da az miktarda salgılandığı gösterilmiştir.
Başlangıçta bir tokluk faktörü olarak tanımlanmış olan leptinin, başta hipotalamus olmak üzere, kalp, plasenta, akciğerler, karaciğer, kas, böbrekler, pankreas, dalak, timus, prostat, testisler, overler, ince barsaklar ve kolonda reseptörlerinin gösterilmesiyle, sadece enerji regülasyonunda rol almadığı, vücudun birçok sisteminin fonksiyonlarının düzenlenmesinde etkili olduğunu göstermiştir.
Leptin hormonu sirkadiyen ritimde salgılanır. Serum leptin düzeyleri gece en yüksek, öğle saatlerinde en düşük düzeydedir1. Serum leptin düzeyini etkileyen faktörlere baktığımızda;

Serum Leptin Düzeyini Artıran Faktörler:
- Obezite,
- Gıda alımı,
- Glikoz,
- İnsülin,
- Kortizol,
- Endotoksinler,
- Sitokinler, serum leptin düzeylerini artırmaktadır.
Leptin Direnci
İnsanlarda gözlenen obezite, yalnızca leptin yokluğundan kaynaklanmaz. Bazı durumlarda ortamda yeterli miktarda leptin bulunmasına rağmen, leptin dirençi söz konusudur. Leptin direncinin nedeni, leptin reseptörlerinde veya post-reseptör fonksiyonundaki bir bozukluktur. Leptinin etkili olabilmesi için Kan-Beyin Bariyerini (K-BB) geçmesi gerekmektedir. Geçişi sağlayan taşıyıcı fonksiyonlarındaki bir bozukluk da leptin direncine neden olmaktadır. Leptinden yoksun ob/ob farelere periferik verilen leptin etkili olmaz iken, santral verilen leptin sonucu farelerde kilo kaybı gözlenmiştir.
Leptin Etkili Olduğu Sistemler
Dolaşımda esas olarak soluble leptin reseptörlerine bağlı olarak bulunan leptin sentral ve periferik etki göstermektedir. Başlangıçta bir tokluk faktörü olarak tanımlanmış olan leptinin sadece enerji regülasyonunda rol almadığı, gastrointestinal sistem fonksiyonlarından, sempatik sistem aktivasyonuna, cinsel gelişmeden, üremeye, hematopoezden, immun sistemin düzenlenmesine kadar birçok sistemin fonksiyonlarının düzenlenmesinde etkili olduğunu göstermiştir. Fizyolojik rolü henüz tam netlik kazanmış değildir. Leptin hormonunun etkili olduğu sistemler şunlardır:
* Metabolizmanın kontrolü
* Seksüel gelişim
* Üreme
* Hematopoesis
* İmmun Sistem
* Kardiyovasküler Sistem
* Gastrointestinal Sistem
* Sempatik Aktivasyon
* İskelet Sistemi Gelişimi

Metabolizmanın Kontrolü
Biyolojik etkileri gıda alımının baskılanması ve enerji tüketiminin artırılmasıdır. Bu etkileriyle leptin vücudun ağırlık kontrolünde önemlidir. Bu etkisini hipotalamusta ventro-medial nükleusta, doyma merkezi üzerinden göstermektedir. K-BB’nden geçebilir. Hipotalamik nöropeptid-Y (NPY)nin sentez ve salınımını inhibe eder. Bu özelliği ile aşırı yemeyi ve kilo alımını azaltır. Ayrıca sempatik sistemi aktive ederek enerji tüketimini artırır, böylece pozitif enerji dengesi oluşmasını engelleyici etkiye sahiptir.
Genetik ve diyetle uyarılarak obez hale getirilen kemirgenlerde leptin enjeksiyonundan sonra vücut ağırlığında azalma ve metabolik kontrolde iyileşme görülmüştür. Serum Leptin düzeyi ile yağ dokusu hacmi arasında pozitif korelasyon mevcuttur. Düşük kalorili diyet programlarında serum leptin seviyelerinde de akut azalmalar tespit edilmiştir. Leptin yağ asidi sentezinde hız sınırlayıcı bir enzim olan asetil ko-A karboksilaz aktivitesi üzerine inhibitör etkilidir. Böylece yağ asidi ve trigliserid sentezini azaltıp, lipid oksidasyonunu artırarak yağ depolanmasını azaltır.
Yüksek doz Leptin hormonu akut olarak glikoz oksidasyonunu inhibe eder. Leptin, pankreasın beta hücrelerinden insülin salınımını etkilemektedir33. Gıda alımı arttığında leptin salgısı artar ve insülin rezistansı gelişir. Hiperfaji, obezite, hiperinsülinemi ve hiperleptinemi beraber görülür.
Leptin hormonunun tiroid bezi büyümesini ve tiroid bezi sekresyonlarını artırdığı gösterilmiştir.
İmmun Sistem ve Leptin
Leptin doğal ve edinsel immunitede önemli rol oynamaktadır. İnfeksiyon/inflamasyon durumlarında konağın leptin düzeyleri artar ve anti-inflamatuvar etki gösterir. İnfeksiyonlar esnasında gözlenen anorekside TNF-a, IL-1, ve IL-6 nın yanı sıra, artan leptin seviyesinin de etkili olduğuna inanılmaktadır.
Leptinin lökosit sentezi üzerinde stimule edici etkisi vardır. Leptin hormonu veya leptin reseptör yokluğunda, aynı açlık durumlarında olduğu gibi T-lenfosit yanıtları baskılanır ve infeksiyona direnç azalır. Ayrıca makrofajları aktive ederek, makrofajların fagositik aktivitelerini artırır.
Leptin neovaskülarizasyonu ve yara iyileşmesini hızlandırır. Leptin eksikliğinde infeksiyona ve inflamasyona yatkınlığın arttığı gösterilmiştir.

Kan Yapımı ve Leptin
Leptin hormonu eritropoetinin eritrositler üzerindeki uyarıcı etkisini artırarak kan yapımını situmüle eder. Leptin, trombosit agregasyonu ve tromboziste etkilidir. Fibroblastlarda leptin sentez ve sekresyonu gösterilmiştir. Monositlerde ve B lenfositlerinde de leptin reseptörleri gösterilmiştir.
Leptin ve Endokrin Sistem
Leptin hormonunun metabolik etkilerinin yanında üreme ile olan ilişkisi son zamanlarda oldukça araştırılmıştır. Leptin eksikliği olan ob/ob farelerdeki çalışmalarda bu farelerin seksüel olgunluğa erişmedikleri görülmüştür. İnsanlarda da leptin eksikliği sonucu sekonder seks karakterlerinde gelişme olmadığı ve infertil oldukları görülmüştür. Leptin hormonu veya leptin reseptörlerinin olmaması hipogonadotropik hipogonadizm ile kendini gösterir. İnsanlarda puberte öncesi serum leptin seviyesinin %50 arttığı ve pubertenin ardından tekrar düştüğü görülmüştür. Leptin GnRH-gonadotropin sistemi üzerinde düzenleyici etkiye sahiptir.
Leptin hormonu hipotalamus-hipofiz ve gonadal aks etkisiyle puberteye geçiş zamanının belirlenmesinde önemli bir role sahiptir. Ön hipofizde leptin reseptörlerinin bulunması, bu hormonun ön hipofiz hormonlarının salgılanmasında da düzenleyici role sahip olabileceğini ortaya koymaktadır . Melanosit uyaran hormon, glukagona benzeyen peptid-1, melanin konsantre edici hormon ve kortikotropin serbestleştirici hormon gibi hormonların da beyindeki aktivitelerinin leptin hormonu tarafından düzenlendiği düşünülmektedir. Ayrıca leptin, hipotalamik NPY nin sentezini azaltarak üreme fonksiyonları üzerinde etkili olabilir.

Konjenital Leptin Yetmezliğin Özellikleri
- Hiperfaji
- Devamlı gıda arama davranışı
- Normal doğum kilosu
- Hızla morbid obezite gelişimi
- Sempatik sinir sistemi aktivitesinde azalma
- İmmun sistem bozukluğu
- Beyin hacimlerinde küçüklük
- Erişkinlerde hipogonadizm
- GH, LH, FSH, TSH, ACTH düzeylerinin düşük olması.
Konjenital leptin yetmezliğinde leptinin diurnal ritmi bozulmuştur. Serum leptin düzeyleri sıfıra yakın derecede düşüktür. Hastalarda sürekli yiyecek arama ve yeme davranışı gözlenmektedir. Hastalarda hızla kilo artışı olur ve mortalite riski yüksektir. Homozigot çocuklarda subklinik hipotiroidi vardır. GH seviyesi düşük, kortizol-ACTH diurnal ritmi bozulmuştur.
Gastrointestinal Sistem ve Leptin
Midede özellikle fundus bölgesinde yoğun olmak üzere leptin reseptörleri ve mRNA’sı bulunmuştur. Gastroprotektif etkisiyle midedeki gastrik lezyonları azalttığı gösterilmiştir. İnce barsakta ve daha çok jejunumda leptin reseptörleri bulunmaktadır. Leptin NPY yapımını inhibe ederek iştahı azaltır, dolayısı ile gıda alımı azalır.
Leptin ve İskelet Sistemi
Leptin anabolik ve iskelet koruyucu fonksiyonları doğrudan etkileme potansiyeline sahiptir (osteoblastları kendiliğinden uyarabilir ve osteoklast farklılaşmasını önleyebilir). İnsan mononüklear hücrelerinin osteoklastogenezisini önleyebilir. Bağ dokusu hücrelerine leptin uygulanması, mRNA ve leptin reseptörü için protein oluşması, ayrıca adipozit fenotipe karşı seçici osteoblast farklılaşmasında artış şeklinde sonuçlanmıştır. Kemik doku üzerinde de osteoblastik aktiviteyi artırıcı etkilere sahiptir. İnsan iskelet sistemi üzerinde anabolizan etki göstermektedir.
İnsan fetal gelişme sürecinde leptin önemli bir büyüme faktörü olabilir. Göbek kordon kanı leptin seviyesi ile yeni doğan bebeklerin vücut ağırlığı ve vücut kitle indeksi (BMI) arasında pozitif korelasyon gösterilmiştir. Ayrıca post-pubertal döneme oranla pre-pubertal dönemde serum leptin düzeylerinin daha yüksek olması, daha hızlı büyüme ve gelişme için bir düzenleme mekanizmasını yansıtabilir. Thomas ve ekibi kemik mineral dansitesi (BMD), vücut kompozisyonu ve serum leptin seviyesi üzerinde yaptıkları çalışmalarında; kadınlarda serum leptin düzeyleri ile BMD arasında bir ilişki tespit edilirken, erkeklerde böyle bir ilişkinin söz konusu olmadığını belirtmişlerdir. Pasco ve ekibi, serum leptin ve BMD arasında vücut ağırlığı ve vücut yağ kitlesinden bağımsız olarak bir ilişki olduğunu göstermişlerdir.
Leptin ve Merkezi Sinir Sistemi
Leptin esas etkisini hipotalamusta ventro-medial nükleusta, doyma merkezi üzerinden göstermektedir. Hem kan-beyin bariyerinden (K-BB), hemde kan serabrospinal sıvı (K-SS) bariyerinden geçebilir. Hipotalamik nöropeptid-Y (NPY) nin sentez ve salınımını inhibe eder. Bu özelliği ile aşırı yemeyi ve kilo alımını azaltır.
Leptinin MSS deki etkileri çok daha yaygındır. Leptin eksikliğinde beyin ağırlığında azalma, nöronlarda yapısal bozukluklar görülmüştür. Ayrıca nöron DNA içeriğinin azaldığı, miyelinizasyonun bozulduğu gözlenmiştir. Neonatal ve postnatal devrede nöroendokrin düzenlemede leptinin rolü olduğu bilinmektedir. Ob/ob, db/db ve leptine dirençli Agouti farelerinde mutasyonla oluşan leptin yoksunluğu veya duyarsızlığının beyin ağırlığında azalmaya yol açtığı bilinmektedir. Bu bozukluğun postnatal leptin uygulaması ile düzeltilebildiği beyin ağırlığının arttığı gösterilmiştir.
Egzersiz ve Leptin
Leptin hormonu direkt gıda alımı ve enerji kullanımıyla birlikte anıldığı için bir çok araştırmaya konu olmuştur. Öncelikle morbid obez ve obezlerde kilo kontrolünde umut olabilir mi tartışılırken, profesyonel sporcularda da vücut yağ ağırlığının kontrolünde etkinliği gündeme gelmiştir. Egzersiz yoğunluğu ve sarf edilen enerji miktarı serum leptin düzeyinin değişmesinde önemlidir. Leal-Cerro AP ve arkadaşları 2800 kcal enerji harcaması yapılan bir maraton koşusu sonrası serum leptin seviyesinde azalma olduğunu belirtirken, Essing ve arkadaşları 800-1500 kcal harcama yapılan egzersizlerden 24 saat sonra serum leptin seviyesinde azalma olduğunu belirtmişlerdir. Burada egzersizin yoğunluğu kadar, yapılan egzersizin süresi ve egzersiz sonrası kan alım zamanı da önemlidir. Max VO2’nin %70’lerinde ve altında yapılan 60 dakikalık aerobik egzersizlerden sonra serum leptin seviyesinde azalma başlamakta ve egzersiz sonrası 24. saatte bu baskılanma iyice belirgin hale gelmektedir.
Leptin ve egzersizle ilgili çalışmalar genellikle akut egzersiz ve serum leptin seviyesi değişiklikleri üzerinde yoğunlaşmıştır. Leptin hormonunun vücuttaki kalıcı etkilerini araştırmak için daha çok kronik egzersizler üzerinde durulmalıdır. Uzun süre, düzenli yapılan aerobik egzersizler vücut yağ yüzdelerini azaltarak (egzersize kronik adaptasyon) serum leptin düzeylerini baskılamaktadır. Serum leptin seviyesi ile vücut yağ ağırlığı arasında pozitif korelasyon mevcuttur. Serum leptin düzeylerindeki artış bireylerin BMI’i ile doğru orantılı olmasına rağmen, esas belirleyici olan vücut yağ dokusu ve vücut yağ yüzdeleridir.
Leptin ile ilgili yapılan çalışmalar sonucu leptinin vücudun yağ durumu ve enerji depoları hakkında beyine sinyal gönderen bir molekül olduğu gösterilmiş olsa da, vücuttaki bir çok organda reseptörünün gösterilmiş olması leptinin görevinin gıda alımının kısıtlanması ve enerji kullanımının artırılması ile sınırlı olmadığını düşündürmektedir. Leptin hormonunun fizyolojik mekanizmaları üzerinde hala birtakım soru işaretleri bulunmaktadır. Bir çok araştırmacının ilgi alanına girmesi ve çeşitli disiplinler tarafından üzerinde çalışılıyor olması yakın bir gelecekte leptinin etki mekanizmalarının tam aydınlığa kavuşabileceği sinyalini vermektedir.

Monosit (makrofaj)
İmmun cevaptan özellikle virüs, mantar, tüberküloz gibi etkenlere karşı sorumludur.

Nutri–Genetik

genetik-ve-vucut-komposizyonu (resimli hali)

genetik-ve-vucut-kompozisyonu (sunumu)

Yazar Hakkında

Hakkında:
Kimlik kartı

Bir Cevap Yaz

kendi isteğimle kurallara uygun yazıyorum. (Lütfen yandaki kutuyu işaretleyin.)

Otomatik robotlara karşı soru.