“SOSYAL PİYASA EKONOMİSİ”

YorumlarYazar BilgisiBenzer Yazılar

Sosyal Piyasa Ekonomisinin Tanımı ve Tarihsel Temelleri

Sosyal Piyasa Ekonomisi’ni kavram olarak ilk kullanan ORDO liberallerinden Alfred Müller-Armack’tır. Müller-Armack, Münster ve Clagne’de ekonomi profesörü olarak görev yapmış, daha sonra Ludwvig Erhard’ın danışmanı ve genel sekreteri olmuştur. A. Müller-Armack(1901-1978) Sosyal Piyasa Ekonomisi (Sociale Marktwirtshaft)’ni Freiburg Okulu’ nun kurucuları W. Eucken ve F. Böhm ile diğer ORDO liberallerinin fikirlerinden istifade ederek geliştirmiştir. Sosyal Piyasa Ekonomisi, bir ekonomik düzen oluşturmaya yönelik programdır. Müller-Armack’a göre, sosyal piyasa ekonomisinin temel düşüncesi şudur: “Rekabet ekonomisi temeline dayalı özgür girişimi, piyasa ekonomisi faaliyetleri içinde güvence altına alınan sosyal güvence ile bağdaştırmak” (Thieme, 1991; 30) Yine, A. Müller-Armack’a göre, sosyal piyasa ekonomisinin amacı “piyasada özgürlük ve sosyal eşitlik ilkelerini bağdaştırmaktır” (Gutmann, 1991, 21). Bir başka ifadeyle, sosyal piyasa ekonomisinin temel amacı, bireysel özgürlük amacı ile insan davranışlarının sosyal bağlantıları arasında bir sentez bulmaktır (Thieme, 1991; 30). Bu ifadelerden anlaşıldığı üzere, sosyal piyasa ekonomisinin esasen iki temel boyutu bulunmaktadır:

· Ekonomik boyut: Sosyal piyasa ekonomisi, bir “ekonomik düzen” tipi yada modeli olarak kabul edilmektedir. Bu ekonomik düzenin temel ilkeleri başında piyasa özgürlüğü ve rekabet gelir.

· Sosyal boyut: Sosyal piyasa ekonomisinin ikinci önemli boyutu “sosyallik” olarak belirtilmektedir. Müller-Armack’ın yukarıda ifade edilen sosyal eşitlik ilkesi, sosyallik boyutu içinde düşünülen temel ilkelerden biridir.

Sosyal piyasa ekonomisinin temellerini bu iki boyutu esas alarak ortaya koymak gerekir. Nitekim sosyal piyasa ekonomisinin “ekonomik” boyutunun bilimsel temelleri Freiburg Okulu’nun ekonomik düzen teorisine dayalı olarak geliştirilmiştir. Sosyal piyasa ekonomisinin “sosyal” boyutu ise hıristiyan,katolik, protestan ve lutheran sosyal etiğine dayalıdır. Özellikle protestanlığın mesleki dayanışma, karşılıklı yardımlaşma ve iş ahlakı tesisi yönündeki düşünceleri sosyal piyasa ekonomisinin “sosyal” boyutunun oluşmasında etkili olmuştur.

Sosyal Piyasa Ekonomisinin Temel İlkeleri ve Özellikleri

A. Müller-Armack ve diğer ORDO liberalleri tarafından geliştirilen sosyal piyasa ekonomisinin temel ilke ve özelliklerini şu şekilde özetleyebiliriz:

1. Özgürlük: İnsan hak ve özgürlükleri korunmalıdır. Piyasa ekonomisi açısından “Piyasa Özgürlüğü” söz konusu olmalıdır. Piyasa özgürlüğü; teşebbüs özgürlüğü ve tüketicinin tercih özgürlüğünü ifade eder.

2. Rekabet: Sosyal piyasa ekonomisinin temel ilkelerinden birisi rekabettir. Freiburg Okulu’nun kurucuları gibi sosyal piyasa ekonomisi taraftarları da rekabetin piyasa ekonomisinin en önemli ilkelerinden birisi olduğunu belirtmektedirler. Sosyal piyasa ekonomisi taraftarları “tam rekabet” in bir ütopya olduğunu, rekabetin esasen devlet tarafından teşvik edilmesini, aksak ve yıkıcı rekabetin engellenmesini savunmaktadırlar. Sosyal piyasa ekonomisine göre fonksiyonel rekabet devlet tarafından gerçekleştirilebilir.

3. Sosyallik: Sosyal piyasa ekonomisin temel unsurlarından veya ilkelerinden birisi ve en önemlisi sosyallik’ tir. Sosyallik kavramı;

-Piyasada en düşük gelir grubunun yaşam standartlarının iyileştirilmesi,

-Tüm toplum üyelerinin ekonomik ve sosyal sorunlara karşı korunmasını ifade etmektedir (Ahrens, 1991; 101). Sosyal piyasa ekonomisinde temel “sosyal amaçlar” şunlardır:

a) Sosyal Adalet ve Adil Gelir Dağılımı: Toplumun tüm üyelerinin milli gelirden adil bir pay almaları ve toplum üyeleri arasında adalet ve eşitliğin gerçekleştirilmesi,

b) Sosyal Sigorta: İşsizlik, kaza, yaşlılık, hastalık ve saire sosyal sorunlara karşı toplum üyelerinin sigortalanması,

c) Sosyal Güvenlik: Çalışma yaşamında çalışanların emeklilik ve sosyal haklarının güvence altına alınması,

d) Sosyal Refah: Gelir düzeyi düşük olan kimselerin yaşam standardının yükseltilmesi,

e) Sosyal Katılım: Sosyal tarafların toplumsal kararlara katılımının sağlanması. Örneğin, çalışma yaşamında işçi ve işverenlerin katılımı ve uzlaşması ile toplu sözleşmelerin imzalanması,

f) Sosyal Barış: Toplumsal yaşamda barış ve huzurun sağlanması. Sosyal piyasa ekonomisi taraftarları sosyal barışın sağlanabilmesi için sosyal katılım ve uzlaşmanın araç olarak kullanılması gerektiğini savunurlar. Sosyal piyasa ekonomisi taraftarları sosyal barış kavramını ifade etmek üzere “irenicism” kavramını da kullanırlar. “İrenik” eski Yunanca’ da barış sevgisi anlamına gelir.

g) Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma: Toplum üyelerinin birbirlerine yardım etmesi ve dayanışma içinde olmaları,

h) Sosyal Demokrasi: Sosyal piyasa ekonomisi taraftarları, sosyal demokrasi ile toplumun yönetiminin halkın egemenliğine dayalı demokrasi ile gerçekleştirilmesini savunurlar.

4. Sosyal Devlet Anlayışı: Sosyal piyasa ekonomisinde Freiburg Okulu kurucularının aktif-yapıcı-fonksiyonel devlet anlayışının ötesinde bir sosyal devlet anlayışı geçerlidir. Sosyal piyasa ekonomisi taraftarlarına göre sosyal devlet; piyasa özgürlüğü ve rekabet ilkelerinin yanı sıra sosyallik ilkelerini de gerçekleştirmeyi hedefleyen bir devlet anlayışıdır.

Sosyal piyasa ekonomisi taraftarları laissez-faire liberalizminin “minimal devlet” (koruyucu devlet) ve klasik liberalizm “sınırlı devlet” anlayışını eleştirirler. Onlara göre devlet aktif, yapıcı, düzenleyici ve fonksiyonel olmalıdır. Örneğin, devlet oyunun kurallarını, bir diğer ifadeyle ekonomik düzenin hukuki çerçevesini (Ekonomik Anayasa) oluşturmalı ve düzenlemelidir. Yine devlet rekabete işlerlik kazandırmak için fonksiyonel bir rol üstlenmelidir ve en önemlisi de devlet, temel sosyal amaçları gerçekleştirmek için ekonomiye müdahale etmeli ve önlemler almalıdır. Örneğin, gelir dağılımının düzeltilmesi bizzat devlet tarafından gerçekleştirilmelidir.

Hemen belirtelim ki, sosyal piyasa ekonomisi taraftarları aşırı müdahaleci devlet anlayışını değil, sınırlı müdahaleciliği ve düzenleyiciliği savunmaktadır. Klasik liberallerden farklı olarak devletin daha ağırlıklı olarak sosyal nitelikli hizmetleri üstlenmesini önermektedirler. Yine sosyal piyasa ekonomisi taraftarları aktif iktisat politikaları uygulanmasını ve devletin başlıca aşağıdaki görev ve fonksiyonları üstlenmesini savunmaktadırlar:

-Ekonomik düzenin genel hukuki çerçevesinin, yani Ekonomik Anayasa’nın oluşturulması,

- Adil bir gelir ve servet dağılımının sağlanması fonksiyonu,

- Ekonomik büyüme ve kalkınmanın sağlanması fonksiyonu,

- Kaynak kullanımında ve dağılımında etkinliğin sağlanması fonksiyonu,

- Ekonomik istikrarın sağlanması fonksiyonu,

- Ödemeler bilançosunda denklik sağlanması fonksiyonu.

5. Devletin Gücünün ya da Politik Gücün Dağıtılması ve Sınırlandırılması: Sosyal piyasa ekonomisinde devletin gücünün tek bir elde toplanması yerine, yetki ve gücün paylaştırılması ve bu şekilde sınırlandırılması düşüncesi savunulmaktadır. Bu çerçevede sosyal piyasa ekonomisinde kuvvetler ayrılığı önemli bir ilke olarak görülmektedir. Sosyal piyasa ekonomisi taraftarlarına göre yatay ve dikey kuvvetler ayrılığı kurumları devlet gücünün kötüye kullanılmasını önlemek için yeterlidir. “Yatay Kuvvetler Ayrılığı”, devletin gücünün yasama, yürütme ve yargı arasındaki dağılımını ifade eder. “Dikey Kuvvetler Ayrılığı”, ise adem-i merkeziyeti (yerinden yönetim) ifade etmektedir. Daha açık bir ifadeyle yetki ve gücün federal ve federe devlet arasında ya da merkezi idare ile mahalli idareler arasında dağılımını ifade eder (Stockmann, 1991; 54).

Sosyal Piyasa Ekonomisinde Devletin Görev ve Fonksiyonları

Sosyal piyasa ekonomisi taraftarları devletin rolü ve görevleri konusunda başlıca iki ilke ya da kriterin önem taşıdığını belirtirler. Bunlar; 1) Tamamlayıcılık ilkesi, 2) Piyasaya Uygunluk ilkesidir (Stockmann, 1991).

Tamamlayıcılık İlkesi (Principle of Subsidiarity) şunu ifade eder: Piyasa ekonomisinin aksaklıklara yol açtığı ya da başarısızlığa ve yetersizliğe neden olduğu durumlarda devletin tamamlayıcılık rolüne gerek vardır. Fakat esas olan, piyasa ekonomisinin mevcudiyetidir. Sosyal piyasa ekonomisi taraftarlarına göre temel hedef “mümkün olduğu kadar piyasa, gerektiği kadar devlet” olmalıdır. Sosyal piyasa ekonomisi taraftarları başlıca aşağıdaki alanlarda devletin tamamlayıcılık rolü üstlenmesini savunurlar: Etkin bir rekabetin sağlanması için devletin rekabet hukukunu oluşturması, rekabeti teşvik etmesi ve haksız rekabeti ortadan kaldırması; parasal istikrarı ve fiyat istikrarını sağlaması, özel mülkiyet haklarını koruma altına alacak yasal düzenlemeler yapması ve özel mülkiyeti koruması; sosyal adalet, sosyal eşitlik ve sosyal güvenliği sağlayacak yasal ve kurumsal düzenlemeler yapması vb.

Piyasaya Uygunluk İlkesi (Principle of Market Comformity) ise şunu ifade etmektedir: Devlet müdahalesi piyasa sistemine uygun olmalı ve piyasa sisteminin işleyişini bozmamalıdır. Bu ayırım esasen Freiburg Okulu mensuplarından Wilhelm Röpke’ye aittir. Röpke “piyasaya uygun olan” ve “piyasaya uygun olmayan araçlar” ayrımını yapmıştır. Röpke’ye göre piyasaya uygun araçlar, piyasa mekanizması ve onun işlerliğini ortadan kaldırmayan araçlardır. Piyasa sistemini ya da mekanizmasını bozan araçlar ise piyasaya uygun olmayan araçlardır. Örneğin, devletin mal ve hizmet fiyatlarını direkt kontrol etmesi, piyasaya uygun olmayan bir müdahaledir.

Öte yandan sosyal piyasa ekonomisi taraftarları sosyal piyasa ekonomisinin özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde uygulanmasının gerekliliğini vurgulamaktadırlar. Onlara göre az gelişmiş ülkelerde yeterli sermaye birikimi yoktur, dinamik müteşebbis bulmak güçtür ve kullanmanın önünde engeller vardır. Dolayısıyla, bu ülkelerde devletin tamamlayıcı rolü üstlenmesi kaçınılmazdır. Sosyal piyasa ekonomisi taraftarlarına göre az gelişmiş ve gelişmiş ülkelerde devlet başlıca üç tür altyapı hizmetlerini gerçekleştirmek zorundadır:

-Kurumsal Altyapı: Özel mülkiyeti, rekabeti, para ve mali düzeni belirleyen hukuki norm, kural ve kurumlar bütünü kurumsal altyapıyı oluşturur. Kurumsal altyapı, bir başka ifadeyle ekonomik anayasa hukukunu ifade eder.

-Maddi Altyapı: Sosyal sabit sermaye olarak da adlandırılan maddi altyapı; karayolları, havayolları, demiryolları, limanlar, köprüler, barajlar, termik santraller gibi yatırımları ifade eder.

-Personel Altyapı: Beşeri sermaye olarak da adlandırılan personel altyapı; kalifiye ve yetişmiş insan gücü için yapılan yatırım harcamalarını ifade eder.

Sosyal Piyasa Ekonomisinin Almanya Uygulaması

Sosyal Piyasa Ekonomisi ilk olarak II. Dünya Savaşı sonrasında Almanya’da ilk Ekonomi Bakanı olan Ludwig Erhard (1897-1977) tarafından uygulanmıştır. Erhard [1]Müller-Armack’ın fikir alanında yaptığı katkılarla 1948 yılından itibaren sosyal piyasa ekonomisine yönelik bir dizi reform uygulamaları başlatmıştır. Ancak bundan önce Müller-Armack 1945 yılında Münster Deklarasyonu ile sosyal piyasa ekonomisinin yapı taşlarını ortaya koymuştur. 6 maddeden oluşan Münster Deklarasyonu’nda yer alan temel fikirler şunlardır (Mortan, 1993; 99):

- Almanya ve genel olarak Kıta Avrupası sosyal bir işletme ortamı yaratmak zorundadır. İşletmenin hem yöneticisi hem de çalışanları elele vermelidir (Madde 1).

- Gerçek bir rekabet ortamının yaratılması ancak ve ancak anti-tekel ve anti-kartel uygulamalarla mümkündür. Üretici sektörlerde tüketici aleyhine işleyecek her türlü fiyatlandırma ve üretim protokolleri önlenmeli, gerçek rekabetçi ortam yaratılmalıdır (Madde 2).

- İşsizlik sorununun çözümü için devlet tarafından programı belirlenmiş bir istihdam politikası uygulanmalıdır (Madde 3).

- Piyasa ekonomisinin mülkiyet ve servet dağılımındaki bozukluğu aile yardımı, çocuk yardımı ve çeşitli bütçe sübvansiyonlarıyla desteklenip bunun kamu politikası olarak yürürlüğe konulması gerekmektedir (Madde 4).

- Yeni bir konut politikası ile kentlerdeki konut sorunu çözümlenme- lidir (Madde 5).

- Asgari ücretin adil bir şekilde tesbit edilmesi, toplu sözleşmelerin adil bir şekilde yapılması ve serbest toplu pazarlık sisteminin geçerli olması önem taşımaktadır (Madde 6).

Daha sonra 1948 yılında Hamburg’ta Müller-Armack ve Ludwig Erhard tarafından “Sosyal Piyasa Ekonomisinin Yaratılması İçin Koşullar” başlığı altında yapılan ortak açıklama ile sosyal piyasa ekonomisinin ana hatları ortaya konulmuştur. Hamburg Deklarasyonu olarak anılan bu kararların başlıcalarını ise şu şekilde özetleyebiliriz: (Mortan, 1993; 99-100)

1. Federal Almanya henüz müttefikler nezdinde devlet olmadığından bağımsız hukuki yetkilerle donatılmış idari organların tespiti ve kurulması sağlanmalıdır.

2. Devletin çalışması ve çalıştırılması her olayın üstündedir.

3. Barış anlaşması yapılmalı, fakat kuru bir anlaşmanın ötesinde Almanya’ ya ödeme ve ticaret yapma özgürlüğü geri verilmelidir.

4. Almanya’dan geri götürülen üretim araçları, yani fabrikalar tekrar Almanya’ya iade edilmelidir.

5. Gerçek bir döviz reformu ve döviz kuru ayarlaması ve Rayhschmark’tan Deutschmark’a geçerken, acil bir savaş yardımı mümkün kılınmalıdır.

6. Merkez Bankası, yani Bundesbank bağımsız kredi ve döviz politikasını yürütme hakkına kavuşmalıdır.

7. Vergi reformu ile üretimin motive edilmesi ve bu arada tasarrufların sermaye oluşumuna dönük olması sağlanmalıdır.

8. Genel bir iktisadi reformla devletin görevlerinin azaltılması ve bu arada yeni borçlanmaların kesinlikle önlenmesi sağlanmalıdır.

9. Almanya’nın sanayi planına yapılacak her türlü dış müdahale önlenmelidir.

10. Kumanda ekonomisi, sosyal piyasa ekonomisi ile yer değiştir- melidir.

11. Her türlü mal ve hizmet fiyatlarına idari kararlar yoluyla müdahale kesinlikle önlenmelidir.

12. Ücret ve maaşların serbest toplu pazarlıklarla belirlenmesi iş gücüne bu anlamda selahiyet kazandırılması ve arada yeni bir para birimine zemin hazırlanması sağlanmalıdır.

Almanya’da Hamburg Deklarasyonu’nun yayınlanmasından sonra reformlar başlatılmıştır. Bu reformları ise şu şekilde özetleyebiliriz (Thieme, 1991(b); Erkan, 1987, 114-119):

1. Para Reformu: 10.06.1948 tarihinde yürürlülüğe konulan Para Kanunu’yla RM (Rayhsche Mark) kaldırılarak, bunun yerine DM (Deutsche Mark) para birimi olarak kabul edilmiştir. Daha sonra 26.06.1948 tarihinde Bank Deutscher Laender’e para çıkarma yetkisi verilmiştir. 27.06.1948 tarihinde ise Parasal Varlıklar (Alacaklar) Uyum Yasası yürürlüğe konularak devlet bankalarının, mahalli idarelerin, posta kurumu ve demiryolu işletmelerinin RM alacakları silinmiştir.

2. Serbest Fiyat Politikası Reformu: Bu reformla Almanya’da zorunlu besin maddeleri, hammaddeler, kira ve ulaşım tarifeleri dışındaki fiyatlar serbest bırakılmıştır. Devletin üretim faktörlerinin fiyatlarının oluşumuna müdahale etmemesi ve zamanla fiyatların tamamen serbest bırakılması karalaştırılmıştır.

3. Rekabet Reformu: 1957 yılında rekabet sınırlamalarına karşı bir kanun yürürlüğe konulmuştur.

Hemen belirtelim ki, Almanya’da sosyal piyasa ekonomisi alanında sosyal güvenlik ve sosyal sigorta ile ilgili reformlar 19. yüzyılda Bismarck döneminde yapıldığından II. Dünya Savaşı sonrasında bu alanda önemli bir reform yapılmamıştır. Almanya’da Bismarck’ın öncülüğünde 1883’de sağlık sigortası, 1884’de kaza sigortası, 1889’da yaşlılık sigortası, 1927’de ise işsizlik sigortası yürürlüğe konulmuştur. Sosyal piyasa ekonomisi daha sonraları 1970’li yıllarda başka reform uygulamaları ile devam etmiştir.

FREİBURG OKULU’NUN EKONOMİK DÜZEN TEORİSİ İLE SOSYAL PİYASA EKONOMİSİ ARASINDAKİ İLİŞKİ

Önceki açıklamalarımızda belirttiğimiz üzere, Freiburg Okulu’nun savunduğu düşünceler ve liberalizm anlayışı ORDO Liberalizmi olarak da adlandırılır. Freiburg Okulu’nun kurucuları ve ORDO liberalizminin babaları olarak W. Eucken ve F. Böhm kabul edilir. Bu teorisyenlerin geliştirdiği Ekonomik Düzen Teorisi, Freiburg Okulu’ nun temel öğretisidir. Bu ekonomik düzen teorisine dayalı olarak geliştirilen sosyal piyasa ekonomisi ise bir ekonomik düzen programıdır. Bu ekonomik düzen programı A. Müller-Armack tarafından geliştirilmiştir. Eucken ve Böhm ile Müller-Armack arasında yaklaşımları yönünden temel fark şunlardır: Eucken ve Böhm’ de kurallar ve kurumlara önem veren bir “kural ağırlıklı” (rule-oriented) yaklaşım söz konusudur. Oysa Müller-Armack’ta pragmatik ve uygulanabilirlik yönünden konuyu inceleyen “sonuç-ağırlıklı” (outcome-oriented) bir yaklaşım söz konusudur (Vanberg, 1988; 19).

İkinci olarak, Freiburg Okulu’ nun ilk temsilcileri olan Eucken ve Böhm’ün çalışmalarında esas ağırlıklı olan konu ekonomik düzen ve düzenin hukuksal çerçevesini oluşturan ekonomik anayasa düşüncesidir. Oysa A. Müller-Armack’la birlikte Freiburg Okulu öğretisinde “sosyal” amaçlar ya da ilkeler önem kazanmıştır. Sosyal piyasa ekonomisinin savunucularından Thieme, Eucken ve Böhm’ ün ekonomik düzen teorisi ile Müller-Armack’ın düzen politikası olarak önerdiği sosyal piyasa ekonomisinin birbiriyle tümüyle çakışmadığını aralarında bazı önemli farklılıklar ve ortak noktalar olduğunu belirtmektedir. Thieme’nin bu konudaki düşüncelerini şu şekilde özetleyebiliriz:

1. Eucken ve Böhm’ün ekonomik düzen teorisinde olduğu gibi rekabet, sosyal piyasa ekonomisinde de merkezi bir öneme sahiptir.

2. Rekabet kurallarının işlemediği ve bazı olumsuz sonuçlara yol açtığı durumlarda devletin müdahalesi gereklidir. Gerek Freiburg Okulu kurucuları gerekse sosyal piyasa ekonomisi taraftarları bu konuda hem fikirdirler. Ancak, etkin ve fonksiyonel rekabet için devletin “tamamlayıcılık” rolü üstlenmesi sosyal piyasa ekonomisinde özellikle vurgulanmıştır.

3. Yine devletin konjonktüre paralel iktisat politikaları (büyüme kalkınma politikası, ekonomik istikrar politikası, istihdam politikası vb.) uygulaması gerektiği görüşü sosyal piyasa ekonomisi taraftarlarınca daha ağırlıklı olarak analiz edilmiştir.

4. Eucken ve Böhm ile sosyal piyasa ekonomisi taraftarları arasındaki temel fikirler yönünden en belirgin farklılık şudur: Sosyal piyasa ekonomisinde, toplumsal yaşamın “sosyal” boyutu, üzerinde fazlasıyla durulan bir konudur. Müller-Armack ve diğer sosyal piyasa ekonomisi taraftarları devlete daha kapsamlı bir Sosyal Politika oluşturma görevi yüklemektedirler. Bir başka ifadeyle sosyal piyasa ekonomisi taraftarlarında Sosyal Devlet anlayışı çok belirgindir. Buna karşın Eucken ve Böhm’ün analizlerinde sosyal devlet anlayışı yerine “aktif-yapıcı-fonksiyonel devlet” anlayışı hakimdir.

FREİBURG OKULU’ NUN EKONOMİK DÜZEN TEORİSİ VE EKONOMİK ANAYASA HUKUKU YAKLAŞIMININ ELEŞTİRİSİ

Freiburg Okulu’nun geliştirdiği Ekonomik Düzen Teorisi’ne ilişkin eleştirileri şu şekilde özetleyebiliriz:

1. Başta Eucken ve Böhm olmak üzere Freiburg Okulu’nun diğer ilk temsilcileri esasen ekonomik düzenin kural ve kurumları ile ilgilendiler. Onlara göre iyi bir toplumsal düzen için bu düzenin bir bölümünü oluşturan ekonomik düzenin genel kurallarının belirlenmesi önem arzetmekteydi. Freiburg Okulu kurucuları ekonomik düzen teorisini geliştirirken kurucu rasyonalist bir yaklaşımı savundular. Yani onlara göre insanoğlu, ekonomik yaşamda oyunun kurallarını önceden tespit etmeliydi. Oysa, Freiburg Okulu’nun bu kurucu rasyonalist yaklaşımı özellikle Neo-Avusturya Okulu tarafından eleştirilmiştir. Neo-Avusturya Okulu’nun kurucusu olarak kabul edilen Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Friedrich August von Hayek bir çok eserinde direkt olarak Freiburg Okulu’nu belirtmese dahi kurucu rasyonalizm geleneğini eleştirmiştir. Evrimci rasyonalizmi savunan Hayek’e göre bilgi sürekli bir şekilde büyümektedir ve insanoğlu bunun sonucu olarak hergeçen gün “bilgisizlik perdesi” (the veil of ignorance) arkasında kalmaktadır. İnsanoğlu toplumsal yaşamda bilgi bütününün ancak sınırlı bir kısmına sahip olacağına göre iyi bir toplumsal düzenin ve dolayısıyla ekonomik düzenin temel kurallarını saptayamayacaktır. Devrim, reform, iyileştirme, düzeltme, yeniden yapılandırma gibi rasyonalist bir felsefenin ürünü olan uygulamalar toplumsal düzenin daha da bozulmasına yol açar (Yayla’dan naklen, 1992). Özetle, Freiburg Okulu’na yöneltilen birinci eleştiri onun metodolojisine yani, kurucu rasyonalizm ilkesine ilişkindir.

2. Freiburg Okulu mensupları esasen özel gücün (private power) kötüye kullanılmasını önlemek için öneriler geliştirmişlerdir. Örneğin; Eucken ve Böhm piyasada gücü elinde bulunduran monopol, kartel, tröst ve benzeri oluşumları ortadan kaldırmak için rekabetin bizzat devlet eliyle düzenlenmesini savunmuşlardır. Onlara göre ekonomik düzenin hukuki çerçevesini oluşturan Ekonomik Anayasa’nın önemli bir bölümünü rekabete ilişkin hukuki düzenlemeler oluşturur. Buna karşı Freiburg Okulu kurucuları devlet gücünün (public power) kötüye kullanılması ile yeterince ilgilenmemişlerdir. Onlara göre önemli olan yatay ve dikey kuvvetler ayrılığı kurumlarının güvence altına alınmasıydı. Kuvvetler ayrılığı ve seçim mekanizması ile devletin gücünün sınırlanabileceği ve böylece devlet gücünün kötüye kullanımının engellenebileceği düşünülmekteydi. Freiburg Okulu kurucularının Ekonomik Anayasa önerisinin gerisinde devletin sınırlandırılması düşüncesi yatmamaktadır. Freiburg Okulu’nun ekonomik düzen teorisi ve ekonomik anayasa yaklaşımı bu yönüyle Virginia Okulu mensupları tarafından eleştirilmektedir. Virginia Okulu’nun temel öğretisi olan Kamu Tercihi ve Anayasal İktisat teorilerinde Ekonomik Anayasa oluşturulmasının temel nedeni olarak devletin güç ve yetkilerinin sınırlandırılması görüşü hakimdir (Vanberg, 1988; 23, Aktan, 1991). Daha açık bir ifadeyle Anayasal İktisat Teorisi, Freiburg Okulu kurucularının yaklaşımından farklı olarak sadece ekonomik düzenin kurallarını belirlemekle yetinmemekte, sınırlarını da çizmektedir. Bir örnek vermek gerekirse, Freiburg Okulu mensupları parasal düzene ilişkin kurallar ile devletin para basma yetkisine ilişkin genel kuralları saptarken, Virginia Okulu mensupları Parasal Anayasa olarak adlandırdıkları öneri çerçevesinde para arzının devlet tarafından nasıl ve ne şekilde artırılabileceğini sınırlarıyla birlikte tesbit etmeye çalışmaktadırlar. Özetle iki okul arasındaki temel fark şuradadır:

-Freiburg Okulu ekonomik düzenin kuralları ile ilgilenmekte, Virginia Okulu düzenin kurallarının sınırlarını da tayin etmeye çalışmaktadır.

-Freiburg Okulu’ndan farklı olarak Virginia Okulu devletin güç ve yetkilerinin anayasal normlarla sınırlandırılmasını savunmaktadır.

Tekrar ifade etmek gerekirse Anayasal İktisat Teorisinin Ekonomik Anayasa yaklaşımında devletin ekonomik alandaki başlıca güç ve yetkilerinin (vergileme, borçlanma, para basma, harcama yetkileri) anayasa içinde açık bir şekilde belirlenmesi ve sınırlandırılması önem arzetmektedir. Oysa Ekonomik Düzen Teorisinin Ekonomik Anayasa yaklaşımında böyle bir hedef ve amaç söz konusu değildir.

SOSYAL PİYASA EKONOMİSİNİN ELEŞTİRİSİ

Sosyal Piyasa Ekonomisi’ne yöneltilen eleştirileri yine kendi düşüncelerimizi de ilave etmek suretiyle şu şekilde özetleyebiliriz:

1. Önceki açıklamalarımızda belirttiğimiz üzere sosyal piyasa ekonomisinin ilkelerinden birisi ve belki de en önemlisi “sosyallik” dir. Sosyal piyasa ekonomisi taraftarlarına göre sosyallik ilkesinin temelinde en üst amaç ve değer olarak toplum görülmektedir. Devlet ise toplumu temsil eden en üst birim ya da kurumdur. Sosyallik ilkesine göre toplumun ve devletin çıkarları bireysel çıkarlara karşı kesin üstünlüğe sahiptir. Yine bu ilkeye göre bireyin toplumsal bütüne tabi olduğu ve ona hizmet etmesi gerektiği düşüncesi benimsenmektedir(Erkan, 1984; 64).

Sosyallik ilkesinin zıddı ise bireysellik ilkesidir. Bu ilkeye göre birey, bir takım kollektif kurum ve varlıklardan (örneğin; sınıf, halk, toplum, millet gibi) daha üstün bir özelliğe sahiptir. Bireysellik ilkesini savunanlara göre kutsal olan toplum ya da devlet değil, bireydir. Bireysellik ilkesini savunanlara göre, “toplumun çıkarı”, “toplumun iyiliği”, “kamu yararı”, “kamu menfaati” gibi kavramlar ne anlama geldiği bilinmeyen oldukça belirsiz kavramlardır. Toplumsal tercihler, temelde birey tercihlerine dayalıdır. Toplumsal tercihte bulunan kimseler nihayetinde bireydir. Yoksa bir takım kollektif kurum ya da varlıklar tercihte bulunmazlar. Dolayısıyla, toplumu bireyin dışında ayrı bir varlık olarak görmek doğru değildir. Öte yandan, esas olan bireyin özgürlüğüdür. Ancak bu sınırsız bir özgürlük değildir. Bireyin eylem ve davranışları diğer bireyler üzerinde olumsuz etkide bulunduğu takdirde bireyin özgürlüğü sınırlandırılır.

Kanımca sosyallik ilkesini savunanların “toplumun ve devletin çıkarları bireysel çıkarlara karşı kesin üstünlüğe sahiptir” düşüncesi yanlıştır. Zira toplumun çıkarı, bireysel çıkarlara dayalıdır. Ayrıca, toplumun çıkarını ya da devletin ve ülkenin menfaatlerini savunduğunu iddia eden kimseler, (örneğin, politikacılar ve bürokratlar) esasen diğer bireylerden (yönetilenlerden) farklı biyolojik ve sosyolojik özelliklere sahip değildirler. Devleti yönetenler “toplum çıkarı” adına esasen kendi çıkarlarının peşinde koşmaktadırlar. Şüphesiz bu onların topluma hiçbir hizmet sunmadıkları anlamına gelmemektedir.

Özetle, “Sosyallik” ne olduğu tam olarak bilinmeyen ve açıklanamayan bir ilkedir. Günümüzde bazı yazarlar bireysellik ve sosyallik ilkesini birleştirerek “Toplumcu Bireycilik” (Communitarian Individualism) ilkesinden söz etmektedirler. Bu kavram da esasen fazla bir önem taşımamaktadır. Bireysellik ilkesini savunanları, sadece “çıkarcı”, “bencil”, “egoist” olarak görerek “bireysellik” kavramına “toplumcu” kelimesini ekleyen bu kimselerin de açıklamaları kanımca fazlaca bir değer taşımamaktadır. [2]

2. Sosyal piyasa ekonomisine yöneltilebilecek olan ikinci eleştiri terminoloji ile ilgilidir. Sosyal piyasa ekonomisi taraftarları piyasa ekonomisinin başına “sosyal” sıfatını eklemekle yeni bir ekonomik düzen modeli keşfettiklerini düşünmektedirler. “Piyasa ekonomisi” ya da “serbest piyasa ekonomisi” yerine “sosyal piyasa ekonomisi kavramını kullanmanın haklı gerekçeleri yoktur. Kanımca “piyasa ekonomisi” nin başına “sosyal” sıfatını eklemek veyahutta “serbest” sıfatını kaldırarak bunun yerine yine “sosyal” sıfatını eklemek tamamen gereksiz ve anlamsızdır. Bugün “piyasa ekonomisi” ya da “serbest piyasa ekonomisi” kavramları ile liberal bir ekonomik düzen ifade edilmektedir. “Serbest piyasa” demek, bazı sosyal piyasa ekonomisi taraftarlarının düşündüğü gibi “başıboş piyasa” demek değildir. Serbestlik ya da özgürlük, piyasa ekonomisinin en önemli ve temel ilkelerinin başında gelir. Bu nedenledir ki, piyasa ekonomisi yerine zaman zaman “serbest piyasa ekonomisi” kavramı kullanılmaktadır.

Gerçek liberal ekonomik düzenin savunucuları hiçbir zaman “sınırsız özgürlüğü” ve “başıboş piyasa özgürlüğü” nü savunmamışlardır. Laissez-faire liberalizmini gerçek liberalizm anlayışı olarak görmek yanlıştır. Aşırı Laissez-faire liberalleri devletin ekonomiye hiçbir şekilde karışmamasını savunurlar. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” anlayışı, serbest piyasa ekonomisi demek değildir. Sosyal piyasa ekonomisi taraftarları, “serbest piyasa ekonomi”ni açıklama- larıyla anlam erozyonuna ve yorum enflasyonuna uğratmaktadırlar. Tekrar ifade etmek gerekirse serbest piyasa ekonomisi hiçbir şekilde “başıboş piyasa” ya da “liberal anarşizm” düzeni olarak görülmemelidir. [3]

3. Üçüncü olarak sosyal piyasa ekonomisi taraftarları “sosyal” sıfatını yerli yersiz kullanma eğilimindedirler. En başta “piyasa ekonomisi” kavramı ile anlatılmak istenen pekâlâ açık ve anlaşılır olmasına rağmen, bunun yerine “sosyal piyasa ekonomisi” kavramını kullanmaktadırlar. Bu konuda pek çok örnek verilebilir. Örneğin, liberalizm yerine “sosyal liberalizm”, demokrasi yerine “sosyal demokrasi”, hukuk devleti yerine “sosyal hukuk devleti”, barış yerine “sosyal barış”, adalet yerine “sosyal adalet” gibi kavramları kullanmayı yeğlemektedirler. Çağımızın en büyük liberal düşünürle- rinden biri olan Friedrich August von Hayek’e göre sosyal kelimesi dilimize öylesine girmiştir ki, neredeyse yüzlerce kavram önüne bir “sosyal” sıfatı eklenerek kullanılmaktadır. Hayek, İngilizce’de bu tür kavramların bir dökümünü yapmakta ve 160 ismin “sosyal” ile sıfatlandırıldığını belirtmektedir. Hayek’e göre sosyal kavramı aslında devletin tasarımlı ve planlı olarak geliştirilmiş organizasyonundan ayrı kendiliğinden gelişen insan ilişkileri düzenini tasvir etmek için geliştirilmiştir. Dil, adetler, gelenekler, görenek gibi kendiliğinden oluşan yapılar “sosyal düzeni” oluşturmuştur. Dolayısıyla kelimenin gerçek anlamında sosyal olan, bireysel iradenin yaratımları olan şeyler değil, sayısız bireylerin ve nesillerin rastgele eylemlerinin sonuçları olan şeylerdir (Yayla’dan naklen, 1993; 180, 181).

Özetle başına “sosyal” sıfatı eklenmese de anlam ve değeri pekâlâ bilinen kavramları, ucuz bir politikacı popülizmi ile “sosyalleştirmek” doğru değildir. Hele bunu entellektüellerin yapması hiç kabul edilir değildir. Örneğin, “demokrasi” kavramının ifade ettiği anlam pekâlâ açıktır. Peki, “sosyal demokrasi” ne demektir? Sosyal demokrasi özünde I. ve II. Dünya Savaşı arasındaki dönemde Avusturya Marksizmini ifade etmek üzere kullanılmıştır. Bu kavram İngiltere’de Fabian sosyalizmine bağlı bir siyasal partinin etiketi olmuştur. Hayek’e göre şimdi “sosyal devlet” dediğimiz şeyin geleneksel adı da “hayırhah (yardımsever) despotizm” (benevolent despotism) dir ve böyle bir despotizme demokratik olarak, yani bireysel özgürlüğü muhafaza ederek ulaşma arzusu uydurma “sosyal demokrasi” taraftarlarınca istenmektedir (Yayla’dan naklen, 1993; 181).

4. Sosyal piyasa ekonomisi taraftarlarının yine sıkça kullandıkları kavramların başında “sosyal devlet” ve “sosyal adalet” gelmektedir. Sosyal devlet kavramı esasen devletin gelir ve servet dağılımında adaleti sağlayıcı önlemler alması, bireyler arasında fırsat eşitliği sağlanması v. b. anlamlarında kullanılmaktadır. Sosyal adalet ise aynı zamanda “dağıtımcı adaleti” (distributive justice) ifade etmektedir. Sosyal piyasa ekonomisi taraftarları sosyal adaletin gerçekleştirilmesi için devlete aktif ve fonksiyonel bir görev yüklemektedirler. Önemle belirtelim ki, sosyal piyasa ekonomisi taraftarlarının Sosyal Devlet ya da Refah Devleti istekleri doğrultusunda özellikle 1960’lı ve 1970’li yıllarda devletin ekonomik müdahaleleri artmış ve devlet büyümüştür. Ancak sosyal devletin “sosyal maliyeti” ancak 1980’li yılların başında açık bir şekilde görülmüştür. Devletin büyümesinin, görev ve fonksiyonlarının genişlemesinin ortaya çıkardığı politik ve ekonomik sorunlar (yozlaşmalar) zaman içersinde sosyal devlet ve refah devleti anlayışlarında tepkileri gündeme getirmiştir.

Sosyal Devlet ya da Refah Devleti uygulamalarının ortaya çıkardığı sosyal maliyetleri iki kısımda toplamak mümkündür (Aktan, 1992):

- Ekonomik Yozlaşmalar: Bu tür sorunlara ve yozlaşmalara ilk dikkatimizi çekenler Virginia Politik İktisat Okulu’na mensup iktisatçılar olmuştur. Bu iktisatçılara göre politikacıların yeniden seçilebilmeyi garantilemek ve oylarını maksimize etmek için kamu harcamalarını artırmak ve vergi oranlarını indirmek (veya daha doğru bir ifadeyle, vergi oranlarını kamu harcamalarındaki artıştan daha az bir oranda artırmak) genel eğilimleri iktisadi sorunların ve ekonomik yapıdaki yozlaşmaların temelini teşkil eder.

- Politik Yozlaşmalar: Sosyal devletin sosyal maliyetleri ekonomik sorunlar ve yozlaşmalar ile sınırlı değildir. Aşırı müdahaleci sosyal devlet anlayışı ile birlikte toplumda politik yozlaşmalar da artar. Örneğin, devletin görev ve fonksiyonlarının genişlemesi ve ekonomide daha fazla kaynak dağıtıcı bir fonksiyon üstlenmesi “rant kollama” ya da “transfer kollama” eğilimlerinin artmasına neden olur. Devletin büyümesi ile akıl almayacak türde ve boyutta politik yozlaşmalar ortaya çıkar.

5. Sosyal piyasa ekonomisi taraftarları “sosyal piyasa ekonomisi ” adını verdikleri ekonomik düzeni bir üçüncü yol olarak görmektedirler. Sosyal piyasa ekonomisinin ülkemizdeki savunucularından Erkan’a göre “sosyal piyasa ekonomisi, ilkel kapitalizm ve klasik liberalizmin Batı toplumlarında yanlışlanıp, kendini yenilemesiyle oluşturulmuş bir sentezdir. Bu sentez, özde piyasa ve rekabet sistemini esas aldığı için, sosyalizm ve komünizmden de ayrıdır. Böylece ilkel kapitalizm ile, sosyalizm arasında bir üçüncü yol olarak ve çağdaş piyasa sistemi olarak doğmuştur” (Erkan, 1991; 13).

Benzer ifadeleri Erkan’ın bir başka çalışmasında buluyoruz: “Sosyal piyasa ekonomisi, klasik liberallerin sosyal piyasa yaklaşımı ile merkezden yönetimli sosyalist sistemler dışında oluşturulmuş yeni bir sentez ve üçüncü bir yoldur. İki karşıt tez, yani serbest piyasa tezi ile anti-tezi merkezden yönetimli sosyalist sistemler, tarihsel süreç içinde yanlışlanmışlar ve bu yanlışlanma yeni bir sentez olan sosyal piyasa ekonomisi ile aşılmıştır. Uygulamada etkinlik ve geçerliliğini sürdüren çağdaş piyasa sistemi olarak sosyal piyasa ekonomisinin henüz yeni bir seçeneği yoktur.” (Erkan, 1992; 9).

Hemen belirtelim ki, ülkemizdeki 1923’lerdeki Devletçi Liberalizm anlayışı da kapitalizm ve sosyalizm ve bir üçüncü yol olduğu iddiası ile gündeme gelmiştir. Bu açıdan sosyal piyasa ekonomisi yaklaşımı ile benzerlik göstermektedir. [4]

Kanımca sosyal piyasa ekonomisi pek çok yönlerden Türkiye Cumhuriyeti’nde uygulanan Devletçi Liberalizm ve Devletçi Ekonomi’ ye benzemektedir. Sosyal piyasa ekonomisi taraftarlarının, sosyal piyasa ekonomisini serbest piyasa ekonomisi ve sosyalizm arasında üçüncü bir yol olarak ve yeni bir model olarak göstermeleri “tekerleği yeniden keşfetmeye” benzemektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nde 1920 ve 1930’larda uygulanan Devletçi Liberalizm, ancak İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya’da Sosyal Piyasa Ekonomisi adıyla uygulanmıştır.

Sonuç olarak sosyal piyasa ekonomisi, başında serbest sıfatı olsun veya olmasın Piyasa Ekonomisi’nden farklı ve yeni bir ekonomik düzen değildir. “Sosyal” sıfatı ile belki de vurgulanmak istenen, piyasa ekonomisindeki devletin “Sosyallik” ilkelerine sahip çıkması ve geliştirmesidir.
kaynak : canaktan.org


Yazar Hakkında

ibrahim

ibrahim

Hakkında: editor
Kimlik kartı

Bir Cevap Yaz

İsim (gerekli)

E-mail (gerekli)
Web Site

bu yorum benim, kurallara uygun. Lütfen göndermeden önce kutuyu işaretleyin. Teşekkürler.