beslenme Anahtar Kelimesi Yeni Yazıları
Diyetteyken dikkat edin
Araştırmalara göre Türkiye’de diyet yapan her üç kadından biri yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen kabızlık sorunu yaşıyor.... Devamını Oku »
Kahvaltı etmeyi unutmayın
Tayvan’da yapılan bir araştırma, güne zengin bir kahvaltıyla başlamanın önemini bir kez daha teyit etti. İtalyan La Stampa... Devamını Oku »
Ekmek şişmanlatmaz!
Ekmek, sadece karın tokluğu için yenmemeli; gerek vitamin gerek mineral gerekse de protein ve karbonhidrat anlamında beslenme gereksinimi... Devamını Oku »
"Bilinçli anneler normal doğum yapıyor"
Avrupa Perinatoloji Birliği Başkanı Prof. Dr. Cihat Şen, Türkiye’de sezaryenle doğum oranının çok yüksek olduğunu belirterek, “Sezaryenle doğum birkaç gün erken bile yapılsa bebeğin akciğerinin dış dünyaya uyum sağlamasında birtakım sıkıntılar yaratıyor” dedi. Prof. Dr. Şen, Mustafa Kemal Üniversitesi’nde düzenlenen “2′nci Perinatoloji Günleri” için geldiği Hatay’da, AA muhabirine, Türkiye’de yılda 1,5 milyon doğumun meydana geldiğini, bunun yaklaşık yüzde 30-40′ının sezaryenle yapıldığını söyledi. Türkiye’de kadınların daha kolay olarak düşündükleri sezaryenle doğumu tercih etme oranının çok fazla olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Şen, şöyle devam etti: “Normal doğum doğal ve fizyolojik bir süreç, sezaryen ise gerektiğinde yapılan bir ameliyattır. İyi bir ekip ve doğum için tamamlanan günde işlem gerçekleştirilirse hem sezaryen hem de normal yolla doğum bebek için sağlıklı olur. Maalesef anne adayları sabırsız ve zahmete katlanmama, bir an önce doğumdan kurtulma düşüncesiyle sezaryeni tercih ediyor. Sezaryen ile yapılan çoğu doğum, günü gelmeden, doğuma 15-20 gün kala gerçekleştiriliyor. Oysa sezaryenle doğum birkaç gün erken bile yapılsa bebeğin akciğerinin dış dünyaya uyum sağlamasında birtakım sıkıntılar yaratıyor. Bunun için doğumun planlı şekilde yapılması gerekiyor. Normal doğumda anne adayları günü geldiğinde sancı çekmeye başlıyor. Ancak bu ağrılı sancılı süreç bebeğin dış dünyaya uyumunu hazırlıyor. O yüzden tıbbi açıdan gerekmedikçe sezaryene başvurulmaması lazım.” Annenin normal doğumdan sonra daha kısa sürede iyileştiği, sezaryenden sonra bu sürecin daha fazla zaman aldığını bildiren Prof. Dr. Şen, ayrıca normal doğumda annenin kanama, enfeksiyon, organ ve doku hasarı riskinin sezaryene göre daha düşük olduğunu kaydetti. “Normal doğum daha masraflı” Son yıllarda eğitimli ve bilinçli anne adaylarının normal doğumu tercih etmeye başladığını ifade eden Prof. Dr. Şen, ancak hala istenilen düzeye gelinemediğini söyledi. Prof. Dr. Şen, astım, tansiyon hastalığı bulunan anne adaylarının kesinlikle sezaryenle doğumu tercih etmemesi gerektiğini, ayrıca sezaryenle doğumun ikinci bebeklerde anne için risk oluşturduğunu kaydetti.
"Yaşlılara D vitamini desteği verilmeli"
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Eftal Yücel, yaşlılarda kemik yıkımına bağlı kırık riskinin yüksek olduğunu belirterek, “Bunun için 65 yaşından sonra her yıl güneş ışığının az olduğu kış mevsimine girmeden ekim ayında 1 ampul Devit-3 içilmesi uygun olacaktır” dedi. Romatoloji Araştırma ve Eğitim Derneği (RAED) tarafından 11-15 Ekim 2008′de Antalya’da düzenlenen 9. Ulusal Romatoloji Kongresine de başkanlık eden Yücel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, halk arasında kemik erimesi olarak bilinen osteoporozun, kemiklerin güçsüzleşip kolay kırılmasına neden olan bir hastalık olduğunu söyledi. Son 50 yılda kalp-damar sistemi hastalıkları, kanser ve inme tedavisinde görülen gelişmeler sayesinde dünya genelinde insan ömrünün yaklaşık 20 yıl uzadığı için yaşlı nüfusun arttığını belirten Yücel, “Bu nedenle kronik akciğer, alzheimer, parkinson, yüksek tansiyon, şeker, kemik erimesine bağlı kırıklar, duyu ve görme bozuklukları gibi yaşlılarda görülen hastalıkların görülme sıklığı da yükseldi” dedi. Yücel, Türkiye’de ortalama yaşam süresinin erkeklerde 70, kadınlarda ise 72′ye çıktığını ifade ederek, osteoporozdan korunmak için her yaşta yeterli kalsiyum ve D vitamini alınması, ayrıca egzersiz yapılması gerektiğini söyledi. Menopoz sonrasında kemik yıkımının fazla olduğunu belirten Yücel, “50 yaş üstündeki kadınlarda yaşamlarının bir döneminde kalça kırığı görülme riski ABD’de yüzde 16, İngiltere’de yüzde 15′tir. Türkiye’de ise batı ülkelerine göre osteoporoza bağlı kalça kırığı riski çok daha azdır” diye konuştu. Kortizon riski Yücel, osteoporozun genetik olma özelliği taşıdığını belirterek, anne ya da babasında erken yaşta kalça kırığı olanların, 3 aydan uzun süre ve günde 5 miligramdan fazla kortizon kullananların ya da kullanacakların, bazı hormonal hastalığı olanların, çok sigara içenlerin risk grubunda olduğunu kaydetti. Yücel, osteoporozdan ve osteoporoza bağlı kırıklardan korunmak için şu önerilerde bulundu: -Bebeklikten itibaren yeterli kalsiyum ve D vitamini alınmalı, -Erişkinlerde menopoz öncesinde günde 1200 miligram, menopoz sonrasında 1500 miligram kalsiyum içerecek kadar süt ve süt ürünleri tüketilmeli, -Fiziksel aktivite artırılmalı, -Güneş ışığından yararlanılmalı, -Sigara ve alkolden uzak durulmalı, -Doktor tarafından önerilmedikçe kesinlikle kortizonlu ilaçlar kullanılmamalı, -Özellikle evde kazalardan ve düşmelerden korunmak için önlem alınmalı. Yaşlılara D vitamini Yaşlılarda risk faktörünü azaltarak daha güçlü kemik yapısının sağlanabilmesi için kalsiyum yanında D vitamininin de çok önemli olduğuna dikkati çeken Yücel, “D vitamini eksikliği özellikle yaşlılarda oldukça sıktır. D vitamini, kemikler ve kas kuvveti için önemlidir. Bunun için 65 yaşından sonra her yıl güneş ışığının az olduğu kış mevsimine girmeden ekimde 1 ampul Devit-3 içilmesi uygun olacaktır. Bu sayede hem kemik kırıkları hem de ölüm riski azalabilir” diye konuştu. Devit 3 ampulün kötü bir tadı olmadığını belirten Yücel, ilacın tam olarak emilimin sağlanabilmesi için ekmeğin üstüne dökülerek tüketilmesi gerektiğini söyledi.
33 adım
Birden her şey çok kötü gitmeye başlar ve artık hayatınızı güzelleştirmek için çözüm bulmakta zorlandığınızı hissedersiniz. Ama endişelenmeyin. İngiliz Observer gazetesinin uzmanlara hazırlattığı reçete, sevgilinizle ilişkinizden iş hayatınıza kadar pek çok konuda renkli ve uygulanabilir çözümler sunuyor… İlişkiler 1. Düzenli ve tutkulu bir ilişki yürütmenin en iyi yolu dönem dönem hiçbir şey yapmamaktır. Kimse birbirine [...]
?işmanlı?a kurban olmayın
???MANLI?A KURBAN OLMAYIN Obezite (aşırı ?işmanlık), özellikle gelişmiş ülkelerde fast food beslenme alı?kanlı?ının bir sonucu olarak, son yıllarda hızla artıyor. Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastahanesi tarafından Türkiye’de yapılan “Obezite ve ?eker Taraması” nın sonuçları pek iç açıc? değil. Araştırma, Türkiye’de de ?işmanlı?ın alarm verici düzeye ulaştı?ın? gösterdi. Taramaya katılan 149 kişiden %80′inin vücut aşırlı?ının normalin [...]
AB’den uyarı: "MP3 çalarınızın sesini kısın"
AB Komisyonu, milyonlarca gence uyarıda bulunarak, haftada 5 saatten fazla yüksek sesle MP3 çalarlarından müzik dinleyenlerin 5 yıl sonra kalıcı sağırlıkla karşı karşıya kalabileceklerini bildirdi. AB Komisyonu’ndan yapılan açıklamada, bilim adamlarının yaptığı bir araştırmanın sonuçlarına göre, çocuk ve gençleri giderek artan yüksek ses seviyesinden ve “kuru gürültüden” korumanın gerekliliğine işaret edilerek, “Ses kalitesi kaybı olmaksızın çok yüksek ses üretebilen yeni kuşak kişisel müzikçalarlardan kaynaklanan riskin endişe yarattığı” belirtildi. İşitme kaybı riskinin ses düzeyine ve maruz kalınan zamana bağlı olduğu ifade edilen açıklamada, giderek daha fazla gencin bu riskle karşı karşıya olduğunun altı çizildi. Haftada sadece 5 saat 89 desibelden daha yüksek sesle müzik dinleyenlerin, AB’nin işyerlerinde izin verdiği gürültü limitlerini çoktan aşmış olacakları belirtilen AB Komisyonu açıklamasında, daha uzun süre bu kadar yüksek seviyede müzik dinleyenlerin, 5 yıl sonra kalıcı işitme kaybı riskiyle karşı karşıya bulunacakları uyarısı yapıldı. AB Komisyonu’nun talebi üzerine yapılan araştırmada, her gün taşınabilir müzikçalarlarından 50 milyon ila 100 milyon kişinin müzik dinlediği tahmin edilen Avrupa’daki gençlerin 5 milyon ila 10 milyonunun risk kategorisinde bulunduğu belirlendi. AB Komisyonu’nun tüketici işlerinden sorumlu üyesi Meglena Kuneva, uzmanların tahminine göre, son dört yılda AB ülkelerinde 184 milyon ila 246 milyon taşınabilir müzikçalar satıldığını ve bunun 124 milyon ila 165 milyonunun MP3 çalar olduğunu belirterek, “Kişisel müzikçalarları ve cep telefonlarından sürekli yüksek sesle müzik dinleyen gençler için endişeliyim, belki çoğu kalıcı işitme kaybı riski bulunduğunu bilmiyor” dedi.
Adet Öncesi Şikayetler
Adet öncesi kadın organizmasında cereyan eden bütün hadiseler, tıpta “premenstruel sendrom” adıyla anılırlar.Bu olaylar adetin başlamasıyla veya adetin birinci ikinci günü ortadan kaybolurlar.Bu hadiselerin bir diğer karakteri fonksiyonel oluşlarıdır.Yani selim bir özellik taşırlar. Beynin önemli bir bölgesi olan Diencphalon,Premenstruel sendromun(Sendrom, tıpta birkaç belirtiden meydana gelen şikayetlerin toplamıdır.) oluşmasında orkestra şefi rolünü oynar. Kanda östrogen hormonun yükselmesini sebep göstererek, bugün hala birçok Anglo-Sakson yazar bu sendrom için premenstruel tansiyon tabirini kullanmaktadır.Genç kızda premenstruel sendroma çok nadir rastlanır.Premenstruel sendrom özellikle genç kadının şikayetlerinden oluşan bir sendromdur.
Agorafobi nedir
Agorafobi nedir Panik bozukluğu olan çoğu kişinin belirli bir derecede agorafobisi olur. Agorafobi terimi çoğu kez yanlış anlaşılan bir terimdir. Birtakım kişiler, bunun, açık alanlarda bulunmaktan korkma olduğunu sanırlar. Bir kesimi de, bunun, evde ayrılma korkusu olduğunu düşünür. Agorafobisi olanların çok küçük bir yüzdesi açık alanlardan korkar, böyle bir korku duyma, panik bozukluğu olan kişilerde oldukça az görülen bir durumdur. Dahası, ancak çok ağır agorafobisi olanlar evden çıkmak istemezler. Agorafobi, bir panik atağının yaşanması ya da panik atağı benzeri belirtilerin ortaya çıkması durumunda, yardım sağlanamayabileceği ya da kaçmanın zor olabileceği ortamlarda ya da durumlarda bulunmaktan korkma olarak tanımlanır. * Agorafobisi olan kişilerin bulunmaktan kaçındıkları ortamlar için verilebilecek örnekler şunlardır: – Kalabalık yerler: – Süpermarketler, sinemalar, tiyatrolar, alışveriş merkezleri, spor etkinlikleri – Kapalı yerler ve kaçmanın zor olabileceği yerler: – Tüneller, metrolar, dar, basık ve küçük odalar, asansörler, uçaklar, otobüsler, uzun bir sırada bekleme – Araba kullanma: Uzun yollar ve köprüler, karışık trafik. Arabada yolcu olmakta da zorluk çekebilirler. – Evden uzakta olma: Birtakım kişiler, evlerinin çevresinde, belirli, güvenli bir uzaklık belirlerler ve belirledikleri uzaklığın ötesine geçmekte zorlanırlar. Seyrek de olsa, evden çıkmak tümüyle olanaksız bir duruma gelebilir. – Tek başına olma: Özellikle yukarıda sözü edilen durumlarda, tek başlarına kalmakta zorlanırlar. Birtakım insanlar için agorafobi çok hafif bir durumdur, sözgelimi yalnızca uzun uçak yolculuklarında panik ataklarının olacağından korkabilirler, bir kesiminde de agorafobik kaçınma davranışı hiç bulunmaz. Ancak başka bir kesiminde agorafobi öylesine ağır olabilir ki kişiyi evin dışında bir etkinlikte bulunmaktan tümüyle alıkoyar. Panik bozukluğu olan çoğu kişide bu iki ucun arasında bir durum bulunur. * Panik Bozukluğu için Etkili Olduğu Gösterilmiş Olan Tedavi Yöntemleri Nasıl ki panik bozukluğunun gelişmesinde ve sürmesinde hem biyolojik, hem de psikolojik etkenlerin önemi varsa, tedavisinde de hem biyolojik, hem de psikolojik tedavi yöntemlerinin etkili olduğu gösterilmiştir. Uygulanan bu tedavilerin sonuçları kişiye göre değişir. Hastaların çok küçük bir yüzdesi tedaviden yarar görmez, bir kesimi de kısmen yarar görür. Ancak hastaların çok büyük bir çoğunluğunda uygulanan tedavinin büyük yararı olur, uygulanan tedavilerin sonunda, hastaların yaklaşık yarısında panik belirtileri hiç kalmaz. Biyolojik tedaviler bağlamında en sıklıkla kullanılan ilaçlar anksiyete ilaçlar (alprazolam, klonazepam gibi) ve belirli birtakım antidepresan ilaçlardır. Kullanılan antidepresan ilaçlar arasında seçici serotonin gerialım ketleyicisi antidepresan ilaçlar (essitalopram, fluoksetin, fluvoksamin, paroksetin, sertralin ve sitalopram) ve trisiklik antidepresan ilaçlar (imipramin, klomipramin gibi) vardır. Bu ilaçlar antidepresan ilaçlar olarak adlandırılıyorlarsa da, kişide eşzamanlı olarak depresyon olsun ya da olmasın, kişinin kaygısını ve panik ataklarını azaltmada son derecede etkilidirler. Panik bozukluğunun psikolojik tedavisinde bilişsel davranışçı tedavinin (BDT) etkili olduğu gösterilmiştir. * Bu tedavi genellikle on-on beş hafta sürer ve aşağıdaki tedavi yaklaşımlarının bir birleşiminden oluşur: – Eğitim: Kitabın bu bölümünde yapıldığı gibi, panik ataklarının ve panik bozukluğunun doğası hakkında bilgilendirme, tedavinin belirli bir aşamasıdır. – Bilişsel yeniden yapılandırma: Bu yöntem, kişinin k ndisine kaygı veren düşüncelerini anlamasını ve ayrımsamasını öğretmeyi ve sözü edilen bu düşünceleriyle ilgili kanıtları araştırmayı kapsar. Bilişsel yeniden yapılandırmanın amacı, kaygılı düşünme örüntülerinin, bütün kanıtları göz önünde bulundurarak, daha gerçekçi, daha akılcı düşüncelerle yer değiştirmesini sağlamaktır. Burada hasta, yalnızca kaygı doğuran düşüncelerinin dayanağı olan kanıtlara odaklanmaktan uzaklaştırılır. – Korkulan durumlarla karşı karşıya gelme: Korkuyla baş etmenin en güçlü yollarından biri, korkulan durumla doğrudan karşı karşıya gelmektir. Araba kullanma, kalabalık ortamlarda bulunma gibi korkulan agorafobik durumlarla karşı karşıya kalma, böylesi durumlarda kalmaktan korkmayla başetmenin çok etkili bir yoludur. – Korkulan duyumlarla karşılaşma: Panik bozukluğu olan kişiler, baş dönmesi, sersemlik duyumu ve soluğun kesilmesi gibi panik duyumlarını yaşamaktan korktukları için, korkulan duyumlar artık korku uyandırmayana dek bunlarla birçok kez karşılaştırılırlar. Sözgelimi, sersemlik duyumu oluşana, baş dönmesi ortaya çıkana dek kişi bir döner sandalyede döndürülür. Buna belirtilerle karşılaştırma yöntemi adı da verilir. – Soluk alıp verme eğitimi: Hızlı soluk alıp verme panik belirtilerini tetikleyebilir. Buna hiperventilasyon adı verilir. Soluk alıp vermenin yavaşlatılması yoluyla, panik atakları sırasında hızlı soluk alıp verme yüzünden daha da kötüleşen belirtilerin azaltılmasına çalışılır. Bütün bu anlatılanlardan sonra hangi yöntemin en etkili olduğu sorusu akla gelecektir. İlaçlar mı? Bilişsel davranışçı tedavi mi? Yoksa her ikisinin birarada uygulanması mı? Yapılan araştırmalardan yola çıkılarak bu tedavi yaklaşımlarının eşit etkin olduğundan söz edilebilir. Ancak kişiler arası ayrımlar olabilmektedir, diğer bir deyişle kimileri bir yöntemden daha çok yarar görürken, kimileri diğer yöntemden daha çok yarar görebilmektedir. Ancak kimin hangi yöntemden daha çok yarar sağlayacağını önceden kestirmenin geçerli bir yolu bugün için yoktur, bu yöntemler birbiri ardısıra denenerek en etkili yol bulunur, Ancak uzun süreli tedavide, hastalığın depreşmesini ve yinelemesini önlemede bilişsel davranışçı tedavinin daha etkin olduğu gözlenmiştir. Şöyle ki, ilaçla iyileşenlerde, ilaç bırakıldıktan sonra hastalık daha çok depreşebilirken, bilişsel davranışçı tedaviyle iyileşenlerde bu depreşme daha düşük oranlarda görülmektedir. Davranışçı tedaviyle iyileşen hastaların, hastanın iyileşmesinde kendi çabalarının da olduğunu düşünmesi, depreşmeyi önleyen önemli bir etken olarak görülmektedir.
Alerjik citler için doğal çözüm – Suna Dumankaya
Suna Dumankaya Derya Baykal’ın sunduğu Deryalı Günler programında alerjik cildi sakinleştirmek için doğal formül önerdi. Alerjik bir cildi sakinleştirmek için: Malzemeler: 1 bardak süt 1 tatlı kaşığı acı badem yağı Yarım çay kaşığı tuz Uygulama: Malzemeleri karıştırdıktan sonra pamuk veya bir tülbent yardımı ile alerjik cilde kompres yapın. > > Suna Dumankaya’nın diğer mucize formülleri için tıklayın * Mucize İksirler * -
Alkolizm
ALKOLİZM NEDİR? Alkolizm çoğunlukla genetik yoldan geçen, biyokimyasal bir bozukluktur. Ancak, yüksek dozda ve çok sık alkol tüketimine bağlı olarak geliştirilen alkol bağımlılığı da yoğunlukla görülmektedir
Andropoz
Erkeklerde ilerleyen yaşla ortaya çıkan erkeklik hormonu seviyesinde düşüş ve buna bağlı meydana çıkan bazı sorunların oluşturduğu genel tabloya verilen isimdir. 30 yaşından sonra başlayan ve genellikle erkeklik hormonu “testosteron” düzeyinin her yıl %1-2 oranında düşmesi ile karakterize bu durum kadınlardaki menapoz gibi yumurtalıkların kadınlık hormonu “östrojen” üretimini hızla ve tama yakın biçimde kesmeleri ile birebir örtüşmediğinden erkeklerdeki tablonun “andropoz” olarak adlandırılmasına bazı bilimsel çevrelerden itirazlar gelmiştir. 30 yaşından sonra başlayan ve genellikle erkeklik hormonu “testosteron” düzeyinin her yıl %1-2 oranında düşmesi ile karakterize bu durum kadınlardaki menapoz gibi yumurtalıkların kadınlık hormonu “östrojen” üretimini hızla ve tama yakın biçimde kesmeleri ile birebir örtüşmediğinden erkeklerdeki tablonun “andropoz” olarak adlandırılmasına bazı bilimsel çevrelerden itirazlar gelmiştir. Testosteron (erkeklik hormonu) seviyeleri yaşla birlikte düşer. 30 y dan sonra total testosteron yılda %1-2 düşer. Serbest testosteron düzeyleri yaşla birlikte daha hızlı düşüş gösterir. 70 y gurubunun %30 da total testosteron düzeyi genç referans düzeylerinin altındadır. 70 y gurubunun %50 de serbest testosteron düzeyi genç referans düzeylerinin altındadır. Testosteron eksikliği olan erkeklerde Cinsel istek “libido” azalır ve ereksiyon bozukluğu ortaya çıkar. Kas kitlesi ve kas gücü azalır. Deri altı ve karın içi yağ dokusu artar. Kemik erimesine bağlı bel ağrısı ve kırıklar meydana gelebilir. Vücut kılları azalır. Enerjik olma ve kendini iyi hissetme duygusu azalır, duygulanım bozuklukları ortaya çıkar. Göğüslerde büyüme “jinekomasti” ortaya çıkar. Normal testosteron düzeylerinde testosteron seviyesi ile cinsel fonksiyonlar arasında bir korelasyon yoktur. Yaşla birlikte testosteron düzeyi düşük erkeklerde ortaya çıkan ereksiyon bozukluğu genellikle birden fazla sebebe bağlıdır. Testosteron düzeyi düşük erkeklerde kardiyovasküler hastalıklardan ölüm riskinin normal testosteron düzeyi olan erkeklerden 1.38 kat daha fazla olduğu ve bunun da istatistiki olarak anlamlı olduğu gösterilmiştir. 60 yaş ve üstünde kemik erimesine bağlı kırık sıklığı % 2.2. Amerika da bu tip kırıkların sisteme maliyeti 3 milyar dolar civarında 50 y daki bir erkeğin yaşam boyunca kırık olasılığı %13 olup bunun %6′sı kalça ve %5′i omurga kırığıdır. Tanı koymak için bahsedilen yakınma ve belirtiler düşündürücü olmalı. Düşük testosteron yada biolojik olarak aktif testosteron düzeyi düşüklüğü gösterilmelidir. Kendini sağlıklı hissetmeme Kas ve eklem ağrıları Terleme Uyku bozuklukları Uyku ihtiyacında artma Huzursuzluk Sinirlilik Anksiyete Yorgunluk Kas kuvvetinde azalma Depressif ruh hali Motivasyon yokluğu veya ölüm isteği Sakal çıkmasında azalma Cinsel potens azalması Sabah ereksiyonlarının sıklığında azalması Cinsel istek (libido) azalması gibi belirtiler olabilir. AMS Sorgulama Formu (Aging Male Survey) Aşağıdakilerden hangisi sizin şu anki şikayetlerinizi en iyi tarif etmektedir? Her yakınma için uygun olan kutucuğu işaretleyiniz. Eğer belirtilen şikayet sizde bulunmuyor ise “yok” seçeneğini işaretleyiniz. yok 1 hafif 2 orta 3 şiddetli 4 Çok şiddetli 5 şeklinde değerlendirilir. 1. Genel iyilik hissinde azalma (genel sağlık durumu, kendine dair hisler) 2. Eklem ve kas ağrısı (Bel ağrısı, eklem ağrısı, kol ve bacaklarda ağrı ve yaygın sırt ağrısı) 3. Aşırı terleme (beklenmedik/ani terleme atakları, zorlanmadan bağımsız olarak sıcak basması) 4. Uyku problemleri (uykuya dalmada zorluk, derin uyumada zorluk, erken uyanma ve yorgunluk hissi, yetersiz uyku, uykusuzluk) 5. Uyku ihtiyacında artma, sık sık yorgun hissetme 6. Alınganlık (Saldırganlık hali, küçük şeylerden kolay etkilenme, karamsarlık) 7. Sinirlilik (Gerginlik, huzursuzluk, yerinde duramama) 8. Endişe (Panik hissi) 9. Bedensel bitkinlik/Canlılığın kaybolması (Genel performans düşüşü, aktivite azalması, boş zamanlarında yaptığı aktivitelere ilginin azalması, daha az iş bitirme ve haha az şey elde etme hissi, faaliyet üstlenmek için kendini zorlamak zorunda kalma) 10. Kas gücünde azalma (Güçsüz hissetme) 11. Depresif ruh hali (Çökkünlük, üzgün olma, her an gözleri dolacak gibi olma, motivasyon eksikliği, değişken ruh hali, her şeyin boş olduğunu hissetme) 12. En iyi zamanlarının geride kaldığı hissi 13. Kendini tükenmiş ve dibe vurmuş hissetmek 14. Sakal büyümesinde azalma 15. Seks yapma gücü ve sıklığında azalma 16. Sabah sertliği sayısında azalma 17. Cinsel istekte/şehvette azalma (seksten alınan zevkte azalma, cinsel birleşme için isteğin azalması) Başka ciddi bir şikayetiniz var mı? Evet – Hayır Varsa belirtiniz. Sorgulama formu değerlendirmesi ile orta ve ağır düzeyde semptomatik (AMS skoru 37 ve üstünde) olan hastalarda biyokimyasal değerlendirmeye geçilmektedir. Normal testosteron düzeyi 300-1000ng/dl 350 ng/dl üzeri normal 250-350 arası gri zon 250 ng/dl altı tedavi gerekli Kan örneği sabah 7-10 arası alınmalı Gri zonda biolojik olarak aktif testosteron düzeyi araştırılmalıdır. Yada bu hastalara 3 aylık deneme amaçlı testosteron tedavisi verilebilir. Testosteron Tedavisinin kesin uygun olmadığı durumlar şunlardır. Tedavi edilmemiş (kür) prostat kanseri Meme kanseri Aşırı kan hücresi bulunduğu durum (Htc 55′den büyükse) Testosteron tedavisinin nisbi olarak uygun olmadığı durumlar, Htc 50 den büyükse Tedavi edilmemiş uyku apnesi varsa İleri derecede kalp yetmezliği varsa Tedavi edilmemiş, büyümüş prostata bağlı idrar yolu tıkanıklığı mevcutsa Yakınmalarda düzelme olup olmadığının izlenmesi Tedavinin başlamasından sonra 1-3 ay arayla testosteron düzeyi takibi 3 aylık aralarla hemoglobin hematokrit düzeylerinin takibi Yılda bir kan lipid profilinin incelenmesi Rutin prostat testleri yılda 1-2 kez (PSAtotal ve free, DRE) takipte gereklidir. Herkese sağlıklı ve mutlu uzun bir ömür dileğiyle…
















