Anahtar Kelime: grand-canyon

grand-canyon Anahtar Kelimesi Yeni Yazıları

Büyük Kanyon Amerika – Grand Canyon

Bir uçakla Amerika’daki Büyük kanyonu kuş bakışı gezmeye ne dersiniz?  Devamını Oku

         Devamını Oku

Tarsus, Mersin 31 Mayıs 2008

Tarsus, Mersin 31 Mayıs 2008

30 Mayıs sabahı kader beni yine Adana`ya getirdi. Sunexpress ile 1 saat 15 dakika uçtuktan sonra muhteşem bir Çukurova manzarası... Devamını Oku »

       

3 Mayıs 2008 Miami, Florida

3 Mayıs 2008 Miami, Florida Küçükken oyuncakçıların önünden geçermişiz, annem onumu kapatırmış görmeyim diye. Israrla almak istermişim. Sanırım simdi de tatil rehberlerini saklıyorlar gezi kolik kızlarından. Babam hep şöyle der “ Kızım! Senin her istediğin oluyor, her duan gerçekleşiyor bazen geç de olsa!”Bu defa pek de geç olmadı hâlbuki. Gecen yılın basında sanırım haberdar oldum [...]

4 Mayıs 2008, Florida Keys ve Key West

BUNA MUTLULUK DERLER!!! Miami`den ciktik yol, geze geze taa Amerika`nın en güney ucuna, Küba’ya en yakın noktasına geldik.Yolda bir çok yerde mola verdik. Manzara bizi bizden aldı götürdü. Yeryuzu bu kadar güzelken acaba cennet nasıldır diye düşünüyorum. Florida Keys, Miami’nin ucunda bulunan 14 adaya verilen isim. İrili ufaklı bu adalar 43 adet köprü ile birleştirilmiş. [...]

5 Mayıs 2008′ Key West

Ada sanat ve sanatcilarin merkezi olma yolunda! Keywest`e Veda, Ernest Hemingway`in evi Key West’teki son günümüz. Beklentilerim tam yerini bulamadı, otelden çıkıyoruz. Adadaki son ziyaret mekânlarımız olan deniz feneri ve tam karşısında bulunan evi ziyaret etmek için kısa bir şehir turu daha yaptık. Bu ev Silahlara Veda’nın yazarı Ernest Hemingway’ın eviydi. Hemingway2in romanlarını okumaktna büyük [...]

BEIJING 2007 EKIM 北京

Çin gezimin en son durağı Pekin ‘di. Aslında tam olarak gezme fırsatı bulduğum tek yer de diyebilirim. Son iş toplantısı iptal olunca ver elini Pekin gezmeye başladım. Sakın gezmek deyince her karışını gördüğümü sanmayın, en rahat gezebildiğim şehir. Otele gelir gelmez bavullarımı bıraktım ve otelin bulunduğu Wangfujing caddesine attım kendimi. Doğu ülkelerinde gözlediğim bir şey var gece gündüz cıvıl cıvıl. Nereye gitsen çoluk çocuk, bir hayat ibaresi var, batinin bos ve soğuk sokaklarından çok uzak. Hatırlıyorum da dünyanın merkezi kabul edilen New York ‘un ortasında bile gece 8′den sonra hayat bitiyordu. Daha iki saat önce akan şehir birden boşalır ve ıssızlaşırdı. Caddeyi baştan başa dolaştım ve biraz alışveriş yaptım:) Kim demiş Çin çok ucuz diye, bizim mahallede kurulan semt pazarında bile çok daha ucuza satın alabildiğim şeyler tam 3-4 katına satılıyor burada. Ama pazarlık payını da unutmamak gerekli! Pekin çok eski bir medeniyet olduğundan çok çeşitli dinlerin ibadethaneler var. Wangfujing caddesinde büyük bir kilise bulunuyor. Gece olduğundan görüntülerim net çıkmadı bu nedenle burada yayınlayamıyorum. Ertesi gün ise otelimize tam 50km uzakta bulunan Çin Seddi’ne çevirdik yönümüzü. Atalarımızın nelere malik olduğunu o muhteşem eseri görünce anladım. Kocaman bir ülkeyi ikiye bölen bir sınır gibi bu koca duvar. Çin Seddi’ne merdivenle çıkmak yerine teleferik almayı tercih ettim. Kuşbakışı Çin! NIUJIE CAMII 牛街清真寺 Sonra şehrin kültür mirası arasında yer alan ve geçtiğimiz yıllarda 1000. yıldönümünü kutlayan Niujie Camisine gittik. Camii 996 yılında, yani Liao hanedanlığı zamanında inşa edilmistir. Camide Türkçe konuşan yaşlı bir amca selam veriyor. Tanışıyoruz Hacı Yusuf amca ile. O isminin başına illaki “hacı” ekini koymamızı istiyor ve hacca da gittiğini bu şekilde ima ediyor. Caminin bulunduğu bölge Müslüman Mahallesi oluyor ve Beijing`de 10.000 Müslüman nüfusu varmış. Civarda birçok Müslüman restoran bulunuyor. Ama içeri girince isminden uzak olduğunu fark ediyorsunuz. Bizim anlayışımızdan farklı bir restoran anlayışları var. Müslüman Restoran levhasını özellikle asmışlar ama içeride içki servisi var. Açlıktan ölmemek için birkaç restorana uğradık, meğerse restoranlar 12-3 arasında öğlen yemeği, 7-11 arasında aksam yemeği verirlermiş. Maalesef aksam yemeğine 3 saat daha vardı ve mecburen bir markete girdik. Okuyabildiğimiz tek etiket yoğurt ve ekmek olduğu için, bunları alıp otele donduk. Çin`deki birçok eyalette “HELAL” etiketleri olan ürünlerin satışı yaygın. YASAK ŞEHIR Diğer şehirlerde yasadığımiz yaz günleri, haritada yukarı bölgelere çıktıkça sona erdi. Buz gibi bir hava sokakta yürüdükçe yüzümüzü kesiyordu. Ne olursa olsun Yasak Şehri görmek istediğimizden aldık haritaları düştük yollara. Hava sıcaklıklarının aniden değişmesi nedeniyle tüm şehri bir sis bulutu kaplamıştı. Bu nedenle Yasak Şehrin içinde gezemedik sadece şehri karşıdaki tepeden izledik. Bir ayağımız orda nasılsa, bir sonraki gezime inşallah. Yasak Şehri görmek için karşıdaki tepeye çıkmamız gerekti, zira göz gözü görmüyordu. Tepede şehir manzaralı fotoğraf çektirmek isteyenler için birçok seçenek bulunuyor. Henüz tepeye çıkmıştık ki, eski Çin hanedanlığından kalma bir prenses bizi bekliyordu:)) Takunyalar da orijinal, hamam takunyaları.

Bir Şehr-i Üsküdar, Kasım 2007

Bazen farkediyorum da Türkiye dışında gezdiğim yerler Türkiye içindekilerden daha çok. Aslında bu bir kabahat; övünülecek birşey de degil. Ama öyle gerektirdi ki hayat, zaman zaman yurdumdan uzak kaldım, kimi zaman en sevdiğim İstanbul`dan. Şuan İstanbul il sınırları içinde olmama rağmen İstanbulu çok özlüyorum. Her haftaiçi plan yapıyorum minik İstanbul turları yapmak için, haftasonu çesitli manilerle engelleniyorum. Geçen haftalardan birinde şeytanın bacağını kırdım ve Üskudar ile başladım ısınma turlarına. Üskudar`ı ne zamandan beri biliyorsun diye sorsalar ben bile hatırlamıyorum. Kendimi bildim bileli buradan geçerim, vapura binerim, alışveriş yaparım, Kanaat lokantasında mutlaka yemek yerim, hatta hemen yanındaki binanın usta katında doktorum bile vardı. Sanırım babacığım ve dedeciğimin sayesinde ilk adımlarımızı attık bu güzel semte. Dedem hergün işyerine giderken Harem`e gelir, arabalı vapurla karşıya geçermiş. Bu böyle 30 yıl devam etmiş. Sonra babam Üsküdar vapuru ile 20 yıl devam etti bu rotada. Ben ve kardeşim okulumuzu Üsküdar`dan seçtik, yolumuzu çevirip nereye gidersek gidelim hep buradan geçtik. Hal böyle olunca Üsküdar bir nevi aile mirası gibi geliyor bana. Gecen hafta soğuklar iyice bastırmadan bir Üsküdar havası alayım dedim. Katlı otoparktan şehri biraz temaşaa ettim ve Gülnuş Valide Sultan Camii`ne doğru yürüdüm. Küçüklükten beri bu caminin çok farklı bir atmosferi olduğunu düşünürüm. Caminin avlu duvarı adeta iki dünyayı ayıran bir nevi çizgidir, sınırdır. Öyle ki,Üsküdar`ın o cıvıl cıvıl dünyası caminin avlusuna girmenizle aniden yerini bambaska bir aleme bırakır. Sanki o rengarenk hayat ötelerde kalmışda huzur ve sukunet iklimi inananlara kucak açıyor. Tarihe ve mimariye meraklı olduğumdan, burada biraz ayrıntı vermek isterim. Şuanda okuduğum “ Gülnuş Sultan Valide Sultan Camii – The mosque Uskudar Gulnus Valide Sultan” kitabında oldukça geniş bilgi verilmiş. 4. Mehmet`in eşi, 2. Mustafa ve 3. Ahmet `in annesidir. Gülnuş Valide Sultan oğlu 3. Ahmet’in padisahlığı ile “Valide Sultan” olmuş ve tam 20 yıl valide sultanlık yapmıştır. Hayır işlerini çok seven Gülnuş Sultan bircok esere imza atmıştır. Galata Perşembe pazarındaki Yeni Camii, Arap Camii avlusundaki şadırvan, hac yollarında çeşmeler, köprüler ve selsebiller, Yeni Valide Mektebi (Tunusbağı Sibyan Mektebi, sonradan yıkılmıştır) bize ulaşan bu miraslardandır. Ailecek sanata düşkün bu ailede, 3. Ahmet sanatkar Necip mahlası ile şiirler yazardı. Hat sanatına çok merakli olan bu padişah meşhur Hafız Osman`dan hat san’atındaki 6 çeşit yazı stilinden biri olan “Aklâmı Sitte” icazeti almıştır. İstanbulda birçok camide yazılari mevcuttur. Yine annesinin yaptırdığı Gülnuş Sultan Valide camii – Yeni Valide Sultan Camisinde bulunan “ Cennet annelerin ayakları altındadır ” ve “ Hikmetin başı Allah korkusudur ” hadis-i şeriflerini kendisi yazmıştır. Benim için bir padişahın o kadar işin arasında bunun gibi çok emek gerektiren bir sanatla uğraşması oldukca meşakkatli ve bir o kadar zevklidir herhalde. Tabi ki ceddimiz hem devlet hem de sanat işlerine büyük önem vermişler. Temeli dua ile atılan, açılışı dua ile yapılan bu sanat harikası camii Üskudar`ın beş selatin camiisinden biridir. Yeni öğrenmiş bulundum Üskudar`da bulunan diğer selatin camileri: Valide-i Atik Camii, Mihrimah Sultan (iskele) Camii, Hamidi-i Evvel (Beylerbeyi) Camii Selimiye Camisi Gülnuş Sultan Valide Camii Merak ettim selatin camisi ne demektir, baktım. Birçok farklı anlamı olduğu söyleniyor. Padişah ailesince yaptırılan camii, birden fazla minaresi olan camii yada ganimet malları ile yapılan camii anlamına geliyor selatin camii. Benim de daha önce bildiğim kadarıyle birden fazla minaresi olan büyük camiye deniyor. Bu konuda daha geniş bir araştırma yapacağım. Camiiye 5 farklı yoldan giriş bulunmaktadır. Ayrica camii sel yatakları üzerinde bulunduğundan merdivenle yükseltilerek su baskınlarından korunmuştur. En sevdiğim bölümlerden biri olan şadirvanin dört bir yanında kuşların da su içmesi için su yalakları bulunmaktadır. Şadırvandaki kitabede: Kitabede yazanlar: Zehî hoş tarh-ı şadırvan-ı dilcû-yı sofa-güster Ki ayn-ı Selsebil-i sahn-ı Cennet dinse arzanî Göreydi havz-ı berrakında bu âb-ı revân-bahşî Sikender arzu itmezdi hergiz âbı hayvanı Hezar nağme senc eyler hevâsı mürg-i tasviri Virir hüsn-i binayı dilnişîni zevk-i ruhan Bakılsa bir içim sudur letafetle bu şadırvan Ki şiringam ider her-dem zülâl-i neşve-cûyânı Güzel buldu suyun mecrayı ayn-ı mekremet hakka Olunca böyle olsun hayr-ı câri feyz-i Rabbâni Su gibi ezber etsün Taib’â şâd-âb olup âlem Du’a-yı Valide Sultan-ı âlî-kadr-i zi-şanı Hemşire mevrid-i hayr ide Hakk zat-ı hümâyunun Dlandıkça cihanda cûlar etraf-ı gülistanı Dedim icra idince bir dem-i hurremde tarihin Zehî zîbinde şadırvan-ı mülk-ârâ-yı Sultani Kitabenin Turkcesi Gönül çeken bu şadırvanın bahçesi ne hoş ki; Cennetten bir çeşme misalidir yeryüzünde. Bu havuzun berraklığındaki canlandırıcılığı görseydi İskender ölümsüzlük suyunu asla istemezdi. Binlerce kuş ahenkli olarak söyler hoşnutluğunu. Güzel yapıya güzelliğini veren ruhlardaki zevkdir. Güzellikle bakarsan bir içim su`dur bu şadırvan. Neşe arayanların tadı damağında kalır her zaman. Suyun Allah`a götüren kaynağı güzeldir. Allah`tan gelen hayırlar böyle olsun. Suya doyanlar Taib gibi ezber etsin. Şerefli, soylu Valide Sultan`ın duası şudur ki; Rabbinin yanında hayırlı bir yere varsın. Gül bahçesinin etrafında sular aktıkça yazayım bu sevinçli tarihi: Ne güzel süslerle bezeli Sultan`ın Şadirvanı. Bu güzel cami, mimarbaşı Mehmed Ağa tarafından yapılmıştır. Mehmed Ağa`nın diğer eserleri arasında Üsküdar İskele Meydanı`ndaki çeşme, Yeni Valide Camii, Ahmediye Camii ve Kaptan Paşa Camii ve birçok Camii bulunmaktadır. Caminin banisi Gülnüş Sultan,caminin hemen yanındaki üstü açık kabirde medfundur. Ayrıca sebili de kabrin yanındadır. Şuanda Vakıflar müdürlüğünün satış yeri bulunuyor kabrin yanında. Vakıfların zeytinyağı, balı ve zeytinini tavsiye ederim lafı gelmişken.

Büyük Kanyon Amerika – Grand Canyon

Bir uçakla Amerika’daki Büyük kanyonu kuş bakışı gezmeye ne dersiniz?

Elişi zamanı!

Bendenizden bir bebek bluzu, biraz tarz oldu, üstündeki kedi de benim eserim:) Ve annemden bir bebek battaniyesi Beni tanıyanlar hatırlayacaklar, bu bebek elbisesinin etek bölümündeki Paris figürlü kumaşı New York’tan Fashion Avenue’den almıştık sevgili arkadaşım ile. Ben kendime bir etek yapmıştım, arta kalan da buna nasipmiş! Annem ve ben günlük yaşam temposunda vakit buldukça elişlerimizi kapıyoruz ve doğal terapilerle kendimize geliyoruz. Elişi günlük iş temposundan sıyrılmak için yaptığım en güzel dinlence. Herkese sevdiği bir sanat dalını yapmasını, en azından başlamasını tavsiye ederim. Kimse ben beceremem, hiç elime yakışmaz demesin. Tıpkı bir çorap söküğü gibi başladığınızda devamı gelecektir. İşte anneciğimle en son yaptıklarımız örgüler annemin, dikiş denemeleri de benim:)

GUANGZHOU 2007 EKIM 广州市

Hayaller ulkesi Cin! İlk durak Guangzhou oldu. Hong Kong’a da çok yakın olan bu şehir oldukça gelişmiş. Diğer şehirler de çok moderndi ama bu şehir bana daha temiz, daha düzenli geldi. Belki de her yıl en az 2 defa fuarlara merkezlik yaptığındandır. Kim bilir belki her gün başka fuar vardır bu şehirde. Otele yerleştik ve doğruca sokakları keşfe başladık. Her şeyden önce otelden şehir nasılmış bir bakalım. GECE-GUNDUZ GUANGZHOU Otelimiz fuara çok yakin değildi. Aslında bu da çok özel bir şans oldu benim için. Daha çok halkın günlük yaşamını görebileceğimiz bir semtte, mahallî mağazalardan turistlere söylenen o fahiş fiyatlardan uzak alışveriş yapma fırsatım oldu. İlginç meyveler tattık. Fotoğraflardan da göreceğiniz gibi ismini cismini duymadığım şeyler bunlar. Meyveci çocuğun soyduğu meyvenin ismini “Çin greyfurdu” koydum. İçi daha kuru ve daha tatlı greyfurt. Yolculuk hazırlıkları başlamadan araştırmalarım başladı. Neler yenir, nereler gezilir, nasıl alışveriş yapılır hepsini kısaca öğrendim. Aklımdaki birçok önyargı da silinip gitti. Her Türk gibi (ya da bana benzeyen her vatandaşımız gibi) ilk önce yemek stokumuzu yaptım yolculuktan önce. Daha önce de bir el memleketinde yaşamanın verdiği tecrübe ile ağız tadımı bozmamak için peynir ve ekmeğimi en korumalı bir biçimde bavuluma yerleştirdim. Ne olur ne olmaz diye hazır kekler, çikolatalar ve hatta baklava bile vardı. Bir de çaya bizim gibi düşkün olmadıklarını düşündüğümden çay makinemizi de almıştım. Her gittiğim ülkede kendi toprağımdan bir lezzet arayan biri olarak söylemeliyim ki yeşil çayin bu kadar çok içildiği bir ülkede mis gibi Rize çayımı içmek de başka keyifli oluyormuş. CANTON CANTON! Fuardan biraz söz etmek gerekirse, milyonlarca kişi ziyaret ediyor Canton fuarını. Küçük bir dünya olmuş adeta. Bence burayı görmeyen kalmamış. Fotoğraflar size biraz fikir verir. Ha unutmadan sadece bizimle ilgili bölümü 4 günde bitirdik. Artık tüm fuarı ne kadar sürede bitirebiliriz hiç bilmiyorum. Fuara gitmekten o kadar yorulmuştum ki, Guangzhoudaki gezemediğim nice saklı cennet bile birara umrumda olmamıştı. Bu yoğun tempoda nihayet birara buldum ve uzun zamandır bizi davet eden Mr. Zhou`nun teklifini kabul ettik ve yemege çıktık. Çinlilerde de Türklere benzer bir keyif anlayışı var. Her tepeye bir restoran, her su kenarına bir çay bahçesi kondurmaya öyle alışmışız ki, uzun zaman yasadığım New Jersey ve Newyork`da bu tip yerlerin yokluğunu çekmişliğim vardır. Upuzun bir nehir kıyısında sadece bir kafe olması tuhaf değil mi? Neyse rotamızı tam ters yöne Guangzhou’ya çevirelim. Çinliler de tıpkı bizim gibi hem göz hem de karın doyurma anlayışı var, tabi aradaki tek fark bizim porsiyonlarımızın büyüklüğü. Çaliştığımız fabrika müdürü Mr. Zhou bizi nehir manzaralı güzel bir restorana götürdü. Sonradan öğrendiğim kadarıyla Bin Jiang Palace o bölgede lüks bir restoran olarak biliniyormuş. Feng shui tasarımı ile döşenmiş bu restoranda dağınık masa usulunun yanında birde özel oda sistemi uygulanıyor tıpkı Hidiv Kasrında olduğu gibi. Bizde gecemizi nehir manzaralı özel bir odada sohbet ederek ve Çin yemeği yiyerek süsledik. Her kültürü çok seven ben malesef yemek konusunda o kadar özgür olamıyorum. Değişik tadlar denemek benim için deveye hendek atlatmaktan daha zor. Mr. Zhu bizim icin midye, “Donşin” adlı güzel tadlı bir balık ( bu balığın bir özelliği de denizle nehrin birlestiği yerde yaşarmış ve çok değerli bir balıkmış), karides, haşlanmış marul ve birçok deniz mahsülü ısmarladı. Deniz ürünlerine çok düşkün biri değilim ama hayatımda yediğim en güzel balıktı diyebilirim. Birde şu yengeçleri nasıl bağlamişlar, şu çekik gözlüler bir alem! Çin`de bir CUMA Fuardan sonra Cuma namazına gitmeye karar verdık. Camiler çogu zaman tanıdıkları görme ve yeni insanlarla tanişma fırsatı veriyor insana. Huaisheng Camii eski fuara çok yakın ve her milletten insanin cuma günleri vazgeçilmez mekanı. “Ilim Cinde de olsa gidiniz” Bu hadis-i şerife ta yuzyıllar öncesinden çok güzel yanıtlar gelmiş, sahabe efendilerimiz hem tebliğ hem de ilim için Çin`e gelmişler. Bunlardan biri Peygamberimizin mübarek amcasi Ebi Vakkas. Fuara çok yakın olan kabrini ziyaret ettik. Allah O`ndan razı olsun! Guanzghou`ya yolu düşenlere şiddetle tavsiye olunur. Hem Çin mimarisi ile bir camii görmüş hem de yüzyıllar öncesindeki tebliğ şuurunu anlamiş olursunuz. Uzunca bir avludan yürünüp cami kısmına varılıyor. Sonrasında camii avlusu ve tekrar bir avlu çıkıyor karşımıza. Yani çok korunaklı biryerde bulunuyor sahabe efendimizin kabri. EN ILGINCLER Çamaşırları mandallamıyorlar, elbise askısı ile asıyorlar, Reklamın her türlüsü mübah, Aslında alıştık ama bisiklet sürmek hayatın bir parçası, Ve yurdum insanını aratmayan örtu-kılıf anlayışı.

HANGZHOU 2007 EKIM 杭州市

Wenzhoudaki boş yorgunluktan sonra Hangzhou`ya uçtuk. Bir saatlik bir uçuştan sonra bu güzel beldeye ulaştık. Uçak inişe geçtiğinde öyle güzel bir manzara çıktı ki karsimiza. Çok yesillik ve sulak bir bölge. Bazı kareleri yakalayabildim. Zaten Hangzhou `da ikamet eden ve bize mini West Lake tur yaptıran Roger da bunu söylemişti. Aldığım diğer duyumlara göre eskiden insanlar ta Shanghai`dan buraya kadar gelir ve piknik yaparlarmış. Araba ile yaklaşık 2,5 saatlik mesafe olmasına karşın bence bu güzel şehre gelmeye değer. Çilem bitti sanıyordum ama bitmemiş. Ayağımın tozu ile uçaktan iner inmez bir iş görüşmesi daha. Neyseki bu görüşme benim lehime oldu da sonra West Lake`i görmüş olduk. Her şehrin bir yada birkaç simgesi vardır ya, işte Hangzhou da West lake ile özdeşleşmiş. Bircok ırmak birlesmiş ve West Lake`i oluşturmuş. Sonra da büyük kanallara dökülüyor ve iç bölgelere akıyor. Göllerin ortasindaki alanlardaki eski evler restore edilmiş ve şuanda restoran olarak kullanılıyor. Piknik yapan birçok yerli halk olduğu gibi yabancı turistlerin de gözde mekanı. Gelinlikleriyle düğün fotoğrafları çektiren mi ararsınız, çocuklariyla gelen mi hepsi var. Gölün etrafında geçerken mis gibi bir koku farkettim ve ne olduğunu sordum. Literatürdeki ismi “ Osthmanthus ” olan bu çiçek turuncu ve sarı tonlarında, çok da güzel kokuyor. Sonradan Walmart`a girince gördüm şekerlemesi de yapilmiş tıpkı cezerye gibi. Ayrica, biz nasil keklere ve tatlılara portakal kabuğu koyuyorsak onlar da bu çiçekten katıyorlarmış güzel koku versin diye. Bilmem söylememe gerek var mi bu çiçeğin çayı da var. 3. durak Hangzhou Hangzhou için Çin`in Rizesi demek mümkün. Burada ciddi oranda cay yetiştiriliyor. Ülke çapinda meşhur bir çay koyu bile var. Buraya gelen turistleri genelde buradaki “çay koyu”ne götürüyor ve ilginç bir tur yaptırıyorlar. Zamanımızın olmaması ve Ekim ayında çay mevsimini kaçırmış olmuş olmamız nedeniyle bu ilginç köye ugrayamadım. Ama sonra gittiğimiz Ningbo`dan envai çeşit çaylar aldım. En sevdiğim “ Osthmanthus ” çiçeğinin çayını bir türlü bulamadım. Belki bir sonraki gezimde!