Gelecete Dünyamız

gelecekte dünya  2050 yılında nüfusumuz oldukça yükselecek. Peki, bu nüfusa fazla karbondioksit yaratmadan nasıl besin sağlayacağız? Bu soruya yanıt vermeden önce de bu devrimsel teknolojileri bir anlamaya çalışalım. Singapur, 4,6 milyonluk nüfusunu beslemek için devamlı ithalat yoluyla dışardan mal alıyor. Özellikle buradaki Gemi konteynerleri oldukça işlektir. Nedeni ise de Singapur’un gıda üretiminin olmamasıdır. Singapur, nüfusunun %5’lik bir kısmını kendi ürettiği tarım ürünleriyle besleyebiliyor. Singapur’da her yer bina ve iş merkezi olduğu için burada ekim dikim alanı yoktur. Bu yüzden de Singapur’un kendi kendine yetmesi çok zor görünüyor. Ama Singapurlu bir iş adamı buna çözüm bulmuş gibi gözüküyor. Bu çözüm şöyledir: Singapur’da Apartmanların üstünün çok boş olması ve buraların gelecekte dünyada Hidroponik bitkilerle yetişebilir nitelikte bir alan sunmasıdır. Hatta bu bilim adamı, daha da ileri giderek bu apartmanların arasının çok uzun olmaması nedeniyle buraya da hava köprülerinin kurulabileceğini belirtiyor. Bu hava köprülerinde de Hidroponik tarım yapılabilinir. Hidroponik tarım, topraksız tarım demektir. Bu tarım teknolojisinde bitkiye sadece su verilerek ürünler yetiştirilebilmektedir. Ama bunu yaparken de topraktaki bütün minerallerin bu suda bulunması gerekiyor. Yoksa bitkiler yeterli besini alamaz. Bu sayede hem daha fazla elektrik de harcanmıyor ve yetişen bitkilerin tatları da toprakta yetişene göre aynıdır. Bu yeni tarım sistemi tedarik sürecini de kısalttığı için arabaların nakliye sırasında çıkardığı zararlı emisyon gazlarının da etkisini çok düşürebiliyor. Bu fayda da klasik tarım sisteminde olmayan çok büyük bir eksikliktir. Böyle bir sistem, Singapur’un tüm halkının gıda ihtiyacını karşılayabilir. Ama Singapur’da hava sıcaklığı, 32 derece olması nedeniyle uygulanacak olan Hidroponik tarımın da soğutulması gerekmektedir. Çünkü bir bitkinin yetişmesi için yeterli ısı,  ışık,  enerji ve toprakta bulunan bütün minerallerin hepsinin de bitkiye verilmesi gerekiyor. Ama Singapur’un çok yüksek hava sıcaklığı, ki bu 32 derecedir, bu da bitkiye zarar verecektir. Bu yüzden de bu yeni Hidroponik tarım sisteminin soğutulması gerekmektedir. Tabii ki, bu soğutulma işleminde de çevreye çok büyük miktarda karbon salınımı yapılmış olunuyor. Yeni bir teknoloji olan yeni hidroponik tarım sistemi de bu soruna çözüm oluşturuyor.  Bu yeni hidroponik tarım teknolojisinde bitkiler hava yoluyla soğutuluyor. Havayla birlikte su, bitkiye verilerek hem bitkinin yetişmesi sağlanıyor hem de böylelikle bitki yeterli sıcaklığı almış oluyor. Bu sistemle birlikte; gelecekte dünyaayrıca çok fazla karbon salınımı da yapılmamış olunuyor. Hatta bu yeni tarım sisteminin Karbon salınımına %12 civarında bir faydası da oluyor. Şu an ki buzdolapları etrafa hem daha çok karbondioksit yayıyor hem de bu buzdolaplarının ömürleri kısadır. Ama yeni bir teknoloji bu sorunları aşabiliyor. Bu teknolojinin adı da Akustik soğutucudur. Bu soğutucu içine konan gıdaları sesle soğutuyor. Ama bu sesin desibeli de çok yüksek olması gerekiyor. Mesela; 198 desibel gibi. Bu ses bir sistem içinde helyum gazına verildiği zaman helyum gazının yarısı ısınıyor ve diğer yarısı soğuyor. Bu çok yüksek sesin dışarıya çıkmaması için de sistemin dışı çelikle kaplanıyor. Isınan helyum gazının yarısı başka bir taraftan atılırken soğuk olan helyum gazı, sistem içine alınıyor. Böylelikle dehşet soğukluklara ulaşılabiliniyor. Örneğin -177 derece gibi.  Ayrıca, bu buzdolabının soğutma süresi normal buzdolaplarına göre oldukça kısa ve ürettiği soğuklukta çok daha yüksektir. Hem de bu buzdolabı normal buzdolaplarına göre de çok daha az elektrik harcamaktadır. Eğer bir suyun içine bu sistemin soğukluğunu koyarsanız, o zaman anlarsınız. Çok hızlı bir şekilde bu su, buz kesilebiliyor. Bu soğutucunun alıcısı da çok sayıdadır. Ama bu soğutucuyu en çok Amerikan ordusu talep ediyor. Nedeni ise de kullanımının çok kolay olması ve soğutmanın çok hızlı olmasıdır. Şu an bu soğutucunun fiyatı 10.000 dolardır; ama ilerde bu fiyatın düşeceği belirtiliyor. Ayrıca klasik buzdolaplarında bulunan birçok parça da örneğin kompresör, motor, kondansör gibi parçalar da bu buzdolabında bulunmuyor. Ayrıca bu Akustik soğutucuda klasik buzdolaplarında olan yağ olmadığı için sistem çok daha basit hali almış oluyor. Dahası Akustik soğutucu bu nedenle çok az yer kaplıyor. Kısacası; Geleceğin buzdolabı,  Akustik gelecekte dünyasoğutuculu buzdolaplarıdır. Bu buzdolabının bir diğer önemli faydası ise, klasik buzdolaplarının neden olduğu Efc, Cfc gazlarını yaymayışıdır. Bu nedenle Akustik buzdolabının karbon salınımına, %10 civarında bir faydası bulunuyor. Gelecekte su çok önemli olacak. Örneğin, içecek suyun çok azaldığı bir ortamda sizce ne yapabiliriz? Bu sorunu aşmak için de su filtresini kullanabiliriz. Günümüzde bu Ters osmozla yapılıyor. Ama Amerika, tuvalet suyundan ve bu suyun okyanusa döküldüğü alandaki kâğıtlardan bile saf su üretebiliyor. Bunu yapmak için de ilk önce kirli suyun filtre edilmesi gerekiyor. Tabii ki, bu da ince fiberlerle yapılıyor. Bu fiberlerin çok ince ve çok sayıda, örneğin 50.000 adet, olduğu belirtiliyor. Kirli sudaki bakteriler ve virüsler bu fiberlerden geçemiyor sadece su molekülü bu fiberlerden geçebiliyor. Daha sonra da bu su daha ileri bir temizlik için ters osmoza gönderiliyor. Sonuçta da çok saf bir su ortaya çıkıyor. Hatta, dağdan gelen su bile bu saflıkta değildir. Ama bu sistemin bir sorunu vardır. Bu sorun, dağdaki o suyun tadının bu su da olmayışıdır. Burada çalışan bilim adamları, bu tadı vermek için değişik yollar arıyor. Dünya genelinde bir sürü inek vardır. Örneğin, bu ineklerin etini yiyerek besleniyoruz. Ama bu ineklerin çıkardığı metan, karbondioksitten bile daha tehlikelidir. Bilim adamları tarafından Metanın, Karbondioksitten %30 daha fazla tehlikeli olduğu belirtiliyor. Texaslı bir girişimci, İneklerin dışkısından metan gazı üretmek için bir Gaz santrali kurmuştur. İnek dışkıları, bir traktörle bu dışkıların toplama alanına getiriliyor. Bu işlem, traktörün arkasına bağlanan büyük bir traktör lastiği ve bu traktör lastiğinin de inek dışkısını yerlerden sıyırmasıyla yapılıyor. Daha sonra da diğer çiftliklerdeki ineklerin dışkıları alınarak bu dışkı kapasitesi büyütülüyor. Daha sonra bu dışkı alanındaki dışkılar, kepçelerle toplanarak büyük kazanların içine dökülüyor. Bu kazanlardaki dışkılara ise, daha sonra katı ve sıvı yağ enjekte ediliyor. Bu yağlar, evlerden veya restoranlardan toplanabilmektedir. Yağın bu dışkıya enjekte edilmesindeki amaç ise, yüksek protein içermesi ve dışkının içindeki mikroorganizmaların bu proteinlerle beslenmesidir. Yani sindirimin devam etmesi için bu protein takviyesinin gerekli olduğudur. Sindirim sayesinde mikroorganizmalar yaşıyor ve de böylelikle daha çok metan gazı üretilmiş oluyor. İlerde bu protein takviyesi bu dışkı tankının içinden alınacaktır. Daha sonra da bu dışkı çorbası, tankın içindeki büyük pervanelerle karıştırılarak metan gazının yukarıya çıkması sağlanıyor. Daha sonra da bu metan gazı, boruların içinden geçerek Amerika Hükümeti Gaz Santraline veriliyor. Bilim adamlarına göre, bir ineğin dışkısından elde edilen Metan bir gelecekte dünyaevin bir yıllık ihtiyacını karşılayabilmektedir. Bu sistemden elde edilen enerji, Birleşik Devletlerin nüfusunun 4,5 milyonunun enerji ihtiyacını karşılayabiliyor. Tam teşekküllü böyle bir metan gazı fabrikası da  4,5 milyar galonluk bir gaz üretebilir. Sizce hangisi bizi hem karbondioksit gibi sera gazlarından kurtarabilir hem de daha tasarruflu olması yönünden bizi kalkındırabilir ve de enerjinin geri dönüştürebilirliği açısından da bize göre daha verimlidir? Nobel ödüllü Dan Kammen’a göre bu yarışmayı ‘’Hidroponik Tarım’’ kazanmıştır. Nedeni ise de Hidroponik tarımın hem karbon salınımına çok daha fazla faydalı olması ve hem de tedarik sürecini de kısaltarak araçların çıkardığı karbondioksit gibi zararlı emisyon gazlarının da etkisini çok düşürebilmesidir. Dahası da Hidroponik tarımın, hava köprüleriyle birlikte de daha da verimli olması ve çok büyük de gelecek vaat etmesidir. Böylesi bir ileri teknolojik tarım sistemi, günümüz metropollerinde de kullanılarak gelecekte oluşabilecek  zararlı karbondioksit salınımına dur diyebilinir.

2050 yılında Atık yönetimi çok önemli bir sorun olacaktır. Peki, bu Atıkları sizce nasıl değerlendirebiliriz? Bu soruya yanıt vermeden önce de bu devrimsel teknolojileri bir anlamaya çalışalım. Atıklardan çıkan Metan gazı, Karbondioksite göre 23 kat daha fazla sera etkisi yaratmaktadır. Singapur ise, Atık çöpleri çok iyi değerlendiren bir ülkedir. Dünyada da Singapur, Dünyanın en temiz ülkesi olarak biliniyor. Ama bu temizliğin arkasında eşsiz bir mühendislik yatmaktadır. Singapur, Dünyada ilk defa çöpleri yakıp elde edilen külü de denize boşaltarak ada inşa eden bir devlettir. Bunu ise Singapur şöyle yapıyor: Çöpler yakılarak kül haline getiriliyor daha sonra da bu kül denize boşaltılıyor. Ama bu külün deniz popülâsyonunu etkilememesi için de bu külün altına bir malzeme konularak izole gelecekte dünyaediliyor oluşudur. Daha sonra da bu külün üstüne toprak serpiştiriliyor. Bu sayede Singapur, hem karbonu depolamış oluyor hem de yaşanılacak bir ada inşa etmiş oluyor. Ama bu yöntemin önemli bir sakıncası vardır o da çöplerin yakılmasıyla atmosfere çok büyük miktarda karbon salınımı yapılmış oluyor. Atık değerlendirilmesinde 2.yönteme geçecek olursak, Bu yöntem Metandan enerji üretilmesinde karbon salınımı yapmayan plazma-gaz enerji üretim yöntemidir. Plazma bilindiği üzere maddenin 4.halidir ve de sıcaklığı 10.000 derecedir. Ama plazma, Evrende her yerde bulunuyor. Özellikle yıldızlarda çok büyük oranda plazma bulunmaktadır. Geleneksel yöntemde Metandan enerji üretme yöntemi şöyle işliyor; Fırının en altına kum yerleştiriliyor. Daha sonra bu kum çok yüksek sıcaklıklarda ısıtılıyor. Bu kumun üzerine metan molekülleri konulduğunda metan moleküllerinin faydalı olan atomları koparak en aşağıya iniyor. Daha sonra da bu gaz atomları yanarak enerji elde edilmiş olunuyor. Ama plazma-gaz enerji üretiminde ise, plazmanın oluşturduğu 10.000 derecelik ısının içinden metan atomları geçirildiğinde metan gazı kopartılıyor ve faydalı olan gaz atomları ortaya çıkartılmış olunuyor. Daha sonra da bu gazı, enerji üretmede kullanabiliriz. Plazma-gaz yöntemiyle enerji üretmenin en önemli faydası da geleneksel yönteme göre kumun ısıtılması için gerekli olan enerjinin neden olduğu karbon salınımının bu sistemde olmayışıdır. Ama bu yöntemin en önemli sakıncası ise, Plazma-gaz enerji üretiminin oluşturulması için çok yüksek enerjilere ihtiyaç duyulmasıdır. Diğer bir atık değerlendirilme yöntemi ise, gelecekte dünyaToprağın Verimleştirilmesidir. Bu yöntemde ise, toprakta karbon depolanıyor ve bunu sağlarken de daha az karbon salınımına sebep olunuyor. Bilindiği üzere toprağın verimini arttırmak için toprağa kimyasal gübreler eklenir. Ama bu kimyasal gübreler, toprağın ileriki dönemlerde kimyasını bozarak toprağın verimini düşürmektedir. Amazonlar, toprağın verimini arttırmak için hiçbir kimyasal gübreyi kendi tarlalarına koymamışlardır. Bunu nasıl yaptıkları Bilim adamları tarafından araştırıldığında bunun nedeninin Odun kömürü olduğu anlaşılmıştır. Amazonlar odun kömürünü yakarak bu külleri toprağa karıştırmış ve de bu sayede bu topraklar karbon zengini hale gelmiştir. Karbon bilindiği üzere toprağın verimini azami ölçüde arttırır. Ama bu yapıldığında da atmosfere çok büyük ölçüde karbon salınımı yapılmış olunuyor. Amerikalı bilim adamları ise bunun daha teknolojik bir örneğini kullanıyor. Bu yöntem şöyle işliyor: Çöpler normal fırın yerine Piroliz fırına konularak yakılıyor. Piroliz fırının diğer fırınlardan en büyük farkı ise, oksijen atomunu çok daha az içermesidir. Bilindiği üzere yanmanın olması için oksijene ihtiyaç duyulur. Eğer ne kadar az oksijen gazı olursa o kadar da az yanma olur ve de atmosfere daha az karbon gazı verilmiş olunur. Piroliz fırınından elde edilen küller ise daha sonra toprağa karıştırılarak toprak hem karbon yönünden daha verimli oluyor hem de karbon depolama yönünden de çok daha büyük ölçülerde depolama yeteneği kazanmış oluyor. Hem de bu sistem sayesinde atmosfere daha da az karbondioksit salınımı yapılmış olunuyor. Bu sistemi deneyen bilim adamları, toprağa bu yöntemlerle kül eklemenin dışarıdan daha da az oranda karbon emilimi yapıldığı belirtiyor. Diğer bir Atık değerlendirme yöntemi ise, gelecekte dünyaPlascon Group’un kullandığı teknolojidir. Plascon Group, plazma enerjisini kullanarak atıkları yakıyor. Bu yanma neticesinde ise, normalden daha fazla enerji elde ediliyor. Hem de bu yanma neticesinde oksijen gazı da elde ediliyor. Bu yöntem diğer yöntemlere göre de daha çevrecidir.  Diğer bir atık değerlendirme yöntemi ise, atık suların ısıtmada kullanılması teknolojisidir. Atık sular bilindiği üzere tuvalet suyu, lavabo suyu vb… sular sayılabilinir. Bu sular Oslo’da ısıtma amaçlı olarak da kullanılıyor bile. Hatta bu suları Tayvan, tuğla yapımında bile kullanmaktadır. Bu atık sular nasıl ısıtma amaçlı olarak kullanılıyor sizce? Bunun cevabı şöyledir: Bu suların içinden bir ısıtıcı geçiriliyor. Daha sonra bu ısınan atık su, gaz haline gelmesiyle birlikte ortaya çıkan bu gaz bir pompayla sıkıştırılıyor ve de böylelikle bu gazın sıcaklığı çok yüksek derecelere çıkartılmış olunuyor. Bu çok yüksek sıcak gaz da soğuk suyla karşılaştığında bu soğuk suyu çok yüksek derecelere kadar ısıtabiliyor. Daha sonra da bu suyu ısınmak için kullanabiliriz. Ama bu sistem, atık teknolojileri kullanmada teknolojik bir işlevselliği simgelese de bunun acil bir yöntem olmadığı ve de bu sistemin özellikle karbon depolamayı yapamıyor olması da en büyük dezavantajıdır.  Bu sayılan Atık yönetimi teknolojilerini kim kazanmıştır sizce; Amerikan Enerji Bakanlığında görev yapan ve de bir Nobel adamı olan Dan Kammen’a göre, bu atık yönetim teknoloji yarışını ‘’Piroliz fırınıyla kül elde etme ve toprağa karıştırma’’ kazanmıştır. Diğer teknolojiler kendi alanında bir devrim olsalar da Piroliz fırını kadar devrimsel ve çok yönlülüğü işaret etmemektedir.

Gelecekte Karbon miktarının çok az olduğu ve enerjisini kendi üreten bir şehirde yaşamak için hangi teknolojileri binalara bütünleşmiş hale getirebiliriz? Öncelikle Ekopolis denilen bu yer, geleceğimizi nasıl şekillendirebilir sizce? Bu soruya yanıt vermeden önce de bu devrimsel teknolojileri bir anlamaya çalışalım. Örneğin, Aerojel devrimsel bir ısı yalıtımı maddesidir. Bu madde, %99’luk bir oranda da ısı yalıtımı sağlıyor. Bu malzemenin içinde ise bildiğimiz hava bulunmaktadır. Sis şeklindeki bu hava, dünyanın en kaliteli ısı yalıtkanıdır. Aerojel ilk olarak 1990’larda Mars’a gönderilen Uzay araçlarında kullanıldı. Bu malzeme, uzay araçlarının elektroniğini Mars’ın aşırı soğuk ve aşırı sıcak ısı gelecekte dünyafarklılıklarına karşı karşı şimdiye kadar koruyabildi. Eğer, Uzay araçlarında işe yarayabiliyorsa neden binalarımızda kullanılmasın? Bu malzemenin binalarımızda ısı yalıtkanı olarak kullanılabilmesi için de bazı işlemlerden geçirilmesi gerekmektedir. Aerojel çok kırılgan olduğu için öncelikle bu kırılganlığın pasifize edilmesi ve de bu maddenin binalara yerleştirilebilmesi için de elastik bir levhaya dönüştürülmesi gerekiyor. Deneme amaçlı böyle bir Aerojel levhayı deneyen bilim adamları, bu malzemenin hem aşırı ısıya hem de aşırı soğuğa karşı ilk hali olan Aerojel biçimiyle aynı oranda bir ısı yalıtımı sağladığını belirtiyor. Örneğin, Kızıl ötesi kamerayla binalara baktığımızda binaların çevreye çok ısı yaydığı gürülebilinir. Eğer, bu malzeme binaların ısı yalıtımında kullanılacak olursa çevreye de hiç ısı yayılmayacağı belirtiliyor. Özellikle bu malzemenin binanın en çok çevreye ısı yaydığı yer olan pencerelerde kullanıldığı düşünülürse gayet büyük bir teknoloji olduğu görülebilinecektir. Hatta bu malzeme %29’luk bir oranla da karbon salınımı yapmıyor bile. 2.teknoloji ise, Güneş aynalarıyla binaları aydınlatmak. Klasik Güneş aynaları çok pahalıdır. Ama, bu yeni nesil Güneş aynaları Plastik olduğu için maliyeti de oldukça düşüktür. Plastik Güneş Aynalarının eriyebileceğini söyleyen bilim adamlarına cevap olarak bu teknolojiyi üreten bilim adamı, bu plastik Güneş aynalarının akrilik karışımlı olduğunu belirtiyor. Akrilik, çok sağlam olduğu için hem erimiyor hem de uzun ömürlüdür. Güneş Aynaları, Güneşten alınan ışığı olduğu gibi yansıtan fiber optik kablolarla binanın içine göndermektedir. Bu fiber optik kablolarda plastiktir; ama bu plastik kablolar eridiği için çok daha güçlendirilmiştir. Bu teknoloji,  bir Mağazanın içinde uygulanarak üretilen gücün 60 watt ampul değerinde bir ışığa denk geldiği belirtiliyor. Güneş olmadığı zamanlarda ise, bu Güneş aynaları Elektrikli lambalarla birlikte devreye girerek yine de ışık üretilebiliniyor. Ama, hangi Güneş lambaları azsa elektrikli sistem buna eşlik ediyor. Bu sisteme Hibrit aydınlatma da denilmektedir. Hatta bu aydınlatmanın %4’lük bir oranla da karbon salınımına faydası bulunmaktadır. 3.teknoloji ise, Bina çatılarının yeşil bitkilerle kaplanmasıdır. Kırsal kesimin kent kesiminden daha serin olduğunun nedeni ise, bitkilerdir. Bitkiler, Güneşten aldığı ışığı fotosentez yapmak için kullandığında serinlemek için insanınkine benzer bir terleme yaparlar.  Bu terleme de etrafa su buharı üretir. Bu su buharı da etrafı serinletir. Eğer, böyle bitkilerden oluşan yeşil alanlar bina çatılarına enjekte edilebilinirse işte o zaman çatılarımız hem serinler hem de şehirlerimizde de %3’lük bir serinleme olacaktır. Bu teknolojinin %4’lük bir oranla da gelecekte dünyakarbon salınımına faydası bulunmaktadır. 4.teknoloji ise, Fotovoltaik Güneş Hücresi Teknolojisidir. Fotovoltaik Güneş Hücreleriyle hem şehirlerimize elektrik üretilebiliriz hem de Dünyamızdaki karbon salınımlarını düşürebiliriz. Bu teknolojiye öncülük eden şehir ise, Almanya’daki Freiburg şehridir. Bu kent, elektriğini tamamiyle Güneş Enerjisinden sağlıyor. Öyle ki bu kentteki her bir binada Fotovoltaik Güneş Hücresi kullanılmaktadır. Göze çarpan binalar arasında öyle biri vardır ki bu binada Güneş Yelkeni Teknolojisi kullanılıyor. Örneğin bu binadaki Fotovoltaik Güneş Hücresi, Güneşi izleyerek elektrik üretim verimini çok yükseklere kadar çıkartmaktadır. Ayrıca bu Güneş yelkenlisiyle birlikte bina da dönüyor. Şu an kullanılan Fotovoltaik Güneş Hücrelerinde Silisyum kullanılıyor. Silisyumun Elektrik verimi ise, %16 civarındadır. Güneş Hücrelerinin temel çalışma mantığı ise şöyledir: Güneşten gelen Işık fotonları, Silisyumdaki elektronlara çarptığında elektronların hareket etmesine neden olur.  Daha sonra da bu elektronlar, devre içine girerek Elektrik üretimini başlatır. Ama Silisyum Temelli Güneş Hücreleri şu an çok pahalılar. Fiyatı da Silisyum belirlediği için Silisyumun yarım kilosu da 225 dolardır. Bilim adamları gelecekte dünyada bu nedenle Güneş Hücrelerinde, Silisyum yerine Karbon temelli bir sistemin kullanılabileceğini belirtiyor. Bu Karbontemelli sistem de Nanoteknolojiyle üretilmektedir. Bu Nanoteknolojik Güneş Panelinin verimi de şu an %6 civarındadır. Sanayide kullanılması için bu oranın iki veya üç katına çıkması gerekmektedir. Bilim adamları bu oranı, bu yönde ilerleteceklerini belirtiyor. Bu Nanoteknolojik Güneş Hücrelerinin; ayrıca %54’lük bir oranla da Karbon salınımına faydası bulunmaktadır. Bu sayılan Enerji Teknolojilerinden yarışı kim kazanmıştır sizce? Amerikan Enerji Bakanlığında görev alan ve de bir Nobel adamı olan Dan Kammen’a göre bu Enerji Teknolojilerinden yarışı ‘’Nanoteknolojik Güneş Hücresi’’ kazanmıştır.

Geleceğin Enerjisi acaba ne olacaktır? Örneğin Füzyon Enerjisi, Rüzgâr Enerjisi, Güneş Enerjisi, Kömür yakıtının yanması sonucu oluşan karbonu filtre ederek bu enerjiyi daha zararsız hale getirmek gibi teknolojiler arasındaki enerji yarışını kim kazanabilir sizce? Bu soruya yanıt vermeden önce de bu devrimsel teknolojileri bir anlamaya çalışalım. Buna ilk önce Füzyon Enerjisiyle başlayalım. Füzyon Enerjisinde Tokamak, Dünyada birincidir. Tokamak, yakıt olarak trityum ve lityum kullanır. Trityum ve Lityum birleştiğinde ise, bizim ömrümüz boyunca harcadığımız enerjiye denk bir enerji ortaya çıkmaktadır. Trityum atmosferde Lityum ise deniz suyunda bulunur. Ama, bu iki malzemenin enerji üretmesi için de birleşmesi gerekmektedir. Bu iki malzemeyi birleştirmek için de çok yüksek derecelere kadar ısıtmak gerekiyor. Isının yüzeye temas edip düşmemesi için de devasa mıknatıslar kullanılır. Bu mıknatıslar, plazma halindeki malzemenin yüzeye temas etmesini önler. Çok yüksek derecelere kadar ısıtılan trityum- lityum ikilisi helyuma dönüşerek bu sayede çok yüksek miktarlarda enerji açığa çıkartmaktadır. Şu ana kadar, bu kadar büyük bir miktarda enerji elde gelecekte dünyaedilemedi. Şu an büyüklük konusunda Tokamak’ı geçen İter Füzyon Reaktörü de bu kadar büyük miktarlarda enerji üretme peşindedir. Enerji üretiminde kullanılması planlanan Füzyon Reaktörleri şu an çok maliyetliler. Maliyeti ise,  Enerji üretiminde kullanılan elektrik kullanımı ve zaman harcanması olarak karşımıza çıkıyor. Onun içindir ki 50 yıl kadar sonra Füzyon Reaktörlerinin enerji üretimine geçmesi planlanıyor. Rüzgâr Enerjisine geldiğimizde ise bu enerji, günümüz enerji kaynaklarının içinde oldukça popülerdir. Geleneksel Rüzgâr Türbinleri, hem çok maliyetliler hem de çok ses çıkarmaktadır. Amerika’da yeni geliştirilen bir Rüzgâr Türbini bütün bu olumsuzlukları giderebilmektedir. Bu Rüzgâr Türbini, Dikey Rüzgâr Türbinidir. Dikey Rüzgâr Türbini teknik özellikleri nedeniyle çok sessiz ve çokta verimlidir. Bu Rüzgâr Türbini, rüzgârı her yönden alacak şekilde dizayn edildiği için de geleneksel rüzgâr türbinlerinden çok ayrılar. Geleneksel Rüzgâr Türbinleri sadece tek bir yönden rüzgâr alma yeteneğine sahiptir. Bu da onları, elektrik üretiminde performans kaybına uğratmaktadır. Dikey Rüzgâr Türbinlerinin dizayn yapısı ise, rüzgârı her yönden alacak şekildedir. Ufak bir esinti bile bu dikey rüzgâr türbinlerini döndürmeye yeterlidir. Ayrıca Dikey Rüzgâr Türbinleri çok sessizdir. Bu Rüzgâr Türbinleri sessizliğini, hızlı trenlerdeki manyetik kaldırma teknolojisine borçludur. Hızlı trenlerdeki manyetik kaldırma, bu trenleri raydan keser. Böylelikle de hiç sürtünme oluşmaz. Dolayısıyla da sürtünme olmaması sessizlik anlamına da gelmektedir. Dikey Rüzgâr Türbinlerinin içinde de manyetik kaldırma teknolojisi bulunmaktadır. Manyetik kaldırma teknolojisi ise,  iki aynı kutuplu mıknatısın birbirini itmesine dayanır. Bu manyetik alanı güçlendirmek için de bu itim kuvvetini sıkıştırmamız gerekmektedir. Sıkıştırılan manyetik alan da daha fazla döndürme kuvvetine neden olur. Bu da dolayısıyla Dikey Rüzgâr Türbinlerinin çok daha fazla elektrik üretmesini sağlar. Ayrıca Dikey Rüzgâr Türbinleri, Geleneksel Rüzgâr Türbinleri kadar gelecekte dünyaçevrede de görüntü bozukluğuna neden olmaz. Çünkü bu teknolojide Türbinler havaya doğrudur. Amerikalı bilim adamları, çok kısa sürede Dikey Rüzgâr Türbinlerini bina çatılarına yerleştirmeyi planlıyor. Avustralya, Dünya üzerinde en yüksek Güneşlenme süresine sahip ülkedir. Bilim adamları bu konu hakkında şöyle demektedir; Avustralya’yı Güneş Panelleriyle kaplarsak böylelikle tüm Dünyaya elektrik sağlayabiliriz. Kısacası, Avustralya Güneş Paneli Teknolojisinde Dünyada birincidir. Geleneksel Güneş Panellerinde silikon çok fazla kullanıldığı için bu paneller çok pahalıdır. Nedeni ise de Silikonun çok pahalı olmasıdır. Avustralya’daki bilim insanları bu sorunu silikonu çok az kullanarak aştılar. Avustralya’da yeni geliştirilen Güneş Paneli Teknolojisi ise şöyle işliyor: Güneş aynaları tarafından yoğunlaştırılan Güneş ışınları, tek bir silikon Güneş hücresini hedefleyerek böylelikle sistemden çok büyük miktarlarda elektrik üretilmesi sağlanıyor. Bu sistemde silikon kullanımı tam merkezdedir. Ama yüksek teknolojili aynalar, yoğunlaştırılmış Güneş ışınını bu tam merkeze yönlendirdiği için böylelikle de silikonun elektrik üretim verimi  artmış oluyor. Şu ana kadar Dünyanın en verimli Güneş Paneli Teknolojisini ise, Nasa yapmıştır. Nasa’nın 2003 yılında Mars’a gönderdiği Mars Rover araçlarındaki Güneş Panelleri, geleneksel panellerdeki gibi tek bir dalga boyu Güneş enerjisini değil de bütün dalga boylarındaki Güneş enerjisini elektriğe çevirebilme yeteneğine sahiptir. Böyle bir teknoloji de şu ana kadar yapılamadı. Nasa’nın bu teknolojiyi üretmesindeki ana etmen de Mars’ın, Güneşi çok az görmesidir. Nasa’nın yeni teknolojik çok katmanlı bu Güneş Panelleri,  Mars’ın çok az aydınlanan bölgelerinde bile elektrik üretebiliyor. Mars Rover’ın üstünde bulunan bu yeni teknolojik çok katmanlı Güneş Panelleri ise şöyle işlemektedir: Güneş Işını, Mars Rover’ın üstünde bulunan Güneş Panellerine çarpıyor. Bu Güneş Panelleri bu Güneş ışınını çeşitli dalga boylarına ayırarak elektrik üretiminin ilk safhasını gelecekte dünyabaşlatmış oluyor. Her dalga boyu ışık, çok katmanlı panellerdeki bu materyallere çarparak bu materyallerin elektronlarını titreştiriyor. Daha sonra da bu elektronlar enerji üretim işlemine başlıyor. Henüz bu teknolojiye erişemesek de Güneş Işını Yoğunlaştırma Teknolojisi elektrik üretiminde gayet verimlidir. Diğer bir teknoloji ise, tamamen bir enerji üretimi olmasa da Dünyamız için çok büyük bir öneme sahiptir. Kömürle çalışan Termik Santrallerin havaya çok fazla Karbon Salınımı yaptığını bilirsiniz. Bu Karbon Salınımı da Dünyamızı çok fazla ısıtarak buzulların erimesine neden olur. Bu yüzden de ilerde Dünyamız, suların altında kalabilir. Karbon filtreme de burada çok büyük bir öneme sahiptir. Özellikle Kömür yakılan Fabrikalarda bu filtreme oldukça verimli olacaktır. Örneğin bu Fabrikalarda Kömür yakıldığı sırada oluşan karbonlar çok kaliteli bir filtreyle filtrelenerek neredeyse  hiç karbon salınımı olmuyor gibi netice alınabiliniyor. Bu teknoloji, bilim adamları tarafından şu an araştırılma safhasında olduğu için gerekli detaylar şimdilik verilememektedir. Bu enerji yarışını ise sizce kim kazanmıştır? Bu yarışmayı Nobel Ödüllü Dan Kammen’ın belirttiği üzere ‘’Yoğunlaştırmalı Güneş Paneli Teknolojisi’’ kazandı. Füzyon Reaktörü, hem maliyet hem de zaman açısından çok büyük olumsuzluğa sahip olduğu için elenerek herkesi şaşkınlığa uğrattı. Diğer 2’si ise ilk başlarda elendi. Nedeni ise de Rüzgâr türbinlerinin bina çatılarında çok yer kaplaması ve karbon filtreme de sadece karbon salınımını düşürüyor olmasıdır.

Arkadaşlar, İmkânsızlığı görmek için sınırları zorlamak gerekiyor. Size tavsiyem hayatınızda her zaman sınırları zorlayın. Yazımı ise, Edison’un şu tarihi sözleriyle bitirmek istiyorum: Hayatın en büyük hataları, başarıya ne kadar yaklaştıklarını bilmeyen insanların vazgeçmelerinden dolayı olur.

Saygılarımla,,,

Sait Saatcigil

İlgi Alanı: Fizik, Teknoloji

Lakabı: Fiziğin Şahı

İletişim: ssaatcigil@mynet.com



Benzer Yazılar

Yorum Ekle