Saf tamahkâr, Hâin sahtekâr… Gelsin 15 Temmuzlar!

Bir atasözü var. “En iyi tamahkârla sahtekâr anlaşır.” diye…

         Nedir tamahkâr? Mal, para vb. aşırı derecede istek duyan kimse, açgözlü. Bunu yaparken de asıl amacı çalışmadan yorulmadan, kolay ve kestirme yoldan elde etmek…

         Sahtekâr? Aldatmak, menfaat sağlamak için bir şeyin sahtesini yapan. Olduğundan başka görünüp yapmacık tavırlar takınan, bu yolla karşısındakini aldatan kimse.

         Tamahkâr ve sahtekârla ilgili çok söz var.

         “Tamahkâr ile sahtekâr birbirini çabuk bulur.”

         “En çabuk tamahkâr ile sahtekâr anlaşır.”

         Bu sözleri okuyunca İslâm dünyasındaki yaygın tembellik ve kolaycılık, istismâr edilen Müslümanlar, geri kalmış coğrafyalarımız geliyor aklıma…

         Toplumun değerler sistemi korunmalıdır. Devlet, Millî Mefkûreyi korumalı, geliştirmeli ve yaymalıdır. Tek başına dinimiz maâlesef ihânet çevrelerince istismar edilmektedir. Aynı şekilde, tek başına Millî terbiye ve töreler, Vatan Duygusu, Devlet… Birlikte kontrol ve mânevî değerleri koruyan bu temeller tek başlarına bırakılıp, diğer değerlere saldırıp toplumu yıkmakta, bölmekte kullanılmaktadır.

         Nasıl mı?

         “Konu vatan ise gerisi teferruattır.” diyenlere bakınız. Bu cümle ile Devletin kurumlarını tahrip edenleri, dinimize küfredenleri gördük.

         İslâmî Hassâsiyet kisvesi ile “Vatan putu”, “Devlet Putu” diyenleri, toplumun dinimizin içinde, dinimizle hemhâl olmuş değerlerini dahî fitne, dinimize düşman vb. deyip dışlayan, reddeden sonra da emperyalist Batı’ya insanımızı, paramızı, gücümüzü taşıyan satılmışlar gördük. İslâmcılık diye devlet bilincimizi yok eden Kraliçe Kuklaları gördük. FETÖ çok tipik bir örnektir. Şunu duyduk kulaklarımızla, “Sizin bir tane devletiniz var, cemaatin (FETÖ) 180 tâne…” Bu şekilde yetiştirilen bir adam subay olur mu? Polis olur mu? Öğretmen, Din Görevlisi olur mu? Türkiye Devleti böyle bir adama nasıl maaş verir? Nasıl devlet, kendisine değer vermeyen adamlarca yönetilir?

         Milliyetçilik kisvesi altında, Yüce Dinimizin esaslarını reddedenleri gördük. Çağdaşlık, lâiklik deyip tüm değerlerimize sırtını dönenleri gördük.

         Toplumun Millî Değerleri bütündür. Eğer bunları birlikte mütâlaa etmezseniz FETÖ gibi, aşırı sol, sağ örgütler gibi, ahlâksızlık, sosyal yozlaşma gibi birçok kökü dışarda yapı gençlerinize ve halkınıza musallat olur.

         Ülkemiz ve Medeniyet Coğrafyamız dış etki ve düşmanlara karşı uyanık değildir. Ferâsetle davranamamaktadır. Özellikle İngiltere ve Batı’nın İslâm Coğrafyası’nda işgâlleri ile birlikte, din adamları, çağdaş-lâik pozlarda devlet adamlarından birçok kukla ve millet düşmanı tipler çıkmıştır.

         Napolyon Mısır’a ayak bastığı andan itibaren halkın rağbetini kazanmak için halkın dînî duygularını kullandı. Halka “Müslüman olduğunu Osmanlı Hâlifesi ile dost olduklarını, Mısır’da hâkim Memluklulara karşı mücâdele edip, halkı Memluklu baskısından kurtarmak için geldiğini” söyledi.

         Mısır Halkı onu “Sultan el-Kebîr” (Büyük Sultan) diye karşıladı. Sebep sâdece yayınladığı beyanname değildi. Gelirken, Papa’dan ve Mekke Emiri’nden de mektup getirmişti. Mektupta Papa ona “Aziz oğlum”, Mekke Şerifi ise “Mukaddes Kâbe’nin Koruyucusu” demişti.

         Yıllarca Türkiye’de şeyh diye din ve devlet adamlarınca saygı gören biri de Londra’da villa hediye edilip, İngiliz Milletler Topluluğu’ndaki Müslüman halklara “Kraliyet Ailesi’nin Müslüman ve Peygamber (SAV) soyundan olduğunu, prenslerin sünnetli doğduğunu” anlatmadı mı?

         Birinci Dünya Savaşı’nda Arap Müslümanlara şimdiki Suud Kralı’nın dedeleri ve Ürdün Kralı’nın dedesi Peygamber (SAV) Torunu Şerif Hüseyin İngiliz Ajanlarını İslâm Âlimi, seyyid, şerif vb. ünvanlarla tanıtmadılar mı? Ülkemizde İstiklâl Savaşı sürecindeki İngiliz Mühipleri (Sevicileri) Derneği Kurucularına, manda ve himâyecilere bakar mısınız?

         Gördüğünüz gibi oyun aynı.

         28 Şubat Süreci’nde dinci diye yaftaladıkları başörtülü öğrencilere merhametsizce zulüm edenler, aynı yıllarda FETÖ Okullarını Genel Kurmay Karargâhı’nda konuk etmediler mi? Milleti korku ve baskı ile kurtarıcı diye FETÖ vb. yapıların kucağına itmediler mi?

         Oyun büyük…

         FETÖ, DEAŞ vb. yapıların kocaları da, patronları da dış güçlerdir.

         Bu gün “Millî, İslâmî hassâsiyetlerimiz var.” Hatta “Atatürkçüyüz!” deyip de, devletin güçlü olması, devlete saygı ve bağlılık, milletin töre ve terbiyesine hürmet yoksa hele de 300 yıldır geçirdiğimiz zor zamanları dikkate almayıp, bekâ ve istikbâl kaygısı yoksa bu kişilere ve zümrelere dikkat edilmelidir.

         Aziz Milletim.

         Merhum Mustafa Kemal Paşa’nın sözünü “Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar.” hatırlatacağım.

         Mâlum Gülümüz SAV. Medine’de kutlu mücadelesine devâm ederken münâfıklar İslâm’ı bölmek için kinle Dırâr Mescidi’ni kurup, Peygamberimiz SAV’i dâvet ettiler. Kendisinin orayı yıkması ile ilgili ayet-i kerîmeleri arz ediyorum.

         Şu anda 1400 yıldır süren mücâdele ve dış düşmanların kötülüklerine karşı tertemiz kalmış Anadolu’nun nefâsetinin tezâhürü İslâmî algıyı sulandıran hareketler birer Dırar Mescidi’dir. Siyâsilerin buralardan oy dilenmesi devletin âlî menfaatlerine zarar vermektedir. Osmanlı Cihan Devleti ve önceki devletlerimiz bu tarz yapıları sürekli kontrol altında tutmuştur. Devlet zâlim değildir. Elbette. Ancak Devlet hiçbir gurup ya da zümrenin de çiftliği, istismar alanı olamaz.

         İdeal Devlet, halkının değerler manzumesine saygılı ve sahip olan, tarihin ve Medeniyetinin dayattığı mirâsa bağlıdır. Âdildir devlet. Hz. Ömer’in dediği gibi: “Adâlet mülkün (devlet düzeninin) temelidir.”

         Azîz ve Münevver Milletim.

         Mescid-i Dırâr ile ilgili ayet-i kerîmeleri vicdanlarınıza arz ediyorum. Unutmayalım ki; Rabb’imizin emirleri kıyâmet gününe kadar geçerlidir.

         Tevbe-107: Mescid-i Dırar ve Münafıklar: (Müslümanlara ve Hakk dava mensuplarına) Zarar vermek (ve zayıflatmak), küfrü (ve nifak cephesinin gücünü) artırmak, mü’minlerin (Hakka ve hayra hizmet ekibinin) arasını açmak ve daha önce (başından beri) Allah’a ve Resulüne (Hakk Dine ve adalet düzenine) karşı (açıkça) savaş açmış kimselerin (müşrik ve münkir kesimlerin) desteğini gözetleyip (onlardan makam, menfaat ve madalya ummak) için, (ayrı) bir mescit (yeni bir merkez, hizip, ekip) kuranlar da var ki: “(Biz bu yeni merkezi ve hareketi yaparken;) İyi ve güzel gayretlerden (ve hayırlı hizmetlerden) baş-ka bir şey amaçlamadık” diye (yalan yere) yemin edeceklerdir. Oysa Allah, kesinlikle biliyor (ve şahitlik edip haber veriyor ki) onlar (yamuklaşmış ve İslam düşmanlarına yanaşmış) yalancı kimselerdir.

         Tevbe-108: (Ey Nebim, Sen ve kıyamete kadar sadık ümmetin) Orada (İslami hareketi yaralamak ve düşmana yaranmak üzere kurulan mescitte ve mahfilde), sakın ve asla namaza durma! (Ayrılık ve münafıklık merkezine, mezhebine ve partisine katılma!) Elbette ilk gününden (ve temelinden) itibaren takva (ve Hakk dava) üzerine kurulan (ve bu farkını ve faziletini koruyan) mescit (ve karargâh merkezinde ibadet ve hizmet niyetiyle sağlam ve sadık dimdik ayakta) durmak (imana ve insanlığa) daha layıktır. (Çünkü) Orada (ruhen ve ahlâken) temizlenmeyi (Allah’ın rızasına ve rıdvanına erişmeyi) seven (adalet düzeninin hâkimiyetini gönülden isteyen mert ve metin) adamlar vardır. Allah da, (küfürden, kötülükten, günah kirinden ve nankörlükten) temizlenenleri elbette sevmektedir.

         İslâm Târihi, ders almadığımız için Haşhâşiler, FETÖ, Kesnizâni, DEAŞ vb. tarzı ayet-i kerîme ile uyarıldığımız oluşumlarla doludur.

         Devletin hiçbir unsuru ve yetkilendirilmiş siyâsiler, Milletin kendisine vermediği yetkileri kullanamaz. Kendi menfaatleri için Mescid-i Dırâr tarzı yapılara müsamahakâr davranamaz.

         FETÖ, Masonluk gibi sinsi bir yapıdır. Toplumdan çıkartılması belki 100 yıl/yıllar alacaktır. Fırsat verilmemelidir.

         FETÖ bir zihniyettir. Her türlü ahlâksızlığa, istismâra, hırsızlığa, iftirâ atmaya, hatta ihânete ve adâletsizliğe dinden kılıf ve gerekçe bulma zihniyeti hâline dönüşmüştür. FETÖ ahlâksız, yasadışı yöntemlerini diğer menfaatperest zümrelere de öğretmiştir. FETÖ’den kalan bu yaygın ahlâksızlık, liyâkatsiz, ehliyetsiz, sadâkatsiz kadrolaşmalara karşı “BİZDEN!” kavramını da gözden geçirerek karşı çıkmak fert fert Milletimize, Devletimize ve tüm İslâm Dünyası’na karşı, insanlığa karşı sorumluluğumuzdur.

         Azîz Milletim.

         Tamahkârlık hastalıktır, haramdır. Sahtekâr ve hâinlere hiçbir menfaat karşılığı fırsat verme. Bil ki en değerli duâ, fedâkârlıkla çok çalışmaktır.

         Bil ki, ihâneti çok çalışarak, güçlü ve büyük Türkiye’yi kurarak yenebilirsin.

         Bil ki, Azîz Milletimiz, fedâkâr, çok çalışkan ve yiğit evlâdlarının omuzlarında yücelecektir.

         Bil ki, Türk Dünyası, İslâm Âlemi ve mazlum insanlık ümitle seni beklemekte, sana duâ etmektedir. 15 Temmuz’da sınırlarımız dışındaki sokağa dökülen milyonları, Beytullah başta olmak üzere edilen duâları hatırlayınız…

         Ordumuz başta olmak üzere, devletimiz ve kurumlarının rencide edilmesine asla müsaade etmeyelim. Ordusuna saygısı ve muhabbeti olmayan toplumlar bilin ki bağımsızlık duygularını kaybeder. “Her TÜRK asker doğar.” sloganını da dosta, düşmana tarih öğretmiştir.

E. Yb. Halil MERT

Strateji ve Yönetim Uzmanı

+90532 466 54 32

www.savoras.com

hmert@savoras.com

Bir İyilik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir