Siyaset Meydanı

Gündemdekiler

Etiket: , ,

3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #2061 Yanıtla
    Bir İyilik
    Anahtar yönetici

    Gündemde olan konular ile ilgili haber ve yazılar, fikirler, öngörüler….

    #2062 Yanıtla
    Bir İyilik
    Anahtar yönetici

    Herkesin Dinimiz, Millet ve Devlete karşı sorumlulukları vardır.

    “Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Rad-11)

    Bir kavmin, Milletin hatta devletin durumu nasıl değişir?

    Çok basit..

    Fertler tutumlarını, duruşlarını ve davranışlarını değiştirirlerse Millet değişir, devlet değişir.

    Pekî, nasıl olacak?

    “Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyandadır. Ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değillerdir).” (Asr)

    Rabb’imizin emrinden de anlaşılacağı üzere; imân sahibi olmak yetmez.

    Sâlih âmel yani her yaptığı işi doğru, zamanında, kaliteli, dürüst, yalansız, iffetle, hâyâ ile yapmak gerekiyor.

    Bitti mi?

    Hayır!.

    Israrla hakkı, doğruyu tavsiye etmek, ısrarla sabrı tavsiye etmek. Söz ve fiillerimizle fitneye sebep olmamak. İnsanlığın aleyhinde işler yapmamak…

    Bu gün bakıyorum, en kolay iftirâyı dindar görünümlü birileri atıyor. Ne kadar acı değil mi? En kolay yalanı dindar kisve ile söylüyor birileri. Allah, kitap diyerek dolandırıyorlar.

    İlk söyleyenlere çok kızmıştım.

    “ALLAH İLE ALDATMAK…”

    Ya şimdi?

    Hepimiz sorumluyuz.

    “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın.” diyen münâfıklık yaptığını bilmelidir.

    Zararsız insan, kötülük yapmayan insan iyi insan değildir. İyi insan, başkalarına faydalı olan, iyilik yapan insandır.

    Kötülerle mücâdele edilmelidir. Kim mücâdele edecek pekî?

    Hepimiz.. Fert fert, alan, alan. Tıpkı Büyük Dönemeç Sakarya Savunması gibi. Vatanın tüm sathında. İyiyi, Millî menfaatleri savunacağız. Kötülüğe fert fert engel olacağız.

    “Hepiniz çobansınız, güttüklerinizden sorumlusunuz.” diyor Rehberimiz SAV. Yetti mi? Hayır! “Öğretin, azarlamayın, Şüphesiz ki öğreten, azarlayandan daha hayırlıdır.” diyerek bize yöntem de söylüyor Güller Gülü SAV.

    “Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et.” (Al-i İmran-159) Rabb’imizin de emri böyledir.

    Bizleri topluma karşı, devlet ve Milletimize karşı sorumlu olmaya zorlayan sosyal âmiller de vardır. Bu gün emperyalizmin kuşatması devâm etmektedir. Her gün yeni oyunlarla karşımıza çıkmaktadırlar. “At izi ile it izi”nin çoklukla birbirine karıştığı doğrudur. Ya da “BİZDEN!” kavramını çok iyi kullanan fitne hatta ihânet! Her yerde karşımıza çıkıyor.

    Soldan gelen tehlikeler alenîdir. Bunlarla ilgili olarak toplumun uyanık tutulması elzemdir. Ancak bunu yaparken ötekileştirmekten kaçınılmalıdır. Aldanmış insanlarımız vardır. Nihâyetinde bu insanlar da bizim insanımızdır. Bilmeden fitnenin parçası olmuş insanımız vardır. İnsanlarımızı kuklacılardan da kuklalardan da kurtarmaktan başka çaremiz yoktur.

    Bu dönemde asıl tehdit, “BİZDEN!” kavramını sulandıranlar ve istismâr edenlerdir.

    Türkiye’de asıl cepheleşme, Millî ve Gayrimillî şeklinde olmalıdır. Birileri kafa karışıklığı oluşturarak insanımızın kendisini doğru konumlandırmasına doğrudan ya da dolaylı olarak engel olmaktadırlar.

    Şu anda bekâ sorunumuz vardır. Bekânın idâmesi;

    – Tam bağımsız güçlü Türkiye,

    – İstikrarlı hükümetler.. İstikrâr

    – Millî terbiye ve İmâna bağlı, en azından hürmetkâr nesiller,

    – Fedâkâr insanlar.

    – Devlete ve Millete büyük bir sevgi ile bağlı devlet memurları..

    – Atamaların liyâkat, ehliyet, sorumluluk, sadâkât ölçüleri ile yapılması. Buradaki sadâkat asla bir guruba, zümreye, siyasi tarafa bağlılık olarak algılanamaz. Esas olan İmânla Millet ve Devlete olan sadâkattir.

    – ADALET.

    – Milletin seçtikleri başta olmak üzere idarecilere, devlet memurlarına duyduğu güven ve itimâd.

    Yukarıdaki şartlar artırılabilir.

    Bu gün Millî zemindeki insanlarımız iktidar çevrelerinden, devlet yönetiminden, adaletsizliklerden, rüşvet, iltimas gibi birçok konuda rahatsızlıklarını beyan etmekte, toplum içinde bunları asıllı-asılsız dile getirerek aslında büyük zarar vermektedirler.

    Ya da İçişleri Bakanı’nın tâlihsiz ve şımarık danışmanının “Benim arabam birbuçuk milyon değil, 750.000 Tl.” dediği gibi toplumdan bîhaber siyasi ve bürokratların toplumda bıraktığı olumsuz iz, farklı ve süslü iktidar partili erkekler, Süslüman kadınlar, KADEM vb. yapıların, aile çevrelerinin referans gücü vd. muhâfazakar cepheyi âdetâ “Bıçak kemiğe dayandı.” noktasına getirmektedir.

    Gelinen nokta uykularımızı kaçırmaktadır.

    Sınır ötesi harekâttan, Karabağ’daki duruşumuza, Libya, Balkanlar, Afganistan vb. derken başımızı ellerimizin arasına alıp gömülüyoruz. Allah korusun ya muhâlefet iktidara gelirse!.. Plan yok, yarın hedefleri yok. Tam tersi yapılan tüm iyi şeyleri âdeta yıkmaya kararlılar.

    İktidârın yıllarca koynunda büyütüp himâye ettiği Kraliçe İslâmcıları partileşiyor. Hep birlikte Kraliçeye, FETÖ ve ABD’ye göz kırpıyorlar. Muhâlefetle koşulsuz birlikte olmaya hazırlar.

    Bu arada emperyalizm ülke içinde oyun kurarken bakıyorsunuz Kemalist geçinen Balyoz Mağdurları bile HDP, FETÖ ve ABD ile yanyana konumlanmaktan çekinmiyorlar. Düşünün devletin emekli albayı eski mebus, muhâlefete akıl veriyor, “Hükümet olmak için HDP’ye bakanlık verilebilir.” diyor.

    Muhâlefetin içindeki Millî hassasiyeti olan insanlar da muhalefetten kopup partileşiyor.

    Aziz Milletim. Bu resim ülkemiz üzerindeki hesapların tezâzürüdür.

    Burada şu cepheleşme maksatlıdır, kusurludur. Aldatmadır.

    Lâik-Antilâik, İslâmcı-Atatürkçü, Muhâfazakâr-Modern… vb.

    Bu ayrışmayı sürekli toplumun gözüne sokarak Millî düşünmeye engel olan kesimler şâibelidir.

    Ülkede gençlik sorun, yarınlar bulanık, çevremiz tuzaklarla dolu.

    Bakıyorsunuz muhâlefet bir mafyanın yayınladığı devleti tâhkir eden mesnetsiz iftiraları dahî büyütme derdinde.

    İslâmî hassâsiyet ortaya koyduğunu düşünenler, Deccal’ı konuşuyor, Mehdi’yi tartışıyor. Son yüzyılda çözümsüz ve kangren olmuş, geleceği zerrece bağlamayan mâzinin kamplaşması ve kavgalarını gündemde âdetâ maksatlı tutuyorlar. Tabiî bunların karşılığı toplumda birileri de var.

    Mavi Vatan mı?

    Ülkemin Dağlarını bekleyen Mehmed mi?

    Krizde işini, aşını kaybeden insanlar mı?

    Sınır Ötesi operasyonlar mı?

    Gelen şehidler?…

    İnanın birkaç dertli dışında kimsenin umurunda değil.

    Gençliğin geldiği nokta!

    Kimse konuşmuyor.

    Şimdi, Vatanımıza, Milletimize, Dinimize, Devletimize gerçek mânâda sâhip çıkma zamanı. Her seviyede gördüğümüz hata, kusur ve ihanetlere yasalar çerçevesinde müdâhale etmeliyiz.

    Dedikodu üretmek âciz insanların işi.

    Rabb’imizin emrini yineliyorum.

    “Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.”(Rad-11)

    Bu arada insanımızın şahsî tefekkürünü kısıtlayan cemaat- tarikat vb. yapılara ek siyâset ve ağaları yetmedi bir de STK’lar, sözde guruplar var. Buralarda da kişi hürriyetini, Millî duruşu kısıtlayan ağalar, gardiyanlar ve kendisini toplumdan yukarıda gören birileri var. Bunlarla da mücâdele edilmelidir. Çünkü Millî mefkûre ve İmân Esasları ile kavgalı, pazarlık yapan bu zibidi tiplerin emperyalizm aşama aşama düğmesine basmaktadır.

    Merhum Erbakan Hocamızın “Kuklacıya bakın!” öğüdü ile kuklacıya bakınca kuklaların mâhiyeti de ortaya ayan beyan çıkmaktadır. Bu halkımıza çok iyi anlatılmalıdır.

    Ülkenin Millî Cephesi’ni tutmaya çalışan Cumhur İttifâkı’na destek olacağız. Bunu yaparken de içimizdeki istismarcıların ihânete dönüşen hareketlerine de “DUR!” demeliyiz.

    Türk Milleti ve Anadolu’daki duruşumuz sanki “Ve işte böylece sizi dengeli ve ölçülü bir toplum kıldık ki insanlar nezdinde Hakk’ın şahitleri (örnekleri) olasınız ve Resul (SAV) de sizin hakkınızda şahit/örnek olsun. …” (Bakara-143) ayet-i kerimesinin tefsiri gibidir. Çok bildiğini zanneden entel dantel tipler önce babaannelerinin dedelerinin vakâr ve şahsiyetlerini, fedakârlık ve ferâsetlerini, duruş ve ahlâklarının kaynağını idrâk etsinler, sonra utanmazlarsa ahkâm kesmeye devâm etsinler.

    Aziz Milletim.

    Ferâsetle, yılmadan ve hür irâdemizle her türlü ahlâksızlıkla, aldatma ve saptırmayla azimle, yasaların bize verdiği tüm hakları kullanarak mücâdele edeceğiz.

    Tevâzû ile sünepeliği birbirine karıştırmayalım.

    Samimiyet ve sadâkat önce Allah’a sonra Millet ve Devletimizedir. Milletimiz mazlum ve imânlı, devletimiz şühedâ emânetidir.

    Yılmayacağız.

    Yıkılmayacağız.

    Başaracağız.

    Strateji ve Yönetim Uzmanı

    Emekli Yarbay Halil MERT

    #2063 Yanıtla
    Bir İyilik
    Anahtar yönetici

    Tarihin ve Coğrafyanın Tahlîli ve Afganistan Önerileri

    Afganistan’dan kötü haberler geliyor.

    ABD, İngiltere ve Müttefikleri çekiliyor.

    Yerini kim alacak?

    Kâbil Havaalanı’nın emniyetini TSK alacak. Anlaşma sağlanırsa tabiî…

    Türkiye, “Pakistan benimle hareket ederse ve ABD destek verirse olur.” gibi bir ön fikir beyân etti.

    Afganistan, 18. Yüzyılın ortalarına kadar farklı Türk Hânedanlıkları’nın yönetiminde kaldı. Sonra bölgeye İngilizler geldiler. Bâbür Türk Devleti’ni yıkıp, Hindistan, Pakistan ve Afganistan’ı işgâl ettiler. Uzun işgâl döneminde bölgede İngiltere birçok kötü alışkanlık bıraktı, sosyal dokuyu bozdu. Katliamlar yaptı.

    1919 yılında İngiltere’den bağımsızlık kazanan Afganistan, TBMM’ni tanıyan ikinci ülke oldu. Medine Müdâfî Fahrettin Paşa 1921-1926 yılları arasında Afganistan’da görev yaptı. Yeni Afganistan Devleti’nin kurulmasında çok katkıları oldu.

    Afganistan’ın nüfusunun tamâmı Müslümandır ve bin yıldır birlikte yaşamaktadırlar. Diğer yandan, unsuriyetçilik ve mikromilliyetçilik coğrafyamız gibi ülkenin de başına belâdır.[1]

    Biz Mevlânâ’nın Belh’li olduğundan başlar, Afganistan’ın Güney Türkistan olduğu gerçeği ile devam ederiz. Ancak bölgenin acı gerçeği, iki Türk Halkı ki lehçeleri de birbirine benzer, Özbekler ve Türkmenler bölgede birbirine küstürler.

    Afganistan’da iç dinamikler Türkiye’den göründüğü gibi değildir.

    Vaktiyle Marksistlerin Leninci, Stalinci, Maocu, Arnavutlukçu, Titocu olduğu gibi, SSCB İşgalinden sonra gelişen İslâmcılık Müslümanlar arasında taraftar bulurken, Afganistan’da iç savaşın taraflarını oluşturmuştur.

    SSCB İşgâli ile Afganistan büyük bir yıkıma uğramıştır. Bu işgal sürecinde İngiltere ve ABD destekli İslâmî Gruplar çıkmıştır. El-Kâide ve Taliban Batı, İngiltere ve ABD’den ciddi destek görmüştür. İslâm Ülkeleri’nden de Afgan Cihâdı diye birçok genç Afganistan’a gitmiştir.

    Afganistan, dünya tarihinde yabancı ülkeler için Hindistan’ın zenginliklerine ve Körfez’in sularına ulaşmanın bir yolu oldu.

    Ticaretin kesişim noktalarından birinde yer alan Afganistan, bu stratejik konumu nedeniyle Araplar, Farslar, İngilizler ve Sovyetler gibi çeşitli ulusların istilasına uğradı.

    Afganistan’ın tarihini değiştiren olaylardan biri de Sovyet işgalidir. Sovyetler Birliği, 25 Aralık 1979’da Kabil’e girerek Afganistan’ı resmen işgal etti. SSCB’nin işgali bölgede günümüze kadar sürecek bir İslami hareketin tohumlarını atmış oldu. Sadece Afganistan’daki mücahitler değil, dünyanın dört bir yanından Müslümanlar, Sovyet askerlerine karşı savaşmak ve Afganistan’ı işgalden kurtarmak için bölgeye gitti.

    Komşu ülke Pakistan mücahitlerin safında çarpışmak isteyen herkese vize verileceğini duyurdu.

    Ortadoğu’da Müslüman Kardeşler, merkezi Suudi Arabistan’daki Dünya Müslümanlar Birliği ve Filistinli muhafazakâr gruplar bu gönüllüleri örgütleyip Pakistan’la temasa geçirdiler.

    Ortadoğu, Kuzey ve Doğu Afrika, Orta Asya ve Uzakdoğu’daki 43 Müslüman Ülkeden yaklaşık 35 bin kişi 1982-1992 yılları arasında Afgan mücahitlerine katılarak Pakistan- Afganistan sınırı boyunca kurulan ilkel ve geleneksel medreselerde eğitim aldı.

    Pakistan ve Afganistan’la doğrudan temasa geçen 100 binden fazla kişi Sovyetlere karşı mücadeleye katıldı. Direniş Hâreketi 1979’da başlayıp 1989’a kadar sürerek bölge dinamiklerini büyük ölçüde değiştirdi. Direnişçiler ABD tarafından da desteklendi. Afganistan, Sovyet askerlerinin çekilmesinden sonra da durulmadı.[2]

    Sovyetlerin 1989’da Afganistan’dan çekilmesinin ardından 1992’de Kabil mücahitlerin kontrolüne geçti.

    Afgan nüfusunun %40’ını oluşturan Peştun gruplar Kabil’in denetiminde etkin olamadı. Bir Tacik olan Burhaneddin Rabbani ve onun komutanı Ahmed Şah Mesud’un liderliğindeki Tacik birlikleri ile General Raşid Dostum komutasındaki Özbek birlikleri Kabil’de denetimi sağlayan taraf oldu.

    Bu sonuç, yüzyıllardır başkentin denetimini elinde tutan Peştunlar için büyük bir psikolojik yenilgiydi. Gulbeddin Hikmetyar, Peştun grupları bir araya toplayarak başkente saldırdı ve iç savaş daha da şiddetlendi.

    Dikkat edin bu grupların tamamı İslâmcılığa o dönem yön verdiler. Hayranlık duyulan kişiler oldular.

    İç savaş sürerken kurulan Taliban, farklı grupların desteğini aldı ve 27 Eylül 1996’da Kabil’e girerek iktidarı ele geçirdi.

    Dünya tarihinin önemli dönüm noktalarından 11 Eylül 2001 saldırılarıyla Afganistan için yeni bir dönem başladı. ABD saldırıdan Afganistan’da üslenmiş El Kaide ve lideri Usame Bin Ladin’i sorumlu tuttu. Afganistan’ı yöneten Taliban’dan El Kaide üslerini kapatmasını ve liderlerini ABD’ye teslim etmesini istedi. Taliban reddetti.

    7 Ekim 2001’de Amerikan ve İngiliz uçaklarının Taliban ve El Kaide hedeflerine hava saldırısıyla Afganistan’da yeni bir savaş başladı.

    ABD ve İngiltere’nin bombalamadığı köy kalmamıştır. Bu gün Afganistan’da yıkılmamış köy, ölüsü olmayan ev yoktur.

    Afganistan, dünyanın en fakir ülkelerinden biridir.

    Afganistan, İngiltere ve ABD’nin terörist eğitim merkezidir. Maalesef Pakistan da İngiliz Milletler Topluluğu Üyesi bir ülke olarak her ne kadar S. Arabistan’la soğuk olsa da benzer politikaları desteklemektedir.

    Pakistan ve Afganistan arasındaki gerginlik sınır problemidir. Afganistan biraz kendini toparlayınca Pakistan ile sınırlarını sorun olarak öne sürmektedir. Oysa İngiliz İşgâli öncesi ikisi de Babür Toprağı idi. Yani Ülkenin toprağı idi.

    Şu anda İngiltere ve ABD Taliban’ı desteklemektedir. Afganistan Kuzeyindeki Mezar-ı Şerif Türk Bölgesi’nin Taliban tarafından işgâlini ABD desteklemektedir.

    Türkiye ne yapmalı?

    Türkiye öncelikle fiili olarak Afganistan’da olmadan mezhep ve etnik grubuna bakmaksızın kendisine müzâhir grupları bir araya getirmelidir. Bölgemizdeki Şiî halkın (İran+Azerbaycan+Afganistan) %60’ı Türk’tür. Şia, gerçekte Fars Mezhebi değil, Türk Mezhebidir. Afganistan’daki ikinci büyük nüfus Hazaralar Şiî ve Türk’tür. Geleneksel Sünnî siyasetin sakıncaları çok fazladır. Türkiye’nin şiârı Cumhurbaşkanımızın dediği gibi… “Ben ne Sünnîyim ne de Şiî.. Ben Müslümanım.” olmalıdır.

    Pakistan ve Afganistan arasındaki sınır anlaşmazlığı soğutulmalıdır. Bu günün ne Afganistan’ın ne de Pakistan’ının birbiri ile sınır sorunu olmamalıdır. Pakistan, topraklarında yaşayan Afganların akrabalarına insânî haklarını vermelidir.

    Afgan Halkı topraklarından niteliği ne olursa olsun terörü çıkartmalıdır. Bu gün İslâm Dünyası’nın başına belâ edilen tüm terörist yapılar Afganistan’da eğitilmektedir. Operasyon İngiltere ve ABD’nin planıdır. S. Arabistan ve Körfez Ülkeleri destek vermektedir. IŞİD açık örnektir.

    İslâm Dünyası, özellikle de Türkiye’de hiç kimse buradaki çağın gerisinde kalmış İslâmî! Eğitim yöntemlerine sıcak bakmamalıdır. “Kelin ilacı olsa kendi başına sürer.” Buradaki sözde İslâmcı! tarafların emperyalizm karşısındaki duruşları ortadadır. Birbirine karşı duruşları ortadadır.

    İki milyon insan ölmüş, yüzbinlerce kadın-çocuk öldürülmüş, tecâvüz edilmiş. Hâlâ buradaki İslâmcılar! Birbirini vuruyorsa buradan ne Ümmet-i Muhammed’in ne de Türk Milleti’nin alacağı ibret ve dersten başka hiçbir şey yoktur.

    Türkiye’mizin çevresinde fizîkî yükü ağırdır. Afganistan’daki istikrarsızlık bölgemizi olumsuz etkileyecektir. Sınırımız olmadığına bakmayın. Suriye gibi göçmen akınına uğramamız söz konusudur.

    Her zaman ki teklifim Büyük Türkiye Devleti, Psikolojik Harp/Hârekâtı yönetecek Cumhurbaşkanlığı Makamına bağlı MİT’den daha etkin bir kurum ve koordinasyon makamı oluşturmadığı en azından bu işi koordine edecek dirayetli bir Cumhurbaşkanlığı Yardımcısı ve karargâhını oluşturmadığı sürece bocalayacaktır.

    Tek soru! Sorun bakalım Afganistan’a dönük çözüm önerisi olan üniversite, Bakanlık, Diyanet vb. var mı? Bu soruyu vicdanlara arz ediyorum. Neden mi? Cumhurbaşkanlığı Makamı dışında diğer alt unsurların hiçbiri bu manada çözümü tüm yönleri ile öneremez. Çünkü kendi birimleri dışındaki faaliyetleri bilemezler.

    Strateji ve Yönetim Uzmanı

    Emekli Yarbay Halil MERT

3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
Yanıtla: Gündemdekiler
Bilgileriniz: