İğneada Tatili Gezi Rehberi

7 gölüyle küçük bir cennet
Orman ve denizin olması nedeniyle yazları bile geceleri serin bir hava hakim İğneada’da. Sadece denizi ve sahili için değilde ormanı, yeşilliği ve temiz havası içinde ziyaret edilmesi gereken bir yer…

Sınırları içinde yer alan gölleri, bol oksijenli havası, lezzetli balıkları ve kolay ulaşımı ile doğanın içinde huzurlu bir tatil yaşamak isteyenler için biçilmiş kaftan. Bulgaristan sınırına 12 km. uzaklıktaki Kırklareli’ne bağlı İğneada, villalara ve kooperatiflere ev sahipliği yapmasına rağmen doğasını da koruyabilen ender bölgelerden. Erikli, Mert, Hamam, Pedina, Saka, Sülüklü ve Ramana isimleriyle anılan ve korumaya alınan yedi gölü bulunuyor.

Denizin yosun kokusu ile ormanın çam kokusunu teneffüs ederek yürüyüyenler, hem stres atıyor hem de kumsalda dalgaların taşıdığı deniz kabuklarını da topluyorlar. Haziran-Eylül ayları arasında yoğunlaşan İğneada, kış aylarında da hafta sonu, kentten kaçanlara huzurlu bir sığınak olarak kapılarını açıyor.

Dünyada sadece 3 yerde Longos var, biri İğneada
Dünya üzerinde sadece 3 yerde olan Longos (subasar) ormanlarından biri de İğneada… Longos (subasar) ormanı, Kırklareli sınırları içinde, Karadeniz kıyısında yer alıyor. Yaban hayatın hala sürdüğü orman, Dünya Bankası fonlarıyla 8 yıldır yürütülen GEF2 adlı bir projeyle korunuyor. 2007’de milli park ilan edilen orman, içinde barındırdığı bitki türleri ve hayvan çeşitliliği ile ender görülen doğal bölgelerden biri.

Demirköy ilçesine bağlı İğneada’daki longozlar, Mert Gölü, Saka Gölü ve Erikli Göl Longozu olarak anılıyor. 10’dan fazla çayın birleşerek oluşturduğu üç dere, kumsalda oluşan doğal bentler sayesinde birikiyor ve burada doğal göller meydana getiriyor. Bu göllerde biriken su, geri doğru taşıyor ve pek ender bulunan subasar ormanı oluşmasını sağlıyor. Subasar ormanı, içinde çok zengin bir canlı yaşamı barındırıyor, su kuşlarına ev sahipliği yaptığı gibi, endemik birçok bitki türünün de var olmasını sağlıyor. Longoz’daki su miktadı baharda had safhaya ulaşınca, bu kez doğal bentler yıkılıyor, zengin besinlerle yüklü alüvyon denize taşınıyor. Bu besinler, deniz yaşamının da İğneada’da çok zengin olmasını sağlıyor. Bu sayede kalkan, lüfer, istavrit ve daha bir çok balık, İğneada’yı mesken tutan balıkçılar tarafından yakalanıp sofralarımıza ulaşıyor.

Longozları bekleyen tehlike
İstanbul’a 250 kilometre uzaklıktaki İğneada, su kuşları için ülkemizde yaşayan memelilerin yüzde 53’ü için, sadece oraya özgü bitki türleri ve böcekler için, yaşam kaynağı konumunda. İrili ufaklı birçok derenin getirdiği sularla oluşan ve deniz ile longozlar arasında kalan göler, longoz ormanları için adeta bir sigorta görevi üstleniyor ve doğal bir tatlı su perdesi oluşturarak denile hemen hemen aynı seviyede olan ormanlara, alttan ve üstten tuzlu deniz suyunun alana tersine doğru deşarj olmasını önlüyor. Longoz ormanları besleyen tatlı su kaynaklarının ortadan kalkma tehlikesi var.

Eğer bu gerçekleşirse, tuzlu olan deniz suyu longoz toprağına yayılırsa, longozlarda yaşayan 544 bitkinin, 310 tür böceğin, 28 tür balığın, 46 tür memelinin, 194 tür kuşu ve 17 tür sürüngenin yaşam alanlarını kaybetmesi de kaçınılmaz.

Av merkezlerinden biri
İğneada, yaban hayatı çok zengin olan Kırklareli’nin av merkezlerinden biri konumunda. İğneada Panayır İskelesi ve Kıyıköy çevresinde geyik ve karacaya rastlamak mümkün. Hamam ve Pedina göllerinin ziyaretçileri Bulgaristan, Rusya ve Tuna Nehri deltasından gelen ördek, kuğu ve diğer kuş türleri. Yıldız Dağları’nın sık ve gür ormanlarla kaplı olması geyik, karaca, domuz, tavşan, tilki sansar gibi hayvanların yaşamasına uygun bir ortam sağlıyor. Avcılar için de gözde bir mekan oluyor.

Yaz sezonu kısa
igneada yaz sezonu10 kilometre uzunluğundaki kumsalları, şirin pansiyonları, balık lokantalarıyla İğneada, huzurlu bir tatil düşü kuranların hayallerini süsleyecek. Kastro ve Kıyıköy ile birlikte Kırkaleri’nin Karadeniz kıyısında deniz tatili yapmak isteyenleri bekleyen İğneada, İstanbul’a görece yakın olduğu için günübirlik gezilerde daha çok tercih ediliyor.

Yedigöller Milli Parkı’nı kıskandıracak güzellikteki Istranca Ormanları içinden geçilerek ulaşılan İğneada’da yaz sezonu kısa geçiyor. Haziran- eylül ayları yaz sezonu yaşayan İğneada’ya çevre ilçe ve kentlerden akın edenler eşsiz kumsalın ve temiz denizin tadını çıkarıyor. Yılın diğer aylarında kumsal oto ve moto kroscuların gözdesi

Adı İnebey’den geliyor
Cumhuriyet döneminden önce Kurtuluş Savaşı esnasında Yunan istilasına uğrayan İğneada, Midye-Enez hattının çizilmesiyle Yunanistan’a kalmışken Edirne’nin de kaybedilmesi sebebiyle yapılan anlaşmalarla bugünkü Trakya sınırı çizilmiş ve İğneada topraklarımızda kalmış. Cumhuriyet döneminde 1971 yılına kadar nahiye olarak yönetilen kasaba, bu tarihten sonra belediye olmuştur.İğneada’nın fethini yöneten komutanın adı İne Bey’dir. Buradaya kendi adını verir ve “İneada” adı zamanla İğneada olur

Karadeniz’in sakin limanı
igneada sakin limaİğneada tipik Karadeniz sahillerinin aksine yaz aylarında sakin ve dalgasız bir doğal liman. Kuzey rüzgarlarına kapalı. Denizin 150 metresinin sığı oluşu ise bir başka avantaj. Bölgede oluşan göllerden Erikli’nin çevresi doğal SİT alanı. Mert Gölü kıyılarında ise bazı yapılara rastlanıyor. Dibi bataklık olan gölün asıl zenginliği balıktan ziyade sazlıkları. Sazlar kış aylarında kesilip Hollanda’ya ihraç ediliyor.

Alamana adı verilen büyük balıkçı tekneleri ile açık denizden yakalanan kalkan balığının yanı sıra eylülde lüfer, palamut bolluğu yaşanıyor. Orman içinde alabalık yemek ise ayrı bir güzellik. Deniz fenerinin bulunduğu sarp kayalıklar da ziyaretçileri başka bir aleme sürüklüyor.

İğneada’nın Adı

İğneadanın adı Trak toplumlarından Thyn’lerin yaşadığı yer anlamına gelen Thynias adından gelmektedir. Tarih boyunca aşağıdaki şekilde evrimleşerek bugün iğneada adını almıştır.

İğneada’nın Tarihi

İğneada (Thynias) kasabası bugünkü İğneada Koyunun bulunduğu yerde iki göl (Mert-Erikli) arasında deniz kenarında kurulmuştur. Yakın çevresindeki yerleşim birimlerinden Noelitik dönemden itibaren Kalkolitik Tunç ve Demir Çağlarında yoğun olarak insanların yaşadığı ele geçen belgelerle anlaşılmaktadır.

  • Trak döneminde İğneada

İğneada (Thynias) ve çevresinin M.Ö. 3.000 yılından, M.Ö. 1.000 yılının ortalarına kadar geçen uzun süredeki tarihi hakkında hiçbir bilgi yoktur. Ancak M.Ö. 1200 yıllarından itibaren bu bölgeye Trakların yerleştiği kabul edilebilir. Thynias’ın bir erken Trak iskanı olduğu söylenebilir. İlk dönemlerde siyasi birlik kuramamış yerli Trak toplumlarından Thyn’ler daha sonraki dönemlerde birbirinden bağımsız feodal beylikler veya şehir devletleri halinde bölgeye hakimiyetlerini sürdürmüşlerdir.

Ancak bölgeye gerek batıdan ve gerekse doğudan akınlar hiç bir zaman azalmamıştır. Bunlardan en önemlileri 1400’lü yıllardan itibaren batıdan gelen Deniz Kavimleri göç dalgasının bölgeye etkisi muhakkak ki büyük olmuştur. Bunun yanında kuzeyden (özellikle İskit akınları) güneyden Eski Yunan kültürel tazyiki hiç bir zaman eksilmemiştir.

Trak kavimlerinden Thynler İstanbul boğazını geçerek anadoluya geçmişler ve bugünkü Kefken Bölgesinde yerleşmişlerdir. Bu yüzden kefken bölgesinin de tarihteki adının Thynias olduğu görülmektedir. Argonotların Karadeniz yolculuğu anlatan Apoolonios’un destansı şiirinde yer alan

“Çekilirken gece, henüz gelmeden kutsal aydınlık, alacalanmışken ortalık uyandıran sabah karanlıgı, Thynias’ın limanına girdiler, çorak adanın, ve serildiler kıyıya, ıstıraplı yolculuktan bitkin…” (II. 669-674)

Thynias ifadesi bugünkü Kefken’i işaret etmektedir.

  • Pers İmparatorluğu Devrinde İğneada

Tüm bunların yanında çok daha uzaklardan gelen Pers Kralı Daryus (MÖ 513) dahi bölgeyi bir süre hükümranlığı altında tutabilmiştir.

M.Ö. 5. yy.da bütün Trakya, dolayısıyla da İğneada (Thynias) Pers ve Peloponez savaşlarının sarsıntısına uğradı. Kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre; kasaba önceleri Pers egemenliğine girmiştir. Pers İmparatorluğunun kurucusu Kyros M.Ö. 546 yılında Lidya Kralı Kroisos’u yenerek 545’te İyonya şehirlerini zaptetmek suretiyle bütün Anadolu’ya hakim ve dolayısıyla Traklarla komşu olmuştur. Persler, Boğazlardan gelebilecek herhangi, bir tehlikeyi önlemek amacıyla Dareios’un , (M.Ö. 521-486) önderliğinde 515’te İstanbul Boğazı’ ndan Trakya’ya geçerek batıya doğru ilerlemişlerdir.Perslerin eline geçen İyon şehirleri siyasal ve ekonomik bağımsızlıklarını kaybedince M.Ö. 500 yıllarında Miletos şehrinin önderliğinde ayaklanınca, ihtilal kısa zamanda bütün İyonya şehirlerine yayılmıştır.

yolcu

Hissetmediğin her yer uzaktır. http://www.biriyilik.com http://www.yapmake.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir