Uzay Çağı Tarihi

Uzay çağı 4 Ekim 1957 tarihinde, serin bir akşamda başladı. Sovyet R-7 tipi balistik füzenin burnuna takılan 84 kiloluk alüminyum bir küre olan Sputnik, Aral Gölü’nün 160 kilometre kadar doğusunda, Kızıl Kum Çölü’nün eteklerindeki fırlatma rampasından çıkıp gökyüzünde beyaz çizgiler çizerek ilerledi.

O, Dünya’nın çevresinde yörüngeye oturacak olan, insan yapımı ilk nesne idi. İnsanlık tarihinde keşif ve buluşlarla dolu diğer çağlar kadar önemli bir dönem başlamıştı. İnsanlar Dünya’nın çevresinde yörüngeye oturacak, uzayda yol alacak ve -en önemlisi de- Ay’a ayak basacaktı.

Sadece 15 yıl sonra, Aralık 1972’de Ay’a yapılan son Apollo görevinin ardından bu dönem sona erdi. 1981’de, bir teknoloji harikası olan uzay mekiğinin kolayca zarar görebilir, pahalı ve tehlikeli olduğu ortaya çıktı. Alçak yörüngenin ötesine geçememesi, uzay uçuşlarını hiçbir yere varmayan, yüksek teknolojili bir dizi sefere dönüştürdü. 2003’te uzaya yapılan bir diğer seferde Columbia uzay aracı, Teksas (ABD) üzerinde patlayıp içindeki yedi astronot yaşamını yitirdiğinde araştırmacılar eleştiri oklarını insanlı uzay uçuşu programının bir amacı olmamasına yöneltti.

Buna yanıt ABD Başkanı George W. Bush’tan geldi ve Bush, yeni bir “Uzay Keşif Vizyonu”nun ana çizgilerini açıkladı: Amerikalı astronotlar 2020 yılına kadar Ay’a tekrar ayak basacak ve sonuçta Mars’a gideceklerdi. ABD yeni füzeler için sipariş veriyor, yeni uzay mekikleri inşa ediyor, Ay’a kurulacak üs için planlar yapıyor ve Amerikan kamuoyunun uzay araştırmalarına verdiği desteği ve bu konudaki ilgiyi 1960’larda olduğu gibi canlandırmaya yönelik zorlu bir çalışma yürütüyor.

Sputnik’i fırlatan R-7 füzesi teknolojik bir güç gösterisi ve Batı’ya büyük bir meydan okumaydı. Efsanevi füze tasarımcısı Sergey Korolev liderliğindeki Sovyet bilim insanları sadece ABD topraklarına nükleer silah fırlatabilecek bir füze geliştirmekle kalmamış aynı zamanda Ay’a ve ötesine giden yolu da açmış oldular. Sovyet basını bu başarıyı, “Günümüz nesli, yeni sosyalist toplumun özgür ve bilinçli insan gücünün insanoğlunun en ihtiraslı hayallerini dahi gerçekleştirdiğine tanık olacak” diye duyurdu.

Bir ay sonra Sovyetler, öncekinden altı kat ağır olan, 508 kiloluk Sputnik 2’yi içinde Laika adlı bir köpekle birlikte fırlattı. Laika, aşırı derecede ısınan uzay mekiğinin içinde sadece birkaç saat dayanabildi ama Ruslar istedikleri mesajı vermişti; yörüngeye bir köpek yerleştirebiliyorlarsa eğer, uzaya bir insan da gönderebilirlerdi.
İzleyen birkaç yılda, gerek ABD gerekse Sovyetler Birliği yeni teknolojiler geliştirdi ama her iki ülke de aynı temel zorluklarla karşılaşıyordu. Fırlatmanın fiziği değişmiyordu ve bu, günümüz için de geçerli. Uzaya fırlatılan bir nesnenin alçak yörüngeye ulaşması için saatte 27.000 ila 29.000 kilometre hıza erişmesi; bir uzay mekiğinin yerçekiminden tümüyle kurtulmak ve başka bir yere uçmak için saatte yaklaşık 40.000 kilometre yol alması gerekli…

Bir İyilik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir