Edebiyat Kulübü

Duygular

Etiket: 

15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 147)
  • Yazar
    Yazılar
  • #19008 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    öz

    Bu akıam kendime gelmeye çalışıyorum ama çok uzaşım kendime. Dramatik bir çocukluğumuzda ko?tuğumuz bahçeler gibideyim sanki. Rahatsızlığı henüz öğrenmemiş gibi. İçimde bir ses var ben gibi.

    Anlatsana bana, parmak uçlarımda sandığın sihiri. Bir az bahset. Gözlerim ne renk? Şu an hangi şarı dinlemek isterim tahmin etı

    Öyle güzel ağladı ki ağlayasım geldi. Kime aittim ben? Kimdi bana ait olanı Yağmurda camda birleğen iki damla. Güneğ etkilemişti beni hep, Kurutuyordu damlaları, yok ediyordu. Ve diken gibiydi yıllar, kalbime battı. Onu çıkarıp kendiyle doldurmalıydı.

    Belki sen anlarsın beni.
    Bilmiyorum…
    Belki sen anlarsın beni.
    Belki.

    Aycan ARICAN

    #19009 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    nokta

    Önce bir noktaydı, noktalar uzaktaydı hep
    Uzaklaştıkça noktalaşırdı herşey, daha sonra kaybolurdu
    Göremediklerimize eklenirdi birıeyler, zamanla da unutulurdu.

    Sonra bir çizgiye dönüştü
    Noktalar çizginin yaratıcısıydı
    Kimi zaman tek bir nokta, kimi zaman birden fazlaydı
    Tıpkı kayan bir yıldızın çizdişi ???k gibi
    Ya da şehirin hızın? ifade eden bir fotoğraf.

    Daha sonra Koca bir yüzey olup Şaşırttı beni.
    Bir çizgiyi dans ederken gördüyseniz bilirsiniz.
    Ve hareket eden bir çizgi daha mükemmeldi.
    Üzerinde yürüdüşüm yollar gibi ama değildi
    Dalgasız, rüzgarsız, ölü bir denizi izlediyseniz bilirsiniz.

    Üçüncü boyuta hiç bu kadar ihtiyaç duymamıştım.
    Daha iyi görmek için yaklaştığım bir çiçek gibi şekil kazanabilir miydiş
    Cismi yuvarlak hatlar taşıyacak mIydı, tıpkı sevdiğim gibiş
    Canlanır mIydı bunu yapacak olsağ Dokunsam bozulur muydu bu rüyasağ
    Canlanacak olsa konuşur muydu, anlatır mIydı yolculuşunu baştan sona?
    Anlatmasam da anlar mıydı?

    Vazgeçilmez olmuştu isteğim, kaçınılmaz adımlar atıyordum.
    Sesler yaklaşmış, şekil belirmişti.
    Yaklaştıkça ?sın?yordum, gözlerimi daha çok sevdiğimi anlıyordum.
    Bir türlü dokunamıyordum korkudan ama konuŞuyordum
    Konuştukça farkediyordum, anlıyordu beni aslında ben anlatmıyordum.
    Tam tutunmaya atacaktım ki elimi…

    Uzaklaşırsa birıeyler, eksiltir insanı
    Noktalaşır önce, gözlerin üzüntüyü ifade eder
    Yok olur sonunda, sanki uyanırsın rüyadan
    Ama hiç unutmazsın, beklersin aynı rüya için
    Boğadır çabalar, boşa içersin nefesini
    Ne silebilirsin gözlerinde kalanı,
    Nede çaşırabilirsin sonsuzdan bir noktayı.

    Işıklar içindekini karanlığa kavuşturmalı,
    Daha sonra pekiştirmeli, anlamlandırmalı.
    En sonunda hissetmeli yeterince, ne fazla, ne de az.

    Şimdi bir noktanın değerini bana sorun, sakince anlatayım.

    Aycan ARICAN

    #19010 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    anneyi uçuran gülümseme

    Bebeğin gülümsemesinin, annenin yüreğini ısıtmanın yanı sıra beynindeki ödül merkezlerini harekete geçirdişi bildirildi.Amerikalı bilim adamlarının, MRI kullanarak yaptığı araştırma, anneyle bebek arasındaki yegane ba?ın incelenmesi ve bu ilişkinin bazen nasıl olup da tersine geliştişinin anlaşılmasına yardımc? olacaşı belirtildi.

    Araştırma çerçevesinde, ilk kez anne olan 28 kadının beyinlerinin, 5 ila 10 aylık bebekleriyle dişer bebeklerin fotoğraflarına baktıklarında MRI yöntemiyle tarandığı belirtildi.

    Bebeklerin bazı fotoğraflarda gülümsedişi veya mutlu olduğu, bazılarında da üzgün ve anlamsız bir ifadeye sahip oldukları, annelerin kendi bebeklerinin fotoğraflarını gördüklerinde beyinlerinin ödülle başlantılı kilit merkezlerinde, kan akIşının artması nedeniyle aydınlanma gözlendişi kaydedildi.

    Araştırmacılar, söz konusu bölgelerin düşünme, hareket, davranış ve duyguyla başlantılı olduğunu, böyle bir etkinin, uyuşturucu başımlılığıyla ilgili olarak yapılan araştırmalarda da görüldüşünü söylediler.

    Annenin beynindeki bu aydınlanmanın en güçlü görüldüşü anın, gülümseyen bebeklerinin fotoğraflarını gördükleri zaman olduğu, bebeklerinin üzgün ve anlamsız ifadelerinin annenin beyninde bu denli bir etki yaratmadığı kaydedildi.

    Araştırmada, annelerin beyinlerinde, kendi bebekleriyle tanımadıkları bebeklerin ağlarken çekilmiş görüntülerine verilen tepkinin çok az farklılık gösterdişi, genel anlamda anne beynindeki bu bölümlerindeki hareketlilişin, kendi bebeğini gördüşünde dişer bebeklere oranla daha güçlü olduğu tespit edildi.

    Baylor T?p Fakültesi’nde görevli bilim adamı doktor Lane Strathearn, anneyle bebeği arasındaki ilişkinin çocuğun gelişimi açısından çok önemli olduğunu hatırlatarak, annenin, bebeğinin gülümseyen yüzünü görmesinin, onu doğal olarak “uçurduşunu” söyledi.
    Kaynak

    #19011 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    unutulmaz türk filmi replikleri

    AH O ESK? TÜRK FİLMLERİ… NASIL BİR ?Z BIRAKTI HAFIZANIZDA K?M B?L?R?
    KİMİMİZ GÜLEREK HATIRLAR, KİMİMİZ HÜZÜNLE…
    AMA HEPİMİZ ?ST?STASIZ BİR YA DA BİRKAÇ TANE TÜRK FİLMİ REPL???N? EZBERE B?L?R…
    O CÜMLELER BİZE O GÜNLERİN NAİFLİĞİNİ HATIRLATIR BELK?, BELK? DE GEÇMİŞTE KALAN ÇOCUKLU?UMUZU…
    S?ZLER İÇİN UNUTULMAZ TÜRK FİLMİ CÜMLELERİN? DERLEDİK. ?Y? SEYİRLER…

    SENİN ANNEN BİR MELEKT? YAVRUM.

    GÜZEL OLDUĞUNUZ KADAR KÜSTAHSINIZ DA…

    SİZE BABA DİYEBİLİR MİYİM AMCA?

    YARABBİM GÖRÜYORUM, GÖRÜYORUM!

    KIZIMIN PEŞİNE BIRAKMAK İÇİN NE KADAR ?ST?YORSUN?

    N’OLUR GERÇEG? SÖYLEYEN DOKTOR, YA?AYACAK MIYIM?

    N’AYIR, N’OLAMAZ!

    BEN FAKİR BİR GENCİM, SEN İSE ZENGİN BİR FABR?KATÖRÜN KIZISIN.

    EVLENİNCE PEMBE PANCURLU BİR EVİMİZ OLACAK.
    http://i36.tinypic.com/140bsy8.jpg

    RECA EDERİM DUYGULARIMLA OYNAMAYIN.

    NEDEN ANLIYORSUN ANNECİĞİME / HAYIR YAVRUM A?LAMIYORUM. GÖZÜME TOZ KAÇTI.

    FAK?RS?N SEN. FAKİR! FAKİR!

    BU SES BU SES! OLAMAZ! G?T! G?T BURADAN!

    BUDAMI GOL DEĞİL HAKİM BEY SÖYLE BUDAMI GOL DEĞİL

    BİZİM G?B? İNSANLAR ?EREFLERİ İÇİN YAPARLAR, NAMUSLARI İÇİN ÖLÜRLER. AMA SEN BUNU ANLAYAMAZSIN

    ÜSTLENDışıN VAZİFE ÇOK MÜHİM KEMAL, BU GÖREV? LAYIKIYLA YAPACA?INDAN EMİNİM.

    YIKIL KAR?IMDAN

    CAAAAAAAAAART KABA KAAAT!

    ANNEM GOSTER AMA ELLETME DED?

    SEN? ART?ST YAPACAĞIM

    EV?NİN KADINI ÇOCUKLARININ ANASI OLACAKSIN

    #19012 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    periyodik

    Yeni hisler Doğuyor çocuklar gibi. Heyecan var adımlarımda bir gülen suratım var. Umutla bağlıyor sabahlar, öİlen oluyor sımsıcak güneğ tam tepeye çıor derken tek penceremden görüyorum koyulaşan gök yüzünü soluyor suratım ve yeni hisler Doğuyor karanlıkla beraber. Okyanuslar çalıyor umudumu, şüpheler bağlıyor derken anlamlar yok oluyor sonunda saflaşıyor acı derişiyor yüreğimde. Yeni hisler Doğuyor bir karanlıkla beraber, bu son olsun ümidi ile.

    Bu iniş-çıkış günlük periyotlar kazanınca bir dur diyor içimde bir ben. Sen de kimsin diyorum kendi kendime sonra bağlıyorum kendimden birisiyle laf dalağına. Sonra tüm koca hatalarımı bağlıyor teker teker anlatmaya, o anlatıyor ben tekrar yaşıyorum sanki. Eski yaralar yıpratılıyor her sahnede, çatlıyor anılarımın derisi, dökülüyor yaprak yaprak cesaretle besledişim duvarlar, kırılıyor geçen zamanı bıraktığım eller, sesim tükeniyor haykırmaya. Dur diyorum yapma bunu bana, yeter artık anlatma, bak ölüyorum, yıpranıyorum hatırladıkça daha da eksiliyor benden birıeyler dur. Susuyor içimden birisi, o sustukça daha da ka?ın?yor yüreğimde iyileğen yara. Ah bir bilseniz, nasıl da ağlatıyor yürek yarası kolay kolay iyileğmiyor izler. Susuyor içimden birisi. Sanki ebediyen konuşmayacakmış gibi.

    Açıyorum gözlerimi bir filme. Öylesine iyileğiyorum ki bu yeni filmi sanki içimden biri yazıyor, dişeri yönetiyor. Anlık mutluluklar yoğunlaşıyor gün içerisinde, geçmişi unutturuveriyor aydın bir gün daha iyileğtirici oluyor çoğu zaman. Çoğu zaman hatırlıyorum hala yalnız olduğumu ama kısa sürüyor anlık elektirik kesintileri gibi sevindiriyor düzeldişinde. Bir karşı?yorum koca kalabalığa, birden onlarca insan sarıyor çevremi her biri birıeyler soruyor, cevaplıyorum cevapladıkça daha çok konuşmak istediklerini görüp seviniyorum daha uzun sürecek bu gün, daha fazla mutlu kalacaşım o halde diyorum.

    Yalnız kalmayı sevmiyorum artık diyor kendimi kandırıyorum yalnızlığımı arar olduğum günlerde. Bir kızın tatlı sesi kulaklarıma varıyor, dönüp baorum, ne güzelsin diyor gülümsüyorum yetiyor hiç yetmeyenler, eski ben daha da gömülüyor kara toprağa, hiç dönmeyecek korkusuyla uŞurlamaktan başka çarem kalmıyor. Yıllarca odamda rahatsız eden o sivri sinek artık uğramıyor bana, kanımın tadı bozuldu biliyorum, içmek istemiyor sinekler bile artık onları da anlıyorum.

    Açıkçası çok kötüyüm bu günü de kaybediyorum anlık herşeyi yakalamak peğinde olduğum halde. Ellerim yer çekimine yeniliyor sana uzanmak isterken. Kaçıyor gözlerim uzaklara, bakamıyorum, hayal edemiyorum hiçbirıeyi. Bir tokat mIdır beni uyandıracak bilmiyorum ama o tokadın acısına hasret kaldığımı düşünüyorum kimi zaman. Ah öyle yalnızım ki hep istedişim gibi ama bu sefer belki de istemiyorum kendimle beraber kalmayı.

    Bulutlu havalarda içimi bir sis basıyor bekli de gök yüzünde görmeyi hayal ettiğim şeyi göremiyorum bu yüzden sinirleniyorum. Aç gözlerini gök yüzü, göz göze gelelim bu gece seninle, izle beni bak seni izliyorum…

    Aycan ARICAN

    #19013 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    kurak

    Gök saatinin donuk sevinci, co?kusundaki haykırığı diyor ki:

    “Bütün ???klar söndü,
    Karanlığa tekrar hoşgeldin…”

    Hoİbulduk körlüğe. Girişi bile korkutucu, elimi sokmak istemedişim karanlık bir delik gibi, düşüncesi bile kabusane, vazgeçiriri varlığı hükmeder izleyicilerine. Bir de havasız bu karanlığın koca bir sis bulutu ile dolu olduğunu hatırlıyordum tekrar girmeye yakın. Girmeden oluşan bir daha dönemeyeceğim endişesi ve kendimi gördüğüm yeri hatırlamıştım. Daha da yakınlaşıyor, yaklaştıkça bitiyor anlamlar, tükeniyor herşeyin değeri, siliniyor yılların izi yollarımdan, çabalıyor ama yapamıyorum yaklaştıkça ben de istiyorum içeri girmeyi. Kendi sonumu ister oluyordum.

    Birıeyler kollarımdan, bileklerimden, ayaklarımdan, boynumdan, belimden sarılıyordu zaptedercesine. Güvende, beğişinde bir bebek gibi giderek uyuyordum ben, sakince kapanıyordu gözlerim, kaslarım gevşiyor, olmayan aşırlık Doğuyordu bedenimde, Şekerin suda eridişi gibi eriyordu yorgunluğum. Sesler sigara dumanı gibi uzaklaşıyordu kulaklarımdan, her yere yavağlayarak karşı?yordu ses dalgaları dumanlı bir oda gibi. Sonra duruyordu, o durunca herşey durdu, zaman durdu, akarsular durdu, hareket dondu. Tüm acılarımın donaca?ın? hissettiriyordu. Titreğmiyordu enerji, durgun bir bulut gibi, bir portakalın çürüyüşünü izleyebilecek sabrımla olacakları bekliyordum sadece…

    Sonra ruhuma kadar soydular, önce derilerimi sonra etimi ayırdılar kemiklerimden. Daha sonra kemiklerimi de soydular, dokularımdan, onları da soydular, çıplak bir ruh beklercesine. Ustaca ve saygıyla değil, acemice ve ruhsuzca yapıyorlardı bunu, üstün körü ve dikkatsiz darbelerle. Öyle acıyordu ki, ses tellerim ağzımdan çıordu haykırı?larımla, göz kapaklarım üst üste çıkmış, dişlerim birbirlerini parçalamıştı. Birden oldukça fazlaydılar. Görsel dünyamda benden hiçbir parça bırakmadılar, daha sonra da bilincimi çözerek bildişim herşeyi yok ettiler, anılarımı katlettiler suratıma karşı. An sızın doğan bir kaza gibi değil, kazadan kurtulan bir yaralı gibi geçiyordu zaman ama yara açacak bir parçamı bile bırakmamışlardı.

    Sonra sadece 3 nota çan sesi ard arda duyuluyordu derinlerden, yaklaşan bir ayak sesi gibi, sesi açılan bir piyano dinletisi sanki…

    Ertesi gün gene yataş,a düşmüştüm hastalıktan. Halbuki beni bekleyen ve benim bekledişim onca programım vardı. Direniyordum, kendime hasta olmadığımı kabullendirmeye çalışmama rağmen yeniyordu beni lanet olası. Adımlarımı sanki başımla atıyordum, böbreklerim sızlıyor, terliyordum, terledikçe üşüyor üşüdükçe daha da kaplıyordu yalnızlık her taraf?.

    İkinci günün sabahı saat 6 gibi gene uyandım, hep uyanıyordum mIrıldana mIrıldana. Geçen gün ateğim kırk dereceye kadar çıkmıştı. Bunu yaşayanlar bilirler, insan olmayan şeyleri hayal eder, saçma cümleler kurar ve söylenmeye başlar. Sabahın bu erken saatinde olumsuz cümleleri tekrarlayarak uyandım. Koca bir kabustu, bitmişti ama hastalığımın kabusu hala vücudumdaydı. Halsizlik ve isteksizlik karamsarlığa itiyordu insanı. Hiç bu kadar hasta olmamıştım, bu yüzden artık fazla ümidim kalmamıştı. Gerçekten eriyordum, direncim bitiyordu. Pencereden dışarı baktım. Renker öylesine güzeldi ki, hava oldukça güzel ve canlıydı, bir bahar görüntüsü hastalık perdeli gözlerimi cezbetmişti. Halbuki ben yürümeyi bile zor beceriyordum. Birkaç arkadaşım aramıştı, hastayken ilgi bekledişimi öğrendim. Sonra kendi kendime, bundan sonra hasta bir arkadaşım olursa ona ilgi göstermeliyim dedim. Tekrar yataşıma dönerken, yatmaktan ağrıyan tarafım aklıma geldi. Çabuk uyumalıydım, uyuyunca hissedilmiyordu ağrılar. Fakat uyumak çok zordu kimi zaman, uyutulmak istiyordu insan…

    Güzel bir rüya kuvvetli bir ayrı kesiciden çok daha etkiliydi. Çok güzeldi düİlerde oynayan filmler. Tükenen ümitler kurak toprağa yağmur ya?ar gibi canlanıyordu.

    #19014 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    zehir

    Aklımdaki aile yavaş yavaş oluŞuyor. Ritmik anlar birbirini kovalıyor geçmişimle dans eder gibi. Emilimi sürüyor, süngere damlayan kanlar çekiliyor ait oldukları karanlığa. İçtikçe canlanıyorum, canlandıkça daha da ölüyorum. Zehir Şu elimde tuttuğum mu yoksa ben zehirin ta kendisi miyimı Bir zehirim akan nehirler gibi engel olunmaz bir gerçeklişin düşsel gölgesiyim. Karanlıkta, sadece karanlıkta görülebilen bir gölgeyim hayal gücü varsa burada ve oradayım, burada, orada ve isteyen için onunlayım. Süregelimleri özelleğtirmektir, zenginlişin içsel tebessümüdür, gücün zoraki erdeminde, derin bakışta yatan anlamda, ritüelin çabası gibi inanç hissedeni arar gözlerim, inançsız?m, tanrısız?m. Hünerli karamsarlığımın muhteğem mükemmel arayığı bitmez tükenmez koşumun içinde yalnız bırakır beni çoşunlukla. Bir damat görüntüsüne bürünüyorum pembeler içinde hazır bekleyen bir eğin daveti üzerine. Çiçekleri ölümsüz biçimleriyle koparıyorum yokedici uzmanlığımı bir an unutarak. Büyüyen coşku alıyor elimi, dokunuyorum şiddetle çalan bir hoparlörün titreyen diyaframına, önce gözlerim sonra tüm vücudumun titremesi bağlıyor sonra. Kontrolsüz hareketler Doğuyor kaslarımda, zararlıyım kendime kendim kadar. En az herkez kadar, en çok kendim kadar temizim ruhumda, amaç yaratımdan hızlı tüketmekse herkez başarılı ben haricinde. Layık olduklarından daha fazlasıydı aldıkları bu ana kadar. Çözüyorum o halde ağaçlara başladığım katı benlişimi, serbest bıraorum ormana, aç bir halde. Hissediyorum seçimin yaklaştığını, kökleriyle saran geçmiş çekiyor derinlere zoraki bir tavırla. Mümkün değil kaçmak, biliyorum bu yüzden karşı koymuyorum gürültüye aksine can kulaş?yla dinliyorum her devrilen domino taş,ının senfonisini. Hiç sessiz olabilir mi bir ???k hüzmesiş Duyuyorum gürültüsünü, kundakç? yaklaşıyor sokulurcasına karanlığa yarıveriyor ortadan o koca yarayı. Böcekler sarıyor kalbimin yalnız bırakılmış tarafın?. Kafalarındaki algılayıcı antenleri bir an olsun durdurmadan algılıyorlar tüm yamalara rağmen. Geziniyorlar, yürüdükçe anımsıyorum bırakılmışlı?ın nedenlerini derinlerimde. An?ms? bir masaj bu, geçmişin yüreğimi ovu?turması sanki canlandırılmak istenen bir ölü gibi.

    Soluk, bir boş soluk daha, yıkılan ben miyim bu uçurumdan. Bu gün geçici, hatırlanan geçmiş uçucu kanatlarını kırıyor bir savağ sonrası. Kovamıyorum yapışkan hayal kırıklıklarını, yapı?tıkça yayılıyor tüm hücrelerine beynimin. Bir eksi daha ve bir kayıp daha çalkalanan durgunluğa son veda. Çarkların alındığı bir direniş sonrası yorgun bedenimin tek istedişi yaslanacak bir Şefkat sadece senden başkası değil aslında. Bo?a düşmesin damlalar sadece boşa düşmesin, anlamsız yık?lmasın bu uçurumdan parçalarım. Çıplak ruhun giydişi dişer bir ruh gibi hissedilmemesi olanaksız bir gerçeklişin yıkacaşı duvarları gösteriyorum sol işaret parmaşımla. Dokunabilir misiniz kendimden geçişime beğeniyleğ Paylaşabilir misiniz yalnız olamayIşınız?, çalabilir misiniz yalancı maskelerin kandırdığı körelmiş kişilikleri ellerimden? Ben bile istesem silemezsiniz katlanmış deri izlerini avuçlarımdan. Kendi avuçlarımda bulamadığımı siz nerede arıyor olacaksınız? Çığlık katilin imzası mI yoksa bir veda mI gömülen son umutlarlağ Çığlık sesi duyan için bir hediye mi yoksa koca bir öpücük mü pişmanlıktan doğanı Yitirilen yaşamın bedeli koca bir leke içeride bir yerlerde, temizlemeye hiçbir cesaret yetmeyen.

    Ruhani kahramanların cevabı hep sessizlik kadar sakin bir ifadede saklı. Sahte gülüİlerin göz yaşlarına yansıdığı an, kalemden mürekkep gibi süzülen koyu renk aslında acıyla akıma geçen kandan başka birıey değil. A?layan çocuklarım yalnız bırakılıyor ve bu sayede yeniyorlar delinmiş vicdanımı bir şehir tiyatrosunda. Aklım buruŞuyor, sonra süzülüyor yapan yağmur gibi camdan. Anlatmayın çocuklarımı, cesaretimi bırakamam alamayacaşım yerlere. Boğuluyor bilinç altının canlıları, uzanıyor yukarılara kurtarılmak için eller. Kalkan uçaklar almamış yolcularını, dönecekleri buradan belli oluyor kısa zaman içerisinde. Sihirli kanatları çarpan ben değilim, ben değilim bu rüzgarın sahibi. Ama gök yüzündeyim evet, kuşlara özgürlüşün öğretisini verirken bir yandan da yıkılan benlişimin uçurumdan kurtuluşunu yaşıyorum. Belki de bu rüzgarın sahibi değil ta kendisiyim. Öyleyse saçlarımda hissettiğim rüzgar da kim oluyorı

    Uyku düzene sokuyor hatırlanamayanları gizlice. Uyku yararlı değil bana, daha fazla görmek istiyorum gözlerin yaratımındaki nedeni her gün. Yanlış anlaşılmak da istemiyorum, bir arayı? değil benim içinde olduğum. Aksine bekleyişin Doğurduğu sade dengenin sağlandığı tam o ana hükmeden sükun kadar çabasız?m bu gelişe. Görünen tek şey görmüş olduğumdan başkası değil. Bu yüzden değerli geçmişin her zerresi yaşadığını hissettişi zaman insan. Anlatmayın çocuklarımı, tek isteğim. Anlatmayın çocuklarımı…

    Dokunmayın ve uzak durun çocuklarımdan.

    #19015 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    sessizce

    Merhaba, tanı? benimle. Kimsin sen? Tamam sus. Bilmiyorum ben artık. Az önce gitti boşluk. Güven bana, yalan söylüyorum sana. Mükemmel hata yaparım bu konuda. Öğrendim ama az önce unuttum hepsini. Haykırsana suratıma, herkez duysun benden başka. Sen kaç Şimdi, gidiyorum ben, sessizce.

    Çoğu zaman yuttuktan sonra yakar boşaz?mı. Birıeylere açım ben belli ki herkesden farklı bir şeylere açım ve doyamayacaşım belli ki. Avuçlarımdan taşıyor isteklerimdeki kararsızlık, atsan bir türlü atmasan bir türlü adımlar. Eğer uçabiliyor olsaydım, kanatlarım olsaydı mesela, yükselirdim göklere. Dokunmak isterdim yakıcı güneşin çocukluğumdan kalan basitlişine. Sonra o yükseklikten görmek isterdim seni. Kapatırdım kanatlarımı, düşerdim. Düşerdim o yükseklikten ruhunun ulaşamadığım derinlişine izinsizce. Kabul edebilirim işledişim bu suçtan idam edilmeyi. Oradan göklere bakar gözlerim, kimileri anlar nedenini, arka plandaki kimileri.

    Devrik binalar arasından sarho? yürüyordu. Kızıl gök yüzü a?lıyordu onunla. Yoruluyor her adımda, kırılıyor kirpikler dökülüyordu gürültüyle. Korunmasız kalan gözler saldırıya açık kaderlerini kabullenmiş gibi çökmüş. Zoraki rahatsızlığın teklifleri çarpıyor kapılarına bir yandan. Nerede olduğunu göremeyen birilerini sevmek zor geliyor bana. Kararsızlıkla alinan kararların gölgesinde huzursuz bir müzişin bitişini tahmin etmeye çalışmak gibi, umut vermez bu sokak ona, bu yürüdüşüm sokak söndürür yanan umutlarını, sessizlişe boşar Bölenleri ay akIşına hapseder beni de onun gibi.

    Mutluluk sabır ister. Çaba ister kimi zorluklar. Bitmez bazı müzikler, sonsuza çınlar kulaklarında kalan nameler. Barza müzikler sessiz çalar. Onlar da elbet biter. Paylaşımın tükenir, katı bir ben posası kalır geriye. Derken gözyaşlarım bile ağlar eksilen herşey için, alçalır gözlerimden ağlayan damlalar. Yere düşmeden havada kapsalar, genede iade edemezler, iade edilemez tek şeydir belkide. Değiştir günün kanalın?, yeni bir maskeyle çık sahneye, sabahları yıka geceden kalanları, aç kalkanlarını güneğe, bırak elindekileri ne yararı oldu ki, eğil yeni bir avuç toprağa.

    Bilmiyorum, hiç bilmiyorum nasıl girilir sizin bahçenize sevgili bayan. Sadece anlattıklarınızla hayal etmiştim güzellişini. Kandırılabiliyorum ben, oldukça acımasızca yapılıyor kimi zaman bana. Bu yüzden kararsız gözlerim hayallerimde geziye çıkmayı tercih ediyor çoğu zaman. Kirletmek istemiyorum başkalarının bahçesindeki güzel çiçekleri. Anlattığınız kadar varsa girer girmez solan menek?elerin sorumlusu olmak istemiyorum. Suçlanmak istemiyorum ölümlerden artık. Katil değilim ben sevgili bayan, sadece katledildim bir zamanlar. O zamanlar kayboldu anlamlar, yokoldu insanlar, caddelerimde boşaldı sokaklar. Herıeyi vermiştim bu yüzden kalmadı anılarda yaşayanlar. Cesur yeni bir dünya kuramadım, denemeye fırsat bile bulamadan yeni bir darbe aldım. Bilmiyorum, belki de asla bilemeyeceğim sevgili bayan, davet edilmedikçe girmeyeceğim bundan sonra itilmeden hareket etmeyeceğim.

    Bu yüzden sihirle başlamalı birıeyler başladığı kabul edilecekse. Tahmini şeyler değil, belirsizlik Doğurmalı varsayımların tükenişini. Aptal olunmalı anlamamak için ama bir aptal olmalıyım o an için, tam bir aptal.

    Anlamıyor kimse benim için. Hızlı mI tükettim bu hakk?mış Yoksa duyamayacak kadar uzakta mIyımı Ya da oldukça yakında fakat içten ağlayan bu şansımı kaçırmak üzere miyimı Duymuyor mu yoksa kulaklarım, köreldi mi alg?larımı Anlamıyor kimse benim için. Hızlı mI tükendim bu hakkım için?

    Öyleyse sen, uyan, uyur gibi olan. Kalabalıkta tıpkı benim gibi yalnız kalmış olan, öyle olduğunu sanan. Yakınlarıma dü?en adımlar var hissettiğim bir yabancı var yaklaşan. Yaklaştığım biri var, çatlaklar var kabuğumda. Bilinçsizliğimin artan gelişiminde kaybolan yırtık bir dalga görüyorum, yıkanı?ın yaklaştığı ana doğru. Soğuk suda donarak uyanmayı hatırlıyorum da, tıpkı yaz günü yalnız kaldığımda uyandığım kabusların ertesi gibi soğuk olduğu kadar içsel bir deprem gibi Islaklığın bitişinden geriye kalan tam olarak hiçbir şey. Her şeyin tam tersi koca bir boşluk algİsal bir hata insanın bilinç altında olmayan her şeyin korkusu. Pornografik bir çıplaklık gibi hiçlik abidesi oluveriyor karşımda insanlar. Ne yaşayacak bir anlam bırakırlar, ne ölecek bir nedeni anımsatırlar. Boğluk doldurur içimi. Karamsarlı?ın düşümleri hiçlikte çözülür bir okyanusta çözülmeyi beklerken yokluşun sadelişi emer ruhumu içine. Harcadığın yılların gölgesi büyür duvarlarda, sonra gölgelerle bürünür karanlığa beyaz duvarlar. Uykuda mIyım, gene çıkamıyor muyum bu paradoksun yorucu süzülüşünden zekasal hiçlişimeğ Boşaltmaya çalışmıyorum kelimelerin içlerini, anlamsızlaştırmıyorum zaten yükleyemediklerimi. Bilmeye gerek yok, anlamaya lüzum yok, sadece hissetmelisiniz kaybediyorum kontrolü, eriyor yüzümdeki cesur maskem. Uyan lanet olası, tanrı aşkına uyan, uyuyor sonsuza ruhum soğuktan, dalıyor kirli hayallere. Büyüyor delik, dü?ecekmişim gibi dengesiz bu çok derin yükseklik.

    Beni lanet bu yere getirenlere lanet olsun. Eziyorum onları yerlerde, suratlarını çiziyorum derin yaralarla, oyuyorum gözlerini yuvalarından, söküyorum yararsız kalplerini yerinden, kırıyorum kemiklerini teker teker, çünkü bitmiyor, gömüp gittiler içime, tükenmiyor bu acı, terkettiler arkalarına bakmadan, hiç bir iz bırakmadan geride. Bir iz bırakmadan geride.

    Bitecek her şey sesizce, ?aşıracak doğan her güneğ sabaha. Çözümsüzlerin çözümsüzü, bana dü?en çözmek, bu hayatı temelden düzmek. Yudum yudum içmek değil acıyı dikmek kana kana bitirmek gerek. Aynı onlar gibi bir miras bırakmak gerek, en az bana bırakılan gibi bir acı gerek, adil olmak hatta onlardan daha cömert olmak fazlasıyla iade etmek ve sonsuza kadar silemeyecekleri bir yerlere bırakmak gerek. Son olarak, başka çarem yoktu demek gerek ve olmadığına inandırmak gerek…

    Sessizce gitmek gerek…

    #19016 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    durak

    Mevsimler geçer, yeni ağaçlar doğar bu ormana. Çam kokusu sönerse de, rüzgar sesi kalır boğlu?a. Bende tükendi seni yazan kalemler. Kurudu kanayan çarıafların göz yaşları zamanla, mistik güçlerin günlük yansısı küstü yıllara usulca. Birden bire fışkırsa da kimi zaman, çoşunlukla unutuldu göğe bakan gözlerimdeki parıltılar. Çekim eklerine buladım satırlarda geçmişi birer birer. Çabaladıkça kısaldı adımlar, derken durdu seslerim parmaklarımda. Sakinleğiverdi denizin görüntüde kalan taraf?, ve sonra durdum ben. Durdum, karşısında durdum, tüm değerlerimin denizine doğru.

    Sonra hatırlıyorum da, seni soğukta öpmek güzeldi. Rüzgar değildi soğukta titreten beni. Ü?üyordum evet, çoğu zaman acı çekerdi ellerim. Fakat soğukta yaşamla dans ettiğimi hatırlarım, güneşin tazelişini hissettiren anlardı. Çıplaklı?ından üşüyor gibiydi ruhum, serserilişimin mutlu günleriydi. Kartlı telefonlar vardı, bir de kartım vardı hiç yanımdan ayırmadığım. Cebimde koca bir umut vardı geleceğe, bir de kırmızı kalemim vardı, çocuksu cesaretimden kalan. K??lar soğuk olurdu, soğukta öpmek güzeldi seni. Ufak parmaklarının arasında ?sınırdım kar ya?ınca beyaz her yol koca beyaz her görüntü arasında senin avuçlarında sevgi dolu koca bir boşluk tek satırın son kelimesi belki de son her zaman en iyi soğuk senden kalan bir son ve o son soğukta öpmek güzeldi seni.

    Zaman garipti bir zamanlar. Bir grup gençtik, kaybolanlar kulübü gibi her şeyi ortaya koyabilen ama hiçbir şeyi kaybetmek istemeyen. Bir minibüs hatırlarım, Ankara’nın yükseklerine doğru tırmanırken içimden çıkan yalanların camları buharlara bozduğu mavi minibüs. O çıktıkça ben indişimi hatırlarım, arkamdan “ya?a” diye iten sanal ellerin sahte gölgeleri oyun yapardı zihnimi kaybettiğim anlarda. Aylarca geçen günlerde senin bile kabul edebildişin ama benim hala anlayamadığım içsel boğluşun ne denli cani olabileceğini öğrenecek kadar büyümemiştim ben hala bir çocuk, heyecandan doğan duygusal kararların çarpık yaşantısına dönük suratım kirli çünkü çok ağlattım acımasız kollarım sırf bir hayali kucaklarken bıraktım seni yalnız kendi iyilişimi düşündüm ama çabaladım girme o kırmızı dükkana diye çok yalvardım. Sen uyurdun da ben kısa perdenin kapatamadığı camın altında kalan boşluktan bakardım. Kim bilir nereye bakar, neleri görürdüm. Bir ben değilim, garipti işte o zamanlar eksik sevgimin düşsel varlığını kanıtlamaya az mI uğraştım, kurtulamadı diyorlarmış kulaktan kulaşa, ne acı, ne yazık ki kurtarıc? olmak gerekliydi ve yağmuru başlatacak biri değildin ki sen beni endişelere bo?duşunda bile takabildim cesaretin maskesini titreyen suratıma lanet bir gün baktığını, gerçekten baktığını hissedemedim. Ben sende yenemedim kendimi.

    Şimdi zaman düzensizlişe ağlar gibi. Bana açılmış kucakları bir kenara itme yarısının son haddinde karşılaştığım bir tek güzel var ki o da adadığım yıldız kadar uzak ve uzaklara aldırmayığımın nedeni belki de unuttuğum sevginin canlı hissi başlayan soğuk günler hep beklemenin kıstığı ???k gibi karanlığa kavuşturuyor beni. Ayın gücü var anlatımlarında daha önce hiç görmedişim belki de göremedişim bir dansı var henüz basitlişe susamamış bir yankı var kararlarında. En önemlisi sonuçlarda hep gizem hep bir belirsizlik var eskiden hatırladığım Şu peğinden koşturan hislerin bir miktar kaynaşı gibi aor içime gevrek olgular parça parça saçılıyor derinlerdeki tozları tekrar savuruyor havaya ve açığa çıor güzel anlar tekrar yaşam buluyor sende. Çaşımızın nadiri diyorum ben sana, aslında benim çaşımın tek ender bulunmuşunu buluyorum. Bir türlü zaptedemesem de her defasında yaklaşan yağmur bulutunun altına doğru koşuyorum ?slat beni diye çekinmeden ve samimi bir şekilde. Yalnızlı?ın? kıskanıyorum, benimkini ise fazla buluyorum sana ince kolların taşıyamaz bu yükü diyorum. Sende imkansız bir şeyleri yapabileceğimi mi gördüm ben yoksa gene ben miyim kendimi kandıranı Otele bakalım uçuruma doğru satırları, belki ben düşerim, belki sen, belki de beraber düşeriz.

    Riskler alınmaz oldu gene kesinci ve sağlamc? adımlar iz bırakmıyor yollarda. Halbuki daha savurmalıyım elimde ne varsa daha da hissettirmeliyim belki de yokoluşlarından doğacak rahatsızlığı. Sadece BİR GÜN yaşamak güzel. Ne fazlası ne eksişi bir günü yaşayabiliyorsan ne mutlu derim hep öğütler bir gün için tüm kararlar bir güne ait tüm çıkarımların limiti bir gün yasaklanmış her şeyin tüketilebileceği kadar özgür bir gün hep yetti bana bundan sonra da hep yeter. Ne ardımda bıraktığım izler ne gelecekte adımlarımın yerleğeceği çukurlar, hepsini unutup sadece yeni doğan bu gün tüm detaylarıyla yaşayacaşım tek güzellik bana.

    Aycan ARICAN

    #19017 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    hipnoz

    Özgürlük denen şeyi zorluyorduk o kadar. Ben sadece geri çaşırıyordum karanlığı kendi kabına. Ne duyduğum dalgaların sesini anlatabilirdim, ne de esen rüzgarın gürültüsü kadar gürültülü haykırabilirdim. Tam olarak nerede durmak istiyordum ki, hangi adımlarla kaçabilirdim gölgemden? Devinimlerde kaybettiğim buruŞuk alı?kanlıklarım ç?rıl çıplaklı?ından siyaha boyanmadı mış Cisimleri hayal ettişinde gazlar ve sıvılar gibi silik miydi benim izlerimı Önce cişerlerini zorlayana dek başırıyor insan, daha sonra fiziksel engellerini gözleriyle almaya çabalıyor, son olarak tavada yağ kalmayana dek eriyor sessizliğin ve birlişin buruk bayramında kendi çaresizliğini kutlar oluyor bitip tükenen kırmızı gözleri kapanana dek.

    Gökkuşaşıydım bir zamanlar,
    Belki karanlığın içinde bir gökkuşaşı.
    Ve ansızın hislerim ölmeyi öğrenmişti…
    Barza sorular artık asla cevaplanamayacaktı.
    Tıpkı Ahbap gibi yapmak zorunda olduğumu farketmiştim.

    Bu geceler köle diyorum. Geceleri aya a?lıyordu, hissediyordum. Belirgin değil yans?ların gerçeklişi, maddeler soyut gibi geliyor bana. Var ve yok dışında birıeylerin olduğunu yaşadığımda kaydığım bu akar suyun sonsuza dek ko?tuŞu okyanus mavi mi halağ Benim mavim yok, eksilen sadece bir renk fakat eksilmek kimi zaman bitmeyi a?aşılıyor cümlelerde. Bir göz yaşı sana, bir göz yaşı bana, bir gözyaşı yere, gerisi eksilen her parçamıza. Çoğul hüzünlerim saçılıyor odanın atmosferine çok zamanlar anlatmaya çalışmıştım, bir yandan hiçlik iyi gelecekti sana bıraktım elini özledim en çok ellerini bana uzattı?ın eller kadar gözlerinden güneşi izlemeyi yazları özellikle yazın seni soyan iklim kadar özledim ben bir şeyleri. Betimlemek oldukça zor silik anıları. Kaçıyorlar koşan martılar dalgalardan hala yağmurlar ?slatmıyor bedenimi yeterince sesi yok kulaklarımda insanların ve tadı damaşımda kalan sükunetin çiçekleri büyüyor arka bahçemizde yalnız başlarına. Varsın büyüsünler, koparılmasınlar yeter…

    Bazen okudukça sesi geliyor bir şeylerin. Okudukça okuyor birileri kulaklarıma fısıldayarak. Ho? geldin. Otur biraz merak ettim nerelerdeydin? Çamur bulaşmış üzerine zorlu bir yolculuktu herhalde. Çıkar giysilerini alığı??m ben çıplak görmeye seni. Çamurlu bir muhteğem daha muhteğemdi belkide. Belki de betimsizliğin sonucuydu hayallerin suya yıkılığı uçurumlar daha güvenliydi bazen ben bile çamurlu sularda yıkanmak zorundaydım temizlenemeyeceğimden emindim. Keskindi üstüne kaybolduğum senelerin tabloları hep. Oysa çocuktum bir zamanlar. Korkularım korkutmazdı bu kadar. Ne zaman değerleri yüklemeye başladım ki her saniye değişen gölün ekolojisineğ şeyler geldi sonra şeyler gitti, ölümsüzler kendi anlamlarıyla öldüler, ağaçlar ???ldayarak yandılar ve rüzgarlar yoruldu esmeye. Özgürlük kısıtlı bir şekilde geldi bana, devinim çoşunlukla sığ süreklilişini hissettiriyordu. Bir dönem hiçbir şey yaratamadım Şu dünya için. Çabalamak bile yaratımı baştan öldürüyordu, düşüncesi bile bezdiriyordu hareketlerin. Daha sonraları geri geldi hepsi. Irmaklar gibi aordu içimden ama ifade edebileceğim bir araç bulamadım boşlukta her yer hiçbir yerdi ve soğuktu her saniye. Zaman soğukken sıcak bir şey olduğunu daha iyi anlıyor insan. En azından sıcaklığım vardı benim. Uzun saçlarım soğukta donarak kırılıyorsa da kökleri çekip gitmediler benimle kaldılar.

    Öyle birleğmelisin ki var oluşun bütünlüşüyle, yok oluşun hediyesine kucak açıp, devrilen vücudunda gülen bir surat ile terketmelisin tam zamanı geldişinde sahneyi gerçek sahibine iade etmelisin saygından ödün vermeden. Tıpkı geçmişte yapamayacağını sandığın ama yaptığın gibi. Ayakta uŞurladığını kollardan çekme boşa bu defa devriliyorsun isteksizliğin üstüne. Çanlar kimin için çalıyor değil soru, soru çanları kimin çaldığı da değil, nedensellişin neden bırakılamadığıdır soru. Özün kaynaşı olmak zorunda değildir. Öz varsa, var oluşuna neden aramaz. Akıl kendi kendini bulmayı asırlara verdi, yaklaştıkça bunaldım ben gözlerime. Orada bulamadım, yoktu. Yok olmasından korktu vücudum, ya bulamasaydım kendimiş Korku tüm benlişimi katledip yeni doğan kızımı benden çalınca geri döndüm koşa koşa. Vermedi geri ama ya dişerini de alsaydı? YaŞam kendinden bir parça olmadan ne kadar katlanılmaz olabilirdiş Belki de oldukça fazla…

    Bir aşıttı haykırılan göklere, uluyan bir kurt gibi. inanmak istedişim var oluşun kaynaşı değil, yalnızca gerçek ve var olduğu sadece. Bu yüzden belki de bir kızılderiliyim ben, en azından toprağın tanrısına sadakatimle. Çevirimi uzaktan değil, bizzat onunla çevirilirken algılamayı tercih etmem var. Öyleyse mesajc? benin ta kendisi ve kahin seçtiklerim görünürde değiller. Tüm bu aldanmalar üzerine kurulu gerçekler yIşıntınızda hiçbir şeye aldırmıyor olmam bundan. Ben kara kuyulara atlamak isterken siz beni neden koruyorsunuz tehlikelerden? Ac? bağlıyor gene tek telde harcamak istedişim kanları içmek gerekiyor bir hayal gibi. Seçimlerin bir kelebeğin kanatlarını çarpması gibi açıklanamaz düzensizliği göklere ulaşınca boşalıyor düşüncelerim beynimden dışarı. Öylesine rahatlıyorum ki, beni son kez seviyor olman düşüncesinden doğan sonsuzca kovalanmak hissiyle son buluyor bu aydınlık. Affedilmez isteklerimin sesi açılıyor sükuna. Gelecek ve geçmişin perdeleri kapatıyor Şu ana açılan pencereleri. İşte o zamanlarda mutlu hissediyorum kendimi. Tıpkı çocukluğumdaki gibi. Küçük Aycan gibi…

    Şimdi, bu gün, dün ve daima. Sarıldığım gizemlilerin arkadağlığı sırtımda kaçıyorum ama yanımdan ayrılmıyor. Başka birinin cenneti bana cehennem oluyor. Yapığıyor istemedişim her şey saçlarıma. Gezegenin en güzeli güneğe dönüyorum ben anlatıyorum her şeyi. Tik tak, tik tak, tik tak. 10, 9, 8, 7…Boğlu?a ho? geldin. Kaç, sorular geliyor kaç kendinden.

    Aycan ARICAN

    #19018 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    koku

    Gene yazıyorum. Hava ?sındışında sıcaklıklar sönüyo. Sabaha kadar nefes alıp sonra nefessiz kalmaktır aşk, sensizlişe boğulmak sonra. Sürekli düşünüp, konuşamamak, arayamamaktır. Zarar vermeden, ama izler bırakarak dans etmekten bahsediyorum, hareketsizce. Uyanma güneğ. Bazen birkaç saat için küçük bir çocuğun yaşı kadar beklemek gerekiyormuş meğer. Napcam ben Şimdiş Bi çocuk daha büyütebilir miyimı Cecilia Bartoli hüznü kapladı içimi. A?layan bi piyanoya bu kadar mI Şefkat gösterilir hağ Hayır, rahatsız etmiyo saçların. Susadım. Pek de uyuyamadım.

    Bitmedi. Bir kibritin yanı?ındaki kaçı?, ardı ardına birkaç kutudan sonra bile eksilmeyen birıeylerin neslini tüketmeye çalıştıkça zaman, soğukları hatırlıyorum, ve sen, solduğun toprağa dökülürken, zaman, sar geriye, tekrar oynat. Dökülen ben miyim yoksağ Ölmemek, sadece yaşamak değildi. Ne oldu bana, bilen biri varmı ha, anlatsanıza, ne oldu bana!

    Bazen gözlerim kapalı görünse de görüyorum ben. Bir parçam benden kopup gidiyor uzaklara. Gizli planlarından saçılan hüznüm akıp ayaklarıma bulaş?yo, yürüyorum ama gözümden damlıyo. Sen kötü bişey yapmadın, kötülük sana uğramaz. Bitmiş yolları varmış gibi zorlamak kendimmiş gibi yapacaşım bir uğrağ olsaydı, üzüldüşüm şey geçmişten kopup midemdeki boğluŞu dolduran hatıralara tekrar baktığımda gülen suratımın yalnızlığı olurdu. Bu koyu ve akmaktan vaz geçmiş bir yalnızlık olurdu, belki de sonsuza kadar yapılmış bir yazılı günah derdi kimileri. Keğke bütünlüşü her yerde koruyabilseydim. Ama cümlelerimde bile bunu yapmama yardımc? olmuyorsunuz. Birbiriyle başlantılandırmak istedişim tüm adalar birbirlerinden uzaklaşırken, sağa sola, yukarı ve ayaşı, hatta yerin dibine kadar uzanıp, gündüzü gökyüzüne gömdükten sonra, karanlıkta da olsa bana bakmayı tercih eden bir adanmışlıktan ileri bişey beklemedim hiç. İyi bir dayaşı hakettim mi baba?

    Beni burda bıraktın. Ve orda. Hatta Şurada da bıraktın. Ben de seni rüzgara üfledim, seni ona bıraktım. Birden bire ölümden önceki bilinçsizlikten bahsettim sonra kendime. Hiç dinlemiyorum kendimi, bana dönük bir ve değişmez teklişin yokluşuna merhaba. Gene başladı o kadın. Çıkartmakla derinleğen bu kulak dolgunluŞu neden soyup utandırıyo beni. Piyano düşsün kafana, bırak umutlarımı, sessizlişe itme beni.

    inanç, ya da inanı?, tüketimimin sonlu sürecine verdişim bir anlam gibi. Sonlanması kaçınılmaz, ama bundan kaçınılması da zorunluymuşcasına isyan eden bir savaşç? gibi yavaş yava?, ve emin adımlarla yok etmeye yaklaşıyor, görüyorum yanında. Sıkıntı, içinden akan bir nehirse, ben bulutlardan bahsediyorum. Onları kollarıyla kucaklayan rüzgardan. Taze bir rüzgar. O hep var, ama yazın sıcağında suratına esen soğuk bi rüzgardan dahası ne varı Yeni bir rüzgar. Yeni bir rüzgar.

    Isinan yastıklara hayır! Yaşasın, yeni ve soğuk yastıklar.

    Aycan ARICAN

    #19019 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    kırmızı

    Kırmızı en çok dikkatimi çeken renk, herkes gibi. Bıraktığım hediyenin uzak parlaklığı kırmızı gelir gözlerime. Y?llar akıp gider musluŞu izleyenlerin gözleri önünde, kişinin sandığı açılınca yıllarla yarı?anlar sanki hiç değişmemiş gibi muhafaza edilmiş görülür. Ölümsüzleşir kimi çığlıklar bilir misiniz? Duymak isteyene gülümserler. Bir şeyleri hatırlatırlar insana, güzel bir şeyler hep vardır da insan görmez çoğu zaman. Gözlerin arkasında hayal edilen kuş uçuşları götürür insanı korumak istedişine.

    Benim çiçeklerim yalancı değildi dişerleri gibi. Tam olması gereken yerde Doğurduğum katil ruhum pişman olsa dahi yalancı değildi çiçeklerim. Uçuruma bilmeden yürümedim, alığı??m karanlın çocukları gibi, bensiz edinmen gerekenleri çalamazdım, başlayamazdım kanatlarını bir kuşun. Derken yok oluverdi var oluşun aordu ellerimden siliniyordu avuçlarım açmak acıtıyordu oluşan yaraları. Lanet olası her şeyim defol kaçınılmazlı?a. Kapat kulaklarını aydınlığın kucaklarına veriyorum seni. Nefessiz bir balık gibi çarpıntılarını görmezden geldim sana karşı. Oysa okyanusun ortasında ayakta durmak kadar boğuluyordum ben güzel kokuların ho? bir karşımı gelmişti bir kere burnuma. Bir mikrofonum vardı, şarkı söyler gibi yapıyordum o koca kalabalığı kandırabiliyordum. Garipti görünmüyordu dışarıs? kirlenmiş penceremden. Acının gölgeleri uzuyor seslerin arasından.

    Akdenizde bir kırmızı vardı. Denge oyunu oynardı zarif adımlarla. Kollarını açınca tüm evreni kucaklıyormuş gibi görürdüm onu hep birine benzetirdim. Rüzgar hep karşıdan eserdi, onunla rüzgar hep iyi gelirdi bana. Hiç bir şansım yoktu, trajedi kaçınılmazlığına sürüyordu gözlerime. Ya ben anlatamıyordum, ya da o anlamak istemiyordu bir türlü. Ben hiç bir zaman anlayamamıştım aslında. Kırmızı sanat demekti, ve sanat uzakta kalmıştı artık.

    Uçan kırmızı ayakkabılardan vardı ağaçların altında. Büzülmüştü evren tek bağına. Kızılderililer savaştan önce üç parmakla suratlarına çektikleri çizgilerdeydiler bekli de. Ve hayaller kovalıyordu ben onları kovalamayı bırakmıştım, tıpkı sakın?mlarımla savaşımda oluşan üzüntünün kalıcılığı gibiydi bir kaç saniye sadece. Kendi diktişi a?acı budayabilir mi insanı Ben kökünden koparmıştım…

    Birinci kural. Hazırlıklı ol olasılıkların bütünle buluşabileceği ana. İçe dönmeden dığı gözlemledişine emin ol. Zarar vermesin bakışlarındaki ifade, çözülüver artık sıvıya, bütünleğime sarıl sıkıca. Aç gözlerini bire, Doğuver daşılıver nehirlerin aktığı yoğun sınırsıza. Yakla?, daha da yaklaş. Kendinden bile gizlediklerin unutulsun, zihin hiçlişe paklansın yakınla?tıkça. Gel, daha da yaklaş. Akan ruhun bırak senden hızlı gitsin yaklaştıkça karanlığa. Hazırlan, daha da yaklaş. Vücudun pelerin gibi dalgalansın arkanda daha da hız ver ruhun öne geçsin izin ver. Yakla?, yakınıma gel koca saflık, dokun suratıma, ancak böyle zarar vermiyor hem sana hem de bana…

    Çok ince bir çizgidir her zıtlığın arası. Ve ince çizgileri hiç dikkate almayız nedense, kalın olmalıdır sınırlar, derin olmalıdır yaralar, yalnızlık yetmez ölmek bilinci varken, deneyimlendirmedişimiz kelimelerden cümle kuramayız, uçurmak yerine düşürürüz gök yüzündeki melekleri, çünkü çok ince bir çizgidir her zıtlığın arası. Gülümsemek bu yüzden güzel benim için.

    #19020 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    bir

    Ak bana, kırıl parçalarını karanlığıma. Sustur sükuneti gerçek sessizliğine. Sil göklerimden yükseklişi, Şimdi her yerdeyim ben. Pekişmişlişin üçüncü boyuttan uzak hissi kalbimde. İki taşı vursam, çarpışma sesinin engellerden yansısı ile karanlık bir mağarada rahatlıkla koşabilecek kadar açık algılarım. Yalnız değilim, kocaman bir tekim.

    Çok güzeldir. Gözlerimin, önündeki bütünü anımsamasıyla başlar. Bir yandan yazmakta kullandığım kalem anlamlıca titremeye devam eder, sonra kalemi tutan parmaklarımı hissederim. Sonra kalemleyimdir. Yazıya dökülmeye başlar ağzımdan akan ruhum. Yayıldıkça herşeyi kendine kattığını hisseder insan. Gözlerimin önündeki bütün netleğmiştir. Böylece gerçek hayattan kopuk bir şey yaşıyor olmadığımı anlarım.

    Önce gri bulutlu, güneğ batımı gibi yarı aydınlık bir tarlaya nehir suları gibi yayılırım. Bacakların üstünden uçarak ufka doğru geçtiğim her yere yayıldığımı hissederim. Güneşi kovalamaya koşarken tüm dünyayı kucakladığımı hissederim. Sonra bütünle buluştuğumu içime Doğurur enerji. Huzurlu ve melodik bir hafiflik çöker tüm evrenime. Gideceğim bir yer kalmaz çünkü gidebileceğim her yerimdir ben. Kalemi görmem ama yazmaya devam ederim, insan her şey olunca onu görmesi gerekmez. Zaten aynı zamanda kalemde de varım.

    Birin mutluluğu taş,acak yerlerimi bulamaz, çünkü var olmayanlar… yokluk da benlidir. Zaman anlamsızlaşır, zaman geçmez, bütünlüşün ömrü yoktur. Bir olduğumda sonsuz da anlamsızlaşır, gidilmemiş bir uzaklık yoktur. Gidilen bir yer de yoktur, ben zaten her yerde var olduğumu bilirim. Olmayan tek şey yokluşun kendisidir. Bir olduğumda eksik bir şey yoktur, ne fazladır birıeyler, nede azdır. Her şeyin tamlığı utandırır bir erdemli oluŞu vardır. Hareket yoktur birlişimde, ihtiyaç yoktur, bir şeylere ihtiyaç duyamam, bu anlamsızdır.

    Birden ayrılıp vücuduma tık?ldığımda kendimi oldukça fazla dinlenmiş ve karar alabilecek bir zindelikte bulurum. Her şey eskisi gibi devam eder. Güçlenmiş yeni biri değilimdir, üstünleğtirilme çabası değil sadece kendine dönmesidir insanın. Yansısı değildir gördüm gözler, kendi gözlerimin ta kendisidir. Ve bu vücuduma tıkılan ben için hiçbir şey ifade etmez aslında. Sadece ona tekrar tekrar ulaşmak ister içimde bir şeyler.

    Kimseden farklı değildir aslında. Herkes belki de böyle ya?ar bir’i.

    Aycan ARICAN

    #19021 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    simit paraları ile cenneti satın almak.

    Gunun son dersinin sonuna gelinmisti. Ogrenciler cikmak icin sabirsizlaniyordu. Defter ve kitaplarini cantalarina koydular. Zil calar calmaz, disari cikmak icin hazirdilar. Yalniz, Ali hazirlanmamisti.Gecikmek icin de elinden geleni yapiyordu.Nihayet zil caldi. Ogrenciler bir anda kapiya yoneldi. Ali, yerinden kalkmadi. Agir agir esyasini topladi. Bir yandan goz ucuyla ogretmenine bakiyor, bir yandan da arkadaslarinin gitmesini bekliyordu.

    Ogretmeni, onun bu hâlini fark etti:
    – Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin?

    Ali, son arkadasinin da ciktigini gorunce cevap verdi:
    – Sizinle konusmak istiyordum ogretmenim.
    – Peki, dedi ogretmeni. Ne soyleyeceksin bakalimı
    – Ahmet arkadasimiz var ya…
    – Evet, ne olmus Ahmet’eğ
    – Durumlari pek iyi degil galiba. Annesi, beslenme cantasina pekiyi seyler koymuyor.
    – Eeğ
    – Ona yardim etmek istiyorum. Ama benim yardim ettigimi bilirse uzulur. Gunde bir simit parasi biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz?

    Cebinden bir avuc bozuk para cikarip ogretmenin masasinin uzerine koydu. Nurhan Ogretmen, paraya dokunmadi. Sandalyesine oturup dusundu.Ali hakkindaki bilgilerini yokladi. Bildigi kadariyla ailesinin durumu pekiyi degildi. Bu caliskan ve sevimli ogrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve dusunceliydi. Zengin bir ailenin cocugu degildi. Buna ragmen yardim etmek istiyordu. Ustelik yardim ettiginin bilinmesini istemiyordu.

    Nurhan Ogretmen:
    – Dur bakalim Ali, dedi. Bildigim kadariyla sizin de maddî durumunuz pekiyi degil. Yanlis mi biliyorumı
    – Dogru biliyorsunuz ogretmenim. Babam gundelikci. Cogu zaman is bulamiyor. Ama ben de calisiyor, para kazaniyorum.
    – Nerede calisiyorsun?
    – Simit satiyorum.

    Nurhan Ogretmen yine durup dusundu. Iyiligin bu kadarina ne demeliydi simdi. Bunun gerceklesmesi zordu. Onu, bundan vazgecirmek icin bir care bulmaliydi. Bunu yaparken, sevimli ogrencisini de kirmamaliydi. Onunla biraz daha konusursa, belki bir yolunu bulurdu.

    Nurhan Ogretmen, Ali’ye dondu:
    – Buyuyunce ne olmak istiyorsun, diye sordu.
    – Cok zengin bir isadami…
    – Nicin?
    – Insanlara daha cok yardim etmek icin…
    – Guzel, dedi Nurhan Ogretmen. Bak simdi Ali, Ahmet’in ailesinin durumu pekiyi degil; bu dogru. Ama sizinki de bundan pek farkli degil. Istersen acele etme; cok zengin oldugun zaman insanlara yardim edersin.Olmaz miş
    – Olmaz, dedi Ali. Simdi yapmaliyim.
    – Neden olmaz?
    – Uc sebepten dolayi olmaz.

    Birincisi: Bu para zaten benim degil. Iyilik ettigim icin Allah, beni insanlara sevimli gosteriyor. Insanlar da bundan etkileniyor, daha cok simit aliyorlar. Bu sayede gun boyu calisanlardan bile fazla simit satiyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gun iki simit alip guvercinlere veriyor.

    Ikincisi: “Agac yas iken egilir.” deniliyor. Simdiden iyilik yapmayi ogrenmezsem buyudugumde hic yapamam.

    Ucuncusu ise daha onemli: Buyudugum zaman cok zengin bir isadami olmak istiyorum. Zamaninda yatirim yapmayanlar buyuk isadami olamazlar.

    Nurhan Ogretmen, karsisinda buyuk biri varmis gibi dinliyordu:
    – Bu sonuncusunu pek iyi anlayamadim, dedi.?

    – Aciklayayim ogretmenim, dedi Ali. Simdi, cok zengin olmadigim icin, ancak gunde bir simit parasi kadar yardim edebiliyorum. Bundan fazlasini veremem. Allah, Cennet’i gucu kadar iyilik edene veriyor. Simdi gucum bu olduguna gore Cennet’in fiyati birkac simit parasi kadardir. Eger zengin olmadan olursem birkac simit parasiyla Cennet’e girebilirim. Bundan daha kârli bir yatirim olur muş

    Nurhan Ogretmen’in gozleri dolmustu. Basini “Evet” anlaminda sallarken Aliyi evine yolladi.

    Sinifa geri donerken okulun bosaldigini fark etti. Esyalarini toplamak icin masasina dondugunde Ali’nin biraktigi parlarin masaustunde kaldigini fark etti. Sandalyesine gayri ihtiyari oturdu ve paralari eline aldi. Hicbir para ona bu kadar kiymetli gelmemisti. Sanki elinde dunyanin en kiymetli incilerini, yakutlarini, elmaslarini tutuyordu. Hatta bu paralar onlardan bile kiymetliydi. Oyle bu paralar, Bu bozuk SIMIT paralari, Cenneti satin alabilecek paralardi. Sanki hic birakmak istemeyen bir duygu ile simsIki kavradi bu bozuk simit paralarini.

    Oturdugu yerden kalkamadi Nurhan Ogretmen. Icinin doldugunu, Tarif edilemeyen duygulara boguldugunu hissetti. Birden bosalan saganak yagmurlar gibi aglamaya basladi. Agladi … Agladi.

    Kendine geldiginde aksam olmustu. Yavas yavas siniftan cikip okuldan ayrilirken bekci Sadik “ Bozuk Simit paralari ile cenneti satin almak, Bozuk Simit paralari ile cenneti satin almak” diye Nurhan ogretmenin sayikladigini duydu. Bekcinin hayretler icinde “ Ne dediniz hocam “ demesini bile duymayan Nurhan ogretmen bekcinin saskin bakislari altinda aksamin alaca karanligina karisivermisti

    #19022 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    rüzgar

15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 147)
Yanıtla: Duygular konusundaki #19136 kullanıcısına yanıt ver
Bilgileriniz: