Edebiyat Kulübü

Duygular

Etiket: 

15 yazı görüntüleniyor - 121 ile 135 arası (toplam 147)
  • Yazar
    Yazılar
  • #19113 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Sevgi Uygulamaları

    Sevgi vasıtasını kullanarak tıkanıklıkları açmak ve hatta yepyeni bir hayatı sıfırdan yaratmak için sevgi uygulamalarını hayata indirmek zorundayız. Sevgi uygulaması kendi kendimize vereceğimiz sevgi dolu telkinlere her gün belli bir zamanı ayırmak şeklinde yapılabileceği gibi, dış ortamdaki çeşitli problemlere karşı bir yaklaşım tarzı olarak da yapılabilir.

    Sevgi, “yargılamak yerine anlamak” demektir. Hissettiği eksikliği dışarıya uyumsuzluk olarak yansıtan birine karşı bir değişiklik yapıp öfke yerine beklenmedik bir sevgi tavrıyla yanıt versek neler olabilir bir düşünelim… İçimizde bunu zayıflık olarak görenler olabilecektir oysa sevgi göstermek zayıflığın değil güçlülüğün göstergesidir. Örneğin diyelim ki işyerimizdeki her gün karşı karşıya olduğumuz, birlikte çalıştığımız bir arkadaşımız var ve kendini bazı konularda eksik hissettiği için mütemadiyen açık bir şekilde sorun çıkarıcı, engelleyici bir tavır içine giriyor… Böyle kişilere karşı genelde ilk tavrımız suçlamak olur. Bize karşı şöyle ya da böyle davrandıkları için hiç düşünmeden yargılamaya yöneliriz ve sonuç giderek artan sorunlar, aksayan işler, giderek daha çok tıkanan ilişkiler olur. Hiçbirimiz kişisel olarak böyle yargılayıcı bir tavırdan fayda göremeyeceğimiz gibi bu durumda kollektif şuura da eklediğimiz yegane enerji öfke, suçlama, nefret gibi negatif enerjiler olacak ve elbette bunun “Sebep-Sonuç Yasası” gereği bize geri yansımaları da olacaktır. Oysa içinde bulunduğumuz gezegen yeterince negatif enerjiyi zaten barındırıyor, bunu artırmak yerine pozitifle dengeleme yoluna gitmek daha olumlu bir tavır olmaz mı? İşte bunu yapmak adına kullanabileceğimiz en değerli araçlardan biri de “sevgi vasıtasıdır”.

    #19114 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Sevginin Enerji Deneyi İle Test Edilmesi

    Hayatımıza sevgiyle yön vermenin önemini açıklamak için Japon araştırmacı Masaru Emoto’nun su molekülleri üzerine olan çalışması örnek gösterilebilir. Emoto, insan bedeninin ve dünyamızın yüzde yetmişten fazlasının sudan oluştuğunu belirterek su moleküllerinin insanlardan yayılan titreşimsel enerjiyle, düşünceleriyle, sözleriyle ve müzikle nasıl şekil değiştirdiğini gösteren bir çalışma yaptı. Emoto’ya göre insan bir süngere benzer ve suyu tutan trilyonlarca hücreyi barındırır. Dolayısıyla da hayatımızın kaliteli oluşu suyun kaliteli oluşuyla doğrudan orantılıdır. Su oldukça kolay şekil alabilen bir maddedir. Şekli, içinde bunduğu ortama göre kolaylıkla uyumlandığı gibi moleküler yapısı da bulunduğu ortamın enerjisine veya titreşim seviyesine göre değişim gösterir. Dolayısıyla su içinde bulunduğu ortamı hem görsel olarak hem de molekül yapısıyla gösterecektir. Araştırmacı Emoto, sudaki bu değişimleri fotografik bazı tekniklerle görüntülemeyi başararak, farklı enerjiler taşıyan sözleri bir banda kaydedip tüm gece boyunca birer şişe suya bunları dinletmiş.

    Su Moleküllerinin Kendisine Yüklenen Enerjiye Göre Aldığı Biçim

    Adolph Hitler isminin tekrarlandığı şişedeki su moleküllerinin aldığı biçim

    “Beni hasta ediyorsun, seni öldüreceğim” sözlerinin dinletildiği şişedeki su moleküllerinin aldığı biçim

    “Teşekkür ederim” sözlerini dinleyen moleküllerin aldığı form

    “Sevgi ve takdir” kelimelerinin dinletildiği şişelerdeki suların aldığı form.

    Fujiwara Barajı-Duadan Önce

    Fujiwara Barajı-Duadan Sonra

    Bu fotoğraflar suyun ya da maddenin duygu ve düşüncelerimize aslında ne kadar duyarlı olduğunun, aynı zamanda tavırlarımızla ve duygularımızla kendimizi ve dünyamızı da nasıl şekillendirdiğimizin de kanıtı. Sevgi dolu yönelimler, sevgi enerjisi her şeyi güzelleştirirken nefret ve yıkım içeren duygu ve sözler çirkinleşmeye ve muhtemelen devamında da hastalıklara yol açabiliyor. Bizler de kendi hayatlarımızda bu deneyin olumlu yanını uygulamakla herhangi bir kayıp yaşamayız. İsterseniz bir deney yapalım ve sevgi enerjisinin etrafımızı ve kendimizi nasıl etkilediğini ölçelim. Her gün kendimize “seni seviyorum” diyelim, ağrıyan kolumuza, midemize düzenli olarak “seni seviyorum” diyelim. Etrafımızdaki insanlara “seni anlıyorum” “sen güzelsin” diyelim. Bir süre bunu durmaksızın tekrarlayalım. Sonuçları bizi ve çevremizdekileri nasıl şekillendiriyor birlikte inceleyelim ne dersiniz?

    #19115 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Aşka Dair

    Geçenlerde okuduğum bir yazıda yazarın günümüzdeki aşk anlayışını nasıl tarif ettiğini görünce tebssüm etmeden geçemedim.Okuduklarımı sizlerle paylaşmak istedim.Şöyle diyordu yazar:

    21. yy da Mecnun yaşasaydı,çöller yerine loş ışıklı,desibeli yüksek, gürültü kirliliği içinde boya küpüne düşmüş, maskenin ardına gizlenmiş ve yüzündeki tebessümün kıyafetini karanlık mekanların kalabalık yanlızlığında yaşarken bulunca, Leyla’yı ne yapardı dersiniz?

    Peki ya Leyla,sevgiye dair sorular mı yöneltirdi yoksa üstü açık bir arabası, yatı, katı, yazlığı, kışlığı, muhabbet kuşu vs. olup olmadığına dair sorular mı sorardı? ‘seni seviyorum’ yalanını söyleyerek birkaç yıl veya birkaç ay, unutamadığı adama geri dönüp, Mecnun’u bir gönül eğlencesinden farksız görüp son kullanma tarihi geçince o unutamadığı adama varıp, onunla ihanet mi ederdi?Anlayacağı tek birşey olurdu Mecnun’un;Leyla her şeyiyle Lela değildir artık ve zamanda değişmiştir Leyla ile birlikte…Şimdi Leyla’nın düşündüğü tek birşey vardır,

    Sevda’nın sosyetik  elbisesinden daha güzelini almak…

    Ferhat mı? imaj değiştirdi, Şirin’i unuttu.Bir gece kulübünde eğlenirken başkasını buldu.Kerem Aslı’dan bir ihanet sonucu ayrıldı..İlişkilerimize ne oldu?

    Efendim…

    Aşk mı..? O da ne..?

    Oysa ben yazarın bu düşüncelerine katılmıyorum.Niye mi?

    Dünya yaratılmadan önce iyi ve kötü huylar ne yapacaklarını bilmez vaziyette dolanıyormuş.Bir gün toplanmışlar ve  her zamankinden daha fazla canları sıkkın oturuyorlarken;Saflık ortaya bir fikir atmış:”neden saklambaç oynamıyoruz?”.. Hepsi bu fikri beğenmiş.Çılgınlık bağırmış.”ben ebe olmak ve saymak istiyorum”…

    Başka hiç kimse çılgınlığı arayacak kadar çılgın olmadığı için Çılgınlık bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış.1-2-3…

    Şefkat Ay’ın boynuzuna asılmış; İhanet çöp yığınının içine girmiş; Sevgi bulutların arasına kıvrılmış; Yalan bir taşın altına saklanacağını söylemiş ama  yalan söylemiş çünkü gölün altına saklanmış; Tutku dünyanın merkezine gitmiş; Para hırsı bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış. Aşk;kararsız olduğu gibi nereye saklanacağınıda bilmiyormuş.(Aşkı saklamak zordur) ve çılgınlık 100’ü saydığı anda; Aşk sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış…

    Ve çılgınlık bağırmış..”Önüm arkam sağım solum sobe geliyorum!” İlk önce tembelliği görmüş çünkü saklanacak enerjisi yokmuş.Çılgınlık herkesi teker teker bylmuş.sadece biri hariç.Umutsuzluğa kapılan çılgınlığın kulağına Haset fısıldamış:”Aşkı bulamıyorsun çünkü o güllerin arasında saklanıyor.”

    Çılgınlık çatal şeklinde bir sopa almış ve güllerin arasına sallamış ta ki yürek burkan bir haykırışonu durdurana kadar.Aşkın parmaklarıyla kapadığı yüzünden sicim gibi kan akıyormuş.Çılgınlık Aşkı bulayım derken heyecandan Aşkın gözlerini kör etmiş..”ne yaptım ben?!! diye bağırmış.” seni kör ettim nasıl onarabilirim? Aşk cevap vermiş:”Gözlerimi geri veremezsin.Ama benim için bir şey yapmak istersen benim klavuzum olabilirsin”.. İşte o günden sonra Aşkın gözü kördür ve Çılgınlık da her zaman onun yanındadır…

    Eminim herkes gelecekte gündelik aşkları değil  aşkın sadakatini içlerinde hissedecek.Çünkü aşkın nelere kadir olduğunu  sadece kitaplarda değil  içlerinde de yaşayacaklar.

    #19116 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Bir Anne

    Sevgili Eşim ve Çocuklarım…

    Önce çocuklarım,sizin için endişelenmemi bir türlü anlayamadınız.siz benim elmaslarımsınız.Sizler sokakta olunca sizi çalarlar, size zarar verirler diye ödüm kopuyor.

    Evde ben hep ikinci plandayım.Radyo bile benden çok dinlendi bu evde.Babanız hiçbir zaman sormadı bana bir şeyi yada sorduysa bile kendi kararını uyguladı sonunda.Siz okullu oluncaya kadar biraz sözüme dikkat ederdiniz.Ergenlikle birlikte sizde başınıza buyruk oldunuz.Benim bu hayatta karar alabildiğim tek şey,o gün ne yemek pişireceğim.Çoğu zaman sevdiniz yemeklerimi; ama onda dabirşey demediniz.Ama sevmediğiniz birşey olunca hemen anında söllediniz…

    Bir çok şeyi içime attım.Ağzıma tıkılan lafları, babanızın ve sizin hiç farkında olmadan beni küçümsemenizi,dikkate almamanızı hep içime attım.Farkında bile değildiniz beni nasıl kırdığınızın.Küçük şeyler istemiştim halbuki sizden,küçük şeler…

    Hep bağımlı oldum hayatımda.buna rağmen beni aracı yaptınız her zaman.Okumamıştım;ama bir diplomat gibi kullandınız beni  babanıza karşı…

    Yaptığım işlerin hiçbiri ama hiçbiri takdir edilmedi.Ütülü gömlekler için teşekkür edilmedi,ama ütülenmediği zaman neden  ütülü değil diye çığlıklar yükseldi.Bu hayatta  bir kere olsun takdir edilmeyi çok istedim…

    Neyse üzmeyeyim sizi daha fazla. Beni anlayın yeter.Sizden tek şey istiyorum;Bu dünya için bir çift tatlı söz, içten bir sarılma, öbür dünya içinse içten bir fatiha isterim…

    #19117 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Türk Kızları ve Ayrılma Nedenleri

    Türk kızlarının genel olarak söyledikleri ayrılma bahaneleirini hepimiz tahmin edebiliriz..bunların bir takımını sizler için bir araya getirdik..Okudukça bu durumu tam bir ironi olarak degerlendireceksiniz…

    babam duymuş
    – ee duysun daha iyiya askım şimdiden tanısın
    – olmazz bidaha dısarı cıkamam.

    – artık be…ni sevmedigini hissediyorum bilirsin kızların hisleri kuvvetlidir.
    – yaa ne alakası varr ben seni halaa seviyorum deliler gibi.
    – hayır sevmiyosun ben hissederim.

    -ilk karsılastıgımız gibi degilsin önceden benim peşimde koşardın eve kadar gelirdin şimdi noldu ayrılmalıyız demekki bişeler öldü.
    -ulan ozaman kabulet diye kosuyoduk şimdi elde ettik(mırıldanır).
    -bişeymi dedin.
    -hayır aşkımm yine gelirim bırakmaya tamam.
    -hayır hayır biraz değerimi anlarsın.

    -sen eskisi gibi bakmıyosun bana.
    -nası bakıyodum aşkım şaşımı.
    -yok yok bitti herşey.

    -yaa neden ayrılıyoz durup dururken nldukkiii?
    -ayrılmalıyız annem dedi.
    -haydaaaaaaaa.

    -bak ayrılalım ben senin iyiliğin icin istiyorum benii kaldıramazsın.
    -hayır hayır evimin kadını cocuklarımın anası olacaksın bırakmamm.

    -ayrılmalıyız.
    -yine noldu yaaaaaaw?
    -iştee bugun içimden öyle geldi.
    -hadiyaaa ben sana içimden geçenleri yapsam varyaaa ayrılamayız.
    -hönnkk ne dedinn?
    -yok bişe tamamm senin dedigin olsun. xD

    #19118 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    RENKLERİN DÜNYASI-2

    RENKLERİN DİLİ ( Kırmızı,Sarı,Mor )

    KIRMIZI

    Canlılık ve dinamizmin rengidir. Ataklık, azim ve kararlılığı ifade eder.En sıcak renk kırmızıdır. Kırmızı renk fiziksel anlamda hareketliliği, dinamizmi ve gençliği; duygusal anlamda ise mutluluğu, azim ve kararlılığı ifade eder. Bir nevi gücün ve azmin simgesidir. İnsanı harekete geçirir. Hareketliliğin ve azmin ihtiyaç duyulduğu yerlerde kırmızı kullanılması uygun olabilir. Çünkü kırmızı renk insana şevk, azim ve hareketlilik kazandırır. Bundan dolayı özellikle gençlere hitabeden ürünlerde kırmızı sıkça kullanılır.

    Kırmızının, özellikle yakın mesafelerden, fark edilmesi kolaydır. Bu nedenle, uyarı işaretlerinde genellikle kırmızı renk kullanılır. Fakat uzaklaştıkça kırmızının fark edilmesi zorlaşır. Bundan dolayı, uzak mesafelerden fark edilmesi istenen işaretler için mavi renk daha uygundur.

    Kırmızı ilk anda dikkat çekicidir, fakat uzun süre kırmızı ışığa maruz kalınırsa rahatsız ve tedirgin edici olmaya başlayabilir. İlk anda kendine çeken kırmızı, sonra kendinden uzaklaştırmaya başlayabilir.

    Kırmızı renk iştah açıcı olmasının yanında zaman kavramını da unutturmakta ve uykuyu kaçırmaktadır. Bu nedenle, özellikle yemek odalarında ya da lokantalarda tercih edilebilir. Kolay fark edilmesi, önce kendine çekmesi ve sonra uzaklaştırması fast-food türü işyerlerinde çok sık olarak kullanılmasına neden olmaktadır.

    Uzun süre kırmızıya maruz kalmak duyarsızlığa, kabalık, kızgınlık ve saldırganlığa zemin hazırlayabilir.

    Kırmızı renk tansiyonu ve kan akışını hızlandırır. İnsana hareketlilik kazandırır ve mutluluk verir. Bu özellikleri ile hüzünlü olanları neşelendirmeye yardımcı olur. Kansızlık , soğuk algınlığı ve felç gibi şikayetleri olanların tedavisini destekleyici olarak kullanılabilir. Bununla birlikte hipertansiyon, gerginlik ve yüksek ateş gibi olumsuzluklara da zemin hazırlayabilmektedir.

    Kan akışını hızlandıran ve hareketliliği teşvik eden kırmızı aynı zamanda tahrik edicidir. Bundan dolayı, özellikle çocuk

    sahibi olamayan ya da birbirine daha yakın olmak isteyen çiftler için yatak odasında ve geceliklerinde tercih edebilecekleri bir renktir.

    SARI

    En parlak ve dikkat çekici renktir. Işığın, sevincin, üretim ve verimliliğin Neşenin, zekanın, incelik ve pratikliğin ifade eder.

    İnsana sevinç ve coşku verir. İlham vericidir. Bilgiyi ve bilgeliği ifade eder.En parlak renk sarıdır. Sarı renk sıcak bir renk olmakla birlikte, yeşile kaçan tonları soğuk bir renk gibi algılanır. Bu nedenle, sarı canlılık ve neşenin rengi olduğu kadar, hüznün ve sonbaharın da rengidir. Bu iki zıt etkiyi de içinde barındırdığı için insanda duygu ve zihin karışıklığına neden olabilmektedir. Fazla ilham verici olduğu için zihin karışıklığına neden olabileceğinden çalışma odalarında kullanılması tavsiye edilmez. Ayrıca, dinlenme mekanları için de uygun bir renk değildir.

    Sarı renk aynı zamanda geçiciliği de ifade eder. Çok dikkat çekici olması ve geçiciliği ifade etmesinden dolayı taksilerde en çok kullanılan renktir.

    Sarı midenin ve sindirim sisteminin de rengidir. İştahı açar, hazımsızlığı ve sindirim sistemi rahatsızlıklarını önlemeye yardımcı olur. İştah açıcı etkisi ile özellikle iştahsız çocuklar için faydalıdır. Vücuttaki zehirli maddelerin vücuttan düzenli olarak atılmasını  kolaylaştırır ve kanı temizler.

    Sarı renk zihin faaliyetlerini arttırır ve insana cesaret verir. Bu nedenle, sorumluluk ve yönetim gerektiren işlerde başarılı olan birinin sarı rengi seviyor olmasına şaşırmamak gerekir. Sarı rengi seven insanlar ilgi çekmekten ve her şeyin kendi kontrollerinde olmasından hoşlanırlar. İşlerin kendi kontrollerinden çıkmasına ise tahammül edemezler.

    MOR

    Asalet, lüks ve itibarın rengi olmakla beraber,zenginliği, asaleti, lüksü ve ihtişamı çağrıştıran bir renktir. Özellikle

    açık tonları rahatlatıcıdır. Hayal gücünü arttırarak şevk ve ilham verir. Konsantrasyonu arttırır.Mor rengi seven insanlar genellikle, ruhsal dünyası ön planda olan, ağır başlı ve asil ruhlu kişilerdir. Duyarlılıkları fazla olduğu için sanat dallarında başarılı olma ihtimalleri daha fazladır.

    Mor renk, vücuttaki hormonları ve salgı bezlerinin çalışmasını da etkilemektedir. Özellikle sara, menenjit gibi beyin hastalıklarında tedaviyi destekler. Eklem iltihaplarına karşı faydalıdır. Ayrıca, kanı temizler ve akciğer, karaciğer, kalp ve böbreklerin çalışmasını düzenlemeye yardımcı olur.

    Mor renk, kullanıldığı tona göre farklı etkiler gösterebilir. Morun açık tonları olan lavanta, leylak gibi renkler ilham verici etkileri için çalışma odalarında tercih edilebilir. Beyinsel faaliyetleri ve sanatsal düşünceyi arttıran mor, özellikle sanatçıların çalışma ortamları için uygun olabilir.

    Mor renk, açık tonlarda ilham ve güven verici etki gösterirken, özellikle koyu tonlarda, mor rengin insanda meydana getirdiği asalet duygusu, bazı insanlarda küstahlık, kabalık ve hatta kavgacı bir yapıya da neden olabilecek şekilde etki gösterebilir. Hüzün, üzüntü ve depresyonu çağrıştıran etkileri de vardır. Özellikle koyu tonlarda, bilinçaltını etkileyerek insanda korkuya ve hüzne neden olabilen mor renk, belki de bu yüzden, intihar edenlerin en çok sevdiği renklerden biridir. Bu nedenle, depresyona yatkın kişilerin, ruhsal sorunu olanların, alkoliklerin ve madde bağımlılarının olduğu ortamlarda kullanılmamalıdır.

    #19119 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Kurban Bayramınız Kutlu Olsun

    Tüm insanlığın kurban bayramı kutlu olsun.

    #19120 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Olmasına İzin Vermek

    Yaşıyoruz işte, kısa bir söz, anladığımız kısa, aslında ne kadar uzun bir ifade. Sadece yaşamak yerine belki de cesurca bir şeyler yapmak gerek. Oysa korkmak için ne kadar da çok nedenimiz var. Güzellik, zeka, para, beceri bir sürü şey. tüm bu korkular aslında sadece bizim kafamızda ve kendi önümüze koyduğumuz engeller. Olmasına izin vermiyoruz, bir şeyleri tüm bu korkuların içinde kaçırıp gidiyoruz, korkmadan olmasına izin vermek gerek. Söylemek gerek, korkmadan, bu her kim ise. Olmasa da, içimizdeki bizi küstürmeden, sadece yaşayıp gitmeden, olmasına fırsat tanımalı, her neyse…

    #19121 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Yaşamak Üzerine

    Yaşamak, değişmek, beklentiler vs. Bir insan bu kim olursa olsun, eğer birisinden bir beklentiniz varsa, bu her kim ise,  biliyorsunuz hiç tahmin bile edemeyeceğiniz düşüncelere sahip, zorluyorsunuz, zorlamayın, istmeyin, her bir isteyiş beklenti içinde olduğunuzu belli etminiz sizin onların gözünde küçültüyor, asla büyütmüyor, açık yürekli olmak ya da ima etmek boşa.

    Eğer bir beklentiniz varsa, bunu bir pazarlığa dönüştürün ve pazarlığı kazanan her zaman daha dik duran, daha çok ihtiyacı yokmuş havası verendir. Bu her kim ise… Aksi bir durum varsa, karşıdaki ilahi bir varlik olabilir, dikkatli olun.

    En iyisi asla kim olduğunuzu belli etmeyin, bu her kim ise fark etmez.

    #19122 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Uzun Süreli İlişkiler İçin Yapmanız Gerekenler Var

    İlişkileri ayakta tutan görülmeyen ama hissedilen bazı özel nedenler vardır. Bu güzel gerekçeler geçerliliklerini yitirmeye başladıklarında ilişkiler ya sıradanlaşır ya da bitmeye mahkum olur. Peki sizin ilişkinizi ayakta tutun o görünmeyen küçük sır ne? Bu arada size küçük bir sır da bizden, testimizin bilimsel bir özelliği yoktur.

    Buradan testi çözebilirsiniz.

    #19123 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Aşk Nedir?

    Aşk sizce nedir?

    Neden insanlar aşık olurlar?

    Aşık olunmalı mı? olunmamalı mı?

    Bence aşk insanların kendi içlerinde kendilerine özel (platonik) yaşadıkları duygu karmaşası olabir. İnsanlar genelde aşık olduklarını zannederek yaşarlar ama bazen küçücük bir sebepten yada büyük bir sebepten ilişkilerine son noktayı koyarlar. Peki ayrıldıktan sonra ne olur insan aşkını kalbinin derinliklerinde bir yere gömer ve hayatına devam eder. Hayata kaldığı yerden devam etmek zorundadır. Her ne kadar zor olsada…

    Değermi birtakım olumsuzluklardan dolayı aşkını yarıda bırakıp ta kalbinin derinliklerine gömmeye, Değermi aşkının gözyaşı akıtmasına, değmez

    Aşkınız uğruna neleri göze alırsınız? Sevdiğiniz hapse girse hapisten kaçırırmısınız cesaretiniz varmı buna peki sevdiğiniz uğruna hırsızlık yaparmısınız yada adam vurmak, insan söze gelince mangalda kül bırakmaz ama iş gerçekleştirmeye geldiğinde kuyruğunu nedense bacak arasına kıstıran kedi gibi çekimser kalır.

    İnsan gerçekten aşıksa yapamayacağı hiç bir şey yoktur Şartlar her ne olursa olsun. Gerekirse uğraşır kapasitesini zorlar ne yapar yapar aşkını kurtarmak için

    buna en iyi örnek şubat ayının sonunda vizyona giren bir filmi gösterebiliriz   (The Next Three Days, Kaçış planı)

    Eğer aşkın ne olduğunu anlamak isterseniz izlemeye değer bir film

    #19124 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Çöldeki balta girmemiş ormanlar

    çölde bir orman yetiştirmek ne kadar yapılabilir

    diyelimki çöldeki balta girmemiş bir orman yapmayı başardın, hiç kimse bunun ne olduğunu anlayamacak, çünkü hiç görmedikleri ve onlar öğretimeyen bir şeyi dev bile olsa fark edemezler. insan olmanın en zaaflı tarafıda işte bu, genlerinden sana gelen zaaflar, insan beyni hormonların bunu yenmeyi başabilir mi bilinmez, insan üstü bir şey denemektense insan olmak ile eğlenmek daha mı doğru… sanırım.

    Yok, yine, asla, kim, ne bildiğin, hiç kimse hakkında hiç bir şey bilmemek en doğrusu. tek bildiğin sahip oldukların… sadece yapman gerekenleri yap ve yap…

    #19125 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Kıskançlık

    kıskanıyoruz, birinde olan şey biz de neden yok, biz de olsa bile niye onunkinden de yok, niye yok… o biliyor ben neden bilemiyorum, ben de bilmeliyim, o yapabiliyorsa ben de yapabilirim, bende yapayım…

    of, ne kadar çok kıskanıyoruz, çekemiyoruz! evet eskiler derler, çekememezlik. bir imamla konuştum bu konuyu, aslında onlar bir arkadaşımla bir çay ocağında oturmuş sohbet ediyorlardı, ben onlara katılmıştım. derken sohbet bizi buraya götürdü. dedim ki, insanlar için çekememezlik, kıskançlık ne kadar önemli bir duygu. imam olan arkadaşın cevabı klasik oldu, fıtratında, yani yaratılışında var.

    kıskanmak için birini onu hiç tanımıyor bile olabiliriz, bir anda görünüşünü, konuşmasını, yürüyüşünü, her hangi bir şeyini kıskanıp o kişiye karşı tavır alabiliriz. ya da seçtiğimiz kişi bizim çocukluk arkadaşımız, kan bağımız olan biri, çocuğumuz bile olabilir. insan olmak ya çok basit ya çok karmaşık… insan sevdiklerini, sevgilisini bile bir anda kıskanabiliyor, bunun ne olduğuna nasıl bir duygu olduğuna ilk önce karar veremiyor, sonra karmaşık bir duygu hali alıyor bu durum, gerisi malum…

    bu kıskanma olayı bizi o insan ile bir anda rekabete sürükleyebilir, bu rekabet sosyal statü olarak ondan daha iyi olma çabası olarak kendi belli eder. sosyal statü olarak en biz olmalıyız. insan olmak ya çok basit ya çok karmaşık olmalıydı…

    bunu insan farkında olmadan yapıyor, ne yapıtığını bilmeden, yoksa ortaya çıkan gerilimden kimse mutlu olmuyordur sanırım, mutlu oluyorsa o insan psikolojik bir sorun var demektir zaten.

    imam olan bu insanın yaratılışında var, düşündüğüm, hayvanlarda da vardı. belgeselleri bir izleyin, maymunları, kaplanları, kuşları, ekip lideri en havalı olandı belgesellerde bile. en gösterişli tüyleri olan o topluluğun lideri oluyordu. insanlar için biraz daha farklı olması gerekmez mi, en bağıran, en havalı olan, en baskın kişilik, en çok değeri bulan olmamalı sanki, sanki insan için durum biraz farklı olması gerek.

    evrim aşamasında maymunlardan ne kadar ilerdeyiz…

    #19126 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Sevgi Nedir?

    İnsan duygularında biri olarak tanımlanır sevgi. Sözlük tanımlarında ise sevgi; bir şeye veya bir kimseye duyulan aşırı bağlılık olarak aşk sözcüğü ile eş anlamlı olarak tanımlanmaktadır. Aşk sözcüğünde farklı olan şey tutkudur, sevgide tutku olmayabilir.

    Sevgi kelimesinin bir sürü tarifi yapılmış, örnekler verilmiştir. Ben bugüne kadar buradaki tarifinden daha güzel bir tarife rastlamadım. Sevgi denen bu duygu hakkında farklı şeyler düşünüyorum artık. Sevgi diye bir duygudan bahsedebilmek için bir kaç farklı duygunun aynı anda var olduğu bir durumdan bahsediyoruz aslında. Bu duygulardan biri olmadığında ise sevgi asla tam olarak oluşmuyor. Bu duygular:

    1- Merhamet: bir kimsenin veya bir başka canlının karşılaştığı kötü durumdan dolayı duyulan üzüntü, acım, acıma duygusu,

    2- Şefkat: “acıyarak ve/veya koruyarak sevme, sevecenlik” olarak sözlük tanımı olsa da şefkat bir şeyi kimseyi düşünme, o şey, kimse hakkında endişe duyma, o şey, kimsenin iyiliğini isteme, o şey, kimsenin geleceğini düşünme olarak tanımlanabilir.

    3 – Fedakarlık: Bir amaç uğruna ya da gerçekleştirilmesi istenen herhangi bir şey için kendi yararlarından vazgeçme olarak sözlükte tanımlanır, yani kendinden vazgeçme, şeyin ya da kimsenin isteklerini kendi isteklerinden önde tutma durumu.

    Bu üç duygu durumu olmadan sevgiden bahsedemeyiz, insanlar bazen sevdiğini ve sevildiğini anlamak ister ya hani, işte bu üç duygunun var olup olmadığına bakmaları yeterli.

    Ancak insan sevgi durumunu tutku, şehvet gibi durumlarla karşılaştırdığı için tutku, arzu, şehvet gibi duyguların azalması durumunda sevgi durumunun da ortadan kalktığını düşünürler.

    İyi şanslar.

    #19127 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Görüdüğü En Temiz Yüzdü

    en güzel yüz

    Anlar…

    Çok fazla deneyimi yoktu kadınlar konusunda, sadece bir kız arkadaşı olmuştu. Onu insanlar konusunda bu kadar duyarlı hale getiren şey, fazla düşünmesinden başka bir şey değildi. Görüdüğüm en temiz yüz ona aitti. Etrafta bir şey arıyormuşçasına geziniyordu bazen, onunla göz göz gelebilmek için can atıyordu. Gördüğü en temiz kalp belki de ona aitti. Çünkü hiç kimse böylesine ne aradığını bilmeden ve kimseyi umursamadan etrafta gezinemezdi. İşte bu yüzden en temiz oydu.

    Evet bilmiyordu, bu böyle olmalıydı. Çok güzeldi, saçları uzun, neredeyse beline geliyordu. Onu görüp te bir erkeğin hoşlanmaması mümkün değil gibiydi.

    Ona yaklaşmaktan korkuyordu, onu görmek istiyordu ancak onunla karşılaştığında gözlerini görmeliydi. Bu olmadığında kendi kendine üzülüyordu.

    Görüdüğü ve hissettiği en temiz insan oydu, bundan emindi.

15 yazı görüntüleniyor - 121 ile 135 arası (toplam 147)
Yanıtla: Duygular konusundaki #19130 kullanıcısına yanıt ver
Bilgileriniz: