Edebiyat Kulübü

Duygular

Etiket: 

15 yazı görüntüleniyor - 91 ile 105 arası (toplam 147)
  • Yazar
    Yazılar
  • #19083 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    SEVGİ

    (gözlerden kaçmış bir yazı)

    Sevgi

    Eğer tüm dünya dilleriyle konuşsam
    ve kuş gibi söylersem,
    ama sevgim olmasa,
    ses çıkaran bir bakır ya da çınlayan bir zilden farkım olmaz

    Eğer bütün sırları bilsem
    ve her türlü bilgiye sahip olsam,
    ama sevgim olmasa,
    bunun bana hiç bir yararı yoktur.

    Sevgi sabırlıdır, sevgi şefkatlidir,
    Sevgi kıskanmaz, övülmez, böbürlenmez.

    Sevgi kaba davanmaz,
    Kendi çıkarını aramaz,
    Kolayca öfkelenmez,
    Kötülüğün hesabını tutmaz.

    Sevgi haksızlığa sevinmez,
    ama gerçek olana sevinir.
    Sevgide korku yoktur,
    Tersine, yetkin sevgi korkuyu siler atar.

    ____________________________________________________

    Beyköy İlköğretim Okulu
    Düzce/Türkiye
    Açılış, 6 Ekim 2000
    Milennium Relief & Development Services
    (Okulun mavi binasının kantinindeki yazı)

    #19084 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    (眼逃出的信)

    如果我发言,世界上所有语言
    和鸟类,如在说,
    但不是我的爱,
    铜或清脆的铃声差别不是我的声音

    如果我知道所有的秘密
    和我的各种信息,
    但不是我的爱,
    这是没有什么意义了我。

    爱病人,爱是慈悲,
    爱是不嫉妒,赞美的,不自夸。

    你davanmaz粗糙,
    不搜索自己的利益,
    不容易生气,
    没有备存邪恶的帐户。

    爱是不高兴不公正,
    但直到真正的事情会感到高兴。
    没有爱的恐惧,
    相反,爱情的恐惧,主管分配。

    ____________________________________________________

    Beyköy小学
    迪兹杰/土耳其
    开幕,10月6,2000
    千年救济和发展服务
    (学校食堂建设的蓝色文本)

    #19085 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Hesapsızca Akıyorum Zamana

    Bu sabahta her sabah gibi günün ilk isigiyla sokaga çikiyorum. Kendimi yokluyorum önce usumda gezinen sözcüklerin ne kadarinin bana dair oldugunu…Benligimin yapi taslarinda aykiri yürekli insanlarin derin anlamli bakislariyla dogrusal çizgileri yol bilmislerin anlamsiz saskinliklari var…. Birde sorular… Hiç bitmeyen bitmeyecek olan sorular. Pusulalarin kuzey ucunu gösteren yanini kursuna diziyorlar, omurgasi çürüyor gemilerin. Ortaçag kalintisi bir köle taciri oluyor zaman. Darmadaginik olan usumun bütün parçalarini ucuz bir duyguyla kapatip törpülüyorum içimi. Güz yagmurlarinda saçlarini islatan umarsiz sevgili, Omzunda gelincik tarlalari tasirken sen, bir baska ben rengi kirmiziya çalan düslere sevdaliydim. Daha günes renklerini sunmamisti insana ve ben erken büyümüstüm ya belki de geç dogmustum sen henüz açmamistin gözlerini ilkyazin tomurcuk kokulu sabahlarina. Simdi mevsim günesin en alev rengine dayanip insanla alay ediyor. Sen kisacik saçlarin darmadaginik, ben düslerim paramparça su rengi özlemlere sevdalaniyoruz.ama benim sevdami özgürce yasamama izin vermiyorlar, ve ben sana artik tutunacak dali hiç kalmamis bir sürü nisa gibi, Eskiyen kentlerde kirginliklarin ne denli tutsak oldugunu anlatiyorum. Kirlangiç kanatli sözcükler kendini yerden yere atiyor. Bilmiyorlar, gözlerinde sevginin atesini uyandiranim, dünyaya uyumsuzlugunun sosyo ekonomik dagilmalarini sorgulayanim,eski düslerden gözlerini kaçtiranlar senin güz kokulu saçlarinin akligini görüyorlar yalniz, yüreginin ak yani yasli bir düsten kalmaymis gibi yitiyor onlarin lugatlarinda Insanlar sevmeyi bilmiyorlar. Her gece agrilar depremler kusatiyor kentleri ve insanlar her gece terli yastiklara dayayip baslarini, yani baslarininin sicagini kirlettiklerini hiç düsünmeden yarinsiz uykulara daliyorlar.Bu uykularda ölüm aninin o soguk nefesi hiç mi dolasmiyor, verilecek hesabin korkusu ya da…. Her gece kavgalar ustasi bir yürek büyütürken ben, sen eski albümlerden özlemler dokuyorsun. Yumrugunu gökyüzünün bögrüne vurup uyandiriyorum her sabah bütün kentleri. Duymuyorlar ve korkarim ki yorgunluk tasiyicisi ellerimiz gökyüzünü bile uyandiracak güce sahip degil artik. Çünkü umarsiz yanim,sen, öfkelere yenik düsüyor insanlar Simdi yaz yagmurlarinda saçlarimi tariyorsun. Kentler darmadaginik ve ülkeleri sirilsiklam bir gençligin çaresizligi var yagmurun avuçlarinda. Basimizi yastigimiza koyamayacak kadar yorgun beden artiklarimizla insanlara gülümsemek öyle zor ki, zor yanim, sen bile güzelsin yasam bu kadar hoyratken, sen bile dayanilmaz dinginsin öfkelerden yogrulmus yüreginle. Öylesine küçülmüs ki kentlerin gülümser yani, artik salincaklar kosmuyor kagit helvalara hiç sevmedigim çukulatalara kanmiyor insanlarin küçücükleri ve günahsizlari, artik sonu iyi biten hikayeler ”Demiryolu Çocuklari”nin anlamini bilinen ama bir türlü bulunamayan düs kaçkini zamanlarinda yitip gitmiyor. Ne zaman gözlerine benzer renkleriyle gözlerini ezse vagonlar, tasrali bir yalnizlik el salliyor yaban otlari ve kir çiçekleri arasindan. Iklimler ötesinden gülümsüyor çocuk dedem. Simdi sana kendimle bulustukça daralan denizlerimden, insana dokundukça çogalan agaç köklerimden ve her sabah ayni yilginlikla günü aydinlatan gün isiginin bize dair saskinligindan söz etmeyecegim.Aynanin karsisina geçipte, kendimle bulustugum zaman, kimligimi edindigim zaman, sokaga çiktigimda okulsuz, issiz kalislarimdan da söz etmeyecegim…Bu ülkenin en masum insanlarini, bir anda en suçlu zihniyet yapan yasadigim soguk iklimden de söz etmeyecegim. Sana hep yanimda tasidigim o gizli öfkemin gizli törpüsünü, yasadiklarimin toplami olan ve son anda belkide buldugum o Rabbin güzelligini ve ayriliklarimin kiyimini, firtinalarin önüne düsmüs mevsimlerin düs yorgunu renklerini ve ”gelirsen her sey güzellesirli” teselli sözcüklerini de anlatmayacagim. Dün sabah içimin sicagina bulasmaya çalisan sari saçli çocugun kimsesizlik duygusunu arindirmaya çalistigi yagmur bakisli gözlerini sana, Birkaç mevsim önce içim sicagini yagmur bakislarina katip götüren yorgun adamin- kirden görünmeyen gözlerini artik sana, Mayis baslarinda özgürlük dilenen ve her ideyi kendilerine zincir yapan savasçi çocuklarin hiç dogmayacak günlerini sana, Sana 22 yasinda issiz kalirsam diye düsünen, 23 yasinda issiz kalirsan diye düsünen 24 yasinda issiz kalirsam diye düsünen ve zaman zaman issiz kalarak 50 yasina kadar issiz kalirsam diye düsünen Nazim’in Galip ustasini Üniversite önlerinde bas örtüsü polislerin elinde birer bayrak gibi sallanan nisalarin Çektigi izdirabi döktügü gözyaslarini ve gösterdigi sabrida anlatmayacagim… Sana dün istasyonun boyalari dökülmüs bankinda ölü bulunan, bacaklari hala kapanmamis genç kizin, gazete mansetlerinde insanlarin içleriyle kirletilmis düslerini, Sana her aksam ayni kösede ayni dilenci sözcükleriyle içimi eksilten yasli adamin artik yasanmaya hali kalmamis dünlerini, Sana bundan böyle artik sadece ”seni sevecegim”demeye asla yanasmayacak ama bundan böyle artik sevebilecegim tek insan yüreginin sen olacagini bilen yüregimi Ama en çok nasil eskitiyoruz günleri, eskitildigimizi fark edemeden iste bunu Eskiyen bir kentin düslerini sana…. Yorgunlugum durmadan içime birikiyor. Annesinin ninnisine basini yaslayip uyuyan çocuklarin özlemli gülücüklerine baktikça demirden bir karanlik iniyor gözlerine…Tutsakligim gökyüzünün bittigi yerde baslayacak… Unutulmus bir çocuk yüzü oldugunda sözlerim ”bir yaprak düstü” diyecek betonda bagdas kurmus yasli adam…Sözlerim kaç yilin damgasini tasidiysa direnmesiz ve yalin, o kadar yaprak düsecek topragin bagrina…Aglayarak öldürecegim bu ülkeyi ben…kendi özgürlügüme tutsagim çünkü… Güz üsüdü diyecek dedesinin düslerine basini yaslayip uykuya hazirlanan çocuk. Bundan sonrasinda hep yarim mevsimler gezinecek geceye kendini hazirlayan nehirde. Yorgunlugumu yikayip eskimis bir öpücük birakacagim büyüyüs uykusuna yatan çocugun yüregine… Kenti terk eden yarali buluta el sallayip sonra, kavusmalarin simgesi resimlerde kiyima ugratacagim özlemlerimi… Sonra sen unutulmadik bir özlemden çikip geleceksin biliyorum. Ellerimi kanatan bütün düs dikenlerini siyirip ilk yaz dallarindan, her seyi hiç yasanmamis yapip geleceksin. Pusulasini yitiren bir umutla yazacak yazacak yazacaksiniz..ama ben çare istiyorum…görüyorsun yaziyorum olmuyor, olmuyor, olmuyor…. noktami seviorum…

    (olmaz, kalbinde onunla yaşamayı öğrenmeli… aksayan şey ise o yoktur ve sadece sonu gelmeyen noktalar vardır… ona kaldinle gülümse 🙂 …)

    #19086 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Hainlere Bir Hediye

    Benimle ilgili gerçek düşüncelerini ben yokken konuşuyor arkadaşlarım ve yakınım sandıklarım.

    Yüzüme karşı benimle ilgili gerçek düşüncelerini hiçbiri söylemiyor.

    Yanlarında yokken beni karanlık, balçıktan bir göle atıyorlar.

    Onları birbirlerine bağlayan tek şey bu suç ortaklığı, ben yanlarında değilken beni karanlık, balçıktan göle atmaları.

    Yanlarına geldiğimde bana çürümüş bir acıma duygusuyla bakmaları bu yüzden.

    Oysa ne zaman yanlarına gelsem bana umut veriyorlar, övücü sözler söyleyip, gururumu okşuyorlar..

    Oysa biraz önce beni karanlık ve balçıktan bir göle atan onlardı.

    Biraz önce mahkum edip karanlık bir göle attıkları birine umut vermeleri ve onun gururunu okşamaları bana bu hayatı hatırlatıyor. Kendi gerçeğini ürpertici bir kayıtsızlıkta yitirmiş olan bu hayatı…

    Peki, ben böyle bir anda kimi suçlu bulmalıyım?

    Hayatı mı? Yoksa ona gizlenmiş gerçeği mi? Kimi?

    şimdi yüzüme gülüp,.elimi tutan bu insan birbirimizden ayrıldıktan sonra neden hemen beni kurban etmek istiyor?

    Benimle konuşan kimdi o zaman? Beni kurban etmek, ıssız ve karanlık bir göle atmak isteyen kim? Hangisi gerçek o zaman? Peki ben ne arıyorum bu insanların yanında? Neden kopamıyorum onlardan? Neden ihtiyaç duyuyorum onlara? Kurban edilmekten hoşlanıyor muyum yoksa?

    Ya benim kurban ettiklerim?

    Biri saçlarımı okşuyor, korkma, geçecek acıların, diyor.

    Ilık bir bahar sevinci var sanki ellerinde, kapılmaya hazırım , öyle hasretim ki hayata dair birşeylere bırakmaya kendimi; çünkü bırakırsam gerçeğe dokunacağıma öyle çok inandırmışım ki kendimi, farketmek istemiyorum boynumdaki keskin bıçağı…

    Oysa saçımı okşayıp bana umut veren bu insan, aynı anda elindeki bıçakla boynumu kesmeye çalışıyor…

    Tıpkı ben yanlarında yokken hakkımda karar verip, beni karanlık bir göle atanlar gibi.

    Karşılaştığım, korunmayıp maruz kaldığım herşey yeni bir soru uyandırıyor bende. Ölmekten çok saçımı okşarken boğazıma bıçağı dayayan insanı anlayamadığım için korkuyorum.

    Çünkü boşluk ürkütüyor beni. Gerçeği arıyorum ve boşuna yaşamak istemiyorum. Bu yüzden saçımı okşarken ve bana umut verirken boğazıma bıçak dayayan insan işte en çok bu yüzden beni öldürecekse, sorduğu soruları mutlaka bilmeliyim istiyorum.

    Ama beni öldürürken ne anlamak için bir soru soruyor ne de son kez hissetmek için dokunuyor bana…

    Bu yüzden arzu ettikçe, istedikçe, hasret çektikçe büyüyen bir yokluğu yaşıyorum…Umut ettikçe büyüyor omuzlarımdaki karşılıksız yük.

    Umut ettikçe büyüyor boşluk ve ben bu boşluğun ürpertisini, o sinsi korkusunu içimden atabilmek için başımı duvarlara vurmak istiyorum. Gerçek bir sevgi, gerçek bir el, gerçek bir acı ve gerçek bir ölümü hissedebilmek için başımı duvarlara vurmak istiyorum…

    Kendimi bu denli tanıdığımı sandığım halde, neden ben de herkese uydum öyleyse? Bunca kopmuşken kendimden, neden hala çığlığıma yanıt bekliyorum?

    Kimsesiz bir sevgi, lanetli bir aşk değil neden içimdeki bu sonsuz ürperti ölümü hatırlatıyor bana?

    Neden omuzlarımdaki bu korkunç yükü, içimdeki o tahammül edilmez gerilimli basıncı biraz olsun hafifletmek için arkadaşlarımı, yakınım saydıklarımı kapalı kapıların arkasında benim hakkımda ne konuşuyorlar, diye dinlemek istiyorum.

    Dinle istersen; diyorum kendime bir kez daha dinle, daya kulağını kapıya, o çok güvendiğin insanlar senin için neler söylüyor, dinle..istersen kapıyı sonuna kadar aç, göster kendini onlara. Duydum de hakkımda ne konuştuğunuzu, benim için gerçekte neler düşündüğünüzü öğrendim de. Belki o zaman biraz olsun diner içindeki o ağır gerilim. Belki birkaç gün mutlu olursun, işte böyle diyorum kendime.

    Ama işte o kadar; biliyorum. Sonra içinde başıboş kalmış bir düşmanlık ve sahipsiz bir öfkeyle düşersin kendi boşluğuna.

    Hayatı gizlendiği yerde göremediğin için masum sanırsın; hayatı doğru dürüst anlatamadığın için üzdüğünü sandığın insanlardan özür dilersin.

    O bir türlü ulaşamadığın gerçek, seninle alay ettiği için onu yok sayarsın.

    Aslında bilirsin içten içe neyi özlediğini, bilirsin nereye gideceğini, ama gidemezsin, çünkü kendi
    boşluğunda sana ait hiçbirşey kalmamıştır.

    Bir an gelir, hayatına son vermek ve gövdeni susturmak istersin.

    Ama o an anlarsın ki hayatın senin değildir; yıllarca acısına katlandığın gövden bile sana ait değildir.

    Karşılığnı bulamadığın hayatın gövdende aramıştır sırrını. Ama hayatı karşılıksız olanın yitiktir zaten gövdesi…

    işte bu yüzden hayatına ve gövdene son verirken bile başkalarını düşünürsün hep… İnsanların ölümünden ne kadar etkileneceğini, cenazene kimlerin geleceğini…

    Öylesine yitirmişsindir ki hayatını ve gövdeni….

    Hakan ve Sezen
    EDİRNE 2000

    #19087 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Dua

    Dua etmek için bir zaman ya da yer yok… Her an birbirimiz için dua edebiliriz, zaman içinde geride bıraktığımız insanlar için, ailelerimiz için…

    #19088 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    İnsanın Anlaşılmaz Davranışları

    Platon soktares in öğrencisi Aristo nun hocasıdır. Platon’un amacı öğrencilerine bilgi aşkını aşılayarak onları filozof bir yönetici olarak yetiştirmektir; bu yüzden ahlak ve siyasete ağırlık vermiş ancak bunları mantık ve matematikle temellendirmeyi ihmal etmemiştir. İdealar kuramını geliştirmiştir
    İslam dünyasına Efl…atun olarak geçmiştir Farabi ve İbni sina nın düşüncelerinin şekillenmesinde büyük bir etkisi olmuştur.

    DERS CIKARILMASI GEREKN YER BURASI
    Eflatun’a iki soru sormuşlar:
    Birincisi; “İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nelerdir?
    Eflatun tek tek sıralamış:”Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler.
    Ne var ki çocukluklarını özlerler.
    Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler.
    Ama sağlıklarını geri almak için para öderler.
    Yarından endişe ederken bu günü unuturlar.
    Dolayısıyla ne bu günü ne de yarını yaşarlar.
    Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar.
    Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.”
    Sıra gelmiş ikinci soruya; “Peki sen ne öneriyorsun?”
    Bilge yine sıralamış:”Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın.
    Yapılması gereken tek şey sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktırsrc=”

    #19089 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    teşekkür…

    Her insanda olduğu gibi ihitayıcımız olduğunda herzaman yanımızda hissedeceğimiz doktoru bulmak, bulduğunda ona ikna olmak, güvenmek çok zordur…40 haftalık serüvene dahil edeceğim kişiyi bulmak benim içinde çok kolay olmadı.ama hep söylerim ben dünyanın en şanslılarındanım eşim ,ailem, yakınlarım ,yakın hissetiklerim ve şu sıralar da doktorum…Her defasında yanılmadığımı görmek beni daha çok mutlu ettiUzmanlığı,güler yüzü ,hastasına olan yakınlığı,hastasını gördüğünde onun hangi beden ve ruh halinde olduğunu anlayan, ayrıntılı olarak bulunduğun durumu hiç bıkmadan açıklayan, samimiyeti, inandırıcılığı hamileliğim süresince ,kendimi tamamen kendisine güvenle teslim olmamı sağladı. Yukarıda saydığım veya daha eklenmesi gereken birçok güzel ve olumlu sıfatlara layık doktorum Emine Özdemir hanıma sonsuz teşekkür ediyorum.Uzun ve başarılı bir meslek hayatı diliyorum…

    #19090 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Sokak Sokak Yürüyor Yalnızlığım Tek İstediğim Sendin Ama Yoktun ki Yanımda…

    #19091 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Hayata Dair Köşe Yazıları -2

    Kendi deneyimine dayalı olmayan her şeyi sadece bir varsayım olarak kabul et. OSho

    Arzularımızı ve korkularımızı ortadan kaldırdığımızda bizim için hiçbir zalim kalmayacaktır. EPIKTETOS
    ,

    İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun diye bu alem yok değildir.

    MEVLANA Hayatın amacı, amaçlı bir hayattır.”

    Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım geriye gitmek zorundadır. Bugün yarına dünle beslenerek yol alır.
    Bertolt Brecht

    Hep denedin, hep yenildin. Olsun yine dene yine yenil, daha iyi yenil.
    Samuel Beckett

    #19092 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Felsefe Hakkında Hayatımıza Dair Doğru ve Anlamlı Sözler

    *Yaşam kalbini okuyacak bir şarkıcı bulamazsa,aklını konuşacak bir filozof yaratır.

    *Zihnimiz bir süngerdir,yüreğimizse bir nehir.Çoğumuzun akmak yerine,sünger gibi emmeyi seçmesi ne garip!

    *Yürüyenlerle birlikte yürümeyi yeğlerim,durup da yürüyenlerin geçişini seyretmeyi değil.

    *Esin daima şarkı söyler;asla açıklamaya çalışmaz…Eğer ağzın yemekle doluysa nasıl şarkı söyleyebilirsin?..Ve eğer elin altınla yüklüyse,şükretmek için nasıl kaldırabilirsin?

    *Güneşe arkanı dönersen,ancak kendi gölgeni görürsün..Ben onlara güneşi gösterdim,aptallar parmağıma baktılar.

    *Yüreğin bir volkansa eğer,avuçlarında çiçekler açmasını nasıl umabilirsin?

    *Bana “seni anlamıyorum” demen,haketmediğim bir övgü,haketmediğin bir yergidir.

    *Yanlışlarımızı,doğrularımızdan daha büyük bir coşkuyla savunmamız ne gariptir!

    *Suskunluğu gevezeden,hoşgörüyü hoşgörüsüzden ve kibarlığı kaba olandan öğrendim…Ne garip ki, tüm bu öğretmenlerime karşı oldukça nankörüm.

    *Her insan iki insandır;biri karanlıkta uyanık,diğeri ise aydınlıkta uykudadır.

    *Düzenbazlık bazen başarılı olur,ama her zaman kendini öldürür.

    *Diğer yanımla,hiç bir zaman tam bir uyum içinde olamadım….Görünen o ki maddenin özü,aramızda uzanmakta.

    *Bir gerçek;her zaman bilinmek,ama ara sıra söylenmek içindir.

    *Eğer sırrını rüzgara açarsan,sırrını ağaçlara söyledi diye,rüzgarı suçlayamazsın.

    *En acınacak kişi,düşlerini altın ve gümüşe dönüştürmüş olandır.

    *Eğer insanlara boş elimi uzatır ve bir şey alamazsam çok üzücü,ama asıl ümitsiz durum, dolu elimi uzatıp kabul edecek kimseyi bulamamamdır.

    #19093 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Aşk(-a) sükunet!

    Geçenlerde sohbet ediyoruz arkadaşlarımla. Herkes birbirine sorular soruyor. Bana da gele gele aşk sorusu geldi.

    – Aşkı nasıl yaşarsın?

    – Bilmem, nasıl yaşanır?

    – Aşk! Ha! Aşk. Aşk işte canım. Olması gerektiği gibi.

    Kaldım! Bulamadım bendeki karşılığını. Düşündüm, düşündükçe varlığını yokluğunu tartışır oldum. Karışıktı biraz. Aşk kırıntıları olup olmadığının karmaşasını yaşadım. Sevmedim bana düşündürdüklerini. Çok sıcak gelmedi. Aşk buz gibi bir kelime olmalı. Ama herkes nasıl olur bu ateş içinde yakar kendini. Hani öyle derler hep. İnsanların nasıl yaşadıkları değildi soru. Benim nasıl yaşadığımdı. Büyük uzun bir çizgi. Bitmeyen uzun bir yolculuk. Sisle kaplı bir yolun ortasındaki yalnızlık ve nereye yürüdüğünü bilmemek. Yönünü kaybetmek.
    İncecik bir sızı. Bir yaranın iyileşmeye başlama süreci. Müthiş bir sancının yavaş yavaş dinmeye başlaması aşk. Kalp atışlarının ve vücut hareketlerinin yavaşlaması..

    Galiba öğretiyorlar da!

    Tamamı kalp kırıklıkları. Galiba en iyi tarifim bu olur. İnsana kalp kırıklığından hiç bir şey olmuyor. Yaşamaya devam ediyorsun sinsice. İçine yerleşmiş kırıklıkları tamir ederek yaşamaya devam ediyorsun.

    Yoksa aşk, “aşkı nasıl yaşıyorsun?” değil de; “aşk nasıl yaşatılır sana?” mı diye sorulmalıydı?

    Nasıl yaşatmak! Ya da nasıl yaşatıldığıdır önemli olan. Şartları zorlamamak belki de. Mubah olan budur herhalde. Düşündükçe başka bir ruh haline geçersin. Kabullenir ve bu hayatın bize sunduğu bir oyundur der, aşk yine beklemektir dersin. Hayatına dokunmasını istemek yerine, hayatım ol diyebilmek ve gözlerin, hüzünlü bakmasından rahatsız olmasıdır aşk.

    Budur benim aşk’ım..

    #19094 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    OSho-Kendini Sev Hayatta Seni Sevecektir

    Kendini sev ve izle – bugün, yarın, her zaman. Gautama Buda’nın en önemli öğretilerinden biri ile başlıyoruz: Kendini Sev.
    Dünyadaki tüm gelenekler size tam tersini öğretir- uygarlıklar, kültürler,dinler. Onlar şöyle der : Başkalarını sev, kendini sevme. Ve bu öğretinin ardında kurnaz bir strateji yatar.

    Ve öğretilerini çok mantıklı sunarlar, derler ki, “Eğer kendini seversen egoist olursun; eğer kendini seversen narsist olursun”. Bu doğru değil.

    Kendini seven bir insanda ego olmaz. Kendini sevmeden başkalarını seversen, sevmeye çalışırsan, ego ortaya çıkar. Misyonerler, sosyal reformistler, topluma hizmet edenler dünyadaki en büyük egolara sahiptir – bu doğaldır, çünkü kendilerini üstün insan sanırlar. Sıradan değildirler – sıradan insanlar kendilerini severler.

    Aşk görev tanımaz. Görev bir yük, bir formalitedir. Aşk bir keyif, paylaşımdır; gayrı resmidir. Seven kişi asla yaptıklarını yeterli bulmaz; hep daha fazlasının mümkün olduğunu düşünür. Seven kişi asla “Diğerine karşı yükümlülüğümü yerine getirdim” diye düşünmez. Tam tersine, “Aşkım kabul edildiği için ben yükümlülük altındayım. Armağanımı geri çevirmeyerek, kabul ederek beni ona mecbur bıraktı” diye düşünür.

    Ama yüzyıllardır köklerin kesiliyor, zehirleniyor. Kendini sevmek konusunda gözlerin korkutuldu – halbuki aşka doğru atılan ilk adım ve ilk deneyim. Kendini seven bir insan başkalarını da sayar çünkü bilir ki : “Ben neysem başkaları da öyle. Benim aşktan, saygıdan, gururdan hoşlandığım gibi başkaları da hoşlanıyor.” Temel özellikler konusunda birbirimizden farkımız olmadığını bilir; hepimiz biliriz. Aynı kurala göre oynuyoruz. Buda der ki, aynı sonsuz kanuna tabiyiz – aes dhammo sanantano. Ayrıntılarda farklılık gösterebiliriz – bu çeşitlilik yaratır, güzeldir – ama temelde hepimiz aynı doğaya aitiz.
    Kendini seven insan aşktan öylesine keyif alır, öyle mutlu olur ki aşkı taşmaya, başkalarına ulaşmaya başlar. Ulaşmak zorundadır! Seversen paylaşmak zorundasındır. Sonsuza dek kendini sevemezsin, çünkü bir şeyi apaçık göreceksin: eğer bir kişiyi, kendini sevmek bu kadar keyifli ve güzelse, aşkını pek çok kişi ile paylaşmak kimbilir daha ne kadar zevkli olacak!

    Ama aşkın en baştan başlaması gerekir. Aşkın şu ilk adımla başlaması gerekir :
    Kendini sev.
    Kendini lanetleme. O kadar çok lanetledin ki, üstelik hepsini kabullendin. Şimdi kendine zarar veriyorsun. Kimse seni yeterince değerli bulmuyor., Tanrı’nın yarattığı bir güzellik olarak görmüyor; hiç kimse kendine ihtiyaç olduğunu düşünmüyor. Bunlar zehirli fikirler ama sen zehirlemişsin.

    Kendini suçlarsan nasıl gelişirsin? Nasıl olgunlaşabilirsin ?

    Diyorlar ki, “insanlığı, anayurdunu, ülkeni, hayatı, varoluşu sev.” Büyük laflar ama tamamen anlamsız. Sen hiç insanlık ile karşılaştın mı ? Hep insanlarla karşılaşıyorsun – ve ilk karşılaştığın insanı lanetliyorsun, o da sensin.
    Kendine saygı duymadın, kendini sevmedin. Şimdi tüm yaşamın başkalarını lanetleyerek geçecek. İnsanlar bu nedenle herşeyde kusur arıyorlar. Kendilerinde kusur buluyorlar – başkalarında nasıl bulmasınlar ? Üstelik bulmakla kalmayıp büyütüyorlar, koskocaman hale getiriyorlar.Bu tek çıkış yolu gibi görünüyor; bir şekilde, gururunu kurtarmak için, böyle yapmak zorundasın. İşte bu nedenle bu kadar çok eleştiri ve bu kadar az sevgi var.
    Ben bunun Buda’nın en güçlü sutralarından biri olduğunu söylüyorum ve ancak aydınlanmış bir kişi sana böyle bir görüş sunabilir.
    Diyor ki, Kendini sev…Bu radikal bir değişimin temelini oluşturabilir. Kendini sevmekten korkma. Tamamen sev ve şaşıracaksın: Tüm kendini suçlamalardan, kendine saygısızlıklarından kurtulduğun gün, kendini değerli ve varoluşun sevgisine layık hissettiğin gün – işte o gün kutsal bir gün olacak. O günden itibaren insanları olduğu gibi göreceksin ve merhametli olacaksın. Ve bu sonradan edinilmiş türden bir merhamet olmayacak; doğal, içten bir duygu olacak.

    Kendini sev, diyor Buda, ve hemen sonra da izle diye ekliyor. Bu Buda’nın meditasyona verdiği ad. İlk şart kendini sevmek ve sonra izlemek. Kendini sevmezsen ve izlemeye başlarsan, intihar etmeye kalkabilirsin. Bir çok Budist intihar etmeye niyetlenir çünkü sutra’nın ilk kısmına dikkat etmezler. hemen ikinci kısma geçerler: “Kendini izle.” Hatta, ben Dhammapada hakkında, Buda’nın sutraları hakkında, o ilk bölüme dikkat çeken tek bir yoruma dahi rastlamadım. : Kendini sev!

    Kendini sevmenin kendini tanıma ve izlemeye zemin hazırladığını kimse düşünemiyor…halbuki kendini sevmezsen kendinle yüzleşemezsin. Kaçarsın. İzlemenin kendisi de kendinden kaçış halini alabilir.
    İlk adım : Kendini sev ve izle – bugün, yarın, her zaman.

    Bu yazı, Osho’nun ‘Aşk, özgürlük ve tekbaşınalık’ kitabından alıntılardan oluşmaktadır

    #19095 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Senden Değil, Kendimden Korkuyorum..

    İnsanlar bazen hayatında bir çok zorluklarla karşılaşıyorlar.Ve insanlar bu zorluklar aşarken hem yıpranıyor hem büyüyor, hem de kendisinin farkına varıyor.Peki bu özellikleri  , bir şiirle anlatmaya ne derseniz..

    Korkuyorum…
    Kendimden korkuyorum,
    Yapabileceklerimden korkuyorum…
    İstediğim şeylerin gerçekleşmesinden korkuyorum…
    Hayâllerimin gerçeğe dönüşmesinden korkuyorum,
    Çünkü gerçeğe dönüşen her hayâl,
    Pembeliğini geride bırakır…
    Bir sorumluluk yükler insana,
    Bazen insan kaldırabilir bu sorumluluğu
    sırtlanır…
    Bazen ise fazla gelir, delirtir…
    O gerçeklerin beni tatmin etmemesinden korkuyorum,
    Yeterince iyi olmamasından korkuyorum,
    O yüzden gerçekliğin güneşinden kaçıp
    Hayâllere sığınıyorum…
    Hayâllerde yaşıyorum…

    Kolaya kaçıyormuşum
    Gibi görünür bazen…
    Aslında ondan korkuyorum
    Ben zoru seviyorum
    En azından anlayışla karşıanıyorsun yapamasanda
    Elimden geleni yapmanın tatminliği yetiyor bana
    Halbuki öyle mi kolayda…
    Ne var ki kolayı yaptığında,
    Yapamadığındaki felaket daha fena…
    Zor olan kolaydır aslında…

    Başka neden mi korkuyorum,
    Mesela hayvanlardan,
    Hele ki köpekten…
    Dişlerini göstermelerinden,
    Isırmalarını düşünmekten,
    Oradaki acının vereceği etkiden…
    Fakat insanların daha acımasız ısırdıklarını gördüm
    Tam kalbinin orta yerinden…
    Ve zehirlerini akıttıklarını
    Öyle bir zehir ki insanı felç eden…
    Adeta yaşamdan soğutan,
    Zombileştiren bir zehir…
    Bu acıyı yaşamaktan daha çok korkuyorum…
    İnsanlardan korkuyorum…

    Kendimi insanlara beğendirememekten korkuyorum
    Halbuki bırak ben beğendiğim sürece yeterlidir…fakat…
    Ben diye bir kavram var mı ki ?
    Sen, seni içinde bulunduran toplum için
    Bir kavramsın sadece…
    Bir savaş ortamında aç, susuz günlerce
    Bir lokma ekmek direnen senle,
    Lüks bir lokantada sevgilinle yemek yiyen sen
    Bir midir Sence ?
    İşte bundan korkuyorum… Senin değişmenden korkuyorum…
    Çünkü tanıdığımız senler duruma göre öyle bir değişiyor ki…
    Bazen o oluveriyorlar…
    İşte o o lardan korkuyorum…
    Bizden de korkuyorum çünkü
    Çünkü o öyle bir şey ki beni kıskandırır…
    Ben hiç bir zaman biz olamadı…
    Bizli gruplardan korkuyorum…
    Dışlanmışlık hissinden korkuyorum.
    Bir gruba ayak uyduramamaktan korkuyorum ki
    Hep başıma gelir…
    Yalnızlıktan korkuyorum delicesine…
    Sevdadan korkuyorum…
    Sevgiden korkuyorum
    Onun getirdiği sorumluluk yiyip bitiriyor beni…
    Bağlanmaktan korkuyorum…
    Ya onu da bir gün kaybedersem diye…
    Ölümden korkuyorum…
    Fakat her gün yeniden ölüyorum…
    Çünkü
    Yaşamayı hissetmekten,
    Ben asıl yaşamaktan korkuyorum…

    #19096 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Can Yücel'den 'Kadın Dediğin' Kadın Olacak..

    Can yücel , birbirinden güzel ve değerli eserleri ile karşımıza takdir edilecek bir yazar olarak karsımıza cıkıyor. Yazar bu eserinde ‘Kadın dediğin’nasıl olacağini özetlemeye çalişmiş.

    Kadın dediğin iyi sevişecek arkadaş. Koyun gibi yatmayacak,kı mıl
    kımıl olacak yatakta. Aklını başından alacak ama, aklını sadece
    bununla yormayacak. Delireceksin ama delirmen hastalıktan olmayacak.
    Uzanıverdi mi yanına boylu boyunca, göğsünde atan kalbinin yerine
    koyacaksın kendini, ruhunu, herşeyini.Aşksı z yatmayacak yatağa ve sen
    bunu bileceksin.Kadın gibi kadın olacak kadın dediğin, çıtır çerez niyetine yemediğin.
    Bir gecelik değil, ömürlük olacak ömürlük. Yıllara rehaveti değil
    huzuru taşıyacak. En seksi leydi olmayı da bilecek,hanım sultan olup
    sözünü geçirmeyi de. Cıvık konulara takılıp zaman tüketmeyecek,
    küfretmeyecek, Kadın dediğin ayıp nedir bilecek.
    Sıkboğaz edip seni yalancı durumuna düşürmeyecek. Seni öyle bir
    tutacak ki arkadaş, sen bile şaşıracaksın öyle tutulduğuna. iki lafın
    başı, her tartışmada ayrılalım tehtidi savurmayacak. Sabırlı olacak ve
    asla gururuna dokunmayacak. ..Tuzu az, şekeri çok gibi limiti olmayan prosedürlerle yemeklerle işi
    olmayacak. şöyle pastırmalı kurufasülyenin yanına tereyağlı pilavı
    konduracak şüphesiz. Salatasız oturmayacak yemeğe.Temiz olacak herşeyden önce mesela köfteyi mıncıklarken elleri, Yahut
    pahalı parfümlerin sindiği, boyacı küpü gibi, her öptüğünde bulaşık
    bir tadın kaldığı bir kadını öpmeyeceksin. Buram buram aşka
    sarılacaksın arkadaş. Buram buram kadın kokacak kadın dediğin.Kadın dediğin güzel olacak… Zeki olacak zeki, seni bir hamur gibi
    karmasını da bilecek, o hamura kendini katmasını da… Paranın
    güzelliğini bilecek ama ne parasızlığın ezikliğini ne de paranın
    kudurmuşluğunu yaşayacak. Değerlerini bir anlık hevesler uğruna
    terketmeyecek. Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seni
    baştan çıkarırken kullanacak, yan gözle adam kesmeyecek, başka sevgili
    edinmeyecek.Sarışın, renkli gözlü uzun bacaklı, beyaz tenli, ince bilekli dilber
    filan fasarya… Kadın dediğin hatun olacak arkadaş, sözüne güvenilir
    olacak. Bileceksin ki konuşulanlar burada kalır, kapıdan çıkmaz bir
    daha. Ağzı sıkı olacak kadın dediğin. Sırrını tutacak ama gününü
    bekleyip kusmayacak.. .Para lazımcılardan, kürkçülerden, cep telefonu manyaklarından,
    dırdırcılardan, unutkanlıkları nı senin üzerine atanlardan, kendi
    yetersizliğini seni suçlayarak rahatlayanlardan, raf süslerinden,
    tehtidkarlardan, kaçaklardan, kıkırdayanlardan, boş bakanlardan
    olmayacak. Saflığı, cahilliği, aptallığı oynamayacak, biraz ukala
    olabilir ancak sana rol yapmayacak. Bir şeyi çok isterse ve inançları
    doğrultusunda yapacak.En önemlisi kendini sevecek arkadaş, kendini sevmeyen kadından sana ne
    hayır gelir. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu kadınla ne yatağa
    sığabiliyorsun, ne toprağa…Koluna takıp gezmesini de bileceksin gururla, koynuna çekip
    sevişmesini de şehvetle.Analığını da bilecek, çocuklarından saygı görmeyi de, anaya babaya
    hürmet etmeyi de…Kadın kadın olacak be, seni sadece sen olduğun için, sensin diye
    sevecek. Parayla pulla, kariyerle, kimin ne dediğiyle, sınırlamayacak.
    Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem annen, hem çocuğun olacak, bağrına
    basacaksın huzurla… Bileceksin ki evde ‘O’ kadın tarafından
    beklenmenin zevkini hiçbir zevk yaşatamaz sana…Öyle bir kadın işte… Nerede öyle kadın yoktur deme…Sen de adam olacaksın, seçmesini bileceksin!
    Can yücel

    #19097 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Sensizlikle Gidiyorum..

    herşeyin neredeyse son bulduğu yerdeyim.
    kopuyorum herşeyden.
    sevdiklerimden, sevebileceğini sandığım benden,
    ve ölüm gibi olsa da uzaklaşıyorum senden.
    belki bir kaçış,
    belki bir haykırış benim gidişim sana.
    ama yinede sevemedin ya beni
    o ufacık olduğunu söylediğin;
    fakat kocaman olan o yüreğinde
    minicikte olsa bir yer veremedin ya bana
    gitmeliyim öyleyse, herşeyi arkamda bırakarak,
    kaybolan hatıraların arasında kaybolarak
    gitmeliyim bu şehirden.

    bir kaçış, bir isyan, bir feryat benim çığlıklarım.
    her tarafına hatıralarımı savurduğum bu kahrolasıca şehirde
    ufacıkta olsa bir yer veremedin ya bana
    sığdıramadın ya şu kahrolasıca yüreğimi
    bu şehrin kocaman,
    ama sana yetemeyecek kadar küçük sokaklarına.
    yine de sana inat, sana sığınmak isteyen,
    seni delicesine yaşamaya çalışan yüreğime
    bir darbede sen vurdun ya;
    bundandır isyanlarım.
    bundandır feryadım.
    ve boğazımı yırtarcasına attığım çığlıklarım.
    bundandır belki de sessiz sedasız kaçışım.

    şimdi gidiyorum bu şehirden.
    arkamda hiç bir şey bırakmadan gidiyorum hem de.
    seni seninle baş başa bırakarak,
    kocaman yüreğinde ufacık yer açamadığın yüreğimi de
    yanıma alarak gidiyorum bu şehirden.
    ve giderken sana olan hasretimi de yanıma alıyorum.
    kendimi senin çaresizliğinle sararak gidiyorum.
    ayrılığı, hasreti, çaresizliği yanıma alarak uzaklaşıyorum bu şehirden.
    yüreğimde ki yaraya tuz basarak,
    sensizliğin hasretinde kaybolarak,
    çaresizliğin verdiği azapla kahrolarak gidiyorum bu şehirden.
    keşkelerle dolu yaşamımda;
    keşke seni de yanıma alarak gidebilseydim bu lanet olasıca şehirden.

    artık gidiyorum bu şehirden.
    yıllar önce o geldiğim gemilerden biriyle,
    geldiğim gibi, gidiyorum şimdi.
    bir daha hiç arkama bakmadan gidiyorum.
    seni bu sefer bensizlikte bırakarak,
    yine de sensizliğin karanlığında kaybolarak gidiyorum.

15 yazı görüntüleniyor - 91 ile 105 arası (toplam 147)
Yanıtla: Duygular konusundaki #19093 kullanıcısına yanıt ver
Bilgileriniz: