Český Krumlov Kalesi: Vltava’nın Kıvrımında Kırmızı Gülün Masal Kalesi

Güney Bohemya’nın yeşil tepeleri arasında, Vltava Nehri birden bir yılan gibi kıvrılır, neredeyse kendi etrafında bir tur atar. Bu kıvrımın içinde, kırmızı kiremitli çatıları, dar taş sokakları, rengârenk cepheli evleri ve barok kilise kuleleriyle masalsı bir kasaba yatar. Nehrin karşı yakasında, yüksek bir kayalığın üzerinde ise uzun, çok katlı bir saray, üç katlı kemerli bir köprü ve pembe, yeşil, altın renklerle boyalı zarif bir kule yükselir. Burası Český Krumlov ve kalesi, Orta Avrupa’nın en iyi korunmuş ortaçağ kasabalarından biridir.

Český Krumlov Kalesi (Státní hrad a zámek Český Krumlov), Prag Kalesi’nden sonra Çek Cumhuriyeti’nin en büyük kale kompleksidir. Yaklaşık yedi yüz yıl boyunca beş büyük soylu ailenin elinden geçen kale, gotik bir kaleden Rönesans bir saraya, oradan barok bir şatoya dönüşmüştür. Kırk kadar yapı, beş avlu, geniş bir barok bahçe, dünyanın en iyi korunmuş barok tiyatrolarından biri ve kale hendeğinde yaşayan gerçek ayılar, bu kompleksin parçalarıdır.

Kalenin hikâyesi, kırmızı bir gülün, bir soylu ailenin simgesinin etrafında döner. Bu gül, yüzyıllar boyunca kasabanın her köşesine, kapılara, pencerelere, tavanlara işlendi. Kalede bir beyaz hanımın hayaleti dolaşır, bir imparatorun deli oğlu korkunç bir cinayet işler, bir prens kendi tiyatrosunda mum ışığında operalar sahneler. Český Krumlov, bir tarih kitabından çok bir masal kitabına benzer.

Orta Avrupa kaleleri serimizin üçüncü durağında, Vltava’nın kıvrımındaki bu masalsı kaleyi, ailelerini, efsanelerini, tiyatrosunu ve bugün nasıl gezileceğini ayrıntılı olarak anlatıyoruz.

Český Krumlov ve kalesi panorama

Vltava’nın kıvrımında bir kasaba

Český Krumlov, Çek Cumhuriyeti’nin güneyinde, Avusturya sınırına yaklaşık 25 kilometre uzaklıkta, Šumava dağlarının eteklerinde yer alır. Vltava Nehri, Šumava’dan doğup Prag’a doğru kuzeye akarken, burada iki keskin, S biçimli kıvrım çizer. Kasabanın tarihi merkezi, bu kıvrımlardan birinin içinde, nehrin neredeyse her yandan çevrelediği bir yarımadanın üzerinde kurulmuştur. Kale ise nehrin öbür yakasında, Latrán adı verilen mahallenin üzerinde yükselen uzun bir kayalık sırtın üzerindedir.

Kasabanın adı, bu coğrafyadan gelir. Almanca “Krumme Aue”, yani “eğri çayır” ya da “eğri nehir kıyısı” anlamına gelen isim, zamanla Çekçeye “Krumlov” olarak geçti. “Český” sıfatı ise, Moravya’daki başka bir Krumlov kasabasından ayırmak için eklendi. Kasaba, yüzyıllar boyunca Almanca konuşan ve Çekçe konuşan nüfusun bir arada yaşadığı iki dilli bir yer oldu; Almanca adı “Krumau”ydu.

Český Krumlov’un en büyük şansı, belki de “unutulmuş” olmasıdır. On dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda sanayileşme, demiryolu ağları ve modern şehir planlaması kasabayı büyük ölçüde teğet geçti. Bu yüzden kasabanın ortaçağ, Rönesans ve barok dokusu neredeyse bozulmadan günümüze ulaştı. 1992’de kasabanın tarihi merkezi ve kalesi, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı.

Vítkovci ailesi ve “eğri çayır”

Český Krumlov Kalesi’nin ilk yazılı kaydı, 1253 tarihlidir. Kaleyi inşa eden, Güney Bohemya’nın en güçlü soylu ailelerinden biri olan Vítkovci ailesiydi. Aile, adını on ikinci yüzyılda yaşamış atası Vítek’ten alıyordu ve birkaç kola ayrılmıştı. Her kol, armasında farklı renkte beş yapraklı bir gül taşıyordu: Kimi yeşil, kimi mavi, kimi altın, kimi kırmızı. Krumlov’u yöneten kol da kendi renginde bir gül taşıyordu.

Anlatılan bir efsaneye göre, Vítek ölüm döşeğindeyken topraklarını oğulları arasında paylaştırmış ve her birine farklı renkte bir gül vermişti. Bu güller, ailenin her kolunun ayrı kimliğinin, ama aynı zamanda ortak kökeninin simgesiydi. Krumlov Lordları’nın gotik kalesi, bugünkü kompleksin en eski bölümü olan, kalenin ilk avlusunun yukarısındaki “Hrádek” adlı küçük kale ve yuvarlak kulenin alt kısımlarıydı.

Vltava kıvrımında Český Krumlov

Rožmberk’ler: beş yapraklı kırmızı gül

1302’de Krumlov Lordları’nın soyu tükendi ve kale, Vítkovci ailesinin başka bir kolu olan Rožmberk’lere geçti. Almanca “Rosenberg”, yani “Gül Dağı” adını taşıyan bu ailenin arması, gümüş zemin üzerinde beş yapraklı kırmızı bir güldü. Rožmberk’ler, sonraki üç yüzyıl boyunca Český Krumlov’u yönetti ve Bohemya’nın en güçlü, en zengin soylu ailesi haline geldi. Onların dönemi, kalenin ve kasabanın altın çağıdır.

Rožmberk’ler, Güney Bohemya’da geniş topraklara, onlarca kaleye ve kasabaya sahipti. Bölgenin ekonomisini, özellikle balıkçılığı geliştirdiler; Güney Bohemya’daki yüzlerce yapay balık göleti, onların döneminde inşa edildi ve bugün hâlâ bölgenin karakteristik manzarasını oluşturur. Sazan balığı yetiştiriciliği, Çeklerin Noel sofralarının geleneksel yemeği olarak bugün de yaşamaya devam ediyor.

Kırmızı gül, Český Krumlov’un her yerinde karşınıza çıkar. Kalenin kapılarında, pencerelerin üzerinde, tavan süslemelerinde, kasabanın evlerinin cephelerinde ve hatta kaldırım taşlarında bu beş yapraklı gülü görebilirsiniz. Her yıl haziran ayında düzenlenen “Beş Yapraklı Gül Festivali”, kasabayı bir Rönesans şenliğine dönüştürür; sokaklar kostümlü şövalyeler, soylular, zanaatkârlar ve müzisyenlerle dolar.

Güney Bohemya’nın balık gölleri

Rožmberk ailesinin Güney Bohemya’ya bıraktığı en büyük miras, belki de kaleleri değil, bölgenin manzarasını kökten değiştiren balık gölleridir. On altıncı yüzyılda Rožmberk’lerin hizmetindeki usta göl mühendisleri, özellikle Jakub Krčín ve Štěpánek Netolický, bölgenin bataklık ve verimsiz topraklarında yüzlerce yapay göl inşa ettiler. Bu göller, nehirlerden ve derelerden su alan kanallarla birbirine bağlandı ve karmaşık bir su yönetim sistemi oluşturdu.

Göllerin en büyüğü olan Rožmberk Gölü, yaklaşık 490 hektarlık bir alanı kaplar ve bugün hâlâ Çek Cumhuriyeti’nin en büyük balık göletidir. Bu göllerde yetiştirilen sazan balıkları, yüzyıllar boyunca Rožmberk’lerin en önemli gelir kaynaklarından biri oldu ve Orta Avrupa’nın dört bir yanına satıldı. Göllerin çevresindeki bataklıklar, sulak alanlar ve ormanlar, bugün UNESCO’nun Biyosfer Rezervi olarak koruduğu zengin bir doğal yaşam alanıdır.

Český Krumlov’un yakınındaki Třeboň kasabası, bu göl sisteminin merkezidir. Rönesans evleri, Rožmberk kalesi ve göllerin kıyısındaki bisiklet yollarıyla Třeboň, Český Krumlov gezisine eklenecek sakin ve güzel bir duraktır. Sonbaharda, göllerin boşaltılarak balıkların toplandığı geleneksel “balık hasadı” festivalleri, bölgenin en renkli etkinlikleri arasındadır.

Beyaz Hanım: Perchta’nın hayaleti

Český Krumlov Kalesi’nin en ünlü efsanesi, Rožmberk ailesinden Perchta’nın hikâyesidir. On beşinci yüzyılda yaşayan Perchta, babası tarafından, Lichtenstein ailesinden kaba ve açgözlü bir soylu olan Jan’la evlendirildi. Evlilik, Perchta için bir kâbusa dönüştü. Kocası ve ailesi ona kötü davrandı; Perchta, babasına yazdığı mektuplarda çektiği acıları anlattı. Bu mektupların bir kısmı bugün hâlâ korunmaktadır ve Çek dilinde yazılmış en eski özel mektuplar arasında sayılır.

Efsaneye göre, Perchta’nın kocası ölüm döşeğindeyken ondan af diledi, ama Perchta onu affetmedi. Kocası da ölmeden önce onu lanetledi. O günden sonra, Perchta’nın ruhu huzur bulamadı ve Rožmberk ailesinin kalelerinde, beyaz bir elbise giymiş bir hayalet olarak dolaşmaya başladı. Anlatılanlara göre Beyaz Hanım, beyaz eldiven giydiğinde aileye mutlu bir haber, siyah eldiven giydiğinde ise bir ölüm ya da felaket haber verir.

Perchta’nın portresi, bugün kalenin içinde sergilenir. Efsane, Český Krumlov’un yanı sıra Güney Bohemya’daki Jindřichův Hradec ve Rožmberk nad Vltavou gibi diğer kalelerde de anlatılır. Kalenin koridorlarında, özellikle akşam saatlerinde yürürken, Beyaz Hanım’ı düşünmemek zordur.

Český Krumlov Kalesi boyalı kulesi

Vilém ve Rönesans’ın ihtişamı

Rožmberk ailesinin en parlak temsilcisi, on altıncı yüzyılın ikinci yarısında yaşayan Vilém z Rožmberka’ydı. Bohemya krallığının en yüksek devlet görevlisi olan Vilém, zenginliği, zevki ve siyasi etkisiyle döneminin en önemli soylularından biriydi. Dört kez evlendi, ama hiç çocuğu olmadı.

Vilém, Český Krumlov Kalesi’ni gotik bir kaleden görkemli bir Rönesans sarayına dönüştürdü. İtalyan mimarları ve sanatçıları davet ederek kalenin cephelerini ve avlularını sgraffito ve fresk süslemeleriyle kaplattı. Kalenin avlularındaki duvarlarda, bugün de görülebilen, sahte taş örgü, mimari süslemeler ve figürlü sahneler, bu dönemin eseridir. Vilém’in sarayı, Avrupa’nın dört bir yanından sanatçıları, bilim insanlarını ve simyacıları ağırlayan canlı bir kültür merkeziydi. Tıpkı Prag’daki İmparator Rudolf gibi, Vilém de simyaya büyük ilgi duyuyordu.

Sgraffito: duvarlara kazınmış süsler

Český Krumlov Kalesi’nin avlularında ve kasabanın evlerinin cephelerinde dikkatinizi çekecek en belirgin süsleme tekniklerinden biri, sgraffito’dur. İtalyanca “kazımak” anlamına gelen “sgraffiare” fiilinden türeyen bu teknik, İtalyan Rönesansı’nda gelişti ve on altıncı yüzyılda İtalyan ustalar aracılığıyla Bohemya’ya yayıldı. Teknikte, duvara önce koyu renkli bir sıva katmanı, üzerine ise açık renkli ikinci bir katman sürülür. İkinci katman henüz yaşken, ustalar belirli desenleri kazıyarak alttaki koyu katmanı ortaya çıkarır. Sonuçta, duvarın üzerinde iki renkli, kabartma etkisi veren desenler oluşur.

Bohemya’da sgraffito, özellikle “sahte taş örgü” desenleriyle çok popüler oldu. Duvarlar, sanki büyük, düzgün kesilmiş taş bloklardan örülmüş gibi görünecek şekilde süslendi. Český Krumlov Kalesi’nin avlularında, bu sahte taş örgünün yanı sıra, mitolojik sahneler, alegorik figürler, arma ve bitkisel motifler de sgraffito ve fresklerle işlendi. Bazı duvarlarda, sahte pencereler, balkonlar ve sütunlar resmedilerek, gerçek mimariyle resim arasındaki sınır bilinçli olarak belirsizleştirildi.

Bu süslemeler, Vilém z Rožmberka’nın Rönesans zevkinin ve Český Krumlov’u İtalyan saraylarıyla yarışan bir kültür merkezine dönüştürme arzusunun en görünür izleridir. Kalenin avlularında yürürken, başınızı kaldırıp duvarlara dikkatle bakmak, bu dört yüz yıllık sanatın inceliklerini keşfetmenizi sağlar.

Boyalı kule

Český Krumlov’un sembolü, kalenin ikinci avlusunun yanında yükselen, rengârenk boyalı yuvarlak kuledir. Kulenin alt kısmı, on üçüncü yüzyıldaki ilk gotik kaleden kalır. 1580’lerde, Vilém döneminde kule, Rönesans üslubunda yeniden düzenlendi: Üst kısmına zarif bir galeri, bir saat ve kubbeli bir çatı eklendi. Kulenin duvarları, pembe, yeşil, sarı ve beyaz tonlarında mimari süslemeler, sahte sütunlar, madalyonlar ve figürlerle boyandı.

Kulenin tepesindeki galeriye, dar ve dik bir merdivenle çıkılır. Buradan görülen manzara, Český Krumlov’un en ünlü manzarasıdır: Vltava’nın S biçimli kıvrımı, kıvrımın içindeki kırmızı çatılı eski şehir, Aziz Vitus Kilisesi’nin gotik kulesi ve çevredeki yeşil tepeler. Kulenin tepesine çıkmadan Český Krumlov’u gördüğünüzü söylemek zordur.

Český Krumlov Kalesi birinci avlu

Beş avlu, yedi yüzyıl

Český Krumlov Kalesi’nin en ilginç özelliklerinden biri, kayalık sırt boyunca art arda dizilen beş avludan oluşmasıdır. Her avlu, kalenin farklı bir dönemini ve farklı bir işlevini temsil eder. Birinci avlu, kalenin ekonomik merkeziydi; burada ahırlar, depolar, zanaatkâr atölyeleri, eczane ve bira fabrikası bulunuyordu. İkinci avlu, boyalı kulenin ve kalenin en eski gotik çekirdeğinin bulunduğu yerdir.

Üçüncü ve dördüncü avlular, Üst Kale olarak adlandırılan, soyluların yaşadığı ana saray binalarıyla çevrilidir. Bu avluların duvarları, Rönesans sgraffito ve fresk süslemeleriyle kaplıdır. Beşinci avlu ise, Pelerin Köprüsü’nün ötesinde, barok tiyatronun ve bahçelere açılan kapının bulunduğu yerdir. Böylece kaleyi baştan sona yürüyen bir ziyaretçi, yedi yüzyıllık bir mimari yolculuğu, gotikten Rönesans’a, oradan baroğa kadar adım adım yaşar.

Kale müzesi ise, ikinci avlunun yanındaki binada, kalenin tarihini, soylu ailelerin yaşamını ve kalenin koleksiyonlarından seçilmiş eserleri sergiler. Müzede, Rožmberk’lerin simya çalışmalarına ayrılmış küçük bir laboratuvar canlandırması, ailelerin portreleri, silahlar, mobilyalar ve günlük yaşam eşyaları bulunur. Müze bileti, genellikle kulenin tepesine çıkışı da kapsar.

Don Julius: imparatorun deli oğlu

Vilém’in 1592’deki ölümünden sonra, Rožmberk ailesinin son temsilcisi, onun kardeşi Petr Vok oldu. Petr Vok da çocuksuzdu ve büyük borçlar içindeydi. 1602’de Český Krumlov’u ve çevresindeki toprakları, Habsburg İmparatoru II. Rudolf’a sattı. Rožmberk ailesinin üç yüzyıllık hâkimiyeti sona ermişti.

Rudolf, kaleyi kendi gayrimeşru oğlu Don Julius Caesar d’Austria’ya verdi. Don Julius, ciddi zihinsel rahatsızlıkları olan, şiddete eğilimli bir gençti; bugün şizofreni hastası olduğu düşünülmektedir. Kalede, kasabalı bir berberin kızı olan Markéta Pichlerová ile bir ilişki yaşadı. 1608’de, Markéta’nın ondan uzaklaşmak istemesi üzerine, Don Julius onu vahşice öldürdü. Bu korkunç cinayet, kasabayı derinden sarstı.

Rudolf, oğlunu kalede kilit altına aldırdı. Don Julius, 1609’da, kalenin bir odasında, yalnızlık ve delilik içinde, genç yaşta öldü. Bu trajik hikâye, bugün de Český Krumlov’un en karanlık efsanelerinden biri olarak anlatılır. Kalenin rehberleri, Don Julius’un tutulduğu odayı ve Markéta’nın hikâyesini ziyaretçilere aktarır.

Petr Vok’un kendisi de ilginç bir figürdü. Kardeşinin aksine, siyasetten çok kitaplara, sanata ve dinî tartışmalara ilgi duyuyordu. Protestan Çek Kardeşler Topluluğu’na yakınlık duyan Petr Vok, hayatının son yıllarını Třeboň’daki kalesinde geçirdi ve orada Orta Avrupa’nın en büyük özel kütüphanelerinden birini oluşturdu. Kütüphanenin büyük bölümü, Otuz Yıl Savaşları sırasında İsveç ordusu tarafından yağmalanarak Stockholm’e götürüldü. 1611’de Petr Vok’un ölümüyle, Rožmberk ailesinin soyu tamamen tükendi ve beş yapraklı kırmızı gül, Güney Bohemya’nın tarih sahnesinden çekildi; ama kasabanın duvarlarında, kapılarında ve hafızasında yaşamaya devam etti.

Eggenberg’ler ve barok dönüşüm

1622’de, Otuz Yıl Savaşları’nın ortasında, İmparator II. Ferdinand, Český Krumlov’u sadık danışmanı ve Styria’lı soylu Hans Ulrich von Eggenberg’e verdi. Eggenberg ailesi, yaklaşık bir yüzyıl boyunca kaleyi yönetti. Onların döneminde kale, barok zevke uygun olarak yeniden düzenlenmeye başladı.

Ailenin en önemli temsilcisi, on yedinci yüzyılın ikinci yarısında yaşayan Johann Christian von Eggenberg’di. Tiyatroya ve sanata büyük bir tutkuyla bağlı olan Johann Christian, kalenin içinde bir barok tiyatro inşa ettirdi, kalenin bahçelerini genişletti ve kalede kendi tiyatro topluluğunu kurdu. Onun eşi Maria Ernestine, Schwarzenberg ailesindendi; bu evlilik, kalenin bir sonraki sahiplerini belirleyecekti.

Český Krumlov Kalesi'nden eski şehir manzarası

Eggenberg’lerin altın arabası

Birinci rehberli turun en çarpıcı eserlerinden biri, Eggenberg ailesinin altın yaldızlı törensel arabasıdır. Bu görkemli araba, 1638’de, Johann Anton von Eggenberg’in İmparator III. Ferdinand’ın elçisi olarak Roma’ya, Papa VIII. Urbanus’a yaptığı resmî ziyaret için yaptırıldı. Arabanın gövdesi, oymalı ve altın yaldızlı ahşap süslemelerle, meleklerle, bitkisel motiflerle ve ailenin armasıyla kaplıdır. Anlatılana göre elçilik alayı, Roma’ya girişinde bu arabayla halkın büyük hayranlığını kazanmıştı.

Araba, yalnızca bir ulaşım aracı değil, bir güç ve zenginlik gösterisiydi. Barok dönemin diplomatik törenlerinde, bir elçinin ihtişamı, onu gönderen hükümdarın ihtişamının doğrudan yansıması sayılırdı. Bugün araba, kalenin Rönesans ve barok odalarının arasında, Eggenberg’lerin kısa ama parlak döneminin en göz alıcı hatırası olarak sergilenir.

Barok tiyatro: mum ışığında opera

Český Krumlov Kalesi’nin en değerli hazinesi, beşinci avluda yer alan barok tiyatrodur. Tiyatro, 1680’lerde Johann Christian von Eggenberg tarafından inşa ettirildi ve 1760’larda Schwarzenberg ailesinden Prens Joseph Adam tarafından yenilendi. Bu tiyatroyu dünyada eşsiz kılan, yalnızca binasının değil, orijinal sahne makinelerinin, dekorlarının, kostümlerinin, aydınlatma sisteminin ve hatta ses efekti düzeneklerinin neredeyse eksiksiz olarak korunmuş olmasıdır.

Tiyatronun sahne altındaki ahşap makineler, dekorların birkaç saniye içinde değiştirilmesini sağlar. Sahnenin iki yanındaki sürgülü dekor panelleri, bir kolun çevrilmesiyle aynı anda hareket eder ve seyircinin gözleri önünde bir saray salonu, bir orman, bir liman ya da bir cehennem sahnesi belirir. Sahne makineleri, rüzgâr, gök gürültüsü ve yağmur seslerini taklit eden düzenekleri, uçan tanrıları ve bulutları sahneye indiren vinçleri de içerir. Aydınlatma ise mumlarla sağlanırdı.

Tiyatro, Avrupa’da barok dönemden bu kadar eksiksiz kalan iki tiyatrodan biridir; diğeri, İsveç’teki Drottningholm Saray Tiyatrosu’dur. Bu kadar değerli ve hassas olduğu için tiyatro, yalnızca özel rehberli turlarla ve sınırlı sayıda ziyaretçiyle gezilebilir. Yılda birkaç kez, özel günlerde, tiyatroda mum ışığında, dönem kostümleriyle barok operalar sahnelenir; bu gösterilere bilet bulmak, neredeyse imkânsız kadar zordur.

Barok tiyatro, aynı zamanda on sekizinci yüzyıl saray hayatının eğlence kültürüne açılan bir penceredir. O dönemde soylu aileler, kendi saraylarında tiyatro gösterileri, operalar ve balolar düzenleyerek hem misafirlerini eğlendirir hem de zenginliklerini ve zevklerini sergilerdi. Schwarzenberg ailesinin tiyatrosunda, profesyonel oyuncuların yanı sıra, ailenin üyeleri, saray çalışanları ve hizmetkârlar da sahneye çıkardı. Tiyatronun kostüm koleksiyonunda, yüzlerce orijinal barok kostüm, peruk ve aksesuar korunmaktadır; bu koleksiyon, dönemin tiyatro kültürünü anlamak için eşsiz bir kaynaktır.

Schwarzenberg’ler ve Maskeli Balo Salonu

1719’da Eggenberg ailesinin soyu tükendi ve Český Krumlov, evlilik yoluyla Schwarzenberg ailesine geçti. Schwarzenberg’ler, Habsburg İmparatorluğu’nun en zengin ve en güçlü soylu ailelerinden biriydi. Český Krumlov, onların Bohemya’daki geniş topraklarının merkezi oldu. Aile, kaleyi 1947’ye kadar, yaklaşık iki yüz otuz yıl boyunca elinde tuttu.

Schwarzenberg döneminde kale, barok ve rokoko üslubunda zengin bir şekilde süslendi. Bu dönemin en ünlü eseri, 1748’de ressam Josef Lederer tarafından boyanan Maskeli Balo Salonu’dur. Salonun duvarları, bir karnaval eğlencesine katılan yüz otuzdan fazla figürle kaplıdır: İtalyan commedia dell’arte karakterleri, Arlekenler, Pierrot’lar, soylular, müzisyenler, egzotik kıyafetli yabancılar ve maskeli dansçılar. Duvarlardaki figürler, salona giren konukları karşılıyor, onlarla birlikte dans ediyormuş gibi görünür. Mum ışığında, bu resimler adeta canlanırdı.

Schwarzenberg döneminde kalenin barok bahçesi genişletildi, tiyatro yenilendi, kalenin iç mekânları zengin mobilyalar, tablolar, halılar ve porselenlerle dolduruldu. Kalenin rehberli turlarında gördüğünüz odaların çoğu, bu dönemin zevkini ve yaşam tarzını yansıtır.

Český Krumlov döner seyirci tribünü

Kalenin birinci avlusunun yanında, yüzyıllardır bira üreten eski kale bira fabrikası yer alır. Eggenberg ailesinin adını taşıyan bu bira fabrikası, Český Krumlov’un geleneksel lezzetlerinden biridir; bugün de faaliyetini sürdürür ve ziyaretçilere bira tadımı ve fabrika turları sunar. Güney Bohemya, Çek bira kültürünün en köklü bölgelerinden biridir; yakındaki České Budějovice şehri, dünyaca ünlü Budweiser Budvar birasının anavatanıdır.

Pelerin Köprüsü

Kalenin en çarpıcı mimari eserlerinden biri, “Plášťový most”, yani “Pelerin Köprüsü”dür. Kalenin dördüncü avlusunu, Üst Kale’yi ve bahçeleri birbirine bağlayan bu köprü, derin bir vadinin üzerinde, üç kat üst üste yükselen kemerlerden oluşur. En üst katta, kalenin ana binalarını tiyatroya ve bahçelere bağlayan kapalı bir koridor, altında ise yürüyüş yolları bulunur.

Köprünün bugünkü görünümü, on sekizinci yüzyılın ortasında, Schwarzenberg döneminde şekillendi. Köprünün adı, kalenin bu bölümüne verilen “Pelerin” adından gelir; kale yapıları, tepenin sırtını bir pelerin gibi sarar. Köprünün üzerinden bakıldığında, aşağıda Vltava’nın kıvrımı, eski şehrin çatıları ve kilise kuleleri görülür. Köprünün kendisi ise, aşağıdaki sokaklardan bakıldığında, kalenin en etkileyici görüntülerinden birini sunar.

Hendekteki ayılar

Český Krumlov Kalesi’nin en şaşırtıcı sakinleri, kalenin birinci ve ikinci avluları arasındaki kuru hendekte yaşayan boz ayılardır. Kaledeki ayı bakma geleneği, on altıncı yüzyıla, Rožmberk ailesine kadar uzanır. Rožmberk’ler, kendilerini İtalya’nın güçlü Orsini ailesinin soyundan geldiklerini iddia ediyorlardı. Orsini adı, İtalyanca “orso”, yani “ayı” kelimesiyle ilişkilidir ve ailenin armasında bir ayı yer alırdı. Rožmberk’ler, bu soy bağını göstermek için kalelerinde ayı beslemeye başladılar.

Gelenek, yüzyıllar boyunca sürdü ve bugün de devam ediyor. Kalenin ayıları, hendekte kendileri için düzenlenmiş bir alanda yaşar ve kalenin bakıcıları tarafından beslenir. Ziyaretçiler, hendeğin üzerindeki köprüden ayıları izleyebilir. Her yıl Noel arifesinde, ayılar için özel bir “Noel yemeği” hazırlanır ve bu gelenek, kasabanın en sevilen etkinliklerinden biridir. Ayılar, kış aylarında kış uykusuna yattıkları için, yaz aylarında görülme olasılıkları daha yüksektir.

Barok bahçe ve döner seyirci tribünü

Pelerin Köprüsü’nün ötesinde, kalenin tepesinde, yaklaşık on bir hektarlık geniş bir barok bahçe uzanır. On yedinci yüzyılda başlanan ve Schwarzenberg döneminde genişletilen bahçe, geometrik çiçek tarhları, uzun ağaç yolları, çeşmeler ve heykellerle süslüdür. Bahçenin en dikkat çekici yapılarından biri, “Bellarie” adı verilen, rokoko üslubunda bir yazlık köşktür. Bahçenin aşağı kısmında ise, heykellerle çevrili büyük bir kaskad çeşmesi yer alır.

Český Krumlov kale bahçesindeki kaskad çeşmesi

Bahçenin en tuhaf ve en tartışmalı yapısı, açık hava tiyatrosundaki döner seyirci tribünüdür. 1958’de inşa edilen bu tribün, seyircileri taşıyan dev bir platformun, oyunun farklı sahnelerine göre döndürülmesine dayanır. Oyuncular, bahçenin farklı köşelerinde, ağaçların arasında, çeşmelerin önünde ve köşkün yanında oynar; seyirciler ise oturdukları yerden kalkmadan, tribünün dönmesiyle bir sahneden diğerine geçer. Yaz aylarında burada açık hava tiyatro gösterileri düzenlenir. Ancak tribün, barok bahçenin tarihi dokusuna zarar verdiği gerekçesiyle, UNESCO ve koruma uzmanları tarafından uzun süredir eleştirilmektedir; tribünün başka bir yere taşınması ya da kaldırılması tartışmaları hâlâ sürmektedir.

Kaleyi adım adım gezmek

Český Krumlov Kalesi’ni gezmeye, kasabadan nehrin üzerindeki köprüyü geçip Latrán mahallesinin dik sokağından yukarı tırmanarak başlayın. Kalenin ilk kapısı olan Kırmızı Kapı’dan geçtiğinizde, kalenin birinci avlusuna ulaşırsınız. Bu geniş avlunun çevresinde, eski ahırlar, arabalıklar, bira fabrikası ve kalenin idari binaları yer alır. Avlunun sonunda, ayıların yaşadığı hendeğin üzerindeki köprüden geçin ve ayıları görmek için bir süre durun.

Hendeği geçtikten sonra, ikinci avluya ulaşırsınız. Burada boyalı kule, hemen yanınızda yükselir. Kulenin tepesine çıkıp manzarayı izledikten sonra, rehberli turunuzun başlayacağı noktaya gidin. Turunuzu tamamladıktan sonra, üçüncü ve dördüncü avlulardan geçerek, sgraffito süslemeli duvarları inceleyin. Dördüncü avlunun ardından Pelerin Köprüsü’ne ulaşırsınız; köprünün üzerinden aşağıya, nehre ve kasabaya bakmayı unutmayın.

Köprüyü geçtikten sonra, beşinci avludaki barok tiyatronun önünden geçerek bahçelere çıkın. Bahçelerde, kaskad çeşmesine, Bellarie köşküne ve döner tribünün bulunduğu açık hava tiyatrosuna uğrayın. Bahçelerin en uç noktasından, kaleye ve kasabaya bakan manzaranın tadını çıkarın. Bu rota, rehberli tur dahil, yaklaşık üç ila dört saat sürer.

Yirminci yüzyıl: el koyma ve UNESCO

Yirminci yüzyıl, Český Krumlov için çalkantılı bir dönem oldu. 1918’de Çekoslovakya kurulduğunda, kasaba nüfusunun büyük çoğunluğu Almanca konuşuyordu. 1938’deki Münih Antlaşması’yla, kasaba Nazi Almanyası’na bağlanan Südetler bölgesinin bir parçası oldu. Kalenin sahibi Prens Adolph Schwarzenberg, Nazi rejimine açıkça karşı çıktı; bu yüzden Naziler, 1940’ta ailenin mülklerine el koydu. Prens, savaş boyunca sürgünde yaşadı.

Savaştan sonra, Çekoslovakya’daki Alman nüfusunun büyük bölümü sınır dışı edildi ve kasabanın nüfusu köklü bir şekilde değişti. Schwarzenberg ailesi ise, Nazilere karşı tutumuna rağmen, 1947’de özel olarak çıkarılan bir yasayla mülklerini kaybetti; kale, Çekoslovak devletinin mülkü oldu. Sonraki komünist dönemde, kasaba bakımsız kaldı; pek çok tarihi bina harap oldu, kasaba adeta zamanın içinde dondu.

1989’daki Kadife Devrim’den sonra, Český Krumlov yeniden keşfedildi. Kasabanın tarihi binaları kapsamlı bir şekilde restore edildi, kale ziyaretçilere daha geniş bir şekilde açıldı. 1992’de UNESCO, kasabanın tarihi merkezini ve kalesini Dünya Mirası Listesi’ne aldı. Bugün Český Krumlov, Prag’dan sonra Çek Cumhuriyeti’nin en çok ziyaret edilen yerlerinden biridir; ancak bu popülerlik, yaz aylarında kasabanın dar sokaklarını dolduran turist kalabalıklarıyla birlikte yeni sorunları da beraberinde getirmiştir.

Kasabada bir gezinti: Schiele ve Vltava

Český Krumlov’un kalesini gezdikten sonra, nehrin karşı yakasındaki eski şehre geçin. Kasabanın merkezi, Náměstí Svornosti, yani Birlik Meydanı adı verilen, rönesans ve barok evlerle çevrili küçük bir meydandır. Meydanın ortasında, 1715’te bir veba salgınının sona ermesinin anısına dikilen bir veba sütunu yükselir. Meydandan çevreye yayılan dar, taş döşeli sokaklar, sizi küçük kiliselere, sanat galerilerine, kafelere ve nehrin kıyısına götürür.

Kasabanın en önemli kilisesi, gotik Aziz Vitus Kilisesi’dir. Yüksek, ince kulesi, kalenin boyalı kulesiyle birlikte kasabanın silüetini oluşturur. Kilisenin içinde, Rožmberk ailesinin bazı üyelerinin mezarları ve gotik freskler bulunur.

Český Krumlov Kalesi barok bahçeleri

Český Krumlov, Avusturyalı ekspresyonist ressam Egon Schiele’nin de sevdiği bir yerdi. Schiele’nin annesi bu kasabalıydı. 1911’de Schiele, sevgilisi ve modeli Wally Neuzil ile birlikte kasabada yaşadı. Ancak kasabanın muhafazakâr sakinleri, ressamın evlilik dışı ilişkisinden ve genç kızları model olarak kullanmasından rahatsız oldu; Schiele, kısa süre sonra kasabadan ayrılmak zorunda kaldı. Yine de Český Krumlov’un kıvrılan sokaklarını ve çatılarını tasvir eden pek çok resim yaptı. Bugün kasabada, eski bir bira fabrikasının binasında, Schiele’nin eserlerini ve modern sanatı sergileyen bir sanat merkezi bulunur.

Kış aylarında Český Krumlov, bambaşka bir güzelliğe bürünür. Kırmızı çatılar karla kaplanır, Vltava’nın kıyıları buz tutar, kalenin boyalı kulesi beyaz bir manzaranın ortasında renkli bir mücevher gibi parlar. Aralık ayında kasabanın meydanında kurulan Noel pazarı, sıcak şarap, zencefilli kurabiyeler, el yapımı süsler ve geleneksel müzikle, kasabayı masalsı bir atmosfere büründürür. Kış aylarında kalenin turlarının çoğu yapılmasa da, kasaba çok daha sakin ve samimidir; kalabalıktan kaçmak isteyenler için ideal bir dönemdir.

Yaz aylarında Český Krumlov’un en popüler etkinliklerinden biri, Vltava üzerinde rafting ya da kano turlarıdır. Kasabanın yukarısındaki bir noktadan başlayan turlar, nehrin kıvrımları boyunca kasabanın içinden geçer; küçük savakların üzerinden kayarak, kalenin ve eski şehrin altından nehirden bakmak, unutulmaz bir deneyimdir.

Ziyaret rehberi: turlar, saatler ve ulaşım

Rehberli turlar: Kalenin iç mekânları yalnızca rehberli turlarla gezilebilir. Birinci tur, Rönesans odalarını, Eggenberg dönemine ait altın yaldızlı arabayı ve Maskeli Balo Salonu’nu kapsar; ilk kez gelenler için en çok önerilen turdur. İkinci tur, Schwarzenberg dönemine ait salonları ve portre galerilerini kapsar. Barok tiyatro turu ise ayrı biletlidir, gruplar küçüktür ve genellikle yalnızca mayıs-ekim arasında yapılır. Kulenin tepesine çıkış ve kale müzesi, ayrı bir biletle, rehbersiz gezilebilir.

Saatler ve bilet: Kalenin avluları gündüz boyunca ücretsiz olarak gezilebilir. Bahçeler, nisan ile ekim arasında açıktır ve girişi ücretsizdir. Rehberli turlar ve müze, genellikle nisan-ekim arasında salı-pazar günleri, 9.00-17.00 saatleri arasında düzenlenir; kış aylarında turların çoğu yapılmaz ya da sınırlı sayıda yapılır. 2026 itibarıyla tur biletleri, turun türüne göre yaklaşık 260 ile 400 Çek korunası arasında değişir. Yaz aylarında turlar hızla dolduğu için biletlerinizi önceden internetten alın.

Ulaşım: Český Krumlov, Prag’ın yaklaşık 180 kilometre güneyindedir. Prag’dan otobüsle yaklaşık üç saatte, trenle ise České Budějovice’de aktarma yaparak yaklaşık üç buçuk saatte ulaşılır. Arabayla gelenler, kasabanın dışındaki otoparklara aracını bırakmalıdır; tarihi merkeze araç girişi kısıtlıdır. Avusturya’nın Linz şehrinden de kasabaya yaklaşık bir buçuk saatte ulaşılabilir. Pek çok kişi, Český Krumlov’u Prag’dan günübirlik bir gezi olarak ziyaret eder, ama kasabanın büyüsünü gerçekten yaşamak için en az bir gece kalmanız önerilir; akşam saatlerinde boşalan sokaklar, kasabanın gerçek ruhunu ortaya çıkarır.

İpuçları: Günübirlik turistlerin kasabaya gelmeden önceki sabah saatlerinde ve akşamları, onlar ayrıldıktan sonra, kasaba çok daha sakin ve büyülüdür. Kasabada konaklamak isterseniz, eski şehirdeki tarihi evlerin içinde yer alan küçük pansiyonlar ve butik oteller, nehir manzaralı odalarıyla unutulmaz bir deneyim sunar. Akşam yemeğinizi, nehrin kıyısındaki bir lokantada, kalenin ışıklandırılmış kulesine bakarak yemek, kasabadaki gününüzü kapatmanın en güzel yoludur. Kulenin tepesine sabah erken çıkarsanız, Vltava’nın üzerindeki sisin dağıldığı anları yakalayabilirsiniz. Pelerin Köprüsü’nü ve kaleyi en güzel görmek için, nehrin kıyısındaki Rybářská sokağından ya da kalenin bahçelerinin yanından kasabaya bakın.

Český Krumlov Kalesi akşam

Konum: Zámek 59, Český Krumlov, Güney Bohemya, Çek Cumhuriyeti · Koordinatlar: 48.8127° K, 14.3151° D · Český Krumlov Kalesi’ni Google Haritalar’da aç

Aynı yolda görülecek diğer kaleler

Český Krumlov’dan kuzeye, Prag’a doğru giderseniz, Bohemya’nın bin yıllık kalbi Prag Kalesi ve IV. Karl’ın kutsal hazine kalesi Karlštejn Kalesi sizi bekliyor. Güneye, Avusturya’ya geçerseniz, Orta Avrupa serimizin sonraki durakları olan Salzburg’un Hohensalzburg Kalesi, Karintiya’nın on dört kapılı Hochosterwitz Kalesi ve Viyana yakınlarındaki Kreuzenstein Kalesi yolunuzun üzerinde. Romantik şatoları sevenler için Almanya serimizden Neuschwanstein‘ı da öneririz.

Český Krumlov’dan ayrılmadan önce, akşamüstü kalenin bahçelerinden aşağıya, Pelerin Köprüsü’ne yürüyün. Güneş batarken, aşağıdaki kasabanın kırmızı çatıları koyulaşır, Vltava’nın suları altın rengine bürünür, kilisenin kulesinin gölgesi uzar. Köprünün kemerlerinin arasından bakarken, burada yaşamış bütün o insanları düşünün: gülün efendilerini, beyaz elbiseli hayaleti, delirmiş bir prensi, mum ışığında şarkı söyleyen oyuncuları, karnaval maskeli dansçıları, hendekteki ayıları. Český Krumlov, yedi yüz yıldır bu hikâyeleri nehrin kıvrımında saklıyor. Belki de bir kasabanın en güzel sırrı budur: Zaman aktıkça değişmemek, ama her gelen ziyaretçiye bu hikâyeleri yeniden anlatmak.

Bir İyilik

Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir.

One thought on “Český Krumlov Kalesi: Vltava’nın Kıvrımında Kırmızı Gülün Masal Kalesi”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir