Prag Kalesi: Dünyanın En Büyük Antik Kale Kompleksi ve Bohemya’nın Bin Yıllık Kalbi

Prag’ın eski şehrinden Karlov Köprüsü’ne yürüdüğünüzde, Vltava Nehri’nin öbür yakasında, bir tepenin bütün sırtını kaplayan uzun, soluk sarı bir saray cephesi ve onun ortasından göğe doğru fırlayan siyahımsı gotik kuleler görürsünüz. Bu manzara, Prag’ın kartpostallarından, filmlerinden ve hayallerinden tanıdık gelir. Ama yakından bakınca şaşırırsınız: Burada tek bir kale yok. Saraylar, kiliseler, bir katedral, avlular, bahçeler, sokaklar, kuleler ve küçük evler, bin yıldır aynı tepenin üzerinde üst üste, yan yana birikmiştir.

Prag Kalesi (Pražský hrad), dünyanın en büyük antik kale kompleksi olarak kabul edilir. Yaklaşık 70 bin metrekarelik bir alana yayılan kompleks, dokuzuncu yüzyılın sonundan beri Bohemya prenslerinin, krallarının, Kutsal Roma-Germen imparatorlarının ve bugün de Çek Cumhuriyeti cumhurbaşkanlarının makamıdır. Bin yılı aşkın bir süredir aralıksız olarak bir devletin yönetim merkezi olarak kullanılan çok az yer vardır.

Bu tepede bir aziz prens kardeşi tarafından öldürüldü, bir imparator Avrupa’nın en tuhaf sanat ve bilim koleksiyonunu topladı, iki devlet görevlisi pencereden atıldı ve bu olay otuz yıl sürecek bir savaşı başlattı. Bir yazar küçük bir evde öykülerini yazdı, bir oyun yazarı hapishaneden çıkıp cumhurbaşkanı olarak buraya taşındı. Prag Kalesi, Orta Avrupa’nın bütün hikâyesini tek bir tepede anlatır.

Orta Avrupa kaleleri serimizin ilk durağında, Prag Kalesi’nin bin yıllık tarihini, Aziz Vitus Katedrali’ni, Vladislav Salonu’nu, Altın Sokak’ı, efsanelerini ve bugün nasıl gezileceğini ayrıntılı olarak anlatıyoruz.

Prag Kalesi ve Vltava Nehri

Hradčany tepesi ve Vltava

Prag Kalesi, Vltava Nehri’nin batı yakasında, Hradčany adı verilen uzun ve dar bir tepenin sırtında yer alır. Tepe, kuzeyde Jelení příkop adlı derin bir vadiyle, güneyde ise nehre doğru inen dik yamaçlarla çevrilidir. Bu doğal konum, tepeyi erken dönemlerden itibaren savunmaya elverişli bir yer yapmıştır. Tepenin üzerinden nehrin geçiş noktalarını, çevredeki ovayı ve karşı yakadaki yerleşimleri görmek mümkündü.

Vltava, Bohemya’nın kalbinden geçen ana nehirdir ve Prag, bu nehrin kıvrımlarının çevresinde büyümüştür. Orta Çağ’da nehrin sağ yakasında Eski Şehir (Staré Město) tüccarların ve zanaatkârların merkeziydi; sol yakada, kalenin eteğinde ise Malá Strana, yani “Küçük Taraf” adı verilen soylular ve saray çevresinin mahallesi gelişti. Kale, bu iki dünyanın üzerinde, yüksekten bakan bir taç gibi durdu.

Bugün kaleye doğru yürümek, Prag’ın en güzel deneyimlerinden biridir. Karlov Köprüsü’nü geçip Malá Strana’nın dar sokaklarından Nerudova Caddesi’ne tırmanırken, her adımda kalenin kuleleri biraz daha yaklaşır. Sonunda Hradčany Meydanı’na vardığınızda, kalenin ana kapısının önünde, bütün Prag’ı ayaklarınızın altında görürsünüz.

Bořivoj ve Přemysl hanedanı

Prag Kalesi’nin hikâyesi, dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde başlar. O dönemde Bohemya’da çeşitli Slav kabileleri yaşıyordu ve bunların en güçlüsü, Přemysl hanedanı tarafından yönetilen Çekler’di. Hanedanın ilk tarihsel olarak belgelenmiş prensi Bořivoj, 880’ler civarında Hradčany tepesinde ahşap ve toprak surlarla çevrili bir kale kurdu ve buraya Meryem Ana’ya adanmış küçük bir kilise yaptırdı. Bu kilise, kalenin içindeki ilk taş yapıydı.

Bořivoj, Hristiyanlığı kabul eden ilk Çek hükümdarıydı. Anlatılana göre, Bizans’tan gelen misyonerler Kiril ve Metodios’un öğrencisi Metodios tarafından vaftiz edilmişti. Eşi Ludmila da Hristiyan oldu ve sonradan Bohemya’nın ilk azizlerinden biri olarak kabul edildi. Bořivoj’un kurduğu kale, kısa sürede Přemysl hanedanının merkezine ve Bohemya devletinin çekirdeğine dönüştü.

Přemysl hanedanı, dört yüzyılı aşkın bir süre boyunca Bohemya’yı yönetti. Hanedanın efsanevi kökeni, Çek halk hikâyelerinin en ünlülerinden biridir: Bilge prenses Libuše, bir vizyon görerek, bir tarlada saban süren köylü Přemysl’i kocası ve halkının hükümdarı olarak seçmişti. Aynı efsaneye göre Libuše, Vltava’nın kıyısındaki bir tepeden bakarak, “şanı yıldızlara ulaşacak büyük bir şehir görüyorum” diyerek Prag’ın kuruluşunu önceden haber vermişti.

Prag Kalesi panoraması

Aziz Václav: öldürülen prens, koruyucu aziz

Prag Kalesi’nin en önemli figürlerinden biri, Bořivoj’un torunu Prens Václav’dır. Batı dünyasında Wenceslas adıyla bilinen Václav, onuncu yüzyılın başında Bohemya’yı yönetti. Büyükannesi Ludmila tarafından Hristiyan olarak yetiştirilen Václav, dindarlığı, adaletseverliği ve yoksullara yardımseverliğiyle tanındı. Onun döneminde kalenin içine, Aziz Vitus’a adanmış yuvarlak bir kilise, bir rotunda inşa edildi; bu rotunda, bugünkü katedralin ilk çekirdeğiydi.

Václav’ın hayatı trajik bir şekilde sona erdi. 935 civarında, kardeşi Boleslav tarafından, Stará Boleslav kasabasında bir kilisenin kapısında öldürüldü. Boleslav’ın motivasyonu, iktidarı ele geçirmek ve Václav’ın Sakson krallarıyla uzlaşmacı politikasına karşı çıkmaktı. Václav’ın ölümünden kısa süre sonra, halk onu bir şehit ve aziz olarak kabul etmeye başladı. Kalıntıları Prag Kalesi’ndeki rotundaya taşındı ve burası kısa sürede bir hac yerine dönüştü.

Aziz Václav, zamanla Çek halkının ve devletinin koruyucu azizi oldu. Bohemya tacı, “Aziz Václav Tacı” olarak anılır; Çek devleti ise uzun yüzyıllar boyunca “Aziz Václav’ın toprakları” olarak tanımlandı. Prag’ın merkezindeki büyük meydan, Václavské náměstí, onun adını taşır ve meydanın tepesinde onun atlı heykeli durur. Çek efsanesine göre, ülke büyük bir tehlikeyle karşılaştığında, Aziz Václav, Blaník Dağı’nın içinde uyuyan şövalyeleriyle birlikte uyanacak ve halkını kurtaracaktır. İngiliz dünyasında ise, onun adı bir Noel şarkısı sayesinde yaygın olarak bilinir.

Aziz Georg Bazilikası

Kalenin içinde, onuncu yüzyıldan kalan en önemli yapı, Aziz Georg Bazilikası’dır. 920 civarında Václav’ın babası Prens Vratislav tarafından kurulan bazilika, Prag Kalesi’ndeki en eski kilise yapısıdır. Onuncu yüzyılın sonunda, bazilikanın yanına Bohemya’nın ilk manastırı olan Benedikten rahibe manastırı kuruldu. Bazilika, 1142’deki bir yangından sonra Romanesk üslupta yeniden inşa edildi ve bu dönemden kalan iki beyaz kulesiyle bugün de kalenin siluetinde kolayca fark edilir.

Bazilikanın bugünkü kırmızımsı barok cephesi, on yedinci yüzyılda eklendi; ama içeri girdiğinizde, sade, loş ve ağırbaşlı bir Romanesk mekânla karşılaşırsınız. Burada, Aziz Ludmila’nın ve Přemysl hanedanının bazı prenslerinin mezarları bulunur. Bazilikanın iç akustiği son derece iyidir ve bu yüzden bugün sıklıkla klasik müzik konserlerine ev sahipliği yapar.

Aziz Georg Bazilikası, Prag Kalesi

IV. Karl ve altın çağ

1306’da son Přemysl kralı III. Václav’ın öldürülmesiyle hanedan sona erdi. Bohemya tahtı, Lüksemburg hanedanına geçti. Bu hanedanın en büyük temsilcisi, 1346’da Bohemya kralı, 1355’te ise Kutsal Roma-Germen İmparatoru olan IV. Karl’dı. Karl, Prag’ı imparatorluğun başkentine ve Orta Avrupa’nın en önemli şehirlerinden birine dönüştürdü.

Karl’ın dönemi, Prag’ın altın çağı olarak anılır. 1348’de, Alplerin kuzeyindeki ilk üniversite olan Prag Üniversitesi’ni kurdu. Aynı yıl, Eski Şehir’in yanında, dönemin Avrupa’sındaki en büyük şehir planlama projelerinden biri olan Yeni Şehir’in (Nové Město) inşasını başlattı. Vltava’nın üzerine, bugün onun adını taşıyan taş köprünün, Karlov Köprüsü’nün yapımını başlattı. Prag’ın güneybatısında, imparatorluğun kutsal emanetlerini ve taç mücevherlerini saklamak için Karlštejn Kalesi’ni inşa ettirdi.

Prag Kalesi de bu dönemde köklü bir dönüşüm geçirdi. Karl, kalenin içindeki kraliyet sarayını gotik üslupta yeniden inşa ettirdi, surları güçlendirdi ve kalenin çatılarını altınla kaplattırdı; anlatılana göre bu altın çatılar güneşte parlarken kilometrelerce öteden görülüyordu. Ama Karl’ın kaleye bıraktığı en büyük miras, kuşkusuz Aziz Vitus Katedrali’dir.

Aziz Vitus Katedrali: altı yüzyıllık inşaat

1344’te, Prag’ın piskoposluğunun başpiskoposluğa yükseltilmesinin ardından, IV. Karl ve babası Kral Jan, eski Romanesk bazilikanın yerine görkemli bir gotik katedral inşa etmeye karar verdi. İnşaatın ilk mimarı, Fransız mimar Arraslı Matthias’tı. Matthias, Fransız gotik katedrallerinin tarzında, doğu kısmındaki şapel çelengini ve koro bölümünü tasarladı. 1352’de Matthias öldüğünde, Karl işi genç bir Alman mimara, yalnızca yirmi üç yaşındaki Peter Parler’e verdi.

Parler, gotik mimarinin en yaratıcı ustalarından biri oldu. Katedralin koro bölümünün yüksek tonozlarını, cesur ağ tonozlar ve yenilikçi yapısal çözümlerle tamamladı. Katedralin içindeki triforyum galerisine, Karl’ın ailesinin, katedralin mimarlarının ve piskoposlarının portre büstlerini yerleştirdi; aralarında kendi büstü de vardı. Bu büstler, ortaçağ Avrupası’nın en erken gerçekçi portre heykellerinden biri kabul edilir.

Ancak katedral, Karl’ın ve Parler’in hayatında tamamlanamadı. On beşinci yüzyılın başında patlak veren Hus Savaşları, inşaatı durdurdu. Sonraki yüzyıllarda katedral, yalnızca doğu yarısı tamamlanmış, batı tarafı geçici bir duvarla kapatılmış yarım bir yapı olarak kaldı. On dokuzuncu yüzyılda, Çek ulusal uyanışı döneminde, katedralin tamamlanması bir ulusal proje haline geldi. 1844’te kurulan bir dernek, bağışlarla inşaatı yeniden başlattı. Katedral, nihayet 1929’da, Aziz Václav’ın ölümünün bininci yıldönümünde tamamlandı. Yani katedralin inşası, yaklaşık 585 yıl sürdü.

Aziz Vitus Katedrali cephesi

Katedralin içinde, dikkat çeken pek çok hazine bulunur. Kuzey neftedeki bir vitray pencere, Çek Art Nouveau’sunun en ünlü sanatçısı Alfons Mucha tarafından 1931’de tasarlandı. Pencerede Aziz Kiril ve Metodios’un hayatından sahneler, parlak ve canlı renklerle anlatılır. Katedralin güney kısmında, Aziz Jan Nepomucký’nin iki ton gümüşten yapılmış barok mezar anıtı yer alır. Nepomucký, efsaneye göre kraliçenin günah çıkarma sırrını açıklamayı reddettiği için Kral IV. Václav’ın emriyle Karlov Köprüsü’nden Vltava’ya atılmıştı.

Aziz Vitus Katedrali kuleleri ve Prag

Taç mücevherleri ve yedi anahtar

Katedralin en kutsal mekânı, Aziz Václav Şapeli’dir. Peter Parler tarafından, Václav’ın mezarının üzerine inşa edilen şapel, duvarları 1300’den fazla yarı değerli taşla, ametist, akik, yeşim ve kuvarsla kaplanmış, altın yaldızlı bir mücevher kutusu gibidir. Duvarlardaki freskler, İsa’nın çilesini ve Aziz Václav’ın hayatını anlatır. Şapelin ortasında, Václav’ın mezarı durur.

Şapelin hemen üzerindeki küçük bir odada, Bohemya’nın taç mücevherleri saklanır: Aziz Václav Tacı, kraliyet asası ve kraliyet küresi. IV. Karl tarafından 1347’de yaptırılan taç, saf altından yapılmıştır ve safirler, zümrütler, yakutlar ve incilerle süslüdür. Tacın tepesindeki haçın içinde, İsa’nın dikenli tacından bir diken olduğuna inanılan bir kutsal emanet bulunur.

Taç odasının kapısı, yedi farklı kilitle kilitlidir ve bu kilitlerin yedi anahtarı, yedi farklı kişi tarafından saklanır: Çek Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Başbakan, Prag Başpiskoposu, Temsilciler Meclisi Başkanı, Senato Başkanı, Aziz Vitus Katedrali’nin dekanı ve Prag Belediye Başkanı. Taç mücevherleri, yalnızca özel durumlarda, yedi anahtar sahibinin bir araya gelmesiyle çıkarılır ve kısa süreliğine halka sergilenir.

Taçla ilgili ünlü bir efsane de vardır: Tacı hak etmeden başına takan kişinin bir yıl içinde öleceği anlatılır. Efsaneye göre, İkinci Dünya Savaşı sırasında Prag’ın Nazi yöneticisi Reinhard Heydrich, tacı gizlice başına takmış ve bir yıl içinde, 1942’de Çek direnişçilerinin düzenlediği suikastta öldürülmüştü. Bu hikâyenin tarihsel bir dayanağı yoktur, ama Pragluların taca duyduğu derin saygıyı ve efsanenin gücünü yansıtır.

Jan Hus ve bölünen krallık

IV. Karl’ın altın çağının ardından, Bohemya derin bir dinî ve toplumsal krize sürüklendi. Prag Üniversitesi’nin rektörü ve etkili bir vaiz olan Jan Hus, Kilise’nin zenginliğini, ahlaki çöküşünü ve endüljans satışını sert bir dille eleştirdi. Hus, İncil’in halkın kendi dilinde okunmasını savundu ve vaazlarını Çekçe verdi. 1415’te Konstanz Konsili’ne çağrıldı; kendisine güvenli geçiş sözü verilmesine rağmen sapkınlıkla suçlandı ve diri diri yakılarak idam edildi.

Hus’un ölümü, Bohemya’da büyük bir öfke dalgası yarattı. Onun takipçileri, Husçular, Kilise’ye ve imparatora karşı ayaklandı. 1419’da başlayan Hus Savaşları, yaklaşık yirmi yıl sürdü. Husçu ordular, kör komutan Jan Žižka’nın liderliğinde, kendilerine karşı düzenlenen beş Haçlı seferini püskürttü. Bu dönemde Prag Kalesi de el değiştirdi, yağmalandı ve uzun süre terk edildi. Aziz Vitus Katedrali’nin inşaatı durdu ve dört yüzyıldan fazla bir süre yarım kaldı. Hus, bugün Çek ulusal kimliğinin en önemli sembollerinden biridir; Eski Şehir Meydanı’nın ortasında onun büyük anıtı durur.

Vladislav Salonu ve atlı merdiven

Kalenin içindeki Eski Kraliyet Sarayı, Bohemya krallarının yüzyıllar boyunca yaşadığı ve yönettiği yerdir. Sarayın kalbi, 1490-1502 yılları arasında Kral II. Vladislav için mimar Benedikt Ried tarafından inşa edilen Vladislav Salonu’dur. Yaklaşık 62 metre uzunluğunda, 16 metre genişliğinde ve 13 metre yüksekliğindeki bu dev salon, dönemin Orta Avrupa’sındaki en büyük kubbesiz iç mekânlardan biriydi.

Salonun tavanı, gotik mimarinin son ve en cüretkâr örneklerinden biridir. Ried, tavanı birbirine dolanan, çiçek yaprakları gibi kıvrılan taş kaburgalarla örtülü bir ağ tonozla kapattı. Bu kaburgalar, adeta taştan örülmüş bir çiçek bahçesi gibi tavana yayılır. Salonun pencereleri ise, gotik tavanın aksine, Rönesans üslubundadır; bu, Bohemya’daki ilk Rönesans mimari öğelerinden biri kabul edilir. Böylece Vladislav Salonu, gotikten Rönesans’a geçişin tam ortasında duran bir yapıdır.

Eski Kraliyet Sarayı Vladislav Salonu

Salon, şövalye turnuvaları, kraliyet ziyafetleri, taç giyme törenleri ve pazar yerleri için kullanılıyordu. Kışın, şövalyelerin at üzerinde turnuva yapabilmesi için salonun içine atlarla girilebiliyordu. Bu amaçla, salona dışarıdan ulaşan geniş ve basamakları alçak bir merdiven, “Binicilerin Merdiveni” inşa edildi. Atlar, bu merdivenden yukarı çıkarak doğrudan salona girebiliyordu. Bugün de Çek Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanları, bu salonda yemin ederek göreve başlar.

II. Rudolf: simyacılar ve yıldızlar

On altıncı yüzyılın sonunda, Bohemya tahtı Habsburg hanedanının eline geçmişti. 1583’te Habsburg İmparatoru II. Rudolf, imparatorluğun başkentini Viyana’dan Prag’a taşıdı. Rudolf, Avrupa tarihinin en tuhaf ve en büyüleyici hükümdarlarından biriydi. Siyasetle pek ilgilenmeyen, zaman zaman derin melankoli nöbetleri geçiren, kalenin odalarına kapanan bu imparator, bütün tutkusunu sanata, bilime, astrolojiye ve simyaya adadı.

Rudolf’un sarayı, Avrupa’nın dört bir yanından sanatçıları, bilim insanlarını, astrologları ve simyacıları çekti. Danimarkalı astronom Tycho Brahe, hayatının son yıllarını Prag’da, Rudolf’un himayesinde geçirdi. Onun asistanı olan Alman astronom Johannes Kepler, Tycho’nun gözlem verilerini kullanarak gezegenlerin hareket yasalarını keşfetti ve bu yasaları Rudolf’a ithaf ettiği “Rudolf Tabloları” adlı eserinde yayımladı. Modern astronominin temelleri, bir anlamda, Prag Kalesi’nin himayesinde atıldı.

Rudolf, aynı zamanda Avrupa’nın en büyük “Kunstkammer”ini, yani merak ve sanat odasını oluşturdu. Koleksiyonda Dürer’in, Bruegel’in, Tiziano’nun tabloları, antik heykeller, değerli taşlar, saatler, bilimsel aletler, egzotik hayvan kalıntıları, mekanik oyuncaklar ve “tek boynuzlu at boynuzu” sanılan narval dişleri gibi tuhaf nesneler bir aradaydı. Ressam Giuseppe Arcimboldo, meyve ve sebzelerden oluşan ünlü portrelerinden birinde Rudolf’u, bereket tanrısı Vertumnus olarak resmetti. Koleksiyonun büyük bölümü, Otuz Yıl Savaşları sırasında, 1648’de İsveç ordusu tarafından yağmalanarak Stockholm’e götürüldü.

Rudolf’un sarayının etrafında pek çok efsane doğdu. Bunların en ünlüsü, Prag’ın yahudi mahallesinde Haham Löw’ün kilden yarattığına inanılan Golem efsanesidir. Başka efsaneler, imparatorun sarayında ölümsüzlük iksirini ve felsefe taşını arayan simyacılardan söz eder. İngiliz simyacılar John Dee ve Edward Kelley de bir süre Rudolf’un sarayında bulundu.

Altın Sokak ve Kafka’nın evi

Kalenin kuzey surlarının dibinde, rengârenk boyalı, minicik evlerden oluşan dar bir sokak uzanır: Altın Sokak (Zlatá ulička). Evlerin çoğu o kadar küçüktür ki, içlerine girerken başınızı eğmeniz gerekir. Sokak, on altıncı yüzyılın sonunda, kalenin muhafızları ve okçuları için surların kemerlerinin arasına inşa edilen küçük evlerden oluştu. Daha sonra evlere kuyumcular, zanaatkârlar ve kalede çalışan yoksul aileler yerleşti.

Sokağın adı, halk arasında Rudolf’un simyacılarının burada yaşayıp altın üretmeye çalıştığı efsanesiyle ilişkilendirilir. Ancak tarihçiler, adın büyük olasılıkla burada yaşayan kuyumculardan geldiğini belirtir. Gerçek ne olursa olsun, sokağın masalsı atmosferi, simyacı efsanesini canlı tutar.

Prag Kalesi Altın Sokak

Altın Sokak’ın en ünlü sakini, yirminci yüzyılın en etkili yazarlarından biri olan Franz Kafka’dır. Kafka, 1916-1917 kışında, kız kardeşi Ottla’nın kiraladığı 22 numaralı küçük mavi evde, akşamları ve geceleri yazı yazmak için vakit geçirdi. Bu dönemde, sonradan “Bir Köy Doktoru” adlı kitabında toplanacak olan öykülerinin bir bölümünü burada yazdı. Bugün evde küçük bir kitapçı bulunur ve kapının üzerindeki tabela, Kafka’nın burada yaşadığını hatırlatır.

Sokağın ucunda, eskiden bir hapishane olarak kullanılan Daliborka Kulesi yükselir. Kule, adını ilk mahkûmu olan şövalye Dalibor’dan alır. Efsaneye göre Dalibor, hücresinde kemanını çalmayı öğrendi ve onun hüzünlü müziği, kalenin sakinlerini ve dışarıdaki halkı derinden etkiledi; Pragluların “İhtiyaç, Dalibor’a keman çalmayı öğretti” deyimi bu hikâyeden gelir. Çek besteci Bedřich Smetana, bu efsaneden esinlenerek “Dalibor” adlı bir opera yazdı.

1618: pencereden atılanlar

23 Mayıs 1618’de, Prag Kalesi’nde Avrupa tarihini değiştirecek bir olay yaşandı. Bohemya’nın Protestan soyluları, Habsburg İmparatoru’nun Katolik politikalarına ve dinî özgürlüklerin kısıtlanmasına karşı öfkeliydi. Bir grup soylu, Eski Kraliyet Sarayı’ndaki Bohemya Kançılaryası’na girdi ve iki Katolik imparatorluk valisini, Jaroslav Martinic ile Vilém Slavata’yı ve sekreterleri Philipp Fabricius’u pencereden aşağı attı.

Pencere, yerden yaklaşık on beş metre yüksekteydi, ama üç adam da mucizevi bir şekilde hayatta kaldı. Katolikler, onların kurtuluşunu Meryem Ana’nın yardımına bağladı. Protestanlar ise, adamların pencerenin altındaki bir gübre yığınının üzerine düştüğü için kurtulduğunu anlattı. Olay, “İkinci Prag Defenestrasyonu” olarak tarihe geçti; ilki, 1419’da Yeni Şehir Belediye Binası’nda yaşanmış ve Hus Savaşları’nı başlatmıştı.

1618 defenestrasyonu, Bohemya’daki Protestan ayaklanmasının başlangıcı oldu ve kısa sürede bütün Avrupa’yı saran Otuz Yıl Savaşları’na dönüştü. Bu savaş, Orta Avrupa’nın büyük bölümünü yakıp yıktı ve milyonlarca insanın ölümüne yol açtı. 1620’de Prag’ın yakınındaki Beyaz Dağ Muharebesi’nde Protestan Bohemya ordusu yenildi. Ertesi yıl, ayaklanmanın liderlerinden yirmi yedisi, Eski Şehir Meydanı’nda idam edildi. Bohemya, sonraki üç yüzyıl boyunca Habsburg yönetiminde kaldı ve Prag, bir imparatorluk başkenti olmaktan çıkıp bir taşra merkezine dönüştü.

Maria Theresia ve bugünkü cephe

Bugün Prag Kalesi’ne bakınca gördüğünüz uzun, düzenli, soluk sarı saray cepheleri, kalenin en eski değil, en yeni bölümlerinden biridir. On sekizinci yüzyılın ortasında, İmparatoriçe Maria Theresia, kaleyi Habsburg hanedanının Bohemya’daki temsili sarayına uygun, modern ve düzenli bir görünüme kavuşturmak istedi. 1753-1775 yılları arasında, saray mimarı Nicolò Pacassi’nin yönetiminde, kalenin güney ve batı kanatları neoklasik bir üslupla yeniden inşa edildi.

Pacassi, kalenin farklı dönemlerden kalan binalarını, tek tip cephelerin arkasına saklayarak bir bütün haline getirdi. Bu dönüşüm, kaleye bugün Vltava’dan bakıldığında görülen ağırbaşlı, uyumlu silueti verdi. Kalenin ana girişi olan Matthias Kapısı ve Hradčany Meydanı’na açılan birinci avlu da bu dönemde düzenlendi. Birinci avlunun demir parmaklıklı kapısının üzerinde, “Savaşan Devler” adı verilen, birbirini yenmeye çalışan devleri gösteren barok heykeller yer alır.

Ancak Maria Theresia ve ardılları, kalede pek az zaman geçirdi. Habsburgların asıl başkenti Viyana’ydı; Prag Kalesi, yalnızca taç giyme törenleri ve kısa ziyaretler için kullanılıyordu. On dokuzuncu yüzyılın büyük bölümünde kale, yarı boş, sessiz bir saray olarak kaldı. Bir dönem, tahttan feragat eden Avusturya İmparatoru I. Ferdinand burada yaşadı.

Masaryk, Plečnik ve cumhuriyet

1918’de, Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu dağıldı ve Çekoslovakya bağımsızlığını ilan etti. Yeni cumhuriyetin ilk cumhurbaşkanı, filozof ve siyasetçi Tomáš Garrigue Masaryk oldu. Masaryk, Prag Kalesi’ni cumhurbaşkanlığı makamı olarak seçti. Bu karar, sembolik bir anlam taşıyordu: Yüzyıllarca yabancı hükümdarların sarayı olan kale, artık demokratik bir devletin kalbi olacaktı.

Masaryk, kalenin yeni kimliğine uygun bir biçimde düzenlenmesi için Slovenyalı mimar Jože Plečnik’i görevlendirdi. Plečnik, 1920’lerde kalenin avlularını, bahçelerini ve bazı iç mekânlarını yeniden tasarladı. Onun çalışmaları, antik Yunan ve Roma mimarisinden, Slav halk sanatından ve modern tasarımdan esinlenen özgün bir üsluba sahiptir. Plečnik’in üçüncü avluya yerleştirdiği granit dikilitaş, kalenin güney bahçelerindeki merdivenler, çardaklar ve seyir terasları, kaleye yeni ve demokratik bir ruh kattı. Masaryk, kalenin bahçelerini halka açtı; Pragluların yüzyıllar sonra ilk kez kalenin içinde özgürce dolaşabilmesi, cumhuriyetin simgesel bir kazanımıydı.

Prag Kalesi nöbet değişimi

İşgal, komünizm ve Havel

Çekoslovakya’nın demokratik dönemi uzun sürmedi. Mart 1939’da Nazi Almanyası ülkeyi işgal etti ve Hitler, Prag Kalesi’nde bir gece geçirerek işgalin sembolik zaferini ilan etti. Savaş boyunca kale, Nazi işgal yönetiminin merkezi oldu. 1941’de Bohemya ve Moravya Protektorası’nın yöneticisi olarak atanan Reinhard Heydrich, kaleyi makam olarak kullandı. Heydrich, 1942’de Londra’dan gönderilen Çek ve Slovak paraşütçülerin düzenlediği suikastta ağır yaralandı ve öldü.

Savaştan sonra kısa bir demokratik dönemin ardından, 1948’de komünist parti iktidarı ele geçirdi. Kırk yıl boyunca kale, komünist cumhurbaşkanlarının makamı oldu; bahçelerin ve bazı bölümlerin büyük kısmı halka kapatıldı. 1968’deki Prag Baharı, Sovyet tankları tarafından bastırıldı. Ancak 1989’daki Kadife Devrim, bu karanlık dönemi barışçıl bir şekilde sona erdirdi.

29 Aralık 1989’da, muhalif oyun yazarı Václav Havel, Vladislav Salonu’nda Çekoslovakya’nın cumhurbaşkanı seçildi. Sadece birkaç ay önce komünist rejimin hapishanesinde yatan bir yazarın, kalenin en görkemli salonunda cumhurbaşkanı olarak yemin etmesi, yirminci yüzyıl Avrupa’sının en dokunaklı anlarından biridir. Havel, kalenin kapılarını yeniden halka açtı, sarayın muhafızları için yeni üniformalar tasarlattı ve kaleyi yeniden bir demokrasinin simgesine dönüştürdü.

Lobkowicz Sarayı ve Beethoven’ın notaları

Kalenin doğu ucunda, Altın Sokak’ın hemen aşağısında, Prag Kalesi’nin içindeki tek özel mülk olan Lobkowicz Sarayı yer alır. On altıncı yüzyılda inşa edilen saray, Bohemya’nın en eski ve en güçlü soylu ailelerinden biri olan Lobkowicz ailesine aittir. Komünist dönemde el konulan saray, 1989’dan sonra aileye geri verildi ve bugün ailenin yüzyıllar boyunca biriktirdiği olağanüstü koleksiyonu sergileyen bir müze olarak ziyaretçilere açıktır.

Koleksiyonda, Pieter Bruegel’in ünlü “Saman Hasadı” tablosu, Canaletto’nun Londra manzaraları, Velázquez’in portreleri ve değerli silahlar, seramikler ve mobilyalar bulunur. Ama müzik severler için koleksiyonun asıl hazinesi, müzik odasıdır. Lobkowicz ailesinin bir üyesi olan Prens Joseph Franz Maximilian Lobkowicz, Ludwig van Beethoven’ın en önemli hamilerinden biriydi. Beethoven, Üçüncü (Eroica), Beşinci ve Altıncı senfonilerini bu prense ithaf etti. Sarayda, Beethoven’ın elyazması notaları ve Mozart’ın Händel’in “Mesih” oratoryosu için yaptığı düzenlemenin elyazması gibi paha biçilmez müzik belgeleri sergilenir. Sarayın terasındaki kafeden görülen Prag manzarası ise, pek çok kişiye göre şehrin en güzel manzarasıdır.

Bahçeler ve Kraliçe Anna’nın yazlık sarayı

Prag Kalesi’ni ziyaret edenlerin çoğu, katedrale ve saraylara odaklanır; ama kalenin bahçeleri, en az yapıları kadar güzeldir. Kalenin güneyinde, surların eteğinde uzanan Güney Bahçeleri, Prag’ın kırmızı çatılarına ve Vltava’ya bakan terasları, Plečnik’in tasarladığı çardakları ve merdivenleriyle, şehrin en güzel manzara noktalarından biridir. Burada, 1618’de pencereden atılan valilerin düştüğü yeri işaretleyen iki küçük dikilitaş da bulunur.

Kalenin kuzeyinde, Geyik Hendeği’nin öbür yakasında ise, on altıncı yüzyılda I. Ferdinand tarafından kurulan Kraliyet Bahçesi yer alır. Bahçenin ucunda, Ferdinand’ın eşi Kraliçe Anna için yaptırılan Belveder, yani Kraliçe Anna’nın Yazlık Sarayı durur. İtalyan Rönesans üslubundaki bu zarif yapı, Alplerin kuzeyindeki en saf Rönesans yapılarından biri kabul edilir. Sarayın önündeki “Şarkı Söyleyen Çeşme”, suyun bronz havuza düşerken çıkardığı melodik ses nedeniyle bu adı almıştır; çeşmenin altına eğilip dinlediğinizde, gerçekten de hafif bir müzik duyarsınız. Bahçede ayrıca, Rudolf döneminde inşa edilen ve top oyunları için kullanılan zarif, sgraffito süslemeli Top Oyunu Salonu bulunur.

Kalenin hikâyesi sergisi ve Barut Kulesi

Kalenin uzun ve karmaşık tarihini daha iyi anlamak isteyenler için, Eski Kraliyet Sarayı’nın alt katlarında düzenlenen “Prag Kalesi’nin Hikâyesi” sergisi iyi bir başlangıç noktasıdır. Sergide, kalenin dokuzuncu yüzyıldaki ilk yerleşiminden bugüne kadar uzanan gelişimi, arkeolojik buluntular, maketler, belgeler ve değerli eserlerle anlatılır. Přemysl prenslerinin mezarlarından çıkan takılar, ortaçağ kraliyet eşyaları ve kalenin farklı dönemlerine ait planlar, ziyaretçiye tepenin bin yıllık hikâyesini adım adım gösterir.

Kalenin kuzey surlarında yükselen Barut Kulesi, ya da diğer adıyla Mihulka, on beşinci yüzyılın sonunda bir savunma kulesi olarak inşa edildi. Rudolf döneminde kulenin simyacıların laboratuvarı olarak kullanıldığı anlatılır; daha sonra barut deposu ve kalenin nöbetçilerinin konutu oldu. Bugün kulede, kalenin savunma tarihini ve Rudolf dönemindeki bilim ve simya çalışmalarını anlatan küçük bir sergi bulunur.

Nöbet değişimi

Prag Kalesi’nin en popüler gösterilerinden biri, Kale Muhafızları’nın nöbet değişimidir. Muhafızlar, kalenin kapılarında her saat başı nöbet değiştirir; ama asıl tören, her gün öğle saatinde, birinci avluda yapılır. Bu törende, muhafız birliği bir bando eşliğinde yürür, bayrak değiştirilir ve askerler tören adımlarıyla nöbet yerlerine geçer. Tören yaklaşık on beş dakika sürer ve her gün yüzlerce ziyaretçiyi çeker. Muhafızlar, kapılardaki nöbet kulübelerinde hareketsiz dururken ziyaretçilerin fotoğraf çekmesine izin verir, ama onlara dokunmak ya da dikkatlerini dağıtmaya çalışmak hoş karşılanmaz. Kale Muhafızları, askerî bir birlik olarak cumhurbaşkanının ve kalenin güvenliğinden sorumludur; törensel görevleri, bu asıl işlevlerinin yalnızca görünen yüzüdür.

Muhafızların mavi üniformaları, Havel’in isteğiyle, Çek kostüm tasarımcısı Theodor Pištěk tarafından 1990’da tasarlandı. Pištěk, Miloš Forman’ın “Amadeus” filmindeki kostümleriyle Oscar ödülü kazanmış bir sanatçıydı. Havel, komünist dönemin gri ve kasvetli askerî üniformaları yerine, yeni demokrasinin açık ve dost canlısı yüzünü yansıtacak üniformalar istemişti. Böylece Prag Kalesi’nin muhafızları, belki de dünyanın bir Oscar ödüllü kostüm tasarımcısının elinden çıkmış tek askerî üniformasını giyer.

Prag Kalesi'nden şehir manzarası

Ziyaret rehberi: saatler, bilet ve ulaşım

Açılış saatleri: Kalenin avluları ve bazı bahçeleri her gün sabah 6.00’dan akşam 22.00’ye kadar ücretsiz olarak gezilebilir. Biletli yapılar ise nisan-ekim arasında 9.00-17.00, kasım-mart arasında 9.00-16.00 saatleri arasında açıktır. Son giriş kapanıştan yarım saat önce yapılır. Aziz Vitus Katedrali, pazar sabahları ayin nedeniyle geç açılır.

Bilet: 2026 itibarıyla, Aziz Vitus Katedrali, Eski Kraliyet Sarayı, Aziz Georg Bazilikası ve Altın Sokak’ı kapsayan temel tur bileti yaklaşık 250 Çek korunası, yani yaklaşık 10 euro civarındadır. Barut Kulesi, Rožmberk Sarayı ve kalenin tarihini anlatan sergiyi de kapsayan geniş bilet yaklaşık 350 korunadır. Kalenin içindeki Lobkowicz Sarayı, özel bir müze olduğu için ayrı biletlidir. Çocuklar ve aileler için indirimli biletler vardır. Güncel fiyatları kalenin resmî sitesinden kontrol edin.

Ulaşım: Kaleye en kolay ulaşım yolu, 22 numaralı tramvayla Pražský hrad durağına gelmek ve Geyik Hendeği’nin üzerindeki köprüden kalenin kuzey kapısına yürümektir. Alternatif olarak, Malostranská metro istasyonundan Eski Kale Merdivenleri’ni tırmanarak doğu kapısından girebilirsiniz. En romantik yol ise, Karlov Köprüsü’nü geçip Malá Strana’nın sokaklarından, Nerudova Caddesi boyunca yukarı tırmanmak ve kaleye ana kapıdan, Hradčany Meydanı’ndan girmektir.

İpuçları: Kaleyi ayrıntılı gezmek için en az 3-4 saat ayırın. Kalabalıktan kaçmak için sabah 9.00’da, açılışta gidin; saat 10.00 ile 14.00 arası en yoğun zamandır. Aziz Vitus Katedrali’nin girişinde güvenlik kontrolü yapıldığı için kuyruklar oluşabilir. Öğle saatindeki nöbet değişimini görmek istiyorsanız birinci avluda erkenden yer tutun. Akşamüstü, ziyaretçiler ayrıldıktan sonra kalenin boş avlularında yürümek ve Güney Bahçeleri’nden gün batımında Prag’ı izlemek, unutulmaz bir deneyimdir.

Konum: Hradčany, Prag 1, Çek Cumhuriyeti · Koordinatlar: 50.0911° K, 14.4016° D · Prag Kalesi’ni Google Haritalar’da aç

Aynı yolda görülecek diğer kaleler

Prag Kalesi, Orta Avrupa kaleleri serimizin ilk durağı. Sırada, Prag’ın güneybatısında IV. Karl’ın taç mücevherlerini saklamak için yaptırdığı Karlštejn Kalesi, güney Bohemya’da Vltava’nın kıvrımında yükselen Český Krumlov Kalesi, Avusturya’da Salzburg’un tepesindeki Hohensalzburg Kalesi, Karintiya’da on dört kapısıyla ünlü Hochosterwitz Kalesi ve Viyana’nın kuzeyindeki romantik Kreuzenstein Kalesi var. Almanya serimizden, Luther’in İncil’i çevirdiği Wartburg‘u ve masal şatosu Neuschwanstein‘ı da okuyabilirsiniz.

Prag Kalesi’nden ayrılırken, Eski Kale Merdivenleri’nden aşağı inin ve yarı yolda durup arkanıza bakın. Katedralin kuleleri akşam güneşinde kızıla bürünürken, aşağıda Malá Strana’nın bakır kubbeleri ve kırmızı çatıları parlar, uzakta Vltava’nın üzerindeki köprüler birer birer yanar. Bin yıldır bu tepede prensler öldürüldü, imparatorlar yıldızları gözledi, soylular pencerelerden atıldı, yazarlar gece yarısı yazdı, bir oyun yazarı cumhurbaşkanı oldu. Prag Kalesi, taşlarının arasında bütün bunları sessizce taşır. Belki de onu dünyanın en büyük kalesi yapan şey, metrekareleri değil, içine sığdırdığı hikâyelerin büyüklüğüdür.

Bir İyilik

Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir