Edebiyat Kulübü
Kısa hikayeler, yazılar, cümleler, kehanetler, yazı yazmak isteyenler.
Duygular
Etiket: aşk
- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son 5 yıl 2 ay önce
wolverine tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
tunaKatılımcıÜnlü Filozof Sokratesin Sözleri ve Konuşmaları
Ünlü filozof Sokratesin hayatını merak ettgimiz gibi sözleri ve muhabbet içinde kurdugu diyaloglarında geçen sözler herkesin büyüsünde kaldıgı bir şey..Bizde sizlere bunları okutmak için küçük bir araştırma yapıp sizlere sunuyoruz…
Bir şeyleri değiştirmek isteyen insan, işe önce kendisinden başlamalıdır.
– Bilgi ruhun gıdasıdır.
– Bir insanın onsuz yapabileceği ne kadar çok şey vardır.
– Bir yargıç, iyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli, sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir.
– Bilen insan kötülük yapmaz.
– Cahil insan kendinin bile düşmanı iken, başkasına dost olması nasıl beklenir
– En faziletli insan, rûhen yükselmeye çalışan, en mutlu insan da yükseldiğini duyandır.
– Endişelerinizden kurtulmak istiyorsanız , yaşamaktan en çok korktuğunuz şeyin bir gün başınıza geleceğini kabul edin.
– Fazilet, ruhun güzelliğidir.
– Felsefe, hayretle başlar.
– Felsefe, neleri bilmediğini bilmektir.
– Haksızlığa uğramak, haksızlık yapmaktan iyidir.
– Haksızlık yapmak, haksızlığa uğramaktan daha acıdır.
– İnsan bildiğini öğrenir.
– Kadın erkekle bir kez eşit hale getirildi mi, artık ondan üstün olur.
– Kainatta tesadüfe, tesadüf edilmez.
– Kendin pahasına olduktan sonra tüm dünyayı kazansan eline ne geçer?
– Kendini bil.
– Kendini bulmak istiyorsan, kendin için düşün.
– Kimseye hiçbir şey öğretemem, sadece onların düşünmelerini sağlayabilirim.
– Ne pahasına olursa olsun, evlenin. Karınız iyi çıkarsa mutlu olursunuz,yok fena çıkarsa o zaman da filozof olursunuz.
– Öğrenmek, eskiden bilinmiş bir şeyi yeniden hatırlamaktan başka bir şey değildir.
– Sadece bir iyi vardır, bilgi; ve sadece bir kötü vardır, cehalet.
– Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
– Tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir.
– Yalnız işsiz olanlar değil, daha iyi işler yapabilecek olanlar da başıboştur.
tunaKatılımcıOsho'dan , Öfke ve birini değiştirmek üzerine..
İyi hissediyorsun, kötü hissediyorsun ve bu hisler kendi bilinçaltından, kendi geçmişinden kabarıp yükseliyor.Senden başka kimse sorumlu değil. Kimse seni kızdıramaz ve kimse seni mutlu edemez.Kendi kendini mutlu ediyorsun, kendi kendini kızdırıyorsun ve kendi kendini üzüyorsun. Bunu fark etmediğin sürece bir köle olarak kalacaksın.
“Başıma gelen ne olursa olsun kesinkes ben sorumluyum. Koşulsuz olarak her ne olursa olsun kesinlikle ben sorumluyum.” Kişi bunu fark edince kendi kendisinin efendisi haline gelir.
Başlangıçta bu senin canını sıkıp üzecek çünkü sorumluluğu başkasına atabilirsen yanlış yapmadığın için kendini iyi hissedebilirsin. Karın saldırgan davranışlarda bulunuyorsa ne yapabilirsin ? Kızmak zorundasın. Ama unutma karın kendi ruhsal mekanizmaları nedeniyle saldırgan davranıyor. O sana karşı saldırgan değil. Sen orada olmasaydın çocuklara saldıracaktı. Çocuklar orada olmasaydı bulaşıklara saldıracaktı; onları yere çarpmış olacaktı. Radyoyu kırmış olacaktı. Bir şey yapmış olması gerekiyordu; saldırganlık geliyordu. Gazete okurken bulunman ve sana karşı saldırması sadece bir rastlantıydı. Yanlış bir zamanda elinin altında bulunman sadece bir rastlantıydı.
Kızgınsın, karın sana saldırganlaştığı için değil; o sadece uygun durumu sana sağladı hepsi bu. O sana kızman için bir olasılık, kızman için bir bahane vermiş olabilir ama kızgınlık kabarmaktaydı. Karın orada olmasaydı aynı şekilde kızmış olacaktın; başka bir şeye, bir fikre ama kızgınlık orada olmak zorundaydı. O senin kendi bilinçaltından gelmekte olan bir şeydi.
Herkes kendi varlığından ve davranışlarından sorumludur, tamamıyla sorumlu. Sorumlu olmaktan başlangıçta çok canın sıkılacak çünkü sen her zaman mutlu olmak istiyor olduğunu düşünmüştün; o halde nasıl olur da kendi mutsuzluğundan sorumlu olabilirsin? Her zaman mutluluktan uçmayı arzuluyorsun, nasıl olur da kendi kendine kızabiliyorsun? Ve bu yüzden sorumluluğu başkalarının üzerine atıyorsun.
Eğer sorumluluğu başkalarının üzerine atmaya devam edecek olursan şunu unutma ki bir köle olarak kalacaksın çünkü hiç kimse başka birisini değiştiremez. Başka birini nasıl değiştirebilirsin? Hiç birisi başka birini değiştirmiş midir? Dünyadaki en az yerine gelmiş dileklerden birisi başka birisinin değişmesini istemektir. Bunu hiç kimse bugüne kadar yapamadı, bu imkansızdır çünkü başka bir insan da kendinden menkul bir varoluş sürer; onu değiştirmezsin. Sorumluluğu başkalarının üzerine atmaya devam edersin ama diğerini değiştiremezsin. Ve sorumluluğu başkalarına attığın için de temel sorumluluğun sana ait olduğunu hiç göremezsin. Temel değişiklik kendi içinde gereklidir.
Tuzağa şu şekilde düşersin: Şayet tüm eylemlerinden, tüm ruh hallerinden sorumlu olduğunu düşünmeye başlarsan başlangıçta depresyona gireceksin. Ama bu depresyonun içinden geçebilirsen hemen sonra ışığı hissedeceksin çünkü artık başkalarından özgürleştin. Artık kendi kendine çalışabilirsin. Özgür olabilirsin, mutlu olabilirsin. Bütün dünya özgür ve mutlu olmasa bile farketmez. Ve ilk özgürlük başkalarına sorumluluğu atmayı bırakmaktır ve ilk özgürlük sorumlu olduğunu bilmektir. O zaman pek çok şey birden mümkün hale gelir.
Osho ( Farkındalık kitabından alıntıdır)
tunaKatılımcıMelekler Ağlar mı ?
Türkiye LösemiLi Çoçuklar İçin yazılmış olan bu yazı hem çok duygulu hemde onların neler düşündügü , hissettigi hakkında bize ufacıkta olsa bir düşünce oluşturuyor.Fazla söze ne hacet..Buyrun okuyun…
Melekler Ağlar mı? Sakın Yağmur Tanelerini Örnek Gösterme…Göz Yaşlarına!
Halimizi görüp te…Ağlarlar mı acaba..?İçimizde tutuğumuz gözyaşlarını hissederler mi…?
İletişim kuramadığımızda birbirimizle..
Sevgiyi paylaşmayı bilemediğimizde…
Aslında bizi tanıyıp ta, hepimizin içinde ki özvarlığı görüp
yine de cenneti yaratamamıza üzülürler mi..?
Onca çabalarına rağmen.. Hala üzgünsek..
Sevgili meleklerimiz bizi korudukları halde, arkadaşlarımızın acılarının da, üzüntülerinin de belki onların hayrına olduğunu anlayamadığımız için ve kendimizi bu kadar üzdüğümüz için..
Uzak olmak zorunda kaldığımız arkadaşlarımızı bu kadar çok özlediğimiz ve bizim özlem duygumuz
onlar tarafından bile telafi edilemeyeceği için….
Kendimizi ifade edemediğimize, anlaşılamadığımıza
ya da bunu denediğimizde yargılanmamıza,
İstediklerimizi yapamadığımızda veya sevdiklerimize kıyamadığımız için onların tercihlerine uymak zorunda kaldığımızda ve bu tercihi bizim yapmamıza rağmen içimizde hala fırtınalar kopmasına…
Aslında çok kırgın olduğumuz için ve sevgi açlığımızı doyuramadığımız için yanılarak çok kızgın olmamıza ve
gerçekte bunu hiç istememize rağmen tepkisel davranmaya devam etmemize,
şeytanın tuzağına düşmemize,
Ve bazen onlar orada olduğu halde bizim bunu unutmamıza,
Hala hatırlayamaşımıza esas gerçeği; aslında Işığın Savaşçısı olduğumuzu ve olanların sebebini hala göremeyişimize üzülürler mi…?
Bence ağlarlar…Hem de bizden de çok…
Çünkü eminim ki, onlar bizi bizden çok seviyorlar…
Bizim gözyaşlarımız onlarındır belki de…
Varlıkları için şükür doluyum ve onları üzdüğüm için çocuk gibi…
tunaKatılımcıTürkiye'm
TÜRKİYEM
Üç tarafı denizlerle çevrilmiş,
Kendi benliğine gizli gömülmüş,
Nice zülümlerin yüzüne gülmüş,
Temelinde iman yüklü Türkiye’m.Kimi dost görünmüş kimisi düşman,
Sana zülün eden olmazmı pişman?
Dünya tarihine önde karışan,
Düşmanını yıldırmazmı Türkiye’m.Nice savaşların durağı oldun
Nice zülümlerle hercu merc oldun,
Gün geldi mevsimla sarardın sıldun
Bize bizliğini göster Türkiye’m.Yetiştirdin yurda evlatlar öp öz,
Sonra dönüp sana dikmedimi göz,
Bü öz evladına! geçirmezsen söz,
Bize bizliğini deme Türkiye’m.Kanuniler Fatihlerle yoğrulmuş,
Temeli bütünce Hakka doğrulmuş,
Benliğini yediyüzyıl korumuş,
Eski benliğini göster Türkiye’m.Karış karış şehit kanı bulanmış,
Şehitlerin hak diniyle sulanmış,
Yiğitlerin at üstünde dolanmış,
Yiğit verip şehit alan Türkiye’m.Sen çok gördün çok kişiler tanırsın,
Sana her güleni dostmu sanırsın?
Sana düşman olan kimdir bilirsin,
Seni sen bilene söyle Türkiye’m.Adım adım hep peşini izledim,
Birçok sırlarımı senden gizledim,
Seni süsliyene güvenemedim,
Sen nasıldın ne yaptılar Türkiye’m?Sen bin gördün bukadarla yılmazsın,
Bütün Dünya aksa yine dolmazsın,
Boş ver,sana sen diyenler olmasın,
Seni tanıyanı tanı Türkiye’mKimi el uzatır kimisi dilin,
Kimi elin kırar kimisi belin,
Bekliyor ardında binlerce selim,
Yıksınlar taparız korkma Türkiye’m.Bir ölürüz binler gelir ardından,
Bölünmek yok ayrılmak yok yarıdan,
Sen rahat ol biz geliriz ardından,
Biz eş bulduk gardaş bulduk Türkiye’m.İsmet derki kayguların silinsin,
Sen dünyaca allar giymiş gelinsin,
Bırak senden olmayanlar bölünsün,
Biz bizlikle arınalım TÜRKİYE’m.
tunaKatılımcıİkinci Mehmet büyük adamdır, büyük
Birgün İstanbul ve İstanbul’un
Fethi’nden konuşurlarken söz tabii Fatih’e geldi.Atatürk’ün tarihin
kendi hakkında vereceği hükmü etrafındakilere sık sık sorduğu malumdur.
…
Söz sırası yine gelmişti.Ortaya şöyle bir sual attı: “Tarih acaba benim mi, yoksa İkinci Mehmet’in mi yaptığı işleri daha
mühim bulacaktır?”Bulunanların hemen hepsi: “Siz” dediler.
Atatürk,
böyle meselelerde daima olduğu gibi: “Niçin?” dedi.Sual sırası
kendisine gelenler Atatürk’ün Fatih’ten çok büyük olduğunu ispat için
akla gelecek ve gelmeyecek delilleri toplamakta birbirleri ile yarışa
başladılar.Hatta bazıları: “Sizin yanınızda Fatih kim olurmuş!” diyecek
kadar ileri bile vardılar.Fakat, ne söylenirse söylensin, verilen
cevapların Atatürk’ü hiç tatmin etmediğini anlamak güç olmuyordu.Nihayet söz orada bulunanların en gencine geldi:
“Efendim, tarih bir imtihan salonuna benzer. Karşısına gelenlere
birtakım hususi meseleler verir.Neticede verdiği problemleri
halledişine ve bundaki maharetine göre bir numara verir.Aşağı yukarı
tarihin imtihanına çıkanların hepsi ayrı şartlar dahilinde, ayrı
meseleler karşısında kalmışlardır.bunları en iyi halledenler de
tereddütsüz on numara almışlardır.Zannımca, tarihin adamı olan
şahsiyetlerin karşısında kaldıkları hadiseleri birbirleri ile
karşılaştırmakla hükümlere varmak mümkün değildir.Fatih, karşısına
çıkan problemleri en iyi şekilde hallederek on numara almıştır.Siz de
önünüze serilen meseleleri halletmiş ve on numarayı kazanmış bir tarih
büyüğüsünüz.”Atatürk, bu sözleri büyük bir dikkatle dinledi ve
neticede:“Bravo!” dedi.
Sonra, biraz evvel Fatih’i küçümseyen kişiye dönerek:
“Sen halt etmişsin.Ben Fatih’ten büyük olabilir miyim?
Çok kereler
Fatih’in karşısında kaldığı meseleleri düşündüğüm zaman ben de aynı hal
çarelerine varmışımdır.Yalnız, Fatih, benim karşısında kaldığım
hadiseleri nasıl hallederdi.Bunu çok merak ederim.
İkinci Mehmet büyük
adamdır, büyük…”
tunaKatılımcıArtık Göremeyecegim Sizi
size birşey anlatmak istiyorum içinde herşey var küçük bir anı ama unutmuyorum hiç birde şimdi ki aşklar gelince aklıma daha çok özeniyorum onlara ;Bir gün sahilde yürürken bir dede ve nine ilişti gözüme çok sevimliydiler ama birbirlerini sırt dönmüştüler. Yanlarına gittim oturdum bir saat kadar hala konuşmuyorlardı,bi şiir yazdım hayatımda yaptığım deliliklerden biriydi sanırım,bir ilkokul çoçuğu edasıyla geçip karşılarına okudum çünkü onlar için yazmıştım tanımıyordum ama sevgilerin hissedebiliyordum.
Bunun üzerine dedecim sağolsun teşekkürlerini sundu bana aynı şekilde nineciğimde ve dede dönüp nine ye ”benim ahu gözlü hatunum ben sana hiç kızar mıyım ” dedi. Nine de dede ye ” teşekkür ederim sende ilk gördüğüm günden daha yakışıklısın” dedi.
Şimdi siz ne var bunda diyorsunuz ahu gözlü nineceğimin yaşılık ve hastalıktan gözleri kördü. yakışıklı dedeciğimin de tek ayağı topallıyordu. Ben onlara hoşçakalı zor dedim çünkü o kadar içtendiler ve hala yaşayan bir aşkları vardı çok etkilenmiştim dedeciğim dediki şaşırma şimdiki aşklar aşk mı sanıyorsun şimdi gençler aşkı sakız sanıp habire çiğniyorlar dedi.
Aslında çok haklıydı değil mi. ben bunu sizle paylaşmak istedim sadece TURGUT DEDECİĞİM VE AYŞE NİNECİĞİM SİZLERİ BİR DAHA GÖREMEYCEK OLSAMDA ÇOK SEVİYORUM…
tunaKatılımcıHiçleşme Duygusu…
“ben genelde hüzünlüyüm..ama , aslında bunun için pek önemli nedenler göremiyorum..artık neşeli olmaya pek çaba da harcamıyorum;çünkü anladım ki , artık benim neşeli ya da mutlu olmam olası değil..Biliyorum , dünya ve yaşamak güzel..fakat benim içimde hiç bir heyecan ve güç yok..Herşey bir garip oldu..matlaştı..donuklaştı..Ben bir şey söylemeye kalksam , benim sesim bana yabancı birinin sesi gibi geliyor..hatta vücüdum bile bana yabancı geliyor..Arada ellerime bakıyorum , bunlar benim ellerim mi diye?..ellerimi yıkarken onlara bakıyorum ve tanımıyorum..ikisi birbirlerine benzemiyorlar..Ayrıca , bu eller bana ait değilmiş gibi geliyor..Çevreme bakınıyorum, ben bunları daha önce bir yerlerde görmüşüm gibi geliyor..ayrıca her bi şey benim dışımda..kendi kendimi bir sinema seyredermişim gibi seyrediyorum..film bazen renkli oluyor ama…genelde gri..uykuda mıyım yoksa uyanık mıyım bilemiyorum..ben buradayım da , benim ruhum başka bir yerdeymiş gibi geliyor bana..ya da gerçekten böle..ben gerçekten ben miyim?..Ben Önceden de Böyle miyimdim?..”Bilemiyorum..”
tunaKatılımcıBeraat
Allah’ım tüm insanları affet, günahlarımızı bağışla, yaptığımız tüm hataları insan olmanın ve yaratılışımızın acizliğine ver ya Rab. Dünya üstünde kısacık insan ömründe kibri ile yaşayan insanlara merhamet et, hepimizi bağışla. Bilerek ya da bilmeyerek yaptığımız tüm hatalardan ders çıkarmamızı sağla, Sen asıl öğreticimizsin Allah’ım. Allah’ım dünya üstünde insanlara paylaşmayı öğret, içten olmayı, güvenmeyi öğret. Eğer bu bir sınavsa, biz insanlar milyonlarca yıldır yanlış yapıyoruz, korkarak ve güvenmeden yaşıyoruz, kalplerimize almayı değil, vermeyi öğret. Allah’ım, tüm insanların kalplerine sevmeyi öğret, biz kendinden verdiğin en değerli duyguyu yaşamalarını ve yaşatmalarını sağla. Eğer korkarak yaşayan insanlar varsa, duvarların arkasında, ya da her hangi bir şekilde, onlara cesaret ver Allah’ım. Allah’ım bizleri kaza ve beladan koru. Sonsuzluğun sahibi güzel Allah, bizden yardımını esirgeme ve bizleri koru, gözet Allah’ım. Allah’ım tüm insanların dualarını kabul et, hepimize yardım et. Bizleri bağışla…
tunaKatılımcıÇeresizlik
Aciziz. O kadar güçsüz ve çaresiziz ki. Bu kanıya nerden mi varır bir insan, şu soruya cevap versin o zaman birisi, yarın kafanıza bir kremit düşmeyeceğinin, deprem olmayacağının, evinize uçak düşmeyeceğinin, elektrik çarpmayacağının vs. Basit mantık oldu biliyorum, ancak bunun daha başka bir açıklaması var mı? Bilmiyorum. Aslında yaşamın hiç bir aşamasında karmaşık bir süreç yok, sadece biz bu süreçleri hem kendimiz için hem de başkaları için karmaşıklaştırıyoruz. Tamam, bana içinizden bir sürü karmaşık şey saydınız, bir saat sonra öleceksin dostum. Buna bir de dramatik bir cümle ekliyoruz “kimse zarar görmesin”. Oysa tam tersi, kendimiz zarar görmek istemiyoruzdur.
Bu şu demek değil, hayatı boş verin yaşayın demek değil tabi ki, temel değişmeyen bir kaç şey dışında kontrolümüzde olan hiç bir şey yok. Çok mutlusunuz ama her an bozulabilir, çok kötü durumdasınız, bir kaç gün içinde değişebilir de.
Zorlaştırıyoruz, geçmişten getirdiğimiz ikinci bir tekrarı olmayan olaylara deneyim diyoruz, sonra bilmediğimiz gelecekten korkarak sürekli olarak en ince detayına kadar düşünüp tedbirler alıyoruz, almak zorundayız çünkü korkağız. Yarın öleceksin dese birisi ve 24 saatin var, ne yapardın? Elindeki malzeme bu, sen busun, bundan bir saray olmaz, ama mutlu küçük bir ev olur. Neden hayatımızın çimento, tuğla ağaçlarından ısrarla saraylar inşa etmeye çalışıyoruz, neden? Küçük bir ev, sevgi ve paylaşımla yaşanmış, bir ev. Bu ev tabi ki mecaz, paranız olabilir ve gerçekten bir sarayınız da olabilir.
Katlanamıyoruz. Birinin yaptığı hatalara katlanamıyoruz, oysa onun acizliğine, çaresizliğine vermiyoruz da, onu hemen suçlamaya başlıyoruz, oysa çoğu zaman bizim öfkelendiğimiz şeyler insan acizlikleri ve gülemiyoruz yaşamdaki bu durumlara.
Aslında yazmak istemiyorum, belki birisi okur ve yaşamını kendine ve çevresindekilere zorlaştırmak yerine belki kolaylaştırabilir. Biri bunları hissediyorsa mutlaka başka birisi de hissediyordur.
Ev, güneşin gözlerini rahatsız etmediği sabahın en erken saatlerindeki gibi, ılık bir rüzgarın teninde bıraktığı his, çiçek kokularının geldiği, kuşların sabah doğayı uyandırmak için öttükleri, gökyüzü masmavi, çimenler üstünde yer yer çiçeklerin olduğu bir yerde burası. Bu bir hayal…
Sadece özgür düşüncenin kendini beğenmiş yansımaları olarak düşünün böyle özgün yazıları, yanlış bir şey yazdıysak affedin. Dramatize edeyim; farklı düşüncelerin olmadığı yerde yaşamın renkli ve eğlenceli olduğunu söyleyebilir misiniz? Farklı düşüncelere katlanma kapasitenizi test ediyoruz diyelim ki. Zaten birisinin yazması çok zor bir şeydir, zoru başarmak için yazıyorum, zoru severim de ondan 🙂
Zaman ayıranlara teşekkürler.
tunaKatılımcıDuran Anlar
Dünyanın durduğu gün adındaki filmi izlediniz mi bilmiyorum, orada bir diyalog var, “uçurumun ucuna gelince değişiyoruz”. Değişmek ve bazı şeyleri anlamak için son noktaya gelmemiz gerekiyor, diyor film. Hayır, elbette filmi anlatmayacağım. Film ile ilgili bir şey daha dikkatimi çekti, insanın yaşama tutkusu ve her ne olursa olsun bu yaşamın yaşanması gerektiği ve hayatta kalam güdüsünün insanları birbirine kenetlediği.
Bazı şeyleri anlamak için teknik düşünmemiz, analiz, sentez ve sonuç, problem çözme teknikleri, analitik düşünebilme becerilerimizi kullanıp, karşılaştırıp, “değerlendirip” yaşamda bir karara varmalıyız. Mutlaka böyle yapalım tamam mı :). Yaşamın bu kadar zor olduğunu zannetmiyorum, sorun başkalarının özgürlük alanlarını kabullenmekte ve korkularımızın bizim önümüzde bir duvar olması gibi geliyor. Korkuyoruz, bizler korkak varlıklarız, başkasından korkmasak silah üretmeyiz. Ha, evet, dramatik bazı açıklamalar var bu konuda, ben onlara girmeyeceğim.
Duran anlar, son noktalar. Zamanın durduğunu bazen hissedebiliriz, sanki hava durmuştur, rüzgar yok, yıldızların parıltısı sabitlenir ya da bize öyle gelir.
Bazen hayallerin seni durdurur, olması istediklerin, hayal ettiğin neyse, istediğin neyse onu düşünürken zaman durabilir. Ancak güven ve huzur veren nedenlerden dolayı hayal kuruyorsanız zaman istediği kadar durabilir, ancak gidiş gelişlerin olduğu, emin olamadığınız hayallerse, bir hızlı bir yavaş ilerler zaman, bu güzel değil. Emin olmak demişken, neyden emin olabilir ki kendimizden başka? Ben eminim, dediniz, duyduk, bana ne bundan, dedi. Demedi ama eğer birisini ilgilendirseydi, sanırım oda sizin gibi cevap verirdi, bu her kim ise. Arkadaş, aile, dost, sevgiliniz, sevgili adayınız vb gibi. siz ekleyin işte. Kendin emin olmayan ve korkan, size gerekli açıklamaları yapamayan biri sizden hiç bir zaman emin olamaz. Bunu etiketlerim. Ancak sizden karşılık emin olma durumu olabilir, işte bu devam etmeyebilir. Buda sizin duyarlılığınız ve ilginiz ile ilgili. Yani bu herhangi bir boyutta ve düzeyde iletişim, ilişki, birliktelik, ortak yaşam formu olabilir. (yaşamlarımız bu güvensizlikte ancak yapay yaşam formu olabiliyor, henüz yaşam olamadı.)
Duran anlar var ya, umarım 90%’ınız için eğlencelidir. 10% onlarda şikayet etsin ve diğerleri onları sorunu çözsün. Böylece gerçek yaplaşımlar, facebook, msn olmadan yapabiliriz tahmin 🙂
Mesela bu düşüncelerimi, duygularımı yazarken zaman durmuştu, çünkü yazmak ta eğlenceli geldi, bu böyle olmuyor her zaman.
tunaKatılımcıBir Kadını Sevmek
Bazen ne yapacağını bilmeyebilirsin. Aslında insan duyguları ne yapman gerektiğini söyler, bazı anlar var, kendini ifade edemediğin ve söylemeden verdiğin tepkiler…
Bir kadını sevmek onu saraylarda yaşatmak değildir…
Bir kadını sevmek ona zümrütler pırlantalar almakta değildir…
Bir kadını sevmek güzel bir yerde kariyer sahibi olmakta değildir…
Bir kadını sevmek 2-3 yabancı dil bilmek güzel araba kullanmak
Adaleli bir vücuda sahip olmak hiç değildir..Bir kadını sevmek: dağ başında kış ortasında aynı battaniyenin altında onu sararak ısıtmak bu da yetmiyorsa nefesinle ısıtabilmektir…
Bir kadını sevmek ona altın pırlanta almak değil en güzel kır çiçeklerinden ona taç yapabilmektir..
Kariyer sahibi değil çoban olsan onu sahiplenebilmektir, taşıyabilmektir bir kadını sevmek…
2-3 yabancı dil bilsen ne yapar bir kadına bildiğin en iyi dilde sevgini ifade edemiyorsan 32 dil bil istersen kuş dilide bil birşeye yaramaz bir kadını severken gerekirse bülbül olacaksın bir kadını seviyorsan…
En kuvvetli ve sportif bir yapın olsa da bir kadına gereken ilgiyi gösteremiyorsan onun istediği zaman yanında olamıyorsan sarıldığın zaman kemiklerinden ses gelmiyorsa sevme bir kadını kardeşim günahına girme…
Bir kadını seviyorsan sadakatle seveceksen sev başka bir kadını düşleyeceksen dahi sevme üzme…
Bir kadını seviyorsan kısaca onunla doğmasan da onunla öleceksin ölmesin ide bileceksin onun için…
Bir kadını seviyorsan ruhunu bedenini ona bırakacaksın kayıtsız şartsız teslim olacaksın o senden emin olacak…
Bir kadını seviyorsan ona asla sırtını dönmeyeceksin…
Bir kadını seviyorsan sakada olsa ona asla seni sevmiyorum demeyeceksin…
Bir kadını seviyorsan ne yaparsa yapsın kızmayacaksın küsmeyeceksin…
Bir kadını seviyorsan hoşuna gitmeyen hareketler yapsa da ona bunu ödetmeye kalkmayacaksın her zaman müşfik olacak ve hemen affedeceksin…
tunaKatılımcıYok
Yok, insan algılarında bir anda yok olabilirsin, seni bir anda var edebilen, evet resmen var edebiliyor, seni yok edebiliyor. Bunun bir tutarlı tarafı yok, yokluğun.
Güven kalbimizde, kalbinde güven olmayan birinin kalbine asla giremezsin. Sana içini sıcak hissettirebilir, bunun sadece nedeni kendi duyguları olabilir, asıl hissedilen kendi, sen sadece konu örneği olabilirsin ve merak duygusu bittiğinde sen de yok olursun. Yok…
Bunu aslında hissedebilirsin ama içindeki umut var ya, heyecan… ve duygulara yer yok. Asla kim olduğunu belli etme, bunu unutma adamım, her kimle, nerede, kimse ise…
tunaKatılımcıAh Ayrılık
Bir yol ve bir yer var ki insana hep ayrılığı hatırlatıyor. Ayrılık, yani birinden uzak düşme durumu. Hayatın acı gerçeği. Her gün aynı yerde, sevdiğin, saydığın kişiyle, başlattığınız sohbeti yarıda bırakarak hoşçakal, yarın tekrar görüşürüz demekle yetinmek zorunda kalmak üzüyor insanı, doğal olarak.
Ve yarını beklemek zorunda kalıyorsunuz. O kısa yol rüyalarınızın bir parçası oluyor. Bu durum her gün aylarca devam ediyor. Alışkanlık yaratıyor insanda.
Sonuç itibariyle, insanda gayet berbat duygular yaratsa bile kesinlikle olacağı bilinen bir olay ve her nedense asla kendimizi bu tarz bir duruma hazırlamaya başaramıyoruz.
Beraber yürüdüğünüz o yol hakkında olumsuz hatıralar canlanıyor hafızanda, ister istemez. Bir daha keşke o yoldan geçmez olsaydım geçiyor kalbinizden. Ama sonuçta geçmek zorundasınız. Ve her gün aynı çileye katlanmak mecburiyetindesiniz. Hayatından on yıl gitmesi, acıları ve gözyaşlarını yaşaya yaşaya gözlerinin artık ağlayamaz olmasına rağmen.
kaynak: ginacom.blogspot.com
tunaKatılımcıSevgi Tanımı
Sevginin o kadar çok tanımı yapıldı ki, ben hangisi doğru anlamadım, ancak insanın kendi hissettiği onun sevgi olduğuda gerçek, yine de bu başka bir sevgi tarifi…
“Sevgi bir enerjidir, bir güçtür. Tıpkı zaman enerjisi gibi, hayat enerjisi gibi bir enerji türüdür. Sevgi enerjisinin en önemli özellikleri bizlerde bazı ruh halleri meydana getirmesi ve iletişimi sağlamasıdır. Sevgi enerjisi varlıktan varlığa bazı ruh halleri, etkiler ve bilgiler taşır. Varlıklar arasındaki temel bağlantı sevgi enerjisi ile meydana getirilir. Maddi ve manevi tüm iletişimler sevgi enerjisi aracılığıyla olur. Başka bir deyişle sevgi enerjisi ruhsal dünyadaki ve fizik dünyadaki varlıklar arasındaki ilişkiyi sağlarken bu iki dünya arasındaki ilişkiyi de sağlar. Galaksiler arasındaki esiri dediğimiz bağların diğer ismi sevgi bağlarıdır, sevgi enerjisidir.”
kaynak: astroset.com
tunaKatılımcıSevgi Yoksunluğu
Sevgi yokluğu ve sevgisiz kalmak
Sevgiyi anlayarak ondan faydalanmayı bilmek için sevginin derinlerine eğilmek gerekir. Örneğin sevgiyi bir yeşertici güç olarak zihnimizde canlandırabiliriz; hayatımızda yeni bir başlangıç yapmanın yolu bu yeşertici gücü kullanmak olabilir. Evlerinde bitki yetiştirenler sevginin yeşertici etkisini daha somut olarak görebilirler. Bitkiler sevgi enerjisiyle bakım yapan kişilerin evlerinde çok daha hızlı büyür, çok daha verimli, canlı bir gelişim sürdürebilirler. Örneğin hayvanların da sevgi dolu insanlara daha kolay yaklaştığını ve onlardan ayrılmak istemediklerini biliriz. Sevginin etkilerini insan hayatında ele aldığımızda ilk aklımıza gelen örnekse aile ortamı olur.
Annelerin sevgiyle büyüttükleri çocuklar daha olumlu, yapıcı, daha sağlıklı, ruh sağlıkları daha yerinde ve daha kolay uyum sağlayabilen insanlar olarak yetişirken sevgi eksikliği içinde büyüyen çocuklar ileride bunu olumsuzluk olarak çevrelerine yansıtır, zorluklara karşı daha dirençsiz olur, umutsuzluk, öfke gibi olumsuzluk hallerine daha kolay yakalanıp bu eksikliği bastırmak için onun yerine uyuşturucu gibi, alkol gibi bağımlılıkları koymaya çalışırlar.
Pek çoğumuzun en büyük sorunudur sevgisizlik. Ne var ki sevgisizlik sorunu deyince bunun sorumlusu olarak anne babamızın bunu bize göstermediğini söyleyip suçlama tavrıyla bir kenara çekilmek bu eksikliğin telafisi olmayacaktır elbette. Eğer çocukluğumuzda bize sevgi gösterilmediğini düşünüyorsak neden o sevgiyi kendimize biz vermiyoruz? Sevgi ihtiyacımızı gidermek istiyorsak yapmamız gereken içimizdeki o tıkalı kanalı kendi ellerimizle açmaktır. Örneğin hiç kendi kendimize sevgimizi dile getirdik mi? Her gün 15 dakikamızı kendimizi sevmeye ayırsak, kendimize “seni seviyorum” ya da “kendimi seviyorum” cümlesini sürekli tekrar etsek bunun bize olası yararlarının neler olabilir acaba…
Kendini sevememe sorunu sanıldığından da büyük bir kitlenin sorunudur, insanların anlaşmazlıklarının pek çoğunun arkasında kendini sevememe gerçeği ve bunun yarattığı huzursuzluklar vardır. Ama bunun için insanları ya da kendimizi kınamak değil bunu gidermeyi denemek, yolları sevgiye açmanın çaresini aramak gerekir.
-
YazarYazılar
