Edebiyat Kulübü
Kısa hikayeler, yazılar, cümleler, kehanetler, yazı yazmak isteyenler.
İngiltere’de Değişen Bir Yıl
- Bu konu 0 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son 14 yıl önce
tuna tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
tunaKatılımcıİngiltere’de Değişen Bir Yıl adlı hikaye Dilara Şahinşah tarafından deneme yazısı olarak yazılmıştır. Dilara Şahinşah’ın yazdığı hikayenin bu ilk bölümünü okuyup değerlendirirseniz bize mutluluk verecektir. Sonraki bölümler en kısa sürede yayınlanacak.
İngiltere’de Değişen 1 Yıl
Merhaba; ben Elif. 18 yaşındayım. Ünüversitenin yarım dönemini Türkiye’de okudum. Ama herkese 1 yıl diyorum. Şuan uçaktayım ve çok heyecanlıyım. KAZANDIM, GİDİYORUM…
1.Bölüm
İngiltere’ye geleli 2 gün oldu. Sabah hafif dağınık olan evimi topladım. Hala inanamıyorum benim de bir evim var. Kahvaltı masasını kurdum ama tek başına yemek yemek biraz zor geldi. Ne olursa olsun uzun bir güne aç başlayamama değil mi? Yemeğimi yedim ve masayı kaldırdım. Koltuğa oturdum ve annemi aradım. İtiraf etmem gerekirse ben bir anne kuzusuyum ama emin olun bunu ben de istemiyorum.
“Elif, kızım?”
Of, işte tam o an koptum. Gözümden yaş süzülüp iniverdi aşağıya. Annemin sesi, çok uzun zamandır duymadım o ses… Fark ettim de annemin sesi de titriyordu ve onu ağlatmak istemiyordum bu yüzden bol keseden salladım.
“Anne, bu gün evimde ilk kahvaltımı yaptım. Dolap tıklım tıklım dolu, ayrıca eşyalarım da çok rahat. Ha bu arada bu gün okula gidip kayıt yaptıracağım. Beni merak etme olur mu ?”
“Olur kızım. Sakın beni habersiz bırakma. Şimdi müşteriler geldi kapatıyorum “Tamam, anneciğim, anne?”
“Efendim?”
“Seni çok seviyorum”
“Ben de seni seviyorum kızım”
Her neyse, ben duygusal kişiliğimi o koltukta bırakıp hazırlanmaya koyuldum. Mor bir kapri, salaş pembe bir badi, beyaz spor ayakkabı giydim. Mor sırt çantamı da takıp evden çıktım.
Bir taksiye bindim işte aptallık benimkisi, daha burada para nereye ne kadar verilir bilmeden… Hem paramı yedi şoför hem de beni yanlış yerde indirdi. Eğer onu bir yerde bulursam kesinlikle parçalayacağım.
Ben yanlış yerde olduğumdan habersizce yolda yürümeye başladım. Etrafıma bakıyordum ama ben okula benzeyen bir yer göremiyordum daha sonra beyaz kocaman bir ev ve kocaman bir bahçenin içinde insanlar gördüm.(Kesin beleş bir şeyler dağıtıyorlar)Kapıya doğru yaklaştım. Bahçıvana benzeyen birini gördüm.
“Affedersiniz, bana yardım edebilir misiniz?”
Adam konuşmuyordu ama yüzüme bakıyordu. Ben sözüme devam ederken adamın arkasından 5 genç erkek geldi.
“Ben bu ülkeye yeni geldi ve bir okul arıyorum. Taksiden beni burada indirdiler ama ben etrafta okul falan göremiyorum.”
“Yemezler, ben senin neden buraya geldiğini biliyorum defol git!”
İnanamıyorum ya beni kovdu. Sadece yardım istemiştim ama o beni kovdu hem de yaşından başından utanmadan. Daha sonra adam arkasındaki 5 kişi fark edince yüzü kızardı. Herhalde önemlilerdi zaten gözümde bir yerden ısırıyor… Utanmadan lafına devam etti
“Ben bunları iyi bilirim her zaman söyleyecek yalanları vardır.”
Ben tıpkı geriden gelen bir plak gibiydim.
“Bunlar? Yalanlar? Ya bana bak moruk bir yardım istedim etmeyeceksen baştan söyleseydin. Allah Allah ya! Tipe bak ya! Sanki ben sana kaldım. Koskoca yerde ben bana yardım edecek birini bulurum!”
‘Allah Allah ’ dediğimde karakaş kara göz, esmer bir çocuk bana daha dikkatli baktı. Buda sinirimi daha fazla bozdu ama bir şey demek istemiyordum çünkü zaten bahçıvan kılıklı adama ‘moruk’ demiştim. Türkleri daha da kötü tanısınlar istemezdim. Gerçi Türk olduğumu bilmediklerinden emindim ama neyse. Bu olaydan dolayı kendimi bir şekilde kötü hissediyordum. Bu nedenle oradan uzaklaşmam gerekiyordu yani en azından ben öyle düşünüyordum. Arkamı döndüm ve tekrar yürümeye başladım. Bana olduğunu düşündüğüm bir ses duydum.
“Hey bekle, bekle bir saniye”
“Eminim söyleyeceğim yalanları dinlemek istemezsin.”
“Hayır, sadece yardım etmek istiyorum. Şu adres…”
Elimdeki kâğıdı ona uzattım. Saçları kıvırcık daha doğrusu bukleli ve gözleri mavi, maviydi galiba. Bu kıvırcık çocuk bahçeden çıkıp yanıma gelmişti ve bahçede kalan 4 çocuk aralarında kıkırdamaya başlamışlardı. Ben de biraz utandım, ne var ki bunda gülecek çocuk sadece bana yardım etmeye çalışıyordu. Kıvırcık çocuk bir açıklama yapacaktı sanırım ağzını açtı ama konuşamadı çünkü benim telefonum çaldı. İnternet üzerinden tanıştığım Türk, ama şuan Amerika’da yaşayan arkadaşım Asena arıyordu.
“Asena?”
“Oh, Elif bulabildin mi?”
“Neyi?”
“Ev, okul, iş…”
“Sana acele bir şekilde özet geçeyim; ev bulum, okulun hala nerde olduğunu bilmiyorum, işi de daha aramaya başlamadım. Şuan meşgulüm seni sonra arasam olur mu?”
“Tabi ki. Sonra görüşürüz.”
Diğer 4 çocuk da kıvırcığın yanına geldi. Kıvırcık konuşmaya başladı.
“Gerçekten yeni mi taşındın?”
“Oradan bakınca 10 senedir burada oturan birine mi benziyorum?”
Sanırım bunu biraz yüksek sesle ve sertçe söyledim. Bana cevap vermeden önce güldü.
“Neden bu kadar sertsin?”
“Sert değilim sadece şu okulu bulmak istiyorum.”
“Seni bırakabilirim.”
“Kendim gidebilirim”
“Emin misin?”
“Yani yardım edersen.”
“Bu adresle buraya nasıl geldin?”
“Taksici getirdi.”
Esmer çocuk da konuştu.
“Yanlış yer, biraz daha ilerde bırakmalıydı.”
“O ilerdeki yere yürüyemez miyim?”
Hepsi birlikte güldü hatta gülmediler kahkaha attılar sanki komedi filmi çekiyoruz. Sinirlendim ve o sinirle Kıvırcığın elindeki kâğıdı çektim.
“Çok yardımseversiniz teşekkür ederim”
Kıvırcık sanki askerlik arkadaşıymışım gibi kolumdan tuttu.
“Ben gerçekten yardım etmek istiyorum ama inatçı olan sensin.”
“Ben ne yaptı şimdi?”
“Arabaya bin, götüreyim.”
Hiç tanımadığım insanların yanındaydım ve bu ülkeye ilk kez geliyordum. Nasıl onun arabasına binmemi bekliyor anlayamıyorum.
“O kadar çok seçenek sundun ki, seçmekte gerçekten zorlanıyorum.”,
Aralarında sarı saçlı bir çocuk vardı. Bana çok dikkatli bakıyordu ve bundan rahatsız oluyordum. Kendimi balta girmemiş ormanda, hiç kendisinden başka insan görmemiş bir medeniyetin içindeymiş gibi hissediyordum. Meraklı çocuk, meraklı bir sesle bana soru sordu aslında konuşması iyi bir şeydi böylece nasıl biri olduğunu anlayabilirdim, belki.
“Neden arabaya binmemekte bu kadar ısrar ediyorsun?”
Cevap veremedim. Esmer çocuk olaya el attı. Aralarında en çok onun bana yardım etmek isteğini düşünüyordum. Sanki bir şekilde beni korumaya çalışıyordu ama neden?
“Harry benim daha iyi bir fikrim var.”
Evet, anlaşılan benim kıvırcık dediğim çocuğun adı ‘Harry’. Esmer çocuk devam etti.
“Sen onunla taksiye bin ve okula bırakıldığından emin ol”
Kıvırcık, yani Harry bana döndü.
“Bu nasıl?”
“Daha iyi.”
“O zaman ben taksi çağırayım.”
“Hı-hı.”
“İstersen…”
Sözüne devam edemedi çünkü benim telefonun yine çaldı, arayan kişi ses vermedi.
“Alo, hey! Sesimi duyabiliyor musun? Of, emin ol seninle uğraşamayacak kadar meşgulüm”
Kıvırcık ayş(!) Harry bana bakıyordu. Açıklama yapacaktım ama vazgeçtim. Daha bugün tanıdığım birine neden bir açıklama yapmak zorunda olayım ki? Öyle değil mi? Ben de onun yüzüne boş boş baktım. Sanırım cümlesine devam edecekti ama söyleyeceği şeyi unuttu. Telefonu kulağına dayayıp uzaklaştı. 4 çocuğun 4’ü de bana bakıyordu ve ben ne diyeceğimi bilmiyordum. Kendimi konuşmak zorunda hissediyordum ve kekelemeye başladım.
Okumaya bir sonraki sayfadan devam edebilirsiniz.
“Mm, şey, mm, ben… Merhaba, ben Elif.”
‘Merhaba ben Elif’ kısmını biraz hızlı söylemiştim ve sanırım bundan dolayı yine gülüyorlardı. Bazen amaçlarının benimle dalga geçmek olduğunu düşünüyordum ama bir şekilde Esmer çocuğa güveniyordum. Harry de es geçmemek gerek, benim için çabalıyordu.
Aralarından biri kendini tanıttı, elini uzattı ben de elini sıktım. Tokalaşmak için.
“Merhaba, ben de Louis”
Ya, aslında bir yeden tanıyacaktım ama olmuyor çıkaramıyordum. Neyse Sarı çocuk da elini uzattı onun elini de sıktım.
“Ben de Niall”
Aralarında olayı en başından beri sakinlikle karşılayan bir çocuk vardı. Sanki bu tip olaylar başına her gün geliyormuş gibiydi. Onunla da tokalaştım.
“Ben de Liam”
Esmer çocuğu en başından beri merak ediyordum ama en son o kendini tanıttı.
“Ben de Zayn”
Zayn konuşmaya devam etti.
“Nereden geliyorsun?”
“Türkiye.”
“Hm, sanırım eğitim için.”
“Evet ”
“Sohbetine de doyum olmuyor.”
Anlaşılan Louis benden daha fazlasını bekliyordu ama kendimi balta girmemiş ormanda, hiç kendisinden başka insan görmemiş bir medeniyetin içindeymiş gibi hissederken bu pek de mümkün değildi açıkçası. Yine de ona ufak bir gülümseme ile karşılık verdim.
Gözüm Harry’e kaydı. Bana gülümseyerek yaklaşıyordu. İğce sıcakladığımı fark ettim. Tam yanımda durdu.
“5 dakika sonra gelir.”
Beynim durmuş gibiydi aklıma o an hiçbir şey gelmiyordu.
“Ne gelir?”
Harry, kaşlarını çattı ve bana tuhaf bir şekilde bakıyordu.
“Taksi.”
Kafamı salladım ve sesimi kestim. Kendimi utanmış hissediyordum. Sessizliğim uzun sürünce Louis tekrar konuştu.
“Ben Türklerin cana yakın olduğunu sanıyordum.”
“Şey mm öyle ama ben bu gün kendimi biraz kötü hissediyorum. İstediğim tek şey okul kaydı yaptırmaktı ama bunun bu kadar zor olacağını düşünemedim.”
Olgun çocuk Liam Louis’in yerine devam etti.
“Anlıyorum buraya geleli ne kadar oldu?”
“Şey sanırım 2 gün, evet evet 2 gün.”
Sarı saçlı çocuk Niall yine meraklı bir ifadeyle konuşuyordu.
“Oh, daha çok yeni.”
“Alışmaya çalışıyorum.”
Zayn gülümsüyordu, kendimi hem güvende hem de rahat hissetmeye başlamıştım. Zayn bana yardım etmek istiyordu.
“İstediğin zaman bizi arayabilirsin.”
“Bu güzel teklif için teşekkür ederim ama sizi bir daha nerede bulabilirim ki?”
“İstediğin yerde.”
Kaşlarımı çatmış öylece bakıyordum.
“Telefonunu verir misin?”
Telefonumu cebimden çıkardım ve Zayn’e uzattım. Zayn, Harry’nin kulağına bir şey fısıldadı. Yaklaşık 1–2 dk sonra telefonu bana geri uzattı.
“Hepimizin numarası burada var. İstediğin zaman arayabilirsin.”
“Şey, teşekkür ederim.”
Arkadan bir korna sesi geldi. Sarı taksi gelmişti. Harry hemen taksinin yanına gitti ve oturmam için bana arabanın kapısını açtı. Öylece gitmek istemiyordum bu yüzden diğer çocuklara bakarak,
“Çok teşekkür ederim.”
dedim. Arabaya bindim Harry de yanıma oturdu. Yolu şoföre tarif etti. İkimizden de ses çıkmıyordu. Konuşmak istiyordum ama ne diyeceğimi bilmiyordum. Yeni tanıştığım birine ne diyecektim ben bunları düşünürken, Harry konuşmaya başlamıştı.
“Sanırım tanışma faslını atladık, ben Harry.”
“Memnun oldum ben de Elif.”
“Mm, Elif güzel isim.”
“Teşekkür ederim.”
Yine etrafı bir sessizlik kapladı, bu kez ben bozmak istiyordum.
“Ee, ben öğrenciyim sen?”
“Mm, öğrenci diyebiliriz.”
“Diyebiliriz?”
“Hı-hı”
Üzerine gitmek istemiyordum ama ben onu bir yerden tanıyordum. Dayanamadım merakım tavan yaptı ve sordum
“Daha önce hiç Türkiye’ye geldin mi?”
“Mm sanırım hayır.”
Bu cevap bana yetmemişti tabi ki ama bir soru daha soracak cesaretim yoktu.
“Neden sordun?”
“Seni sanki bir yerden tanıyorum.”
Çok sesli bir şekilde kahkaha attı. Tanışalı belki yarım saat falan oldu ama her kelimesinde beni utandırmayı başarıyordu. Neden bunu yapıyordu? Sanırım Harry de utandığımı anladı çok sıcak bir ses tonuyla konuştu.
“Belki birine benziyorum, olamaz mı?”
“Ben… Şey… Mm, yok bir şey”
Yine güldü ama en azından bu kez yüzünü saklama nezaketinde bulundu. Şoför aynasını düzelterek bize baktı, daha fazla utandım, sonra daha fazla, daha, daha ve daha! Bir viraj geçtik ve şoför,
“Geldik”
Şaşkındım çünkü şoför durmadı. Yüzümü aniden Harry’e çevirdim.
“Burada inebiliriz.”
Oh sonunda. Gelmemize sevinmiştim ama yine ortalıkta bir okul gözükmüyordu. O an kendime kızmaya başladım, neden hiç tanımadığım birine güvendim, neden? Ben tam bir aptalım! Arabadan indik. Sesim korkuluydu çünkü korkuyordum. Bunu bastırmak için sesimi biraz yükselttim.
“Neden ortalıkta bir okul yok!”.
Okumaya bir sonraki sayfadan devam edebilirsiniz.
Bunun bir soru cümlesi olması gerekirdi ama sinirimden maalesef pek de soru cümlesine benzemedi. Harry de bu tavrımdan dolayı biraz şaşırmıştı. Ellerini omzuma doğru açtı, bana doğru bir adım attı ben de geriye bir adım attım. Ve sinirle sordum.
“Neden hala ortalıkta bir okul yok?”
Ellerini indirdi çok sakin bir şekilde konuştu.
“Sakin ol.”
“Ben zaten sakinim sen bana cevap ver.”
“1 sokak aşağıda.”
“Neden burada indik?”
“Mm, çünkü şoför bizden rahatsız oldu.”
“Nasıl yani?”
“Bize nasıl baktığını görmedin mi?”
“Görmedim o an senin attığın kahkaha yüzünden utanmakla meşguldüm. ”
“Seni utandırmak istemedim.”
“Ama tanıştığımızdan beri utandırıyorsun.”
“Evin önünde mi? Arabada mı?”
“Her ikisinde de.”
Bağırarak konuşuyordum. Harry ise gayet sakindi, bana da tavsiye etti ama gerçekten çok sinirliydim aslında yapmak istediğim şey korkumu bastırmaktı
“Eğer biraz sakin olursa bir sorun varsa çözebiliriz.”
“Zaten sakinim ben beni ya şu okula götür ya da…”
Ters ters bakıyordum, Harry ise bunu hiç umursamadan meraklı yaramaz bir çocuk gibi bakıyordu.
“Ya da…”
“Sana burada Osmanlı tokatını yapıştırırım.”
“Osmanlı tokatı mı? O ne?”
“Emin ol öğrenmek istemezsin.”
“Peki, o zaman ben sana yolu tarif edeyim sen git.”
“Tamam.”
“Şimdi şuradan aşağı doru git. O ağacın sağ tarafından yürü, 15-20 dk yürümeye devam et karşına kocaman bir bina çıkar orası.”
Gayet cesaretli bir şekilde,
“Teşekkür ederim”
Yürümeye başladım. Arkamdan gelmiyordu, gelmesini de beklemiyordum zaten. Yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm… Korkmaya başlamıştım. Yanıma cosplay giyinişli tuhaf bir kadın geldi yanağımdan makas aldı.
“Ne haber tatlım?”
Koşarak Harry’nin yanına geri döndüm. Gitmemişti, telefonla konuşuyordu.
“Haaaarry!”
Onu çağırdım, ezik bir ifadeyle konuşuyordum.
“Sanırım seninle konuşmak daha mantıklı.”
“Olabilir.”
“Benimle… Gelecek misin?”
“Hayır.”
“Hı?”
“Ben bana ikide bir bağıran biriyle yürümek istemiyorum”
“Şey… Ben üzgünüm ”
Bir süre Harry’den ses çıkmadı. Devam ettim.
“Özür dilerim”
Yine konuşmuyordu onu gerçekten bu kadar kırdığımı bilmiyordum.
“Seni kırmak istemedim, gerçekten. Sadece sinirlendim ve sinirlenince de sana bağırdım. Üzgünüm.”
“Kırılmadım ama hoşlanmadım.”
“Telafi edebilirim.”
“Nasıl?”
“Ben bir yolunu bulurum.”
“Öyle olsun.”
“Benimle geliyor musun?”
“Madem ısrar ettin tamam”
“Teşekkür ederim.”
Gülümsedi ve yürümeye başladık. Aynı yerden geçerken kadın bana göz kırptı. Daha hızlı adımlar atmaya başladım.
“Sana bir şey sormak istiyorum” dedi Harry
“Tabiî ki seni dinliyorum.”
“Türkiye’nin neleri meşhur?”
“Mm ilk olarak Türkler cana yakındır sonra Türk lokumu da çok meşhurdur. Bir de Türkler boğazına çok düşkündür bu yüzden yemekleri de meşhurdur. Yeterli mi?”
“Ha-ha-ha, yeterli son bir şey daha Osmanlı tokatı ne?”
İşte bu da beni güldürdü
“Ha-ha-ha, Osmanlı tokatı… Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önce Anadolu’da Osmanlı egemenliği vardı. Padişahlar ülkeyi yönetirdi ve padişahların büyük yüzükleri olurdu. Padişah birine vurmadan önce yüzüğünü avuç içine çevirirmiş. Vurduğunda vurduğu kişinin yüzü kanarmış.”
“Aman senin yüzüğün yok.”
“O kadar anlattım sadece bunu mu anladın?”
“Hayır, tabiî ki ”
Sohbete öyle dalmışım ki ben okula geldiğimizi fark edemedim. Kocaman bir bahçenin içine girdik. Harry beni hiç yalnız bırakmıyordu, doğrusunu söylemek gerekirse bırakmasını da istemiyordum. Sanki ona alışmış gibi ya da… Ya da hoşlanmış gibi
Dikdörtgen şeklinde kocaman koridorun sonunda bir oda vardı. Yürüyorduk. Kapının önene gelmiştik, Harry’e baktım o da tıpkı benim gibi heyecanlı gözüküyordu ama nedenini anlayamadım. Sanki duyguları benim duygularımla aynıydı ya da aynı yapmaya çalışıyordu. Acaba o da benden hoşlanıyor olabilir mi? Kabul ediyorum iğce saçmalamaya başladım tıpkı son 1 saattir yaptığım gibi.
“Seninle içeri girmemi ister misin?”
Bir süre cevap veremedim çünkü ne diyeceğimi bilmiyordum. Ama daha sonra en uygun olduğunu düşündüğüm cevabı verdim.
“Beni burada bekler misin?”
Gülümseyerek başını salladı. Kapıyı tıkladım, içerden kalın bir ses geldi.
“Gir”
İçeri girdim. Kocaman bir odaydı, karşımda kahverengi bir masa yeşil sandalye ve masanın üzerinde yeni model Casper marka ince bir bilgisayar vardı.Masanın yan tarafında kocaman bir kitaplık vardı, kitaplıkta kitaplar, dosyalar…
“Merhaba ben kayıt için geldim”
“Adın?”
“Elif, Elif YILMAZ”
Şaşkın bir ifade ile aniden bana döndü. Gözlüğünü indirdi
“Elif?”
“Evet”
“Sen şu Türk öğrenci misin?”
“Evet”
“Burslu olan”
“Evet”
Okumaya bir sonraki sayfadan devam edebilirsiniz.
Burslu olan, derken herhangi bir küçümseme ifadesi yoktu. Sanki giderek daha fazla şaşırıyordu. Biraz bilgisayarda vakit geçirdi, nedenini bilmiyorum ama beni sevmediğini hissettim. Zaten bugün hislerim gayet karışıktı belki de bu yüzden. Yazıcıdan bir kağıt çıkardı ve bana, bir an evvel şu odadan defol, der gibi bakıyordu.
“Burada program var. Okulda olman gereken saatler ve hangi sınıfta sınıflarda derse gireceğin yazıyor. Bunun dışında bazı yasaklar var, seni uyarmalıyım.Eğer kavga edersen ilk kavgada uzaklaştırma ikinci kavgada bursun alınır, üçüncü kavgada okuldan atılırsın. Bunun dışında hiçbir siyasal, yasa dışı işte bulunamazsın. Eğer saygısızlık yaparsan da bazı derslere giremezsin. Anladın mı?”
“Evet, efendim kesinlikle”
“Kaydın yapıldı ilk dersin 2 gün sonra okulumuza hoş geldin.”
“Teşekkür ederim, size iyi günler.”
Dışarı çıktım, kapıyı kapattım ve derin bir nefes aldım. Omuzlarımda daha önce hissetmediğim bir ağırlık hissettim. Bir an gözlerim doldu, şimdiden ailemi, arkadaşlarımı, fakültemi çok özledim. Ayrıca önümde daha 3 yıl var. Kendimi yatıştırmaya çalışıyordum ve bunu yaparken de yere bakıyordum. Kafamı kaldırdım, Harry koridorda ağır adımlarla ilerliyordu. Yine kulağında telefonu vardı sanırım onu fazlasıyla meşgul ettim çünkü telefonda birini yatıştırmaya çalışıyordu. Yanına gitmedim, telefon konuşmasını dinlememeliydim. Ben de tıpkı Harry gibi koridorda ağır adımlarla ilerliyordum. Ben böyle ağır adımlarla ilerlerken kızı biri ayağıma bastı ve canımın acıdığını hissettim.
“Üzgünüm isteyerek yapmadım.”
“Sorun değil.”
“Güzel ayakkabı”
“Teşekkür ederim.”
Nasıl olduğunu anlayamadığım bir şekilde 8–9 tane kız etrafımı sarmıştı. Sürekli kıyafetim hakkında bir şeyler söylüyorlardı. Biri beni bileğimden sıkıca tuttu ve çekti. Kim olduğunu anlamam uzun sürmedi.
“Üzgünüm kızlar arkadaşınızı almam gerek.”
Harry beni iyice çekiyordu. Bu arda kızlar onu görünce çığlık atmaya başladı. Neye uğradığımı şaşırdım. Etrafta
“Harry seni çok seviyorum, aşkım! Harry evlen benimle”
Diyip duran kızlar varı. O kızları 1 gram anlamıyorum insan bir yaşından başından utanır… Harry’den bir açıklama bekliyordum ama Harry beni beyaz büyük bir arabaya doğru çekiyordu. Ayrıca arabada bir de şoför vardı. Beni arabanın içine sokana kadar çekiştirmeye devam etti. Neyse ki bindiğimizde bir açıklama yaptı tabi buna açıklama denirse…
“Sanırım onlar da beni birine benzetti.”
Bu çok saçmaydı, diyelim birine benzettiler adını nerden biliyorlar. Bunun bir saçmalık olduğunu söyleyecektim ama Harry beni konuşturmamaya niyetliydi.
“Evin nerde?”
İşte bu sorudan sonra onun arabasına bindiğimi anladım. Kızmak istedim ama yapamadım içimde ona karşı bir fırtına kopuyordu. Âşık olmadım biliyorum hatta emin sayılırım. Bir insan bir saatte nasıl âşık olabilir ki?
Evi tarif atim 15 dk sonra evin daha doğrusu apartmanın önüne geldik. İnmeden önce Harry’e teşekkür etmek istiyorum ama maalesef Harry telefonunu susturamıyordu. Daha fazla bekletmemek adına çantamdan bir kâğıt çıkardım ve üzerine
“Bugünkü kahramanlığın için teşekkür ederim” yazıp Harry’nin bileğini kendime doğru çektim. Harry hem telefonla konuşuyor hem de ne yaptığımı anlamaya çalışıyordu. Kâğıdı eline bıraktım ve indim. Apartman basamaklarını bitirdikten sonra çantamdan anahtarı çıkardım ve apartman kapısını açtım. 1 kat çıktıktan sonra sonunda kendi kapıma gelmiştim. Kapıyı açtım içeri girip kapıyı örttüm. Ayakkabılığın yanında olan pufa oturdum. Ayakkabımın bağcıklarını çözüyordum ki ayakkabımın ne kadar kirli olduğunu8 fark ettim. Bugünü bir gözden geçirdim de ne kadar çok şey yaşadım öyle.
Yatak odama gittim, üzerimi değiştirdim. Saçlarımı topladım ve lavobaya gittim. Ellerimi acele bir şekilde yıkayıp koşarak mutfağa gittim. Açlıktan ölmek üzereydim ve hava da neredeyse kararıyordu. Ekmeğime çikolata sürdüm, ekmekleri tepsiye dizdim ve oturma odasına geçtim. Canım çok sıkılıyordu televizyonu açmak için ayağa kalktım ki telefonum çaldı. Arayan kız kardeşimdi.
“Küçük hanım siz beni arar mıydınız?”
“Niye öyle diyorsun abla ya! Aşk olsun!”
“Tamam, tamam kızma hemen”
“Nasılsın abla?”
“İyiyim tatlım”
“Bugün okulda yazılı tarihleri verildi abla, eğer ben bu dönem takdir alırsam senden bir şey isteyebilir miyim?”
“Mm sanırım olabilir”
“Abla İngiltere’de One Direction diye bir grup var beni onların konserine götürür müsün?”
“Anlaştık ben şimdi internetten bakıp sana konser tarihini msj atarım olur mu?”
“Abla sen bir tanesin”
“Sen de tatlım görüşürüz”
“Görüşürüz.”
Telefonu kapatıp laptopumu açtım ama keşke açmasaydım. Harry One Direction grubunun bir üyesiymiş. Haryy’nin beni bir kandırmadığı kalmıştı, onu da yaptı. Sinirle bilgisayarı kapattım aklıma Zayn geldi o herkesin telefon numarasını kaydetmişti. Aralarından Harry’i bulup msj attım.
“Harry ben Elif. Biliyor musun One Direction grubundaki Harry Styles’e ne kadar benziyorsun? Hatta soy isimleriniz bile aynı. Beni kandırdığın ve tekrar utandırdığın için teşekkür ederim”
Bu yazı Dilara Şahinşah adına lisanslanmıştır.
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivs 3.0 Unported License.
-
YazarYazılar
