Kırmızı en çok dikkatimi çeken renk, herkes gibi. Bıraktığım hediyenin uzak parlaklığı kırmızı gelir gözlerime. Y?llar akıp gider musluŞu izleyenlerin gözleri önünde, kişinin sandığı açılınca yıllarla yarı?anlar sanki hiç değişmemiş gibi muhafaza edilmiş görülür. Ölümsüzleşir kimi çığlıklar bilir misiniz? Duymak isteyene gülümserler. Bir şeyleri hatırlatırlar insana, güzel bir şeyler hep vardır da insan görmez çoğu zaman. Gözlerin arkasında hayal edilen kuş uçuşları götürür insanı korumak istedişine.
Benim çiçeklerim yalancı değildi dişerleri gibi. Tam olması gereken yerde Doğurduğum katil ruhum pişman olsa dahi yalancı değildi çiçeklerim. Uçuruma bilmeden yürümedim, alığı??m karanlın çocukları gibi, bensiz edinmen gerekenleri çalamazdım, başlayamazdım kanatlarını bir kuşun. Derken yok oluverdi var oluşun aordu ellerimden siliniyordu avuçlarım açmak acıtıyordu oluşan yaraları. Lanet olası her şeyim defol kaçınılmazlı?a. Kapat kulaklarını aydınlığın kucaklarına veriyorum seni. Nefessiz bir balık gibi çarpıntılarını görmezden geldim sana karşı. Oysa okyanusun ortasında ayakta durmak kadar boğuluyordum ben güzel kokuların ho? bir karşımı gelmişti bir kere burnuma. Bir mikrofonum vardı, şarkı söyler gibi yapıyordum o koca kalabalığı kandırabiliyordum. Garipti görünmüyordu dışarıs? kirlenmiş penceremden. Acının gölgeleri uzuyor seslerin arasından.
Akdenizde bir kırmızı vardı. Denge oyunu oynardı zarif adımlarla. Kollarını açınca tüm evreni kucaklıyormuş gibi görürdüm onu hep birine benzetirdim. Rüzgar hep karşıdan eserdi, onunla rüzgar hep iyi gelirdi bana. Hiç bir şansım yoktu, trajedi kaçınılmazlığına sürüyordu gözlerime. Ya ben anlatamıyordum, ya da o anlamak istemiyordu bir türlü. Ben hiç bir zaman anlayamamıştım aslında. Kırmızı sanat demekti, ve sanat uzakta kalmıştı artık.
Uçan kırmızı ayakkabılardan vardı ağaçların altında. Büzülmüştü evren tek bağına. Kızılderililer savaştan önce üç parmakla suratlarına çektikleri çizgilerdeydiler bekli de. Ve hayaller kovalıyordu ben onları kovalamayı bırakmıştım, tıpkı sakın?mlarımla savaşımda oluşan üzüntünün kalıcılığı gibiydi bir kaç saniye sadece. Kendi diktişi a?acı budayabilir mi insanı Ben kökünden koparmıştım…
Birinci kural. Hazırlıklı ol olasılıkların bütünle buluşabileceği ana. İçe dönmeden dığı gözlemledişine emin ol. Zarar vermesin bakışlarındaki ifade, çözülüver artık sıvıya, bütünleğime sarıl sıkıca. Aç gözlerini bire, Doğuver daşılıver nehirlerin aktığı yoğun sınırsıza. Yakla?, daha da yaklaş. Kendinden bile gizlediklerin unutulsun, zihin hiçlişe paklansın yakınla?tıkça. Gel, daha da yaklaş. Akan ruhun bırak senden hızlı gitsin yaklaştıkça karanlığa. Hazırlan, daha da yaklaş. Vücudun pelerin gibi dalgalansın arkanda daha da hız ver ruhun öne geçsin izin ver. Yakla?, yakınıma gel koca saflık, dokun suratıma, ancak böyle zarar vermiyor hem sana hem de bana…
Çok ince bir çizgidir her zıtlığın arası. Ve ince çizgileri hiç dikkate almayız nedense, kalın olmalıdır sınırlar, derin olmalıdır yaralar, yalnızlık yetmez ölmek bilinci varken, deneyimlendirmedişimiz kelimelerden cümle kuramayız, uçurmak yerine düşürürüz gök yüzündeki melekleri, çünkü çok ince bir çizgidir her zıtlığın arası. Gülümsemek bu yüzden güzel benim için.