Edebiyat Kulübü

Küçük iskender-Kerem ile Şule Ayrılık Senfonisi

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #17914 Yanıtla
    tuna
    Katılımcı

    Ayrılık senfonisi bitmektedir. Orkestra şefi -ki
    İstanbuldur,yaşlanmıştır artık. kerem,şuleyi bir gece
    zorla Salacak’a götürür. Saatlerce kıpırdamadan otururlar. Martılar vardır. Hepsi de budur…

    kerem: yalnız bende değil yalnızlık hali;
    deniz de karanlık, gökyüzü de
    bir acayip, kuşların hali…

    şule: efendim?

    kerem: orhan veli den!..

    şule: -susar. büyülü bir rozet takmıştır yakasına

    kerem: türkçenin o patlak gözlü aptal bakışlı
    sarkık dudaklı sözcükleri
    sümüklerini çekiyor olacak bir kenarda
    biz ayrılırken…

    şule: sen bir şairsin, sen bir insansın
    biraz inançsın kerem, inançsızlığın orta yerinde!
    sonra.. garip bir hırsla saklanansın
    edip cansever in elinde kurbağayla katledildiği
    meserret otelinde!

    kerem: konuşma! yeter! şule! vururum! sus! yeter!
    tanrım! utkuların sahaflar çarşısındayım
    tanrım! bu gerçek üstü bedenimle
    ikilemlerin karşısındayım..
    tanrım! ne kadar iyimserim ne kadar da budala
    şule! yetiş! vuracağım seni! sus! yeter! namusum
    yoksul! ağrım sonsuz! sende yoksun artık şule! kimse
    yok! yokoluş okullarındayım ”belki”den
    beklemeli

    hayat diyor ki: oğlum kerem!
    sen önüne dek gidip durmalısın
    ölüm, seni, yanına yaklaşamadan
    acısından küstahlaşarak
    seyretmeli..

    şule: fakat
    bu sakat
    ve hadım ve yanlız adamlar
    -ki sende onlardansan eğer
    bir gün
    -örneğin
    özgün bir eylül!
    karamsar veya
    karmakarışıkmışsın varsay
    aşıkmışsın ki meğer!..
    ölgün bir seher
    çarpaçarpa kırıp dağıtırken göğü
    soylu, tozlu bir yolun
    sonuna getirecektir hepimizi
    orada bulacağız boylu boyunca yatan
    toprağın bileklerinde yumru yürekler gibi atan
    o harikulade kısa öyküyü:

    fiiller sandılar ki
    büyük cümlelerde
    yüklemlere girer girmez adam oldular
    oysa onlar çoktaaaan anlamlara ihanetten
    sözlüklerde idam oldular!

    kerem: sen tenimdeydin, terimdeydin, terimlerimdeydin
    şule!
    benimdin, benim olan derinimdir!
    elimdeki bu tabanca-
    ki beni bir tek o
    merhamete boğabilir sanıyorum
    kim bilir-
    sanki bilnçlenmiş, aşka gelmiş dev bir karınca
    gibi
    göğsüne eritilmiş kokinalar taşıyacak birazdan
    çerçevesiz bir güneş yapıştıracak alnına sahici
    coşkulu,uykulu ve çalıntı hasta bir yazdan!
    sen! beni terk etmenin mors alfabesi
    sen! beni, seslerle aldatmanın canlı hevesi
    sen! ağzın kurak bir nisandır
    davranışların ” pepino di capri” psikolojisi
    sen! hapishane avlusu omuzlarınla
    sürekli dinçsin. biz, farkındaysan ,sürekli güçlüyüz..
    birincisi beklentiler, bir sen, bir de ben! kıpkırmızıyız…
    kımız gözlerimizle hayata gözcü bir üçlüyüz!
    sen! hey! kurşunumun kadını!
    vuracağım seni şule! ah ulan, vuracağım seni bu gidişle
    ve inan olsun -inadına
    parmaklarımı parçalaya parçalaya
    parmak çocukların kaderlerine yazacağım adını!
    otuziki dişiyle birlikte kıracağım esareti
    ah şule! bir tanem! bin tanem! gitme! kal!
    benimkisi yanlız aslanın çürük cesareti

    şule: durma! çek tetiği!
    ben kendi kendimi gömerim gerekirse..
    mezarım! taştan! yüreğim! mermer!
    gölgelerin içinden sıyrılıpta gelen
    ruhumdur, icarus tur…
    vur beni! durma! yoksa küçülürüm!
    yaşantım! bakir! onurum! aşkınla seferber!
    namluların
    uğrunda kaldırılıpta indirildiği insanlar
    deyyustur!

    kerem: konuşma! yeter! şule! sus! vururum! sus! yeter!
    bir kuş uçar, bir kuş uçar, bir kuş uçar…uçabilr!
    ve bir kuş, isterse, mavinin her tonunda
    yine doyasıya sevinçli ve özgür(anla!)
    şaşmadan
    toyca kanat açabilir!..

    şule: kerem
    ayrılmalıyız!
    dön bir an ve hiçbir şey söyleme!..
    ”biz kahredilen bir neslin malıyız!!”

    kerem: bu hangi komik neden
    bu hangi budanan dudak hangi eflatun yüzden
    sanki hep bir acılanmanın yüzünden, ha?
    yitirilen eldivenler,atkılar, parkalar,yitirilen anılar
    uzak evlerde bırakılan dostlar,gülüşmeler,kitaplar
    kirli tabaklar, kirli küllükler, kirli fıkralar
    kirli sevgiler, kirli aldatmacalar ve içki şişeleri
    ve vestiyerlerde unutulan bir şemsiye, bir nüfus cüzdanı
    unutulan bir başkaldırı. biraz kırsal bir sevda
    biraz kılcal bir anlam. sorarım
    bu hangi iğreti neden, kimden, kahrolasıca!
    fallar mı açtın, burçlar mı söyledi, ne?!
    muzır bir kahkahaya dönüşecek son

    acı
    çığ
    son
    acı
    çığ
    lık!

    şule: ayrılık: bir tür isyan -sabırsız
    bir tür, ihtilal olma tutkusu
    yine, yürümek bir tür ayaksız
    bir tür, ayaksız ayağa kalkma arzusu
    ayrılık: düşün ki: bir tür, sonbahardır
    düşlerin vardır
    yağmursuz, çamursuz ıslanmak, kirlenmek
    biçiminde!
    yine, bir tür, sinirlenmek
    sevdaların bitiminde
    sıkarken elini uğrunda hayatını verebileceğin kişinin
    ve ümit yaşar dan ‘ayrılanlar için”
    kıpır kıpırken kulaklarında
    dolaşmak! dolaşmak! dolaşmak kendinle
    kıllı bir kadın memesini andıran istanbul sokaklarında!

    kerem:
    fntezi takar yakasına kerem
    gece yarısıdır. hece yarısı. yas yarısı.
    ”hoşçakal,beni ara. kendine iyi bak”lar
    ortalarında kırılıverir,kanı akar harflerin
    imla kuralları infaz yasası olur, bu az çokta galiba
    faşizmin aşina yarası. sevinç yarası. haz yarası.
    mecazdı bizim beyazımızdaki. damlara damlayakalan
    ay ışığı ve yarım ben bırakılmanın alışkanlığı!
    kimliksiz!
    ayrılık mıdır nedir o cinayetlere atılan suç
    ayrılık mıdır nedir, hayırdır, huzursuzluğu utancın
    her nasılsa, ayrılık
    artık sünnettir, farz değil. kolay değil gözlerin..
    ve gözlerin yeşil ve diri bir dil olur içimde birden
    üçüncü tekil şahıslıktır beni özleyen yarın
    kalkmak için beni bekleyen otobüsler ,trenler, gemiler
    velakin yolculuk, şimdilik, pek tekin birşey değil!
    bir kuş uçar, bir kuş uçar, bir kuş… düşebilr
    yalandır! yalan! yalan ulan, yalandır!
    BEN GÖRDÜM. kuşlar acemi ve kör olabilir
    ama asla nankör fln değil!

    şule:
    ayrılık bir tür isyan- sabırsız
    düşün ki: bir tür, sonbahardır..

    kerem:
    matematiği sevmeyen çocuklar sevdim ben
    kimsenin adını bilmediği, kimsenin adını çözemediği
    geometri problemlerinde…
    gül suyunda yıkanmış, yakasına gül ağacı takmış
    kadınlar sevdim ben!

    silahını kaldırır) şuleeee!

    şuleee!

    -kendini vurur!…

    keremin iç cebinden bir diş fırçası çıkar. aşağıdaki şiir bu diş fırçasına sarılıdır.

    DE GÜLÜM

    de gülüm! de ki: ela bir günde geleceğim
    istanbul darmadağın olacak, saçlarım
    darmadağın. hepsi, darmadağın!
    üzülme gülüm! toparlanacağız, birlikte,
    ayağada kalkacağız, yürüyeceğiz de gülüm
    hemde çelikten toprağını dele dele hayatın!

    de gülüm! de ki: bitmiştir umut, bitmiştir
    sevgi, bitmiştir güven!
    güven bana gülüm
    sana bitmemişliği öğretecek, tattıracaktır
    hasretten- hakikatten- ten değiştiren yüzüm!
    göreceksin gülün! bekle!
    hırslarımız, acılarımız gitgide ihanetlere
    hainlere ,ezilmelere alışacak..
    göreceksin- sevinçten ağlayacaksın gülüm- ki
    işte o vakit bana -doğrudur!
    şair olmak, seni sevmek pek çok yakışacak!

    bak! şiirler var, mektuplar var, çocuklar var
    sokaklar var, kediler!
    inan bana gülüm, ölüm yok birtek! ölüm yok bize!
    ölüm inananlar için sessizce
    kara kaplı kitaplardan çıkartılacak..
    artık hiçbir insan, hiçbir kavga ve hiçbirimiz
    bu dünyada, yapayalnız, umarsız kalmayacak!…

    son kısımdan alıntı

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
Yanıtla: Küçük iskender-Kerem ile Şule Ayrılık Senfonisi
Bilgileriniz: