Busra Kalesi: Roma Tiyatrosunu Saran Eşsiz Kale

Suriye’nin güneyinde, Havran ovasının ortasında, siyah bazalt taşlarından inşa edilmiş antik bir şehrin kalbinde, dünyanın başka hiçbir yerinde benzeri olmayan bir yapı yükselir: Bir Roma tiyatrosunu dışarıdan tamamen saran bir Orta Çağ kalesi. Busra Kalesi, ilk bakışta sıradan bir Eyyubi kalesi gibi görünür; ancak kapısından içeri girip karanlık koridorlardan geçtiğinizde, karşınıza yaklaşık on beş bin kişilik, neredeyse eksiksiz korunmuş muhteşem bir Roma tiyatrosu çıkar. Bu tiyatro, onu dışarıdan kuşatan kale sayesinde yüzyıllar boyunca korunmuş ve bugün Roma dünyasının en iyi korunmuş tiyatrolarından biri olarak ayakta durmaktadır.

Busra, Roma İmparatorluğu’nun Arabia eyaletinin başkentiydi; Nebatiler, Romalılar, Bizanslılar, Emeviler, Eyyubiler ve Osmanlılar bu şehirde iz bırakmıştır. İslam geleneğinde de özel bir yeri olan Busra, 1980’den beri UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndedir. Bu yazıda Busra Kalesi’ni, tiyatroyu ve antik şehri ayrıntılı biçimde anlatıyoruz.

Busra Kalesi, Dera
Busra Kalesi, Dera

Busra Kalesi Hakkında Genel Bilgiler

Busra Kalesi, Suriye’nin güneyinde, Dera vilayetinde, Ürdün sınırına yaklaşık 15 kilometre uzaklıkta bulunan Busra (Bosra) kasabasında yer alır. Şam’a yaklaşık 140 kilometre uzaklıktaki Busra, Havran ovasının ortasında, tarih boyunca Suriye ile Arabistan yarımadası arasındaki kervan yollarının önemli bir durağı olmuştur.

Koordinatlar: 32.5175° K, 36.4815° D
Google Haritalar’da Busra Kalesi

Busra Kalesi, 2. yüzyılda inşa edilen büyük bir Roma tiyatrosunun etrafına, 11. ile 13. yüzyıllar arasında, özellikle Eyyubi döneminde inşa edilmiş bir kaledir. Kale, tiyatroyu dışarıdan tamamen çevreleyen kalın surlar ve büyük kulelerden oluşur. Tiyatronun kendisi ise kalenin içinde, neredeyse eksiksiz bir şekilde korunmuştur.

Busra, Antik Busra Şehri adıyla 1980’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır. Kale ve tiyatronun yanı sıra, antik şehrin sütunlu caddeleri, kemerleri, hamamları, katedrali, camileri ve diğer yapıları da bu mirasın parçasıdır. 2013’te Suriye’deki diğer Dünya Mirası alanlarıyla birlikte Tehlike Altındaki Dünya Mirası listesine eklenmiştir.

Havran Ovası ve Bazalt Şehir

Busra’nın bulunduğu Havran ovası, Suriye’nin güneyinde, Golan Tepeleri ile Dürzi Dağı (Cebel el-Arab) arasında uzanan geniş bir volkanik platodur. Bölge, eski volkanik faaliyetlerden kalan bazalt taşlarıyla kaplıdır. Bu siyah taş, binlerce yıl boyunca bölgenin temel yapı malzemesi olarak kullanılmıştır.

Busra, neredeyse tamamen bu siyah bazalttan inşa edilmiştir. Şehrin evleri, tapınakları, kiliseleri, camileri, hamamları ve kalesi, aynı koyu renkli taşla yapılmıştır. Bu durum, Busra’ya kendine özgü, ağırbaşlı ve etkileyici bir görünüm kazandırır. Bazaltın sertliği ve dayanıklılığı, şehrin yapılarının yüzyıllar boyunca ayakta kalmasında önemli bir rol oynamıştır.

Havran ovası, verimli volkanik toprakları sayesinde antik çağlardan beri önemli bir tahıl üretim bölgesiydi. Roma döneminde Havran, “Roma’nın tahıl ambarı” olarak anılan bölgelerden biriydi. Bu verimlilik, Busra’nın zenginleşmesine ve büyük bir şehir hâline gelmesine katkıda bulunmuştur.

Şehrin adı Türkçe kaynaklarda Busra, Bosra ya da Busrâ biçimlerinde yazılır; Roma döneminde ise Bostra olarak biliniyordu. Bu yazıda, Türkçede en yaygın olarak kullanılan ve okunması kolay olan Busra biçimini tercih ediyoruz.

Busra Kalesi genel görünüm
Busra Kalesi genel görünüm

Nebatiler Döneminde Busra

Busra’nın tarihi, Tunç Çağı’na kadar uzanır; şehrin adı, milattan önce 14. yüzyıla ait Mısır kaynaklarında, Amarna mektuplarında geçer. Ancak Busra’nın asıl önem kazandığı dönem, Nebatilerin bölgeye hâkim olduğu milattan önceki son yüzyıllardır.

Nebatiler, bugünkü Ürdün’deki ünlü Petra şehrini başkent yapmış, Arap kökenli bir halktı. Nebati Krallığı, Arabistan yarımadasından gelen baharat, tütsü ve değerli mallar ticaretini kontrol ederek büyük bir zenginliğe ulaşmıştı. Busra, Nebati Krallığı’nın kuzey kesimindeki en önemli şehirlerden biriydi ve milattan sonra 1. yüzyılda, son Nebati kralı II. Rabbel döneminde krallığın ikinci başkenti olarak kullanıldı.

Nebati döneminden kalan yapılar, Busra’nın antik şehrinde hâlâ görülebilir. Bunlar arasında Nebati Kemeri olarak bilinen anıtsal bir kapı ve bazı tapınak kalıntıları sayılabilir. Nebati mimarisinin kendine özgü sütun başlıkları, bu yapılarda dikkat çeker.

Nebatiler ve Petra ile Bağlantı

Busra’nın Nebati geçmişi, onu Ürdün’deki ünlü Petra şehriyle doğrudan ilişkilendirir. Nebatiler, milattan önce 4. yüzyıldan itibaren Arabistan yarımadasının kuzeyinde ve Ürdün’de güçlü bir krallık kurmuş bir halktı. Nebatilerin zenginliği, Arabistan’ın güneyinden gelen tütsü ve baharat ticaretini kontrol etmelerinden kaynaklanıyordu. Bu ticaret, Yemen’den başlayarak Arabistan yarımadası boyunca kuzeye uzanan kervan yollarıyla yapılıyordu.

Petra, Nebati Krallığı’nın başkentiydi ve kayalara oyulmuş muhteşem anıtlarıyla bugün dünyanın en ünlü arkeolojik alanlarından biridir. Busra ise krallığın kuzeydeki en önemli şehri ve Suriye’ye açılan kapısıydı. Son Nebati kralı II. Rabbel’in döneminde, krallığın siyasi merkezinin Petra’dan Busra’ya kaydığı düşünülür. Bu durum, Nebati ticaretinin kuzeye, Suriye ve Akdeniz dünyasına yönelmesinin bir yansıması olabilir.

Nebatiler, kendine özgü bir yazı sistemi geliştirmişti. Nebati alfabesi, Arap alfabesinin atası olarak kabul edilir. Busra ve çevresinde bulunan Nebati yazıtları, Arap yazısının gelişim sürecine dair önemli ipuçları sunar. Bu yönüyle Busra, Arap kültürel tarihinde de özel bir yere sahiptir.

Roma Arabia Eyaletinin Başkenti

106 yılında Roma İmparatoru Trajan, Nebati Krallığı’nı ilhak ederek Arabia Petraea adıyla yeni bir Roma eyaleti kurdu. Busra, bu yeni eyaletin başkenti oldu ve İmparator Trajan’ın onuruna “Nova Traiana Bostra” adını aldı. Şehirde, Roma’nın en önemli lejyonlarından biri olan III. Kyrenaika Lejyonu konuşlandırıldı.

Roma döneminde Busra, büyük bir şehir hâline geldi. Şehirde sütunlu caddeler, anıtsal kemerler, tapınaklar, hamamlar, bir hipodrom, büyük su depoları ve muhteşem bir tiyatro inşa edildi. Busra, aynı zamanda Arabistan’dan gelen ticaret yollarının Roma dünyasına açılan kapısıydı. Via Nova Traiana olarak bilinen büyük Roma yolu, Busra’yı güneyde Kızıldeniz kıyısındaki Akabe’ye bağlıyordu.

3. yüzyılda İmparator Philippus Arabs, Busra’yı koloni statüsüne yükseltti. Philippus, Busra yakınlarında, Havran bölgesinde doğmuş ve Roma İmparatoru olmuş bir Arap’tı; onun dönemi, bölge için özel bir önem taşır. Busra’nın parlak dönemi, Bizans döneminde de devam etti.

Arap İmparator Philippus

Busra’nın ve Havran bölgesinin Roma tarihindeki en dikkat çekici figürlerinden biri, İmparator Marcus Julius Philippus’tur. Tarihte “Philippus Arabs” yani “Arap Philippus” olarak bilinen bu imparator, 3. yüzyılın başlarında Busra’ya yakın bir Havran köyünde doğdu. Roma ordusunda yükselerek muhafız birliğinin komutanı oldu ve 244 yılında, genç İmparator III. Gordianus’un ölümünün ardından Roma İmparatoru ilan edildi.

Philippus, 244’ten 249’a kadar Roma İmparatorluğu’nu yönetti. Onun döneminin en önemli olaylarından biri, 248 yılında Roma şehrinin kuruluşunun bininci yıldönümünün büyük kutlamalarla anılmasıdır. Bu kutlamalar, aylarca süren oyunlar, gösteriler ve törenlerle Roma tarihinin en görkemli kutlamalarından biri olarak tarihe geçmiştir.

Philippus, doğduğu köyü Philippopolis (bugünkü Şehba) adıyla bir Roma şehrine dönüştürdü ve burada tapınaklar, tiyatro ve hamamlar inşa ettirdi. Busra da Philippus döneminde metropolis statüsüne yükseltildi. Bazı erken Hristiyan kaynakları, Philippus’u ilk Hristiyan Roma imparatoru olarak tanımlar; ancak bu iddia tarihçiler arasında tartışmalıdır. Philippus, 249’da Decius ile yaptığı savaşta hayatını kaybetti.

Via Nova Traiana ve Ticaret Yolları

Busra’nın Roma dönemindeki önemi, büyük ölçüde ticaret yolları üzerindeki konumuna dayanıyordu. İmparator Trajan, Arabia eyaletini kurduktan sonra, 111-114 yılları arasında Via Nova Traiana adı verilen büyük bir yol inşa ettirdi. Bu yol, kuzeyde Busra’dan başlayarak Amman (Philadelphia) ve Petra üzerinden güneyde Kızıldeniz kıyısındaki Akabe’ye (Aila) kadar uzanıyordu.

Via Nova Traiana, hem askeri hem de ticari amaçlarla kullanılıyordu. Yol, Roma ordusunun bölgede hızla hareket etmesini sağlarken, aynı zamanda Arabistan yarımadasından ve Kızıldeniz’den gelen değerli malların Akdeniz dünyasına taşınmasını kolaylaştırıyordu. Tütsü, baharat, ipek, değerli taşlar ve diğer lüks mallar, bu yol aracılığıyla Busra’ya ve oradan Şam, Antakya ve Akdeniz limanlarına ulaşıyordu.

Yolun kalıntıları ve mil taşları, bugün de Ürdün ve Suriye’nin çeşitli yerlerinde görülebilir. Busra, bu büyük ticaret ağının kuzey ucundaki en önemli merkezdi ve bu ticaret, şehrin zenginliğinin temel kaynaklarından biriydi.

Roma Tiyatrosu

Busra’nın en ünlü yapısı, 2. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilen büyük Roma tiyatrosudur. Tiyatro, yaklaşık 15.000 seyirci kapasitesine sahiptir ve Roma dünyasının en büyük ve en iyi korunmuş tiyatrolarından biridir. Tiyatronun çapı yaklaşık 102 metredir.

Tiyatronun en dikkat çekici özelliklerinden biri, Roma tiyatrolarının çoğunun aksine, bir tepe yamacına yaslanmak yerine düz bir zemin üzerinde, tamamen bağımsız bir yapı olarak inşa edilmiş olmasıdır. Oturma sıraları (cavea), altta yer alan büyük tonozlu koridorlar ve galeriler tarafından desteklenir. Bu yapı tekniği, tiyatronun son derece sağlam olmasını sağlamıştır.

Tiyatronun sahne binası (scaenae frons), bazalt sütunları, nişleri ve süslemeleriyle son derece etkileyicidir. Sahne binası, birkaç katlı yapısıyla tiyatronun arka duvarını oluşturur ve seyircilere muhteşem bir dekor sunar. Tiyatronun akustiği de mükemmeldir; sahnede fısıldanan bir sözün en üst sıralardan duyulabildiği söylenir.

Tiyatronun bu kadar iyi korunmuş olmasının en önemli nedeni, Orta Çağ’da etrafına inşa edilen kaledir. Kale, tiyatroyu dışarıdan tamamen sararak onu hem doğal etkenlerden hem de taş yağmacılığından korumuştur. Yüzyıllar boyunca tiyatronun içi kum ve molozla dolmuş, bu da yapının korunmasına katkıda bulunmuştur. 20. yüzyılın ortalarında yapılan kazı ve temizlik çalışmalarıyla tiyatro yeniden gün ışığına çıkarılmıştır.

Busra Kalesi
Busra Kalesi

Bizans Dönemi ve Erken Hristiyanlık

Bizans döneminde Busra, önemli bir Hristiyan merkezi hâline geldi. Şehir, bir başpiskoposluk merkeziydi ve bölgedeki Hristiyan topluluklarının dini yönetimi buradan yapılıyordu. Busra’nın piskoposları, erken Hristiyanlık döneminin önemli kilise konsillerine katılmıştır.

6. yüzyılın başlarında Busra’da büyük bir katedral inşa edildi. Bu katedral, 512-513 yıllarına tarihlenir ve dönemin en büyük kiliselerinden biriydi. Katedralin merkezi planlı yapısı, Bizans mimarisinin önemli örneklerinden biri olarak kabul edilir ve bazı araştırmacılara göre daha sonraki büyük kubbeli yapıları etkilemiştir. Katedralin kalıntıları, bugün antik şehrin içinde görülebilir.

Bizans döneminde Busra, aynı zamanda Arap Gassani hanedanıyla da yakın ilişkiler içindeydi. Gassaniler, Bizans İmparatorluğu’nun müttefiki olan Hristiyan Arap bir hanedandı ve Suriye’nin güney sınırlarını koruyordu. Busra, Gassanilerin önemli merkezlerinden biriydi.

Rahip Bahira Rivayeti

Busra, İslam geleneğinde de özel bir yere sahiptir. İslami kaynaklara göre Hz. Muhammed, gençliğinde amcası Ebu Talib ile birlikte Mekke’den Suriye’ye giden ticaret kervanlarına katılmıştır. Bu yolculuklardan birinde kervan, Busra’da mola vermiş ve burada Bahira adında bir Hristiyan rahiple karşılaşmıştır.

Rivayete göre Rahip Bahira, genç Muhammed’de peygamberlik işaretleri görmüş ve Ebu Talib’e yeğenine iyi bakmasını öğütlemiştir. Bu karşılaşma, İslami siyer kaynaklarında yer alan ünlü bir anlatıdır. Busra’da, geleneğe göre Bahira’nın yaşadığı manastıra ait olduğu düşünülen bir yapının kalıntıları gösterilir. Bu rivayetin ayrıntıları tarihçiler arasında farklı şekillerde değerlendirilse de, Busra’nın İslam geleneğindeki önemini artıran bir unsurdur.

İslam Dönemi

634 yılında, İslam ordularının Suriye’yi fethi sırasında Busra, fethedilen ilk büyük Bizans şehirlerinden biri oldu. Halid bin Velid komutasındaki ordu, şehri kuşatarak teslim aldı. Busra, İslam döneminde de önemli bir şehir olarak kalmaya devam etti; özellikle Mekke’ye giden hac yolu üzerindeki konumu, şehre yeni bir önem kazandırdı.

İslam döneminde Busra’da pek çok cami inşa edildi. Bunların en ünlüsü, Halife Ömer’in adını taşıyan Ömer Camii’dir. Bu cami, Suriye’deki en eski camilerden biri olarak kabul edilir; ancak bugünkü yapı, sonraki dönemlerde yeniden inşa edilmiştir. Ayrıca Fatıma Camii, Mebrek Camii (Hz. Muhammed’in devesinin çöktüğü yer olarak anılır) ve çeşitli medreseler de Busra’nın İslami mirasının önemli parçalarıdır.

Busra Kalesi içindeki kalıntılar
Busra Kalesi içindeki kalıntılar

Busra’daki İslami yapılar, şehrin Hristiyan ve pagan geçmişiyle yan yana durur. Bazı camilerin, eski kiliselerin ya da Roma yapılarının malzemeleri kullanılarak inşa edildiği görülür. Bu durum, Busra’nın farklı dönemlerin ve inançların birbirini takip ettiği, ancak birbirinin izlerini tamamen silmediği bir şehir olduğunu gösterir.

Eyyubi Kalesinin İnşası

11. ve 12. yüzyıllarda Haçlı Seferleri ve bölgedeki siyasi karışıklıklar, Busra’nın tahkim edilmesini zorunlu hâle getirdi. Busra’daki Roma tiyatrosu, büyük ve sağlam yapısıyla, bir kale için mükemmel bir çekirdek oluşturuyordu. İlk tahkimat çalışmaları, Fatımi ve Selçuklu dönemlerinde, 11. yüzyılın sonlarında başladı; tiyatronun kemerli girişleri ve dış galerileri kapatılarak yapı bir kaleye dönüştürülmeye başlandı.

Ancak kalenin bugünkü büyük ve görkemli biçimi, Eyyubi döneminde, özellikle 1202 ile 1251 yılları arasında inşa edilmiştir. Bu dönemde Eyyubi Sultanı el-Adil ve halefleri, tiyatronun etrafına büyük kuleler ve kalın surlar inşa ettirdi. Kale, tiyatroyu dışarıdan tamamen sararak devasa bir savunma yapısına dönüştü. Eyyubiler, Busra’yı Haçlılara ve diğer tehditlere karşı güney Suriye’nin en önemli kalesi hâline getirdi.

Eyyubi kalesi, dokuz büyük kule ve onları birbirine bağlayan kalın surlardan oluşur. Kulelerin bazıları, tiyatronun dış duvarına eklenmiş, bazıları ise tiyatronun çevresinde bağımsız olarak inşa edilmiştir. Kalenin çevresine, su dolu bir hendek açılmıştı; bu hendeğin üzerinden kaleye bir köprüyle ulaşılıyordu.

Tiyatronun Kaleye Dönüşümü

Busra’daki tiyatronun bir kaleye dönüştürülmesi, Orta Çağ’da antik yapıların yeniden kullanımının en çarpıcı örneklerinden biridir. Bu dönüşüm, birkaç aşamada gerçekleşti. İlk aşamada, tiyatronun dış galerilerindeki kemerli açıklıklar taşla örülerek kapatıldı; böylece tiyatronun dış duvarı, kesintisiz bir sur hâline geldi.

İkinci aşamada, tiyatronun oturma sıralarının üzerine ve iç kısımlarına yeni yapılar eklendi. Oturma sıralarının bir kısmı, depolar, odalar ve garnizon binaları için kullanıldı. Tiyatronun içi, yüzyıllar boyunca biriken toprak ve molozla da dolduruldu. Bu dolgu, tiyatronun oturma sıralarını ve sahne binasını korumuş, ancak onları görünmez hâle getirmişti.

Üçüncü ve en kapsamlı aşamada, Eyyubi döneminde, tiyatronun etrafına büyük kuleler ve ikinci bir sur halkası inşa edildi. Bu yeni tahkimatlar, tiyatroyu dışarıdan tamamen sararak onu bir kalenin çekirdeğine dönüştürdü. Böylece ortaya, içinde bir Roma tiyatrosu barındıran devasa bir Orta Çağ kalesi çıktı.

Bu dönüşümün en ilginç sonucu, tiyatronun yüzyıllar boyunca korunmasıdır. Pek çok antik tiyatro, Orta Çağ’da taş ocağı olarak kullanılmış ve büyük ölçüde yok olmuştur. Busra’daki tiyatro ise kalenin koruyucu kabuğu sayesinde, bu kaderden kurtulmuştur. 1947’den itibaren yapılan kazı ve restorasyon çalışmalarıyla tiyatronun içindeki dolgu temizlenmiş ve tiyatro yeniden gün ışığına çıkarılmıştır.

Memlük ve Osmanlı Dönemleri

1260’taki Moğol istilası sırasında Busra da etkilendi; ancak Memlüklerin Ayn Calut’taki zaferinin ardından bölge Memlük yönetimine geçti. Memlük döneminde Busra Kalesi onarıldı ve bölgenin önemli bir askeri merkezi olarak kullanılmaya devam etti. Busra, aynı zamanda Şam’dan Mekke’ye giden hac yolu üzerinde önemli bir konaklama noktasıydı.

Osmanlı döneminde Busra Kalesi, hac kervanlarını korumak için bir garnizon üssü olarak kullanıldı. Ancak zamanla şehrin önemi azaldı ve nüfusu küçüldü. 19. yüzyılda Busra, antik kalıntıların arasında yaşayan küçük bir köy hâline gelmişti. Köy halkı, antik yapıların taşlarını kullanarak evlerini inşa etmiş ve bazı antik yapıları konut olarak kullanmıştı.

20. yüzyılın ortalarında, Suriye Eski Eserler Genel Müdürlüğü, Busra’da kapsamlı kazı ve restorasyon çalışmaları başlattı. Bu çalışmalar kapsamında kalenin içindeki tiyatro temizlendi, kalenin yapıları onarıldı ve kalenin içine bir arkeoloji müzesi kuruldu. Antik şehrin diğer yapıları da kazılarla ortaya çıkarıldı.

Busra Roma tiyatrosu
Busra Roma tiyatrosu

Kalenin Mimarisi

Busra Kalesi, Roma tiyatrosu ve Eyyubi tahkimatlarının eşsiz bir birleşimidir. Kalenin dış görünümü, kalın bazalt surlar ve büyük kare kulelerden oluşur. Kuleler, Eyyubi askeri mimarisinin karakteristik özelliklerini taşır: büyük boyutlar, kalın duvarlar, birden fazla kat ve üst katlarda atış platformları.

Kalenin içinde, tiyatronun yapısı korunmuştur. Tiyatronun yarım daire biçimli oturma sıraları, birbirine paralel üç galeri ile desteklenir. Bu galeriler, kale döneminde depo ve garnizon alanı olarak kullanılmıştır. Galerilerin tonozlu tavanları ve karanlık koridorları, kale ziyaretinin en atmosferik bölümlerinden biridir.

Kalenin girişi, kuzey tarafta, hendeğin üzerinden geçen bir köprü ve büyük bir kapı kulesiyle yapılır. Kapıdan sonra, dirsekli bir geçit kalenin içine ulaşır. Bu geçitten geçerek tiyatronun galerilerine ve oradan tiyatronun kendisine ulaşırsınız. Karanlık koridorlardan sonra aniden karşınıza çıkan tiyatronun muhteşem manzarası, Busra ziyaretinin en unutulmaz anıdır.

Kalenin Savunma Sistemi

Busra Kalesi’nin savunma sistemi, düz bir ovada yer almasının getirdiği dezavantajları gidermek üzere tasarlanmıştı. Şam Kalesi gibi, Busra Kalesi de doğal bir tepenin üzerinde değil, düz zeminde yer alıyordu. Bu nedenle kalenin savunması, tamamen insan yapımı tahkimatlara dayanıyordu.

Kalenin ilk savunma hattı, çevresindeki su dolu hendekti. Bu hendek, saldırganların surlara yaklaşmasını zorlaştırıyor ve kuşatma makinelerinin surlara ulaşmasını engelliyordu. Hendeğin üzerinden kaleye tek bir köprüyle ulaşılabiliyordu; bu köprü, gerektiğinde kaldırılabilir ya da savunulabilirdi.

İkinci savunma hattı, Eyyubi döneminde inşa edilen büyük kuleler ve kalın surlardı. Bu kuleler, surların dışına doğru belirgin bir şekilde çıkıntı yaparak, surlara yaklaşan saldırganları yandan ateş altına alabiliyordu. Kulelerin büyük boyutları, üst katlarına mancınıklar yerleştirilmesine imkân tanıyordu.

Üçüncü savunma hattı ise tiyatronun kendisiydi. Tiyatronun kalın dış duvarları ve kemerli açıklıklarının kapatılmasıyla oluşturulan iç sur, saldırganlar dış surları aşsa bile direnmeye devam edilebilecek bir iç kale oluşturuyordu. Bu çok katmanlı savunma sistemi, Busra Kalesi’ni güney Suriye’nin en güçlü kalelerinden biri yapmıştı.

Kalede Neler Görülür?

Roma Tiyatrosu

Kalenin içindeki Roma tiyatrosu, Busra ziyaretinin en önemli noktasıdır. Tiyatronun oturma sıralarına çıkarak, sahne binasının bazalt sütunlarını ve tiyatronun muhteşem ölçeğini izleyebilirsiniz. En üst sıralardan bakıldığında, tiyatronun yarım daire biçimi ve sahne binası, Roma mühendisliğinin ustalığını açıkça gösterir. Tiyatronun akustiğini denemek için sahnenin ortasında konuşmayı deneyebilirsiniz.

Galeriler ve Koridorlar

Tiyatronun oturma sıralarının altındaki tonozlu galeriler ve koridorlar, kalenin en atmosferik bölümleridir. Bu karanlık koridorlarda dolaşırken, Roma döneminde seyircilerin tiyatroya nasıl girip çıktığını ve Orta Çağ’da bu alanların nasıl kullanıldığını hayal edebilirsiniz.

Eyyubi Kuleleri

Kalenin büyük kuleleri, Eyyubi askeri mimarisinin etkileyici örnekleridir. Kulelerin bazılarının içine girmek ve üst katlarına çıkmak mümkündür. Kulelerin tepesinden, Busra’nın antik şehrinin ve Havran ovasının panoramik manzarası görülür.

Arkeoloji Müzesi

Kalenin içindeki küçük arkeoloji müzesi, Busra ve çevresinde yapılan kazılarda bulunan eserleri sergiler. Müzede Nebati, Roma, Bizans ve İslam dönemlerine ait heykeller, yazıtlar, seramikler ve diğer buluntular bulunur.

Antik Busra Şehri

Busra Kalesi’ni ziyaret edenlerin mutlaka görmesi gereken bir diğer yer, kalenin çevresindeki antik şehirdir. Antik Busra, siyah bazalt taşlarından inşa edilmiş, son derece etkileyici bir antik şehirdir. Şehrin en önemli yapıları arasında şunlar sayılabilir:

Ana Sütunlu Cadde (Decumanus): Şehri doğudan batıya kesen ana cadde, iki yanında sütun sıralarıyla Roma döneminin şehir planlamasını yansıtır.

Nebati Kemeri: Şehrin doğu kesiminde yer alan anıtsal kemer, Nebati döneminden kalma önemli bir yapıdır.

Roma Hamamları: Şehrin merkezinde, büyük Roma hamamlarının kalıntıları bulunur.

Katedral: 6. yüzyıla ait büyük katedralin kalıntıları, Bizans dönemi mimarisinin önemli bir örneğidir.

Bahira Manastırı: Geleneğe göre Rahip Bahira’nın yaşadığı manastırın kalıntıları.

Ömer Camii: Suriye’nin en eski camilerinden biri olarak kabul edilen yapı.

Mebrek Camii: Geleneğe göre Hz. Muhammed’in devesinin çöktüğü yerde inşa edildiği anlatılan cami.

Büyük Su Depoları: Şehrin su ihtiyacını karşılamak için inşa edilmiş büyük havuzlar.

Antik şehrin bir kısmında bugün de insanlar yaşamaktadır; eski yapıların arasında modern evler bulunur. Bu durum, Busra’yı binlerce yıldır kesintisiz olarak yaşanan bir şehir hâline getirir.

Busra tiyatrosu oturma sıraları
Busra tiyatrosu oturma sıraları

Busra Festivali

Busra’daki Roma tiyatrosu, yalnızca bir tarihi anıt değil, aynı zamanda yaşayan bir kültür mekânıdır. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren tiyatroda, Busra Uluslararası Festivali düzenlenmeye başlandı. Bu festivalde, Suriye’den ve Arap dünyasından tanınmış sanatçıların konserleri, tiyatro gösterileri ve halk dansları sahnelenirdi. Festival, Arap dünyasının en önemli kültür etkinliklerinden biri olarak kabul ediliyordu.

Antik tiyatroda, yıldızların altında izlenen bir konser, Busra’yı ziyaret edenler için unutulmaz bir deneyimdi. Suriye’deki iç savaş nedeniyle festival uzun yıllar boyunca düzenlenemedi. Koşulların düzelmesiyle birlikte bu geleneğin yeniden canlanması, pek çok kişinin dileğidir.

Güncel Durum ve Seyahat Uyarıları

Busra’nın bulunduğu Dera vilayeti, Suriye iç savaşı sırasında çatışmalardan önemli ölçüde etkilenen bölgelerden biri olmuştur. Bölge, farklı dönemlerde farklı grupların kontrolüne girmiş ve tarihi yapılar zaman zaman zarar görmüştür. Bölgedeki güvenlik durumu, zaman içinde önemli ölçüde değişkenlik göstermiştir.

Pek çok ülkenin dışişleri bakanlığı, vatandaşlarına Suriye’ye seyahat etmemelerini tavsiye etmektedir. Busra’yı ziyaret etmeyi düşünüyorsanız, mutlaka kendi ülkenizin dışişleri bakanlığının güncel seyahat uyarılarını kontrol etmeniz, bölgedeki koşulları güvenilir kaynaklardan takip etmeniz ve seyahat sigortanızın kapsamını öğrenmeniz önemlidir. Bu yazıdaki ziyaret bilgileri genel bilgilendirme amaçlıdır.

Ziyaret Bilgileri

Koşulların elverişli olduğu dönemlerde, Busra’ya Şam’dan yaklaşık iki saatlik bir araç yolculuğuyla ulaşılırdı. Şam’dan güneye, Dera yönüne giden otoyolu takip ederek Busra’ya ulaşılır. Ürdün’den gelen gezginler için ise Busra, Nasib sınır kapısına yakınlığı nedeniyle kolay ulaşılabilir bir konumdadır.

Busra Kalesi ve tiyatroyu gezmek için en az iki saat, antik şehirle birlikte gezmek için ise en az yarım gün ayırmanız önerilir. Kale ve tiyatro için bilet ücreti alınır. Antik şehrin bazı bölümleri açık alanda bulunduğundan serbestçe gezilebilir. Bazalt taşları güneş altında oldukça ısınabilir; yaz aylarında şapka, güneş kremi ve su almanız önemlidir.

Busra Kalesi avlusu
Busra Kalesi avlusu

Havran’ın Bazalt Köyleri

Busra, Havran bölgesindeki bazalt şehirler ve köyler zincirinin en önemli halkasıdır. Havran ve komşu Dürzi Dağı bölgesinde, Roma ve Bizans dönemlerine ait onlarca antik köy ve kasaba bulunur. Bu yerleşimlerin evleri, tapınakları ve kiliseleri, tıpkı Busra gibi tamamen bazalttan inşa edilmiştir.

Havran’ın antik mimarisinin en ilginç özelliklerinden biri, bölgede ahşabın az olması nedeniyle evlerin çatılarının da taştan yapılmasıdır. Uzun bazalt levhalar, kemerler üzerine yerleştirilerek düz taş çatılar oluşturulmuştur. Hatta kapılar ve pencere kanatları bile bazalttan yapılmıştır. Bu taş kapılar, menteşe görevi gören taş çıkıntılar sayesinde açılıp kapanabiliyordu.

Busra’nın çevresindeki Şehba (Philippopolis), Kanavat, Süveyda ve Ezra gibi yerleşimler, bu eşsiz bazalt mimarisinin önemli örneklerini barındırır. Şehba, Busra’lı İmparator Philippus Arabs’ın doğduğu yer olarak bilinir ve imparator tarafından bir Roma şehri olarak yeniden inşa ettirilmiştir.

Fotoğraf İpuçları

Busra, fotoğrafçılar için son derece zengin bir konudur. Kalenin en etkileyici dış görünümü, kuzey tarafındaki hendeğin ve köprünün karşısından çekilen karelerdir. Bu açıdan büyük Eyyubi kuleleri ve kalın surlar, kalenin askeri gücünü en iyi şekilde yansıtır. Kalenin içinde ise tiyatronun en üst sıralarından sahne binasına doğru çekilen geniş açılı kareler, tiyatronun muhteşem ölçeğini gösterir.

Tiyatronun galerilerindeki karanlık koridorlar ve kemerli geçitler, ışık ve gölge oyunlarıyla atmosferik fotoğraflar için idealdir. Antik şehirde ise siyah bazalt sütunlar, kemerler ve harabeler, özellikle sabah erken ve akşamüstü saatlerinde, güneşin alçak açısıyla dramatik gölgeler oluşturur. Bazaltın koyu rengi, mavi gökyüzüyle güçlü bir kontrast yaratır.

Busra’da Gündelik Hayat

Busra’yı diğer pek çok antik şehirden ayıran en önemli özelliklerden biri, antik şehrin bir kısmında bugün de insanların yaşamasıdır. Yüzyıllar boyunca köy halkı, antik yapıların arasında ve hatta bazı antik yapıların içinde evlerini kurmuştur. Bu durum, Busra’yı bir açık hava müzesi olmanın ötesinde, yaşayan bir tarihi şehir hâline getirir.

Busra’nın sokaklarında yürürken, Roma döneminden kalma bir sütunun yanında oynayan çocuklara, bir Bizans kemerinin altında çay içen yaşlılara ya da antik taşlardan inşa edilmiş bir evin önünde çamaşır asan bir kadına rastlayabilirsiniz. Bu iç içe geçmiş geçmiş ve şimdi, Busra’yı ziyaret edenlere eşsiz bir deneyim sunar.

Hangi Mevsimde Gidilmeli?

Koşulların elverişli olduğu dönemlerde, Busra’yı ziyaret etmek için en uygun mevsimler ilkbahar ve sonbahardır. Mart, nisan ve mayıs aylarında Havran ovası yeşillenir ve hava ılıktır. Eylül, ekim ve kasım aylarında ise yazın kuru sıcağı azalır. Yaz aylarında bölge oldukça sıcak ve kuru olabilir; kış aylarında ise hava serin ve zaman zaman yağışlıdır.

Kimler İçin Uygun?

Busra, Roma tarihi, antik tiyatrolar, Orta Çağ askeri mimarisi, erken Hristiyanlık ve İslam tarihiyle ilgilenen herkes için eşsiz bir yerdir. Bir Roma tiyatrosunu çevreleyen bir Orta Çağ kalesi, dünyanın başka hiçbir yerinde bu ölçekte görülemez. Tiyatronun büyüklüğü ve korunmuşluğu, mimarlık ve sanat tarihi meraklılarını da büyüleyecektir. Her durumda, ziyaret planlamadan önce bölgenin güncel güvenlik koşullarını dikkatle değerlendirmek gerekir.

Roma Dünyasında Tiyatro Kültürü

Busra’daki tiyatroyu daha iyi anlamak için Roma dünyasında tiyatronun ne anlama geldiğini bilmek faydalıdır. Roma tiyatroları, Yunan tiyatro geleneğinden esinlenmiş olmakla birlikte, kendine özgü mimari ve kültürel özellikler geliştirmişti. Yunan tiyatroları genellikle bir tepe yamacına oyulurken, Romalılar beton ve tonoz teknolojisi sayesinde tiyatrolarını düz zeminde bağımsız yapılar olarak inşa edebiliyordu. Busra’daki tiyatro, bu Roma yeniliğinin mükemmel bir örneğidir.

Roma tiyatrolarında komediler, trajediler, pandomimler, müzik gösterileri ve şiir okumaları sahnelenirdi. Tiyatrolar aynı zamanda siyasi toplantılar, dini törenler ve imparatora yönelik kutlamalar için de kullanılırdı. Oturma düzeni, Roma toplumunun hiyerarşisini yansıtıyordu: Ön sıralarda senatörler ve önemli yöneticiler, orta sıralarda vatandaşlar, en üst sıralarda ise kadınlar, köleler ve yabancılar otururdu.

Roma İmparatorluğu’nun doğu eyaletlerinde, özellikle Suriye, Ürdün ve Anadolu’da, çok sayıda büyük tiyatro inşa edilmiştir. Busra’daki tiyatronun yanı sıra, Ürdün’deki Amman ve Ceraş tiyatroları, Türkiye’deki Aspendos, Efes ve Hierapolis tiyatroları, bu geleneğin önemli örnekleridir. Bu tiyatrolar arasında Busra ve Aspendos, korunmuşluk açısından özellikle öne çıkar. Aspendos tiyatrosunun da Selçuklu döneminde bir kervansaray ve saray olarak kullanılması, Busra ile ilginç bir paralellik oluşturur.

Hac Yolu Üzerinde Busra

İslam döneminde Busra’nın önemini artıran en önemli etkenlerden biri, Şam’dan Mekke’ye giden hac yolu üzerindeki konumuydu. Yüzyıllar boyunca, Anadolu’dan, Suriye’den ve ötesinden gelen binlerce hacı, Şam’da toplanarak büyük kervanlar hâlinde Mekke’ye doğru yola çıkar ve Busra’dan geçerdi.

Busra, hac kervanları için önemli bir konaklama, ikmal ve su temini noktasıydı. Şehrin büyük su depoları, kervanların ihtiyacını karşılamak için hayati öneme sahipti. Kale ise kervanların güvenliğini sağlayan askeri birliklerin üssüydü. Osmanlı döneminde de Busra, Şam’dan Hicaz’a uzanan hac yolu üzerindeki kaleler ve hanlar zincirinin önemli bir halkası olarak kaldı.

Neden Busra Kalesi?

Busra Kalesi, dünyanın başka hiçbir yerinde görülemeyecek eşsiz bir yapıdır: Bir Orta Çağ kalesinin içinde saklı, neredeyse eksiksiz korunmuş muhteşem bir Roma tiyatrosu. Nebatilerden Romalılara, Bizanslılardan Eyyubilere kadar pek çok medeniyetin izlerini taşıyan Busra, siyah bazalt taşlarıyla da kendine özgü bir atmosfere sahiptir. Koşullar elverdiğinde, Busra’nın karanlık koridorlarından geçip tiyatronun ışıklı alanına adım attığınız an, hayatınızın en unutulmaz seyahat anlarından biri olacaktır.

Busra’dan ayrılırken, kalenin kulelerinden Havran ovasına son bir kez bakmayı unutmayın. Siyah bazalt taşların arasında yükselen bu eşsiz yapı, iki bin yıllık bir tarihin katmanlarını bir arada saklar: Roma’nın tiyatro kültürü, Bizans’ın Hristiyan mirası, İslam’ın erken dönemine dair rivayetler ve Eyyubilerin askeri ustalığı. Busra, tarihin nasıl üst üste binerek yaşayabildiğinin en güzel örneklerinden biridir. Bu kadim şehrin taşları, gelecek kuşaklara da anlatacak çok şey saklamaya devam ediyor.

Busra antik şehri
Busra antik şehri
Busra antik şehri sütunları
Busra antik şehri sütunları

Yakındaki Diğer Kaleler

Suriye kaleleri serimizin ve Orta Doğu kalelerinin diğer yazılarına da göz atabilirsiniz:

Bir İyilik

Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir