Narikala Kalesi: Tiflis’in On Beş Asırlık Bekçisi

Tiflis’in eski şehrine yukarıdan bakan sarp bir sırtın üzerinde, taş surları, kuleleri ve yarı yıkık duvarlarıyla bir kale uzanıyor. Aşağıda, Kura Nehri’nin kıyısında, kubbeli kükürtlü hamamlar, dar sokaklar, ahşap balkonlu evler ve kiliselerle dolu eski Tiflis yayılıyor. Kalenin hemen arkasında ise, elinde bir kılıç ve bir şarap kâsesi tutan dev bir kadın heykeli, şehri koruyormuş gibi duruyor. Bu kale, Narikala; Tiflis’in en eski ve en sembolik yapısı.

Narikala, bu serinin Gürcistan bölümünün ilk durağı. Kale, Tiflis’in kuruluşundan bu yana şehrin kaderine ortak oldu; Pers, Arap, Gürcü, Moğol, Osmanlı ve Rus egemenliklerine tanıklık etti. Bu yazıda Narikala’nın tarihini, kalenin yapısını, eski Tiflis’in hamamlarını, sokaklarını ve Gürcistan Ana heykelini, ayrıca şehrin diğer değerlerini anlatacağım. Kalenin erken tarihine dair bazı bilgilerin sınırlı olduğunu ve kaynaklarda farklı tarihler verildiğini baştan belirtmek isterim.

Narikala Kalesi, Tiflis
Narikala Kalesi, Tiflis

Genel Bakış

Narikala Kalesi, Gürcistan’ın başkenti Tiflis’in eski şehir bölgesinde, Kura Nehri’nin sağ kıyısında, Sololaki sırtı olarak bilinen kayalık bir sırtın üzerinde bulunuyor. Kale, sırt boyunca uzanan surlarla, aşağıdaki eski şehrin, özellikle Abanotubani hamamlar bölgesinin ve Kala mahallesinin üzerinde yükseliyor. Kalenin içinden ve surlarından, Tiflis’in panoramik manzarası görülebiliyor: Kura Nehri, Barış Köprüsü, Metekhi Kilisesi, Sameba Katedrali ve şehrin farklı mahalleleri.

Kalenin adı, Moğol döneminde verildiği düşünülen “Narin Kala” ifadesinden geliyor; bu ifade, Türkçe ve Farsça kökenli kelimelerle, “küçük kale” ya da “ince kale” gibi anlamlarla açıklanıyor. Gürcüler ise, kaleyi tarih boyunca farklı adlarla, örneğin “Şuris-tsihe”, yani “Kıskanç Kale” adıyla da andı. Kalenin içinde, 1990’lı yıllarda yeniden inşa edilen Aziz Nikola Kilisesi bulunuyor.

Narikala, bugün Tiflis’in en çok ziyaret edilen yerlerinden biri. Kaleye, eski şehirden yürüyerek tırmanmak ya da Rike Parkı’ndan kalkan teleferikle çıkmak mümkün. Teleferik yolculuğu, Kura Nehri’nin ve eski şehrin üzerinden geçerek, kısa ama etkileyici bir manzara sunuyor.

Tarihçe

Tiflis’in kuruluşu

Narikala’nın tarihi, Tiflis’in kuruluşuyla iç içe. Gürcü geleneğine göre, Tiflis, 5. yüzyılda, İberya Kralı Vahtang Gorgasali tarafından kuruldu. Efsaneye göre, kral avlanırken, bir sülün ya da geyik vurdu; yaralı hayvan, sıcak bir kaynağa düştü ve iyileşti ya da haşlandı. Bu sıcak kaynakları gören kral, burada bir şehir kurmaya karar verdi. Şehrin adı, Gürcüce “tbili”, yani “sıcak” kelimesinden geliyor; “Tbilisi”, “sıcak yer” anlamında.

Ancak Narikala’nın bulunduğu sırtta, Vahtang Gorgasali’den önce de bir kale bulunduğu düşünülüyor. Kaynaklara göre, 4. yüzyılda, bölgede Pers Sasani etkisi altındaki bir kale inşa edilmişti. Bu kale, Kura Nehri’nin geçişini ve bölgedeki yolları kontrol eden stratejik bir noktaydı. Vahtang Gorgasali, kaleyi genişletti ve şehrin savunma sisteminin merkezi haline getirdi. Sonraki kral Dachi Ujarmeli döneminde, İberya’nın başkenti Mtsheta’dan Tiflis’e taşındı; bu da Narikala’nın önemini artırdı.

Eski Tiflis ve Narikala
Eski Tiflis ve Narikala

Arap Tiflis Emirliği

7. yüzyılın ortalarında, Arap orduları Kafkasya’ya ulaştı ve Tiflis, Arap egemenliği altına girdi. 8. yüzyılın başlarından itibaren, Tiflis, bir Arap emirliğinin, yani Tiflis Emirliği’nin merkezi oldu. Bu emirlik, yaklaşık dört yüz yıl boyunca, değişen derecelerde özerklikle, Abbasi Halifeliği’ne bağlı olarak varlığını sürdürdü. Bu dönemde, Narikala, emirlerin ikametgâhı ve şehrin ana kalesi olarak kullanıldı. Araplar, kaleyi genişletti ve güçlendirdi; kalenin bazı bölümlerinin bu döneme ait olduğu düşünülüyor.

Tiflis Emirliği döneminde, Tiflis, Kafkasya’nın önemli bir ticaret ve kültür merkezi haline geldi. Şehirde, Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler bir arada yaşıyordu. Bu kozmopolit karakter, Tiflis’in sonraki yüzyıllarda da sürdürdüğü bir özellik oldu. 853 yılında, Abbasi komutanı Buğa el-Kebir’in, bağımsızlık eğilimleri gösteren emire karşı düzenlediği sefer sırasında, Tiflis büyük bir yangınla tahrip edildi; ancak şehir yeniden ayağa kalktı.

Kral Davit ve Gürcü altın çağı

1122 yılında, Gürcü Kralı IV. Davit, “İnşaatçı Davit” olarak da bilinen hükümdar, Tiflis’i Selçuklu ve Arap etkisinden kurtararak Gürcistan Krallığı’na kattı ve şehri başkent yaptı. Bu olay, Gürcistan’ın altın çağının başlangıcı olarak kabul ediliyor. Davit’in ve ardından gelen hükümdarların, özellikle Kraliçe Tamar’ın döneminde, Gürcistan, Kafkasya’nın en güçlü devletlerinden biri haline geldi. Bu dönemde, Narikala, Gürcü krallarının Tiflis’teki savunma merkezi olarak önemini korudu ve genişletildi.

Bu dönemin en önemli edebi eseri, Şota Rustaveli’nin “Kaplan Postlu Şövalye” adlı destanı, Kraliçe Tamar döneminde yazıldı. Bu destan, bugün hâlâ Gürcü kültürünün en önemli eserlerinden biri olarak kabul ediliyor. Kraliçe Tamar döneminde, bu serinin Ermenistan yazılarında andığım Zakaryan kardeşler de, Gürcü ordusunun komutanları olarak önemli roller üstlendi.

Narikala surları
Narikala surları

Moğollar ve Timur

13. yüzyılda, Moğol istilası Gürcistan’ı da etkiledi. Tiflis, 1236’da Moğolların eline geçti. Kalenin “Narin Kala” adını bu dönemde aldığı düşünülüyor. Moğol döneminde, Gürcistan krallığı varlığını sürdürdü; ancak Moğollara vergi ödemek ve askerî destek vermek zorunda kaldı. 14. yüzyılın sonlarında ise, Timur’un seferleri, Gürcistan’ı derinden sarstı. Timur, 1386’da Tiflis’i ele geçirdi ve şehri yağmaladı. Bu dönemde, Narikala da ağır hasar gördü.

Safeviler ve Osmanlılar

15. yüzyıldan sonra, Gürcistan krallığı, birkaç küçük krallık ve prensliğe bölündü. Doğu Gürcistan, Safevi İran’ın, Batı Gürcistan ise Osmanlı İmparatorluğu’nun etki alanına girdi. Tiflis, bu iki güç arasında birkaç kez el değiştirdi. 16. yüzyılda, Narikala, bir süre Osmanlıların, ardından Safevilerin kontrolüne geçti. Bu dönemde, kale yeniden güçlendirildi; bugün görülen surların ve kulelerin önemli bir kısmının bu döneme ait olduğu düşünülüyor. Kalenin içinde, bu dönemde bir cami de bulunduğu aktarılıyor.

Ağa Muhammed Han’ın saldırısı

18. yüzyılın sonlarında, Doğu Gürcistan, Kartli-Kaheti Krallığı adıyla, Kral II. Herekle (Erekle) yönetiminde birleşmişti. Herekle, 1783’te Rusya ile Georgievsk Antlaşması’nı imzalayarak, krallığı Rus koruması altına aldı. Bu durum, İran’ın Kaçar hükümdarı Ağa Muhammed Han’ı öfkelendirdi. 1795 yılında, Ağa Muhammed Han, büyük bir orduyla Gürcistan’a girdi. Rus yardımının gelmemesi üzerine, Herekle’nin küçük ordusu Krtsanisi Savaşı’nda yenildi ve Tiflis, Kaçar ordusu tarafından ele geçirilerek ağır bir şekilde yağmalandı. Bu olay, Gürcü tarihinde derin bir yara olarak hatırlanıyor; şehrin büyük bölümü yakıldı ve binlerce kişi hayatını kaybetti ya da esir alındı.

Rus dönemi ve patlama

1801 yılında, Kartli-Kaheti Krallığı, Rus İmparatorluğu tarafından ilhak edildi. Bu dönemde, Narikala, Rus garnizonu tarafından bir cephanelik ve askerî depo olarak kullanıldı. 1827 yılında, kalede bir patlama yaşandı; kaynaklara göre, depolanan barutun bir deprem sırasında ya da bir kaza sonucu patlaması, kalenin pek çok yapısını yıktı. Bu patlamadan sonra, kale büyük ölçüde harabe halinde kaldı. Kalenin içindeki eski kilisenin de bu dönemde yıkıldığı ya da ciddi hasar gördüğü aktarılıyor.

Sovyet dönemi ve bağımsızlık

Sovyet döneminde, Narikala’nın kalıntıları korunmaya çalışıldı; ancak kapsamlı bir restorasyon yapılmadı. 1958 yılında, Tiflis’in kuruluşunun 1500. yıl dönümü vesilesiyle, Narikala’nın yakınındaki Sololaki sırtına, heykeltıraş Elguca Amaşukeli tarafından tasarlanan “Kartlis Deda”, yani “Gürcistan Ana” heykeli dikildi. Bu heykel, bir elinde dostlar için şarap kâsesi, diğer elinde düşmanlar için kılıç tutan bir kadını tasvir ediyor ve Gürcü karakterinin, misafirperverlik ve savunma kararlılığının sembolü olarak kabul ediliyor.

1991’de Gürcistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra, Narikala’daki Aziz Nikola Kilisesi, 1996-1997 yıllarında, 13. yüzyıldan kalma eski bir kilisenin temelleri üzerine yeniden inşa edildi. Kilisenin içi, Gürcü tarihini ve dinî sahneleri tasvir eden fresklerle süslendi. Son yıllarda, kalenin surlarında ve kulelerinde restorasyon çalışmaları yapıldı; 2012’de ise Rike Parkı’ndan kaleye uzanan teleferik hizmete girdi.

Kalenin Yapısı

Sırt üzerinde surlar

Narikala, Sololaki sırtının üzerine, sırtın doğal şeklini takip ederek inşa edilmiş. Kalenin surları, sırtın tepesinden aşağıya, eski şehre doğru iniyor ve bir zamanlar şehrin surlarıyla birleşiyordu. Kale, iki ana bölümden oluşuyor: sırtın tepesindeki yukarı kale ve aşağıya doğru uzanan surlarla çevrili alan. Surlar, yerel taşlar ve tuğlalarla örülmüş; farklı dönemlere ait yapım teknikleri, duvarlarda açıkça görülebiliyor.

Kalenin kuleleri, surlar boyunca, özellikle sırtın kenarlarında ve dönüş noktalarında yerleştirilmiş. Bu kulelerin bazıları, oldukça iyi korunmuş; bazıları ise, yalnızca temelleri halinde kalmış. Kalenin batı ucundaki büyük kule, kalenin en etkileyici yapılarından biri. Surların üzerinde yürümek mümkün olan bölümlerde, şehrin manzarası adım adım değişiyor.

Narikala Kalesi panoraması
Narikala Kalesi panoraması

Aziz Nikola Kilisesi

Kalenin iç kısmında, Aziz Nikola Kilisesi yer alıyor. Bugünkü kilise, 1990’lı yıllarda, eski bir kilisenin temelleri üzerine inşa edildi. Kilise, geleneksel Gürcü kilise mimarisinin özelliklerini taşıyor: taş duvarlar, haç planı ve bir kubbe. Kilisenin içi, Gürcistan’ın tarihini, İncil’den sahneleri ve Gürcü azizlerini tasvir eden canlı renkli fresklerle kaplı. Kilise, aktif bir ibadet yeri; ziyaretçilerin uygun kıyafetlerle girmesi bekleniyor.

Gürcistan Ana heykeli

Narikala’nın hemen yanında, Sololaki sırtının üzerinde, yaklaşık 20 metre yüksekliğindeki “Kartlis Deda”, yani Gürcistan Ana heykeli yükseliyor. Alüminyumdan yapılmış bu heykel, geleneksel Gürcü kıyafeti giymiş bir kadını tasvir ediyor. Kadının sol elinde bir şarap kâsesi, sağ elinde ise bir kılıç bulunuyor. Bu sembolizm, Gürcülerin karakterini anlatıyor: dost olarak gelenlere şarapla, düşman olarak gelenlere kılıçla karşılık vermek. Heykel, Tiflis’in hemen her noktasından görülebiliyor ve şehrin simgelerinden biri haline gelmiş.

Botanik Bahçesi

Narikala’nın arka tarafında, sırtın güney yamacında, Tiflis Ulusal Botanik Bahçesi bulunuyor. Bu bahçe, 17. yüzyılda, kalenin kraliyet bahçesi olarak kurulduğu düşünülen bir alanın üzerinde gelişti. Bugün, bahçede binlerce bitki türü, şelaleler, köprüler ve yürüyüş yolları bulunuyor. Narikala’yı ziyaret edenler, kaleden botanik bahçesine inerek, şehrin gürültüsünden uzak, yeşil ve huzurlu bir ortamda dinlenebilir.

Kartlis Deda (Gürcistan Ana) heykeli
Kartlis Deda (Gürcistan Ana) heykeli

Eski Tiflis

Abanotubani: Kükürtlü hamamlar

Narikala’nın hemen altında, Tiflis’in kuruluş efsanesine konu olan sıcak kaynakların bulunduğu Abanotubani, yani hamamlar bölgesi yer alıyor. Bu bölgede, yerin altından çıkan kükürtlü sıcak sular, yüzyıllardır hamamlarda kullanılıyor. Hamamların kubbeli çatıları, yerden hafifçe yükselen tuğla kubbeler olarak, bölgeye karakteristik bir görünüm kazandırıyor. Hamamların en ünlüsü, cephesi mavi çinilerle süslü “Orbeliani Hamamı”, yani “Çreli Abano” olarak bilinen yapı; Orta Asya ve İran mimarisini andıran bu cephe, eski Tiflis’in en çok fotoğraflanan yerlerinden biri.

Rus şair Aleksandr Puşkin, 1829’da Tiflis’i ziyaret ettiğinde bu hamamlardan birinde yıkanmış ve deneyimini, “Hayatımda Tiflis hamamlarından daha lüks bir şey görmedim” anlamına gelen sözlerle anlatmıştı. Bugün de, ziyaretçiler, özel ya da genel hamam bölümlerinde, kükürtlü suyun ve geleneksel keselemenin keyfini çıkarabiliyor.

Kala ve Sololaki mahalleleri

Narikala’nın eteğindeki eski şehir mahalleleri, dar ve kıvrımlı sokakları, ahşap oymalı balkonlu evleri, avluları ve küçük meydanlarıyla, Tiflis’in en çekici bölgesi. Bu mahallelerde, Gürcü, Ermeni, Azerbaycanlı, Rus ve diğer toplulukların izleri bir arada görülüyor. Kilise, cami ve sinagog, birbirine yakın mesafede bulunuyor; bu da Tiflis’in tarihî çok kültürlü karakterini yansıtıyor. Abanotubani’nin yakınındaki Cuma Camii, bölgedeki tarihî camilerden biri.

Eski şehrin sokaklarında dolaşırken, şarap mahzenleri, geleneksel Gürcü lokantaları, el sanatları dükkânları ve kafeler karşınıza çıkıyor. Akşamları, bu sokaklar canlı bir atmosfere bürünüyor; sokak müzisyenleri, kalabalık restoranlar ve aydınlatılmış kiliseler, eski Tiflis’e büyüleyici bir hava katıyor.

Metekhi Kilisesi

Kura Nehri’nin karşı kıyısında, Narikala’nın tam karşısında, sarp bir kayalığın üzerinde Metekhi Kilisesi yükseliyor. 13. yüzyıla tarihlendirilen bu kilise, Tiflis’in en tanınmış yapılarından biri. Kilisenin önünde, Tiflis’in kurucusu Vahtang Gorgasali’nin atlı heykeli bulunuyor. Metekhi’den, Narikala’nın ve eski şehrin en güzel manzaralarından biri görülüyor.

Tiflis’in Diğer Değerleri

Sameba Katedrali

Tiflis’in en büyük dinî yapısı, Sameba, yani Kutsal Teslis Katedrali. 2004 yılında tamamlanan bu katedral, Güney Kafkasya’nın en büyük Ortodoks katedrallerinden biri. Katedral, Elia Tepesi’nin üzerinde, Narikala’nın karşısında yükseliyor ve altın kaplı kubbesiyle, şehrin her yerinden görülebiliyor. Katedralin bahçesi ve çevresi, sakin bir yürüyüş için ideal.

Barış Köprüsü ve Rike Parkı

Kura Nehri’nin üzerinde, eski şehri yeni şehre bağlayan, cam ve çelikten yapılmış modern bir yaya köprüsü bulunuyor: Barış Köprüsü. 2010 yılında açılan bu köprü, İtalyan mimar Michele De Lucchi tarafından tasarlandı. Köprünün dalgalı çatısı, geceleri binlerce LED ışığıyla aydınlatılıyor. Köprünün karşı ucunda, Rike Parkı yer alıyor; Narikala’ya çıkan teleferik de bu parktan kalkıyor. Eski ile yeninin bu yan yana duruşu, Tiflis’in karakterini çok iyi yansıtıyor.

Rustaveli Caddesi

Tiflis’in ana caddesi olan Rustaveli Caddesi, adını büyük şair Şota Rustaveli’den alıyor. Bu cadde boyunca, Gürcistan Ulusal Müzesi, Opera ve Bale Tiyatrosu, Rustaveli Tiyatrosu, eski parlamento binası ve pek çok kafe, mağaza ve tarihî yapı bulunuyor. Gürcistan Ulusal Müzesi’nde, Gürcistan’ın arkeolojik hazineleri, özellikle Kolhis altın işleri ve Dmanisi’de bulunan, Afrika dışındaki en eski insan atalarına ait fosiller sergileniyor.

Narikala ve Abanotubani hamamları
Narikala ve Abanotubani hamamları

Mtatsminda ve Funiküler

Tiflis’in batısında, Mtatsminda Dağı yükseliyor. Dağın tepesine, 1905’ten beri işleyen tarihî bir füniküler ile ulaşılıyor. Tepede, bir eğlence parkı, restoranlar ve şehrin panoramik manzarasını sunan seyir noktaları bulunuyor. Funikülerin yolu üzerinde, Mtatsminda Panteonu yer alıyor; burada, Gürcistan’ın en önemli yazarları, şairleri ve kamu figürleri gömülü.

Mtsheta

Tiflis’in yaklaşık 20 kilometre kuzeyinde, Gürcistan’ın eski başkenti ve dinî merkezi Mtsheta bulunuyor. Mtsheta’da, Svetitshoveli Katedrali ve tepedeki Cvari Manastırı, Gürcü mimarisinin en önemli örnekleri arasında. Bu yapılar, “Mtsheta’nın Tarihî Anıtları” adıyla UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor. Mtsheta, Tiflis’ten günübirlik bir gezi olarak kolayca ziyaret edilebiliyor.

Gezi Rehberi

Nasıl gidilir?

Tiflis’e, Türkiye’nin pek çok şehrinden uçakla doğrudan ulaşmak mümkün. Ayrıca, Türkiye’den karayoluyla, Sarp ya da Türkgözü sınır kapıları üzerinden Gürcistan’a giriş yapılabiliyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, kimlik kartıyla da Gürcistan’a seyahat edebiliyor; ancak güncel kuralları seyahat öncesinde kontrol etmek önemli.

Narikala’ya ulaşmanın iki yolu var: Eski şehrin Abanotubani bölgesinden, dik ama kısa bir yürüyüş yolunu takip ederek kaleye tırmanmak ya da Rike Parkı’ndan kalkan teleferikle birkaç dakikada kaleye ulaşmak. Teleferik, özellikle sıcak yaz günlerinde ya da yürümek istemeyenler için pratik bir seçenek; inişi ise yürüyerek yapmak, eski şehri yukarıdan aşağıya keşfetmek için iyi bir fırsat.

Ne zaman gidilir?

Tiflis’i ziyaret etmek için en uygun dönemler, ilkbahar ve sonbahar. Nisan-haziran ve eylül-ekim ayları, hava ılık ve gezmek için ideal. Eylül ve ekim, aynı zamanda Gürcistan’ın bağ bozumu, yani “Rtveli” dönemi; bu dönemde şarap festivalleri ve kutlamalar düzenleniyor. Yaz aylarında, Tiflis oldukça sıcak olabiliyor; kış aylarında ise hava soğuk ama genellikle karsız.

Ziyaret ipuçları

  • Kaleye giriş genellikle ücretsiz; teleferik için ise ücret ödeniyor.
  • Kalenin surlarında ve merdivenlerinde dikkatli olun; korkuluk olmayan yerler var.
  • Kiliseye girerken, kadınların başlarını örtmesi ve uygun kıyafetler giyilmesi bekleniyor.
  • Gün batımı saatinde kaleye çıkmayı deneyin; şehrin ışıklarının yanışını izlemek muhteşem.
  • Kükürtlü hamamlarda rezervasyon yaptırmayı unutmayın; özel odalar hızla doluyor.
  • Rahat ayakkabılar giyin; eski şehrin sokakları taşlı ve yokuşlu.

Fotoğraf için

Narikala, Tiflis’in en iyi fotoğraf noktalarından biri. Kalenin surlarından, eski şehrin kiremit çatıları, hamamların kubbeleri, Kura Nehri, Barış Köprüsü ve Sameba Katedrali bir arada görülüyor. Gün batımında ve akşam saatlerinde, şehrin ışıkları yandığında, manzara büyüleyici bir hal alıyor. Kalenin kendisini fotoğraflamak için ise, Kura Nehri’nin karşı kıyısındaki Metekhi Kilisesi’nin yanı ya da Barış Köprüsü iyi noktalar.

Narikala Kalesi kalıntıları
Narikala Kalesi kalıntıları

Kura Nehri ve Tiflis’in Coğrafyası

Tiflis, Kura Nehri’nin oyduğu bir vadinin içinde, iki yanında tepeler ve sırtlarla çevrili bir şehir. Kura, Gürcüce’de “Mtkvari” olarak biliniyor; Türkiye’nin kuzeydoğusundaki dağlardan doğup, Gürcistan ve Azerbaycan’dan geçerek Hazar Denizi’ne dökülüyor. Bu nehir, Tiflis’in tarih boyunca bir ticaret ve geçiş merkezi olmasını sağladı. Nehrin geçişini kontrol eden Narikala, bu nedenle, şehrin ve bölgenin güvenliği için hayati önem taşıyordu.

Narikala’nın bulunduğu sırt, şehrin güneyini, Kura’nın kıvrımını ve eski şehri koruyan doğal bir kalkan gibi. Kalenin bu konumu, hem nehri hem de vadiden geçen yolları kontrol etmeyi sağlıyordu. Bu yollardan biri, Kafkasya’yı kuzeye, Rusya’ya bağlayan ve Kazbek Dağı’nın eteklerinden geçen Gürcü Askerî Yolu; bir diğeri ise, güneye, Ermenistan’a, İran’a ve Anadolu’ya uzanan ticaret yollarıydı.

Gürcü Mutfağı ve Şarap

Tiflis’i ziyaret edip de Gürcü mutfağını tatmamak, şehri yarım tanımak demek. Gürcü mutfağı, Kafkasya’nın en zengin ve en lezzetli mutfaklarından biri. “Haçapuri”, yani peynirli ekmek, Gürcü mutfağının en ünlü yemeği; farklı bölgelere ait pek çok çeşidi bulunuyor. Acara usulü haçapuri, tekne şeklinde, ortasında eriyen peynir, tereyağı ve yumurta ile servis ediliyor. “Hinkali”, yani etli ve suyu bol mantı, ellerle yenen ve Gürcülerin vazgeçemediği bir lezzet. “Mtsvadi” (şiş kebap), “Badrijani” (cevizli patlıcan rulosu), “Pkhali” (cevizli sebze ezmeleri) ve “Çurçhela” (cevizli üzüm şekeri), denemeye değer diğer lezzetler.

Gürcistan, aynı zamanda dünyanın en eski şarap üretim bölgelerinden biri. Arkeolojik bulgular, Gürcistan’da yaklaşık 8000 yıl önce şarap yapıldığını gösteriyor. Gürcülerin geleneksel şarap yapım yöntemi, toprağa gömülen büyük pişmiş toprak küplerde, yani “kvevri”lerde şarabın mayalandırılması; bu yöntem, 2013 yılında UNESCO’nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası listesine alındı. Tiflis’te, pek çok şarap evi ve mahzen, ziyaretçilere Gürcü şaraplarını tatma imkânı sunuyor.

Gürcü sofrası, yani “supra”, sadece bir yemek değil, aynı zamanda bir sosyal ritüel. Suprada, bir “tamada”, yani kadeh kaldırma ustası, yemek boyunca sırayla kadeh kaldırıyor; Tanrı’ya, vatana, atalara, aileye, dostluğa ve misafirlere. Bir Gürcü suprasına davet edilmek, Gürcü misafirperverliğini en yakından tanımanın yolu.

Narikala'dan Tiflis manzarası
Narikala’dan Tiflis manzarası

Mevsimlere Göre Narikala

İlkbaharda, Tiflis’in tepeleri yeşeriyor ve Botanik Bahçesi çiçeklerle doluyor; Narikala’dan bakıldığında, şehir taze bir renge bürünmüş oluyor. Yaz aylarında, gün ortası sıcak olabiliyor; ancak akşamüstü kaleye çıkıp, serinleyen havada gün batımını izlemek muhteşem. Sonbaharda, bağ bozumu ve şarap festivalleri şehri hareketlendiriyor; kalenin çevresindeki ağaçlar sarı ve kızıla dönüyor. Kışın ise, Tiflis’te kar nadiren yağıyor; ancak yağdığında, Narikala’nın surları ve eski şehrin çatıları beyaz bir örtüyle kaplanıyor ve şehir bambaşka bir görünüme kavuşuyor.

Çok Kültürlü Tiflis

Narikala’nın eteğindeki eski şehir, yüzyıllar boyunca farklı halkların bir arada yaşadığı bir yer oldu. 19. yüzyılda, Tiflis’in nüfusunun önemli bir bölümünü Ermeniler oluşturuyordu; şehrin ticaret hayatında ve kültürel yaşamında Ermeni tüccarlar ve aydınlar önemli bir rol oynuyordu. Ayrıca, Azerbaycan Türkleri, Ruslar, Persler, Yahudiler, Rumlar, Almanlar ve diğer topluluklar da şehrin dokusunu oluşturuyordu. Bu çeşitlilik, Tiflis’i Kafkasya’nın en kozmopolit şehri haline getirdi.

Bugün de, eski Tiflis’in birkaç yüz metrelik bir alanında, Gürcü Ortodoks kiliseleri, Ermeni Apostolik kiliseleri, bir cami ve bir sinagog bir arada bulunuyor. Abanotubani’deki Cuma Camii, Sünni ve Şii Müslümanların aynı mekânda ibadet ettiği nadir camilerden biri olarak biliniyor. Bu bir arada yaşama geleneği, Tiflis’in en değerli miraslarından biri olarak kabul ediliyor.

Tiflis’in çok kültürlü geçmişi, şehrin edebiyatına, müziğine ve mutfağına da yansıdı. 19. ve 20. yüzyılın başlarında, Tiflis, Kafkasya’nın kültür başkenti olarak, Gürcü, Ermeni, Azerbaycanlı ve Rus yazarların, sanatçıların ve müzisyenlerin buluşma noktasıydı. Azerbaycan’ın ilk gazetelerinden bazıları ve ünlü oyun yazarı Mirza Fethali Ahundzade’nin eserleri, Tiflis’te ortaya çıktı. Ermeni şair Sayat Nova, 18. yüzyılda Tiflis’te yaşadı ve Gürcüce, Ermenice ve Azerbaycan Türkçesiyle şarkılar yazdı; mezarı, şehrin Ermeni katedralinin avlusunda bulunuyor.

Tiflis’te İki Günlük Rota

Tiflis’te geçirilecek iki gün için örnek bir plan şöyle olabilir: ilk gün sabah, Rike Parkı’ndan teleferikle Narikala’ya çıkıp kaleyi ve Gürcistan Ana heykelini görmek. Ardından, Botanik Bahçesi’nde kısa bir yürüyüş yaparak, Abanotubani’ye inmek. Öğle yemeğinde haçapuri ve hinkali tatmak. Öğleden sonra, eski şehrin sokaklarında dolaşmak, Metekhi Kilisesi’ni ve Barış Köprüsü’nü görmek. Akşam ise, kükürtlü hamamlardan birinde dinlenmek ve eski şehirdeki bir şarap evinde akşam yemeği yemek.

İkinci gün, sabah Rustaveli Caddesi boyunca yürüyerek Gürcistan Ulusal Müzesi’ni ziyaret etmek. Öğleden sonra, Sameba Katedrali’ni görmek ve ardından funikülerle Mtatsminda’ya çıkmak. Daha fazla zamanı olanlar, üçüncü gün Mtsheta’ya ya da Kaheti şarap bölgesine bir gezi planlayabilir. Bu rota, Tiflis’in tarihini, kültürünü ve lezzetlerini dengeli bir şekilde tanımayı sağlıyor.

Pratik Notlar

Gürcistan’ın para birimi, Gürcü larisi. Tiflis’te kredi kartı kullanımı yaygın; ancak küçük dükkânlarda ve pazarlarda nakit bulundurmak faydalı. Şehirde metro, otobüs ve taksi seçenekleri bulunuyor; çevrimiçi taksi uygulamaları da yaygın olarak kullanılıyor. Tiflis, genel olarak güvenli bir şehir; ancak kalabalık turistik alanlarda, kişisel eşyalarınıza dikkat etmek her zaman akıllıca. Gürcüce, kendine özgü bir alfabeye sahip; ancak turistik bölgelerde, tabelalar genellikle İngilizce olarak da yazılmış. Türkçe konuşan kişilerle, özellikle ticaretle uğraşanlar arasında, karşılaşmak da mümkün.

Kral Vahtang Gorgasali

Tiflis’in efsanevi kurucusu Vahtang Gorgasali, Gürcü tarihinin en sevilen figürlerinden biri. 5. yüzyılın ikinci yarısında İberya, yani Doğu Gürcistan krallığını yöneten Vahtang, Gürcü kaynaklarında, hem büyük bir savaşçı hem de bilge bir hükümdar olarak anlatılıyor. “Gorgasali” lakabı, Farsça’dan gelen ve “kurt başlı” anlamına gelen bir ifade; rivayete göre, Vahtang, savaşlarda kurt başı şeklinde bir miğfer takıyordu.

Vahtang Gorgasali, İberya’yı Sasani İmparatorluğu’nun baskısından kurtarmak için mücadele etti; bu mücadelede, zaman zaman Bizans İmparatorluğu ile ittifak kurdu. Gürcü Kilisesi’nin örgütlenmesinde de önemli bir rol oynadığı aktarılıyor. Rivayete göre, Vahtang, Sasanilere karşı bir savaşta aldığı yaralar nedeniyle öldü; mezarının Mtsheta’daki Svetitshoveli Katedrali’nde olduğu söyleniyor.

Vahtang Gorgasali’nin efsanesi, Gürcü ulusal kimliğinin önemli bir parçası. Tiflis’te, Metekhi Kilisesi’nin önündeki atlı heykeli, şehrin en çok fotoğraflanan anıtlarından biri. Heykelde, Vahtang, sağ elini kaldırmış, şehrini selamlıyor gibi duruyor. Bu heykelin önünden, Kura Nehri’nin karşı kıyısındaki Narikala’ya bakmak, Tiflis’in kurucusu ile kalesini aynı karede görmek demek.

Teleferikle Narikala’ya

Rike Parkı’ndan Narikala’ya uzanan teleferik, kaleye ulaşmanın en kolay ve en keyifli yolu. Cam kabinler, Kura Nehri’nin üzerinden, eski şehrin kiremit çatılarının ve hamamların kubbelerinin üzerinden geçerek, birkaç dakika içinde sizi kalenin yanına ulaştırıyor. Yolculuk boyunca, Barış Köprüsü, Sameba Katedrali, Metekhi Kilisesi ve şehrin farklı mahalleleri, adım adım gözlerinizin önünde açılıyor. Özellikle akşam saatlerinde, şehrin ışıkları yanarken teleferiğe binmek, unutulmaz bir deneyim.

Kraliçe Tamar ve Altın Çağ

Narikala’nın tarihinin en parlak dönemlerinden biri, Kraliçe Tamar’ın saltanatı (1184-1213). Tamar, Gürcistan tarihinin en sevilen hükümdarlarından biri; Gürcü Ortodoks Kilisesi tarafından aziz ilan edildi ve Gürcüler tarafından genellikle “Kral Tamar” olarak anılıyor; bu, onun bir kraliçe değil, tam yetkili bir hükümdar olarak görüldüğünü gösteriyor. Tamar’ın döneminde, Gürcistan, Karadeniz’den Hazar’a kadar uzanan geniş bir bölgeyi kontrol ediyordu; Şirvan, Ermenistan’ın büyük bölümü ve Trabzon çevresi, Gürcü etkisi altındaydı.

Bu dönemde, Gürcistan’da sanat, edebiyat ve mimari büyük bir gelişme gösterdi. Manastırlar, kiliseler ve kaleler inşa edildi; Vardzia mağara manastırı bu dönemin en ünlü eserlerinden biri. Tiflis, bu altın çağın başkenti olarak, zengin ve kozmopolit bir şehir haline geldi. Narikala, bu parlak dönemin savunma merkezi olarak, şehrin güvenliğini sağlıyordu.

Tamar’ın ölümünden kısa bir süre sonra, Harezmşah Celaleddin’in 1226’daki saldırısı ve ardından Moğol istilası, Gürcistan’ın altın çağını sona erdirdi. Celaleddin’in Tiflis’i ele geçirmesi, Gürcü tarihinde büyük bir trajedi olarak hatırlanıyor. Ancak Tamar dönemi, Gürcü ulusal hafızasında, en büyük gurur kaynaklarından biri olarak yaşamaya devam ediyor.

Bugün Gürcistan’da, pek çok cadde, okul ve kurum Tamar’ın adını taşıyor; Gürcü kiliselerinde onun ikonaları bulunuyor.

Kalenin Surlarında Bir Yürüyüş

Narikala’ya teleferikle ulaştığınızda, önce kalenin yukarı kesimine, Gürcistan Ana heykelinin yakınına varıyorsunuz. Buradan, kalenin surları boyunca batıya doğru yürümeye başlayabilirsiniz. Yol, yer yer taş basamaklardan, yer yer de toprak patikalardan oluşuyor. Surların arasından, aşağıdaki eski şehrin kiremit çatıları ve hamamların kubbeleri, adım adım daha net görünüyor.

Kalenin batı ucundaki büyük kuleye ulaştığınızda, Tiflis’in en geniş panoramalarından biri önünüze açılıyor. Kura Nehri’nin kıvrımı, karşı kıyıdaki Metekhi Kilisesi, uzaktaki Sameba Katedrali’nin altın kubbesi ve şehrin farklı mahalleleri, tek bir bakışta görülebiliyor. Bu noktadan sonra, kalenin içindeki Aziz Nikola Kilisesi’ne inmek ve ardından eski şehre doğru yürüyerek inmek mümkün. İniş yolu, sizi doğrudan Abanotubani’ye, yani hamamlar bölgesine ulaştırıyor; bu da kale ziyaretini, bir hamam deneyimiyle tamamlamak için mükemmel bir fırsat.

Yürüyüş sırasında, surların bazı bölümlerinde korkuluk bulunmadığını unutmayın; özellikle rüzgârlı havalarda ve kalabalık saatlerde dikkatli olmak gerekiyor.

Gürcistan Kale Serisine Giriş

Narikala ile birlikte, bu serinin Gürcistan bölümüne başlıyoruz. Gürcistan, Kafkasya’nın en zengin kale mirasına sahip ülkelerinden biri. Ülkenin dağlık coğrafyası, tarih boyunca maruz kaldığı istilalar ve feodal yapısı, yüzlerce kalenin, kulenin ve müstahkem köyün inşa edilmesine yol açtı. Bu serinin ilerleyen yazılarında, Aragvi vadisindeki Ananuri’yi, Ahıska’daki Rabati’yi, Samtskhe-Javakheti’nin Khertvisi Kalesi’ni, Kaheti’nin Gremi, Sighnaghi ve Ujarma kalelerini, Hevsureti’nin Shatili ve Mutso kale-köylerini, Svaneti’nin Ushguli kulelerini, Gori ve Surami kalelerini anlatacağım.

Bu kaleler, Gürcistan’ın farklı bölgelerinin, farklı dönemlerinin ve farklı yaşam biçimlerinin hikâyesini anlatıyor. Bazıları kralların ve prenslerin sarayları, bazıları dağ köylülerinin sığınakları, bazıları ise ticaret yollarının bekçileri. Hepsinin ortak noktası ise, Gürcü halkının, yüzyıllar boyunca güçlü komşularına karşı kimliğini ve bağımsızlığını koruma mücadelesinin tanıkları olmaları. Narikala, bu hikâyenin başlangıç noktası olarak, belki de en uygun yer.

Kükürtlü Hamamda Bir Akşam

Narikala’yı gezdikten sonra, günü Abanotubani’deki kükürtlü hamamlardan birinde tamamlamak, Tiflis’in en otantik deneyimlerinden biri. Hamamlar, genel bölümlerin yanı sıra, birkaç kişilik özel odalar da sunuyor; bu odalarda, sıcak kükürtlü havuz, soğuk su havuzu ve dinlenme alanı bulunuyor. Geleneksel “kise”, yani keseleme, hamam deneyiminin vazgeçilmez bir parçası. Kükürtlü suyun cilde iyi geldiğine ve yorgunluğu giderdiğine inanılıyor; yüzyıllardır Tiflis halkı bu hamamlarda dinleniyor ve sohbet ediyor. Gün boyu kalenin surlarında ve eski şehrin yokuşlarında yürüdükten sonra, bu sıcak sularda geçirilen bir saat, adeta bir ödül gibi.

Hamamdan çıktıktan sonra, Narikala’nın aydınlatılmış surlarına yukarıdan bakarak eski şehrin sokaklarında yürümek, Tiflis’te geçirilen bir günün en güzel kapanışı. Tiflis’in ruhu, belki de en çok bu anlarda hissediliyor.

Kimler İçin Uygun?

Narikala, herkes için uygun bir ziyaret noktası. Teleferik sayesinde, yürümekte zorlananlar ve çocuklu aileler de kaleye kolayca ulaşabiliyor. Kalenin içinde dolaşmak, bazı dik merdivenler ve düzensiz zeminler nedeniyle dikkat gerektiriyor; özellikle surların kenarlarında çocukların yakından takip edilmesi önemli. Tarih meraklıları, fotoğrafçılar ve şehir manzarası sevenler için Narikala, Tiflis’in vazgeçilmez durağı.

Kaleyi Korumak

Narikala, yüzlerce yıllık bir geçmişe sahip ve son derece hassas bir yapı. Yoğun ziyaretçi trafiği, kalenin surlarını ve kulelerini aşındırıyor. Ziyaretçilerin, surlara tırmanmaması, taşlara zarar vermemesi, yazı yazmaması ve çöp bırakmaması, kalenin korunması için önemli.

Konaklama ve Yemek

Tiflis’te, her bütçeye uygun geniş bir konaklama yelpazesi bulunuyor. Eski şehirde, Narikala’nın eteğinde, tarihî evlerde kurulmuş butik oteller ve misafirhaneler, kaleye ve hamamlara yürüme mesafesinde. Eski şehrin restoranlarında, geleneksel Gürcü yemeklerini ve şaraplarını tatmak mümkün; bazı restoranların terasları, Narikala’nın ve Kura Nehri’nin manzarasını sunuyor.

Narikala Kalesi duvarı
Narikala Kalesi duvarı

Son Bir Söz

Narikala, Tiflis’in kalbinde, şehrin on beş asırlık hikâyesini taşıyan bir kale. Pers, Arap, Gürcü, Moğol, Osmanlı, İran ve Rus egemenliklerine tanıklık etmiş, yıkılmış, yeniden yapılmış, yine yıkılmış; ama her seferinde, şehrin sembolü olmaya devam etmiş. Kalenin surlarından, aşağıdaki eski şehrin hamamlarına, kiliselerine, camilerine ve sinagoglarına bakarken, Tiflis’in neden “Kafkasya’nın kavşağı” olarak anıldığını anlamak kolay. Gürcistan Ana’nın bir elindeki şarap kâsesi, bu şehrin misafirlerini nasıl karşıladığını; diğer elindeki kılıç ise, bu kalenin yüzyıllar boyunca nasıl korunduğunu hatırlatıyor.

Video

Konum

Koordinatlar: 41.6883° K, 44.8086° D
Google Haritalar’da Narikala Kalesi

Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler

Bir İyilik

Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir.

4 thoughts on “Narikala Kalesi: Tiflis’in On Beş Asırlık Bekçisi”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir