Yalova
Yalova ili, Türkiye Cumhuriyeti’nin Marmara Bölgesi’nde yer alan bir ildir. Armutlu Yarımadası’nın kuzey kıyısı ile Samanlı Dağları’nın kuzey eteklerine kurulmuş olan Yalova, Türkiye’nin Kuzeybatısında ve Marmara Bölgesi’nin güneydoğu kesiminde yer almaktadır. Kuzeyinde ve batısında Marmara Denizi, doğusunda Kocaeli İli, güneyinde Bursa İli ile Gemlik Körfezi yer almaktadır. İlin denizden yüksekliği 2 metre, ve yüzölçümü 847 km²’dir. Yalova İli’nin kıyıları girintili ve çıkıntılı bir özellik göstermez. Sahil şeridi dar olmakla birlikte, doğal plaj özellikleri göstermektedir. Yalova, doğu kıyılarındaki düzlükler dışında dağlık bir araziye sahiptir. Bölgenin güneyi; batıdan doğuya doğru İzmit-Sapanca arasında Kocaeli Sıradağları ile birleşen Samanlı Dağları’yla kaplanmış durumdadır ve ilin başlıca dağları da Samanlı Dağları’dır. Bu dağlar Yalova’nın güneyinde bulunmaktadır. Birçok tepenin bulunduğu bu dağlık arazide Samanlı Dağları’nın en yüksek noktası Beşpınar Tepesi’dir. (926 m.) Armutlu, Taz Dağı’nın (867 m.) batıya doğru devam eden eteklerinde kurulmuştur.
İlin en önemli yaylası, Kocadere ve Teşvikiye Beldeleri’nin güneyinde yer alan Delmece Yaylası’dır. Bu yayla çam ormanlarıyla geniş bir alanı kaplamaktadır. Yalova İli verimli ve bereketli ovalara sahiptir. Ovalar, akarsular boyunca uzanmakta ve kıyıdan 1-2 km. içeriye doğru sokulmaktadır. Çınarcık, Gökçedere, Kirazlı, Kılıç ve Taşköprü ile deniz arasında birbirinden alçak tepeciklerle ayrılan büyüklü-küçüklü ovalar oluşmuştur. Bunlardan başlıcaları, Kocadere Ovası, Liman Ovası, Samanlı-Kadıköy Ovaları, Kazımiye Ovası ve Taşköprü Ovası’dır.
İlin bitki örtüsünü makiler ve ormanlar oluşturmaktadır. Yalova’nın güneyindeki dik yamaçlar tümüyle gür bir orman örtüsüyle kaplıdır. Geniş yapraklı ağaçların hakim olduğu bu kısımda, iğne yapraklı ağaçlar oldukça azdır. Bu ormanlar il yüzölçümünün % 55’ini kaplamaktadır. Armutlu Yarımadası’nın orta kısımları daha çok meşe ağaçlarının hakim olduğu bir ormanlık alana sahiptir. Orman örtüsünün bileşimine giren unsurların büyük bir kısmı Karadeniz kıyı silsilesinin florasına dahildir. Bir kısmı ise Akdeniz florasının türleri olarak bu kısma sokulmuştur. Karakteristik türlerin bir araya geldiği kısımlardaki maki topluluğu da buna eklenebilir. Ormanlık alanlarda genellikle kayın, meşe, gürgen, kızılcık, kestane ve ıhlamur ağaçları görülmektedir. Yalova’daki ormanlardan, çevrenin odun ve kereste ihtiyacı da karşılanmaktadır.
Yalova İli’nin iklimi, Makro-klima tipi olarak, Akdeniz ve Karadeniz iklimleri arasında bir geçiş niteliği taşır. Kimi dönemlerde de karasal iklim özelliklerini yansıtmaktadır. İlde yazlar kurak ve sıcak, kışlar ılık ve bol yağışlıdır. 30 yıllık rasat bilgilerine göre, Yalova’da yıllık ortalama sıcaklık 14,6 oC’dir. En soğuk ay ortalama sıcaklığı 6,5 oC, en sıcak ay ortalama sıcaklığı 23,7 oC, yıllık ortalama yağış miktarı da 727,5 mm’dir. Kar yağışlı günlerin ortalama sayısı, 10,6, karla örtülü günlerin ortalama sayısı da 5,2’dir. İlde deniz suyu sıcaklığı, en yüksek olduğu Ağustos ayında 22,9 oC, en düşük olduğu Şubat ayında da 7,4 oC’dir.
İstanbul’a o kadar yakın ki, adeta dibinde. İster piknik yapmak için, ister sakin bir restoranda yemek yemek için Yalova’yı seçebilirsiniz. Ancak, romatizmadan karaciğer iltihabına, safra kesesi hastalığından şişmanlık hastalığına kadar pek çok derde deva aramak istiyorsanız Yalova Termal’e gitmeniz şart gibi görünüyor. Üstüne üstlük Karaca Arboretumun büyüleyici güzelliğini görme imkanı bulunuyor.
Birbirinin taklidi klipler, konuşan adamlar garip sesli çizgi filmler, sonu başından belli naftalin kokulu Türk Filmleri, zoraki esprili yarışma programlarıyla dolu TV kanallarını veya yabancı transferlerin attığı gollere sevindiğimiz şifreli maç yayınlarını izleyemeyecekseniz eğer, haftasonu eve kapanmayın!
İstanbul’un yanıbaşında ulaşım imkanı seçenekli, Yalova’dan 13 km uzaklıktaki Termal’de gezilip görülecek, şifa bulup dinlenecek, piknik yapıp yemek yenecek bir çok yer var.
Termal tesisleri tam bir gezi alanı olarak düzenlenmiş orman havası içinde yürüyüş parkurları ağaç dallarının mavi çamların şemsiyesi altında keyifli oluyor. Bölgede müze olarak görülebilen Atatürk Köşkü de var. Termal yakınlarında orman içi Sudüşen Şelalesi, bozuk yoluna rağmen ziyaret edilen gezi yerleri arasında. Kurtköy’de bulunan dere içinde alabalık tesisleri ve piknik mekanları gözde yerler. Hayrettin Karaca’ya ait “Karaca Arboretum” u pazar günleri 13:00-19:00 saatleri arasında gezebilirsiniz.
Roma Döneminde
Kurşunlu banyosuyla ünlü Yalova Termal kaplıca bölgesi antik çağda Pythia olarak anılıyordu. Kent, Roma döneminde gerçek bir sağlık merkezi halini almış. Cumhuriyet döneminde ise, ulu önder Atatürk’ün verdiği önemle bugünkü durumuna kavuşmuş.
1929’da kaplıcaya gelen Atatürk Avrupa’ya örnek olacak şekilde bir su şehri olması için emir verir. 1936’da Termal otel inşaatına başlanır, otel 1938 Ocak ayında hizmete açılır.
Yalova Termal’deki şifalı sular M.Ö.2000 yılındaki bir yer sarsıntısı sonucu gün ışığıyla tanışma imkanı bulmuş. Ender bulunan mineral ve gazlarını bünyesinde barındıran radyoaktivitesi yüksek kaplıca suları günümüzde de banyo yoluyla olduğu kadar içme ve teneffüs yoluyla insan sağlığına katkıda bulunuyor. Kaynak ısısı 66 derece olan kaplıca suyu kullanım sırasında 40 dereceye kadar indiriliyor. İstanbul Üniversitesi, Tıbbi Ekoloji ve Hidro Klimatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nurten Özer’in tıbbi değerlendirmesine göre Yalova ana kaynak suyunun fiziksel ve kimyasal analiz sonucu suyun sülfatlı sodyum ve kalsiyumlu hipertermal ve hipoteknik bir maden suyu olduğu saptanmış.
İçme ve banyo kürü olarak yararları belirlenmiş. Karaciğer iltihabı hastalıklarında kronik döneme geçişte yararlı olurken, karaciğer akut iltihabı ve sirozun zor aşamasında, fibroz doku gelişimi döneminde kürün uygulanmaması gerektiğine dikkat çekiliyor.
Safra kesesi ve yollarının yetersizlikleri durumunda faydalı olurken akut iltihabı dönemde ve taşla tıkanmış kolesistikde de kesinlikle kür yapmaması gerekiyor. Doktor kontrolünde yapılan kaplıca kürü sırasında kürün metabolizmayı uyarıcı etkisi egzersizle kombine edilirse şiman hastaları zayıflatıcı, insilüne bağımlı olmayan erişkin diabetinde kan şekeri düşürücü etkisi görülmüş.
Gut, böbrek hastalarından kronit nefrit, kronik sistik ve prostatiste ve böbrek taşlarında olumlu gelişmelere ilave olarak, dejenaratif eklem romatizmaları da kürden oldukça etkilenmektedir. Sonuç olarak kaplıca suyu içme ve banyo olarak kullanıldığında Doç.Dr.Zeki Karagülle’nin belirttiğine göre romatizmal hastalıklar, sindirim sistemi, karaciğer, safra kesesi, metabolizmal hastalıklardan gut, şişmanlık böbrek ve idrar yolları, deri hastalıkları, ortopedik operasyonlar sonrası tüm nekehat dönemleri kadın hastalıklarına iyi geliyor.
Tüm akut iltihabı hastalıkları kanamalı ve kalp hastaları, akciğer tüberkilozu ve kanser olgularında ise kesinlikle kaplıca tedavisi zararlı oluyor.
Kurşunlu Banyo:
16 asır evvel Bizans döneminde Justinyen tarafından yapılan bir hamam. 1900 yılında Osmanlı Padişahı Abdülhamit emriyle 3 yılda tamir ettirilmiş. Üstü kurşunlarla kaplı olduğu için bu isimle anılıyor. Banyo saat 08:00-22:00 arası her gün açık.
Bay-bayan karışık yüzülen açık havuzda su sıcaklığı 36-37 derece.
Şu sıralar mermer görünümlü Rus kadınları ve çelik gibi Türk gençleri banyonun müdavimleri arasında çoğunluktalar. Kür amacıyla gelenlerin yanı sıra havuzu banyo ve yüzme havuzu amacıyla kullananlarada rastlanıyor.
“Çınar Banyo” 8 adet küvetli özel aile kabinleri,
“Sultan Banyo” 26 kabinli
“Sıra Banyo” 10 kabinli
“Valide Banyo” ve “Termal Sauna” diğer üniteler.
Ağaç Müzesi’nde bir pazar
İstanbul’un yanıbaşında, ulaşım kolaylığı olan Yalova’daki Karaca Arboretum binbir çeşit bitkisiyle ünlü. Yanıbaşındaki konaklama tesisleri ve şifalı suları ile hem dinlendirici hem de haftasonunuzu renklendirici bir ortama sahip. Her mevsim ayrı bir güzellik sergileyen Arboretum’un 135 dönümlük arazisi üzerinde yer alan ağaçlar sonbaharın şaşırtıcı renklerine bürünürken, kışın dallarından ayrılan yapraklarla soyunan çıplak gövdelerini inceleme imkanı bulabilirsiniz. Türkiye’nin ve dünyanın ender yerlerinde yetişen bitkileri bir arada görme olanağı sağlayan Arboretum’u gezmek isteyenler, pazar günleri 13:00-19:00 saatleri arasında zaman ayırmalılar. Tema Vakfı yararına ücretle girilen Arboretum’un eşşiz güzelliğini 7000 otsu ve soğansı bitkiyle 7000 odunsu bitki oluşturuyor. İlkbaharda Arboretum’da çiçek mevsiminin en güzel görüntüleri olmasına karşılık; sonbaharda da doğanın şaşırtıcı yaprak renkleriyle en gizemli zamanını oluşturuyor. Aralık ve Ocak ayları ise daha seçici ziyaretçilere çıplak gövdeleri ile ilham kaynağı olup, inceleme imkanı veriyor. Yine yılın son ayları kardelen, çiğdem gibi soğansı bitkilerin sarı ve beyaz renkleriyle güzelleşiyor.
Arboretum’a gelen ziyaretçiler ağaç diplerine biriken birbirinden ilginç şekildeki ve renkteki kuru yaprakları dekor, aksesuar ve tablo yapımında kullanmak üzere topluyorlar. Bu güzellikleri beraberinde taşımak isteyen sanat ve doğa tutkunları ise resim yaparak, fotoğraf çekerek bu amaçlarına ulaşmaya çalışıyorlar.
Karaca Arboretum ziyaretçilerinden özellikle çimenlerin üzerinde yürümeleri rica edilirken; sigara içilmesine de kesinlikle izin verilmiyor.
Çevre onur ödüllü Tema Vakfı Başkanı ve 1980 yılında faaliyete geçen Karaca Arboretum’un kurucusu Hayrettin Karaca konuya ilgi duyanlarla ayrı ayrı ilgilenip toplantılar yaparak ziyaretçileri bilgilendiriyor. Gelecek için toprak ve Anadolu insanına güvendiğini belirten doğa aşığı bilim adamı Karaca, dünyanın hızlı biçimde doğal hayata döndüğünü de vurguluyor.
Arboretum’da neler var?
“Hus” veya “Betula” beyaz gövdeli yaprağını erken döken ağaç türü. Bu ağaç Orta Asya’da bazı toplumlarca kutsal sayıldığından, odunu totem yapımında kullanılıyor.
Ağacın gövdesinden elde edilen bazı maddeler tıpta ilaç yapımında yararlı oluyor. Arboretum’da bulunan “Nebro” Ağacı dünyada nesli tüskenmekte olan ve koruma altındaki ağaçlardan. İtalya’da doğal ortamda yetişen bu göknar türü son 18 ağaçtan birisi olarak görülmeye değer. En renkli yapraklara sahip Japon Akça ağacı, sonbaharda kırmızının en güzel tonlarıyla ziyaretçileri büyülüyor. Japon kirazı ve elmaları ile ilkbaharda iyice renklenen Arboretum ateş dikeni gibi bitkilerle, aynı mevsim beyaz pembe mineli çiçeklerle coşuyor. Karaca Arboretum’daki nadide bitkilerin üretimi ve bakımından ziraat mühendisleri sorumlu. Ziraat Mühendisi Gül Keçeci, soğanlı bitkilerin ve belirli bölgelerde yetişen endemik bitkilerin bakımıyla ilgilendiğini, kişinin sevgiyle çiçekler ve her çeşit bitkiyle kendi arasında iletişim kurabileceğini inandığını belirtiyor. Arboretum’da bahçe peyzaj konusunda arzu edenlere yardımcı olduklarını vurgulayan Gül Keçeci, Karadeniz, Akdeniz, Ortadoğu, Malatya İnönü Üniversiteleri, Dikili Atatürk Arboretum’u ve Askeri birimlerdeki Arboretumlar’a fidan yardımı yaptıklarını, uluslararası benzer kuruluşlarla da tohum alışverişinde bulunduklarını söylüyor.
Karaca Arboretum
Bu fidanlıkta ağaç çalı formunda nadir park, bahçe fidanları, dekoratif süs bitkileri arasında sedir, Yalancı Selvi, Ardıç türleri, Akçaağaç çeşitleri satılıyor. Sarmaşık, kartopu, berberis, ortanca gibi çeşitleri de bulunuyor. Tema Vakfı amblemli Arboretum’da çay fincanları, beyaz çanta, şapka, havlu, konuyla ilgili kitaplar, kartpostallar alınabilecekler arasında.
Tel: (0-226) 833 77 67
Fax: (0-226) 833 72 82
İç ve Dış Mekan Süs Bitkilerinde Moda
Evlerimizin adeta bireyleri haline gelen, tavana kadar uzayabilen kauçuk, devetabanı veya aslanpençesi gibi salon bitkileri düzenli bir şekilde bakım isterler. Her hafta özenle yaprak üzerindeki tozların silinmesi gerekir. Parlak görünmeleri için ise yaprağın yüzeyine zeytinyağı sürülür. Burada dikkat edilmesi gereken yaprağın nefes alabilmesidir. TV dizisi Dallas Türkiye’de gösterime girdikten sonra orada görünen Yukka, Chikas gibi salon bitkileri ülkemizde büyük ilgi görmüş. Aşırı talep üzerine bu tür bitkiler ithal edilmeye başlanmış. Kauçuk türü salon bitkileri itibarlarını kaybederken, Ficus, Diffenbachier, Arokonya (Salon Çamı) da salon ve bürolarda baş köşeyi almışlar. Karaca Arboretum’da daha ziyade dış mekan bitkilerinin satışı yapılıyor. Buradan her gün süs bitkisi ve fidan satın alınabildiği gibi suni ve kimyasal maddeler içermeyen gübreyle yetiştirilmiş fidanlarında istenilen büyüklükte saksı içinde dikimi yapılarak satışı yapılıyor.
Yalova’da ki Atatürk Müze Evleri
Yalova Baltacı Çiftliği
Yalova Kaplıcalarının yolu üzerinde bulunan ve 19. yüzyıl ortalarında yapılmış olan Baltacı Çiftliği köşkü, günümüzde Devlet Üretme Çiftliği olarak hizmet veriyor. İki katlı, ahşap çatılı yapı, Atatürk�ün ölümünden sonra Devlet Üretme Çiftliği yönetim binası olmuşsa da Atatürk ilk Yalova gezilerinde bu evde konakladığı için odası �Atatürk Odası� olarak o günlerde ki gibi düzenlenerek ziyarete açılmış. Köşkte Atamızın anılarını taşıyan bazı eşyaların yanı sıra dönemi yansıtan birçok camlı, çerçeveli fotoğraf duvarlarda yer alıyor.
Atatürk Köşkü
Atatürk Yalova�ya ilk kez Ertuğrul yatıyla geliyor. Kıyıda birikmiş halkın �Gazipaşa Çok Yaşa� sesleri arasında karaya çıkıp herkesi içtenlikle selamlarken �Yalova Benim Şehrimdir� diyor. 1929 yılında Yalova�dan 12 km kadar güneyde bir çiftlik yapılmasını istiyor. Köşk deniz Yolları İdare�since Cumhurbaşkanlığı Köşkü olarak gerçekleştiriliyor. Mimarı ressam Nurettin Niyazi Bey tarafından iki ay gibi bir sürede gerçekleştirilmiş. Mustafa Kemal�de artık Yaveran Köşkü�nden ayrılarak bu köşkte kalmaya başlamış. Yapı, Atanın ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş. Ata bu köşkte kalırken özellikle şifalı kaplıca sularından yararlanıyor, dinleniyormuş. Günümüzde müze olarak ziyaret edilen köşkte Fransa�dan hediye gelmiş bir piyano, Japon hediyesi vazolar, İran Şahı Rıza Pehlevi�nin halısı, A.B.D. den gelen lambalı bataryalı bir radyo ve dönemin çeşitli eşyaları sergileniyor.
Yürüyen Köşk
Köşkün asıl adı Millet Çiftliği Köşkü iken yaşanan bir olay sonrasında adı �Yürüyen Köşk� olarak değişmiş. Atatürk, şifalı suları sevmesinin yanında kumsalda dolaşmayı, denizi de seviyor. Termal�de ki Atatürk Köşkündeyken deniz kıyısında küçük bir köşk istiyor. 1929 yılında Millet Çiftliğinde ikinci küçük köşkün yapımına başlanıyor. Ustalar ikinci atın penceresine geldikleri zaman, evin duvarlarına yakın genç bir çınar ağacının dalları pencerenin üzerine iniyor. Ustalar çareyi dalları kesmekte buluyorlar. Bunu duyan Atamız heyecanla gelip �Çınar Devlettir, Devletin Kolu Kesilmez� diyerek dalların kesilmesine karşı çıkıyor. �Çınarın dalını keseceğinize köşkü dört metre yürütün� talimatını veriyor ve yapılması gerekenleri anlatıyor. Köşkün temelleri kazılıyor, altına tramvay rayları döşeniyor ve iki katlı köşk raylar üzerinde dört metre yan tarafa yürütülüyor. Bu uygulamayla ağaç yerinde kalıyor, evin yapımı bitiyor. Dikdörtgen planlı köşkün mutfak bölümü bodrum katında olup, birinci kat girişinde şeref salonu, toplantı ve yemek salonu, öğle yemekleri için terasta hazırlanmış özel bir mekân, bir de küçük çalışma odası bulunuyor. Üst katta ise sahanlıktan koridora geçiliyor, bir yatak odası, bir oturma odası ve banyo yer alıyor. İkinci katın orta salonundan çinili balkona geçiliyor. Bu katta bir yatak odası ve iki dinlenme odası bulunuyor. Yapının bütün pencereleri kristal kullanılıyor. Atanın en çok oturduğu, huzur bulduğu ev olarak nam salan Yürüyen Köşk�ün bahçesinde ise, 100 yaşını devirmiş olan çınar günümüzde de yaşamına devam ediyor.
