Arapgir Gezilecek Yerleri – Malatya

Malatya’nın ilçelerinden biri olan Arapgir, düzlük bir alanda, yeşil vadiler, bağlar, bahçeler, sebze yetiştirilen tarlalar içinde yer alıyor.

“Eskişehir” olarak anılan eski Arapkir, bir vadinin iki yamacı arasına kurulu bağlık, bahçelik bir alandaki kerpiç yapılardan ve tarihi binalardan oluşuyor. Yeni Arapkir ise, düz bir yerleşim alanında, yine bahçeler içine yapılmış konaklar ve anıtsal eserlerle birleşerek büyümüş.

Arapkir, Doğu Anadolu’nun Yukarı Fırat bölümünde bulunan Malatya’ya bağlı bir ilçe. Eski adı; Daskuza. Bizans kaynaklarında “Araprakes” yahut “Arapger” şeklinde geçtiği de olmuş.

İlk yerleşimin M.Ö. 1200’lerde Muşkiler tarafından gerçekleştirildiği sanılıyor. Prohititler, Hititler, Persler, Roma, Bizans ve nihayetinde de İslam halifeleri devrelerini yaşamış. Danişmentlilerden sonra 1178 yılında Selçuklu devletine bağlanan bölge, Kösedağı savaşıyla Moğol hakimiyetine girmiş. Akkoyunlular ve Karakoyunlular sonrasında da 1514 Çaldıran seferiyle Osmanlı topraklarına dahil edilmiş.

Kent, Malazgirt zaferi sonrasında en şaşalı devrelerini yaşamış. Nüfusu gittikçe artmış. Canlı bir ticari hayatın yaşandığı Arapkir, Trabzon-Halep yolu güzergahında olmasının avantajlarını iyi kullanmış. Bu İpek Yolu üzerindeki konumu, kenti özellikle de dokuma sanayi açısından vazgeçilemez bir konuma getirmiş. “Manusa” dokumasıyla ekonomik canlılığını en üst noktada tutmayı başaran Arapkir, Tebriz, Şam, Irak, Halep gibi kentlerin milli sınırlar dışında kalmasıyla küçülmeye başlamış. Nüfus azalmış, manusa dokuyan tezgahlar bir bir yok olmuşlar, bu tezgahlarda dokunan ipeklerin elde edildiği ipekböcekçiliği de tarihe karışmış.

Arapkir, etrafını kuşatan  Sarıçiçek Yaylası’ndan doğup kentin içinden geçen Kozluk Çayı’nın bereketinden faydalanıyor. Geçmişin görkemli ekonomisi şimdi bu verimli topraklardan elde edilen ürünlerle yeniden yakalanmaya çalışılıyor. Bağlar ve dut ağaçları Arapkir için çok önemli. Buraya özgü “Köhnü” üzümü taze ve kurutulmuş olarak ciddi bir ekonomik değer oluşturmuş. Dut da, kurutulmuş veya pestil olarak yine ikinci ekonomik değeri yaratan diğer ürün. Son zamanlarda da kent sahip olduğu alternatif turizm potansiyelini harekete geçirmeye hazırlanıyor.

Arapkir Kalesi

Günümüzde sadece bir kaç burcu ve duvarlarının bir kısmı görülebilen kale, Eskişehir’de hakim bir noktada bulunuyor. Ele geçirilmesi zor, sarp bir dağa yapılan kale, özellikle de içme suyuna ait kanal şebekesi ile ilgi çekiyor. Aslında kalenin etrafında daha yüksek noktalar bulunuyor. Ama, kale, daha kolay müdafa edilebildiği için buraya inşa edilmiş. Burada bir çok yola, özellikle de geçitlere çok hakim bir konumda bulunuyor. Kale surları taş ve kireç harcı ile yapılmışlar ve henüz hiç bir arkeolojik kazı yapılmamış. Görünürde kaleden geriye kalanlar az gibiyse de kazı yapıldığında önemli detaylara ulaşılacağı kesin.

Ulu Cami ve Hankah

Eskişehir’de, kaleye yakın bir mesafede bulunuyor. Karşıdan bakıldığında çok da önemsenmeyen yapı oldukça görkemli bir taş işçilik ve mükemmel pandantifler ve kemerlere sahip. Hüseyin Rahmi Ünalan tarafından İlhanlı dönemine tarihlendiriliyor. Yani bu eser, Arapgir’in Osmanlı’lara geçmesinden önce yapılmış. Fakat bir diğer görüş, bu eserin XIV.yüzyıl ortalarında yapıldığını anlatır. Bu tarih İlhanlı’lar dönemine rastlamasa da yine de Osmanlı’lar öncesine dayanır.

Caminin en önemli detayı taç kapısı ve işlemeli mihrabı. Taş işlemeciliğindeki görkem buralarda doruk yapmış. Bu küçük ve sevimli yapı harab durumuna rağmen süslemelerdeki abartısız bitkisel ve geometrik şekillerle geçmişindeki itibarı bu gün de gözler önüne serebiliyor. Arapgir Ulu Camisi yığma tekniğiyle yapılmış. Kemer ve pandantiflerle de güçlendirilmiş.

Caminin hemen yanı başında da Karabaş-ı Veli Zaviyesi bulunuyor. İki bölümlü bu Hankah, mescit ve çilehaneden oluşuyor. L planlı  yapının kubbesi de kemer ve pandantiflerle tutturulmuş. Hankah’ın üst odaları Ulu Caminin görkemli taç kapısına bakıyor.

tuna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir