Edebiyat Kulübü
Kısa hikayeler, yazılar, cümleler, kehanetler, yazı yazmak isteyenler.
Andre Gide – Yazar
- Bu konu 0 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son 13 yıl 3 ay önce
tuna tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
tunaKatılımcı(22.11.1869 -19.2.1951) Fransız yazar yapıtlarında bireyin özgürlük ve kendini geliştirme gereksinimini konu aldı. Gide, kilise gibi özgürlüğü kısıtlayıcı kurumları eleştirdi ve eşcinselliğini alenen kabul etti.
Bir hukuk profesörünün oğlu olarak Paris’te dünyaya geldi, Kalvinist bir çevrede yetişti ve babasının ölümünden (1880) sonra annesi tarafından katı Püriten bir zihniyetle büyütüldü. Sık sık hastalanması ve ruhsal bunalımlar geçirmesi nedeniyle kah okula gidiyor, kah özel ders alıyordu. Gide, henüz bir lise öğrencisiyken ömrünü sanata adamaya karar verdi. Büyük bir mirasın varisi olarak bu arzusunu gerçekleştirecek maddi olanaklara sahipti.
1891’den Sonra: İlk Yapıtları Gide, otobiyografik bir kitap olan Les cahiers d’Andre Walter (Andre Waiter’in Günlükleri, 1891) adlı ilk yapıtında, Püriten bir eğitim aracılığıyla bedenle ruhun birbirinden ayrılışını konu aldı. Cinsel zevkten nefretle bu zevkin uyandırdığı suçluluk kompleksleri Gide’i gençlik yıllarının başından beri rahatsız ediyordu. Bundan çıkışı mistik bir aşk biçiminde arıyordu. Salon desfin de siècle adlı edebiyat çevresinde Stephane Mallarme ve sonradan çok yoğun bir biçimde mektuplaşacağı (1890-1942) Paul Valery ile tanıştı.
1893’ten Sonran özgürlüğe Giden Yol 1893/94 yıllarında tüberkülozunu tedavi ettirmek amacıyla gittiği Cezayir ve Tunus’ta Gide, homoseksüel eğilimli olduğunu fark etti. Bu da kendisi için kurtuluşun başlangıcı demekti. Ne var ki, çocukluğundan beri platonik bir aşkla bağlandığı kuzini Madeleine ile annesinin ölümünden sonra, 1895’te evlendi. İki yıl sonra Les nourritures terrestres (Dünya Nimetleri) adlı kitabı yayınlandı. Bu romanında Gide, hayatın bütün olanaklarından yararlanma beklentisini ifade etti. özgürlük kendisi için bundan böyle, tek ve seçilmiş biri olarak dünyaya geldiğine inanmak demekti.
1902’den Sonra: Buhranlı Zamanları Biyografik sorunlarını kendi kendisiyle alay ederek konu aldığı ve Prometüs gibi kendisini zincirlerinden kurtardığı Le Prométhée mal enehafae’dan (Zincire Gevşek Vurulmuş Prometüs, 1899) sonra L’immoraliste (Ahlaksız, 1902) adlı romanı çıktı. Bu romanın kahramanı yabana mercilerin yan hareketlerini kısıtlamalarını reddederek şansını tek başına yakalamayı amaçlar. Dini huzursuzlukların ve gerçeği arayışlarının damgasını vurduğu bundan sonraki uzun buhran dönemi Le retour de l’enfant prodigue (Yitik Oğulun dönüşü, 1907) gibi yapıtlarında ifade buldu. Gide stil açısından eski yazılarındaki yapaylıktan sıyrılmış ve kolay anlaşılır bir dil kullanmaya başlamıştı. 190B’de, 30’lu yıllara kadar Fransız edebiyatının gelişmesi üzerinde etkili olan Nouvelle Revue Française adlı derginin kurucuları arasında yer aldı.
1914ten Sonra: Toplumsal Eleştirileri La porte etroite’da (Dar Kapı, 1909) genç bir kadın, Tanrı’ya olan
sevgisiyle nişanlısına karşı beslediği duyguları arasında karar kılamadığı için mahrumiyet içinde yaşama yolunu seçer. Les cava du Vanam (Vatikan’ın Zindanları, 1914) adlı satirik roman düşünülmeden kabullenmiş inançları ve idealleri sorgular. Gide bu yapıtıyla toplumun iki yüzlülüğüne karşı savaşını başlattı. La symphonie pastorale (Pastoral Senfoni, 1919) adlı öyküsünde bir papaz kendisini giderek saran şeytana uyma (bakımını üstlendiği çocuğa karşı beslediği aşk duygularına) arzusuna karşı koyar.Karısıyla bozuştuktan sonra 55 yaşındaki Gide, 1924’te eşcinselliği açıkça kabul ettiği Corydon adlı deneme yazısını yayınladı. Aynı yıl içinde Si le grain ne meurt adlı otobiyografisi çıktı.
1925/26: İlk Romanı Afrika’ya yaptığı çok sayıdaki yolculuklardan birinin ardından Gide, Kongo’daki sömürge idaresindeki haksızlıkları dile getiren bir rapor hazırladı. Yine 1926’da yazarın kendisini eleştirerek “ilk romanı” olarak nitelediği La fauzmonnayeurs (Kalpazanlar) çıktı. Deneysel olan bu yapıtı epik türün yenilenmesine katkıda bulundu.
Gide burada sürekli bir konuya yer vermeden, bir romanın nasıl oluştuğunu tarif etti. Bunun gelişmesiyle birlikte bu roman hakkındaki yapıt da aynı zamanda değişikliğe uğramaktadır L’école des femmes’da (Kadınlar Okulu, 1929) bir kadın güncesine düştüğü notlarla kocasının sadakatsizliğini analiz eder.
OEdipe (Ödipus, 1931) adlı dramında Gide bireyin kamu için taşıdığı sorumluluğu ön plana çıkarttı. Beş yıl sonra Retour de 1’U.R.S. (Sovyet Rusya’dan Dönüş) adlı yapıtında Sovyetler Birliği’ne yaptığı yolculuğu anlattı. Gide edebi vasiyeti olan Thésée’yi (Theseus) yayınladıktan bir yıl sonra, 1947’de Nobel Edebiyat Ödülünü kazandı. 1951 yılında 81 yaşında Paris’te öldü. Katolik Kilisesi 1952’de Gide’in yapıtlarını Index’e (librorum prohibitorum okunması Katolik kilesesince yasak edilen kitapların listesi) aldı.
-
YazarYazılar
