Terör ve Güvenlik-EMEKÇİLER DURUUN! BİZ KARDEŞİZ…
Emekçi kardeşim, her şeyden önce bu yazıdaki samimiyetimi ve her türlü hesaptan bağımsız yazdığımı şuradan anlamalısın ki, “ne çıkarım olabilir?”… Seni eyleminden vazgeçirip görev yükümü mü azaltacağım? Yâhû, Nevrûzu bende, Kadınlar Günü bende, belirli gün haftaların her türlü belirsizlikleri bende, ha bir eksik ha bir fazla ne çıkar? Zâten “insâf” eşliğinde okudukça samimiyetimi ve samîmî niyetimi anlayacaksın…
Bak ben bir polisim ve elbette meslek ve meşrebim satırlara da yansıyacak. “Delilsiz konuşmam” demek istiyorum yâni… Hem öyle “devlet sırrı, açıklayamam”, “bugün git yarın gel” falan gibi seni yokuşa da sürmüyorum, delillerim herkesin her ân ulaşacağı cinsten. İşte benim bayramım 10 Nisan, işte senin bayramın 1 Mayıs. İlkinin öncesi, ikincinin sonrası… Bak bakalım 1-10 Nisan târihli gazetelere “Polis Dostu, Polis Avukatı medya ve medyatörler” göreceksin. Sonra bir de 1-10 Mayıs tarihli gazetelere bak. İşçi Bayramındaki olayların etinden, sütünden, derisinden nasıl faydalandıklarını göreceksin. O taşlar, onların “bir taşla kuş katl-i âmı” yapmalarına yaradı, o gazlar onlar için gerekli puslu ortamı sağladı.
Unutmadan söyliyeyim, 10 Nisan öncesi polis hakkındaki pembe yazılar, “sonucu olmayan” idâre-i maslahatçılıktır. 1 Mayıs sonrası polis hakkındaki kara yazıların sonuçları ise gördüğün gibidir. Bu yüzden, aklına gelir de beni çifte standartla ithâm edersin diye bu notu da düşeyim.
İşçi kardeşim,
Benim muhâtabım sensin. Anlaşırız diye seninle konuşuyorum. Bak ben, gözümün “ayrılık” ları gören kısmına gem vurdum, sen de bu gözlükten kullan istersen. Sâdece “ortak noktalar” ı görüyorum. Meselâ; sen de ben de özlük haklarımızdan, çalışma ortamlarımızdan ve daha bir çok konudan müştereken müştekîyiz. Sana “kaybedeceği tek şey zincirleri” nazarıyla bakanların ülkeye ve millete neler kaybettirdiğini görmüyor musun? Onca iktidâr değişti ve fakat değişmeyen bir bizim sorunlarımız kaldı demiyor musun? Bak söylediğim târihlerdeki haberlere, sanki bir “gaz verilme” durumumuz söz konusu değil mi?
Evet, ben eğer anlaşırsam seninle anlaşırım dostum. Bana medyada çıkan görüntü ve fotoğrafları mı göstereceksin yoksa? Bende aksi yönde resimler var, ama biliyorsun ki medya yayınlamaz ve görmez onları. “ÇETEEEE” diye bağıran resimleri görmeyen, bizim acıdan bağırmalarımızı mı görecek?
Emekçi dostum,
1977 1 Mayıs’ındaki kanlı olayları hatırla. DNA testini yapsan bugünkü çetecilerin ağababaları olduğunu göreceksin belki de. Sen münferit bir tekmeden bahsediyorsun ve fakat “çete-refilli olayları” çözmeye koşarken bana tekme atıyorsun. Bırak beni, sana su dökeceğime, şu karanlık olayların köküne kibrit suyu dökeyim.
Ben, Taksim’de kanun adına “pro-aktif” polislik yapıyorum. “Gölgelerin gücü adına” provokatif milislik yapmıyorum. İşçi böyle mi iş çıkarır dostum? Bak manşetleri attılar, görüntüleri sattılar ve Türkiye’nin adı yine dokuza çıktı! Onlar “iyi iş çıkardı”, bizse başımıza iş çıkardık! Taksim olsun ve fakat aramızda bir “mesâi taksimi” olsun dostum. Yâni işbölümü yapalım; sen çalış ülke kalkınsın, ben çalışayım millet huzur bulsun! Yoksa
“1 Mayıs gâzileri” (!) olarak tek temennîmiz “Vatan sağolsun!” olacak…
İşçi arkadaşım,
Bak ben 1 Mayıs’tan günler sonra ancak yazabiliyorum bu satırları. Sen olsan sen de vakit bulamazdın. Zîrâ, manşet atmak için pusuda bekleyengillerden değiliz. Türkiye’deki sansasyonel olayların ertesi günlerine baksan çıkan yazıların hiç de öyle “çalakalem” olmadığını görür ve anlarsın beni. Danıştay Olayının ertesinde “11 Eylül” benzetmesi yapacak kadar hazırlıklıdırlar. (Aslında ne dâhiyâne benzetme! İki olayın mağdurlarına, bahânelerine, fâillerine, mâlûm ve meçhûllerine baksan, benzetmenin ne isâbetli olduğunu görürsün… Bilmiyorum, Bush ve Usame bin LADİN’in kol kola fotoğrafları çıkar mı?)
Beni sen anlarsın dostum. Bak benim de bayramım var senden 20 gün önce. Ama nasıl kutluyorum? Amaç mesaj vermekse sen değil, senin üzerinden mesaj var. Beni sen anlamalısın dostum. “Polis devleti” kavramının farklı bir anlamı olduğunu bile bile 2 Mayıs’ta polis resmi fonu üzerine “polis devleti” manşetleri atmaktan çekinmeyenler nasıl anlasın? Türkiye’ye “polis devleti” demek iki sebeple açıklanabilir: 1- Art niyet 2- Cehâlet… Hükmü sen ver emekçi dostum… Polis devleti, hafiyelerin kol gezdiği devlettir. Her halde “küpür = rapor” ifâdesinden hafiyeliği kimlerin yaptığını anladın. Kast ettikleri buysa tamam.
Bence artık “tuzu kuru” ların ekmeğine yağ sürüp beslememeliyiz dostum. Ve bence yeterince derdi olan polis dostunu dinlesen iyi olur. Çünkü, “kültürümüzde böyle bayram kutlanmaz”, “1 Mayıs ithâl edilmiştir” konularına girmedim bile!
Not: Olur da “polis kardeşim” deyip cevap yazmak istersen, lütfen 10 Nisan 2009 Polis Bayramı’nı bekle… Fabrikana zorla girip sana taş atarsam al kalemi eline!
