Arg-e Bam: Çölün Ortasındaki Kerpiç Şehir
İran’ın güneydoğusunda, Kerman çölünün kenarında, hurma bahçelerinin arasından yükselen bir şehir var: kerpiçten, yani güneşte kurutulmuş topraktan yapılmış duvarlar, kuleler, evler, camiler ve sokaklarla dolu bir şehir. Uzaktan bakıldığında, sanki çölün kendisi şekil alıp ayağa kalkmış gibi görünüyor. Burası Arg-e Bam, yani Bam Kalesi; dünyanın en büyük kerpiç yapı topluluklarından biri olarak tanınıyor.
Bam, yüzyıllar boyunca İpek Yolu’nun ve baharat yollarının önemli duraklarından biriydi. 2003 yılının son günlerinde yaşanan büyük bir deprem, hem şehri hem de kaleyi derinden yaraladı. O günden bu yana, kale uluslararası bir restorasyon çabasının merkezinde. Bu yazıda, Bam Kalesi’nin tarihini, mimarisini, kerpiç yapı geleneğini, depremi ve sonrasındaki yeniden doğuşu, ayrıca Bam’ın çevresindeki değerleri anlatacağım. Kalenin erken tarihine dair bilgilerin sınırlı olduğunu ve bazı tarihlerin kaynaklarda farklı verildiğini baştan belirtmek isterim.
İçindekiler

Genel Bakış
Arg-e Bam, İran’ın Kerman eyaletinde, Bam şehrinin kuzeydoğu kenarında yer alıyor. Kerman şehrine yaklaşık 190-200 kilometre uzaklıktaki Bam, Lut Çölü’nün güney kenarına yakın, verimli bir vahada kurulmuş. “Arg”, Farsça’da kale ya da iç kale anlamına geliyor. Ancak Arg-e Bam, sadece bir kale değil; surlarla çevrili, içinde evler, çarşılar, camiler, okullar, hamamlar ve kışlaların bulunduğu, müstahkem bir şehir.
Kale kompleksi, yaklaşık 180.000 metrekarelik bir alanı kaplıyor. Dış surlar, yaklaşık iki kilometrelik bir çevreyi sarıyor ve onlarca kuleyle destekleniyor. Kompleksin en yüksek noktasında, bir kayalık tepenin üzerinde, valinin ikametgâhı ve iç kale yükseliyor. Bu iç kalenin tepesinden, tüm şehir, hurma bahçeleri ve çevredeki dağlar görülebiliyor.
Bam ve Kültürel Peyzajı, 2004 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. Depremin yol açtığı tahribat nedeniyle, aynı yıl Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi’ne de eklendi. Restorasyon çalışmalarındaki ilerlemenin ardından, 2013 yılında bu listeden çıkarıldı. Bugün kale, kısmen restore edilmiş hâliyle ziyaretçilere açık; ancak restorasyon çalışmaları hâlâ sürüyor.
Tarihçe
Kökenler
Bam’ın kökenleri, çok eski dönemlere uzanıyor. Bazı araştırmacılar, yerleşimin Ahameniş dönemine, yani M.Ö. 6. ile 4. yüzyıllar arasına kadar uzanabileceğini öne sürüyor. Ancak bu erken dönemlere ait somut arkeolojik kanıtlar sınırlı. Daha kesin bilgiler, Part ve Sasani dönemlerine ait. Bu dönemlerde Bam, İran platosunun güneydoğusunu Hindistan’a ve Orta Asya’ya bağlayan ticaret yolları üzerinde önemli bir durak olarak gelişti.
Bam’ın varlığı, büyük ölçüde suya bağlıydı. Çölün kenarında, yağışın son derece az olduğu bir bölgede, şehrin yaşaması “kanat” adı verilen yer altı su kanallarına dayanıyordu. Kanatlar, dağların eteklerindeki yer altı su kaynaklarından, hafif eğimli tüneller aracılığıyla suyu kilometrelerce uzaktaki yerleşimlere taşıyan dâhiyane bir sistem. Bam çevresinde, bu kanatların bazılarının çok eski dönemlerden beri kullanıldığı biliniyor. Bu su, hem şehrin içme suyu ihtiyacını karşılıyor hem de çevredeki hurma bahçelerini, pamuk ve tahıl tarlalarını suluyordu.

İslam döneminde Bam
7. yüzyılda Arap fetihleriyle birlikte, Bam da İslam dünyasının bir parçası oldu. Ortaçağ Arap ve Fars coğrafyacıları, Bam’dan zengin ve kalabalık bir şehir olarak söz ediyor. 10. yüzyıl coğrafyacılarının eserlerinde, Bam’ın güçlü bir kalesinin, kalabalık çarşılarının ve ünlü pamuklu kumaşlarının bulunduğu aktarılıyor. Bam’da dokunan kumaşların, İslam dünyasının farklı bölgelerine kadar ihraç edildiği belirtiliyor.
Bam, sonraki yüzyıllarda Saffariler, Büveyhiler, Selçuklular ve diğer hanedanların yönetimi altında kaldı. Her dönemde, şehir ve kale onarıldı, genişletildi ya da yeniden yapıldı. Kerpiç yapıların doğası gereği, bu yapılar düzenli bakım gerektiriyordu; her nesil, kendinden öncekilerin bıraktığı yapıları onararak ve üzerine yenilerini ekleyerek şehri yaşatmaya devam etti.
Safevi dönemi: altın çağ
Bugün gördüğümüz Bam Kalesi’nin büyük bölümü, Safevi dönemine, yani 16. ve 17. yüzyıllara tarihlendiriliyor. Bu dönemde Bam, Safevi İran’ının güneydoğu sınırında önemli bir askerî ve ticari merkez haline geldi. Kale, Safevilerin doğudaki sınırlarını korumak için kullanılan bir garnizon şehri olarak da işlev görüyordu. Şehrin nüfusunun bu dönemde birkaç bini, hatta bazı tahminlere göre on bini aştığı düşünülüyor.
Safevi döneminde, kalenin içinde yeni evler, bir çarşı, camiler ve diğer kamu yapıları inşa edildi. Valinin ikametgâhı ve iç kale yeniden düzenlendi. Bu dönemin yapıları, Bam’ın bugünkü siluetinin en karakteristik öğelerini oluşturuyor. Bam’ın pamuklu ve ipekli kumaşları, hurmaları ve diğer ürünleri, ticaret yolları aracılığıyla İran’ın diğer bölgelerine ve komşu ülkelere ulaşıyordu.
Afgan istilası ve terk ediliş
18. yüzyılın başında, Safevi İran’ı derin bir krize girdi. 1719-1722 yılları arasında Afgan güçleri İran’ın doğusundan ilerleyerek Kerman bölgesini ve ardından başkent İsfahan’ı ele geçirdi. Bam da bu dönemde istilaya uğradı. Kaynaklarda, şehrin bu dönemde ağır kayıplar verdiği ve nüfusunun önemli bir kısmının şehri terk ettiği aktarılıyor.
Sonraki yüzyılda Bam, Afşar ve Zend dönemlerinde de çeşitli çatışmalara sahne oldu. 18. yüzyılın sonunda, Zend hanedanının son hükümdarı Lütf Ali Han, Kaçar hanedanının kurucusu Ağa Muhammed Han’a karşı verdiği mücadelenin sonunda Bam’a sığındı ve burada yakalandı. Bu olay, İran tarihinin dramatik anlarından biri olarak anılıyor.
19. yüzyılda, şehrin halkı yavaş yavaş surların dışına, bugünkü Bam şehrinin bulunduğu yere taşındı. Kale, bir süre daha askerî garnizon olarak kullanıldı; 20. yüzyılın başlarına kadar askerî bir işlevi olduğu biliniyor. Ancak bu dönemden sonra kalenin içi büyük ölçüde boşaldı ve kerpiç yapılar, bakımsızlık nedeniyle yavaş yavaş aşınmaya başladı.

20. yüzyılda restorasyon
20. yüzyılın ortalarından itibaren, Bam Kalesi’nin tarihî ve mimari değeri giderek daha fazla fark edildi. 1950’li yıllardan itibaren, İran’ın kültürel miras kurumları kalede restorasyon çalışmaları başlattı. Bu çalışmalar, özellikle 1970’li yıllarda ve İran İslam Devrimi’nden sonraki dönemde, aralıklarla devam etti. 1990’lı yıllarda, kale İran’ın en önemli turistik noktalarından biri haline gelmişti; yerli ve yabancı ziyaretçiler, bu benzersiz kerpiç şehrin sokaklarında dolaşmak için Bam’a geliyordu.
Bu dönemde restore edilen yapılar arasında, valinin ikametgâhı, surların önemli bir bölümü, çarşı ve bazı evler bulunuyordu. Restorasyon çalışmaları, geleneksel kerpiç yapım tekniklerini kullanan yerel ustalarla yürütülüyordu. Bam, bu sayede kerpiç mimarisinin canlı bir okulu haline gelmişti.
Kalenin Mimarisi
Kerpiç: topraktan bir şehir
Bam Kalesi’nin en çarpıcı özelliği, neredeyse tamamen kerpiçten yapılmış olması. Kerpiç, kil, kum, saman ve suyun karıştırılmasıyla elde edilen çamurun kalıplara dökülüp güneşte kurutulmasıyla yapılan bir yapı malzemesi. Bam’da, kerpiç tuğlaların yanı sıra, “çine” adı verilen, çamurun katman katman sıkıştırılarak duvar haline getirildiği bir teknik de kullanılmış. Bu iki teknik, kalenin farklı bölümlerinde bir arada görülüyor.
Kerpiç, çöl iklimine son derece uygun bir malzeme. Kalın kerpiç duvarlar, gündüzün yakıcı sıcağını içeri geçirmiyor, gecenin soğuğunda ise biriktirdiği ısıyı yavaşça bırakıyor. Bu sayede, kerpiç evlerin içi, dışarıdaki aşırı sıcaklık farklarına rağmen görece dengeli bir sıcaklıkta kalıyor. Ayrıca kerpiç, yerel olarak kolayca bulunabilen, ucuz ve onarılması kolay bir malzeme.
Ancak kerpicin bir de zayıf yanı var: sudan ve depremlerden kolayca etkileniyor. Yağmur, kerpiç duvarların yüzeyini aşındırıyor; bu yüzden kerpiç yapıların düzenli olarak sıvanması ve bakımının yapılması gerekiyor. Depremler ise, kerpiç yapılar için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bam’ın 2003’te yaşadığı felaket, bu zayıflığın en acı örneği oldu.
Surlar ve kuleler
Bam Kalesi’nin dış surları, kompleksi dört bir yandan çevreliyor. Surlar, yüksekliği yer yer 6-7 metreyi aşan, kalın kerpiç duvarlardan oluşuyor. Sur boyunca, düzenli aralıklarla yerleştirilmiş onlarca yuvarlak kule bulunuyor. Surların dışında, bir zamanlar suyla dolu olduğu düşünülen bir hendek kalenin savunmasını tamamlıyordu.
Kalenin ana girişi, güney tarafta, iki kule arasında yer alan büyük bir kapıdan sağlanıyor. Bu kapıdan geçen ziyaretçiler, doğrudan şehrin ana caddesine, yani çarşıya ulaşıyor. Ana cadde, şehrin güneyinden kuzeyine, iç kaleye doğru uzanıyor. Bu cadde boyunca, dükkânlar, atölyeler ve kervansaray benzeri yapılar sıralanıyordu.

Halk mahalleleri
Kalenin alt bölümünde, sıradan halkın yaşadığı mahalleler bulunuyor. Bu mahallelerde, dar ve kıvrımlı sokaklar, birbirine yaslanmış kerpiç evler, avlular ve küçük meydanlar yer alıyor. Evlerin çoğu, iç avlu etrafında düzenlenmiş; dışarıya karşı kapalı, içeriye karşı açık bir yapıya sahip. Bu düzen, hem mahremiyeti koruyor hem de çöl ikliminde serin bir iç mekân yaratıyordu.
Mahallelerde, evlerin yanı sıra, bir cami, bir hamam, bir okul ve diğer toplumsal yapılar da bulunuyor. Kalenin en eski camilerinden biri, bazı kaynaklara göre İslam’ın ilk yüzyıllarına kadar uzanan bir geçmişe sahip. Bu caminin özgün yapısının ne kadarının bugüne ulaştığı tartışmalı; ancak kalenin dini hayatının önemli bir merkezi olduğu kesin.
Mahallelerin arasında, Mirza Naim Okulu olarak bilinen bir medrese de yer alıyor. Ayrıca, bazı araştırmacılar kale içinde Zerdüştlüğe ait bir ateş tapınağının kalıntılarının bulunduğunu öne sürüyor. Bu iddia, Bam’ın İslam öncesi dönemle olan bağlantısını göstermesi açısından ilginç; ancak kesin bir sonuca varmak için daha fazla araştırma gerekiyor.
Ahır ve kışla
Kalenin orta bölümünde, büyük bir ahır ve kışla kompleksi yer alıyor. Bu bölüm, kalenin askerî işlevinin en açık göstergelerinden biri. Ahırlar, garnizonun atlarını barındırmak için kullanılıyordu; yüzlerce atın burada barındırılabildiği tahmin ediliyor. Kışla ise, askerlerin yaşadığı ve eğitim gördüğü bir alan. Bu bölümün halk mahallelerinden ayrı bir surla çevrili olduğu ve kontrollü bir girişle ulaşıldığı görülüyor.
İç kale ve valinin ikametgâhı
Kalenin en yüksek noktası, kuzey tarafta, doğal bir kayalık tepenin üzerinde yükselen iç kale. Burada, valinin ikametgâhı, yönetim binaları, bir su kuyusu ve gözetleme kuleleri bulunuyor. İç kale, kendi surlarıyla çevrili; yani kalenin içinde bir kale daha. Bu katmanlı savunma yapısı, dış surlar düşse bile iç kalenin bir süre daha direnebilmesini sağlıyordu.
Valinin ikametgâhı, kalenin en etkileyici yapılarından biri. Birkaç katlı bu yapı, avlular, salonlar, odalar ve terasları içeriyor. Yapının en üst noktasındaki kuleden, tüm kale, Bam şehri, hurma bahçeleri ve çevredeki dağlar görülebiliyor. Bu manzara, Bam’ı ziyaret edenlerin en çok anlattığı anlardan biri. Valinin ikametgâhının yanında, “Çahar Fasl” yani “Dört Mevsim” olarak bilinen bir yapı da yer alıyor; bu yapının, farklı mevsimlerde kullanılmak üzere tasarlanmış odalardan oluştuğu düşünülüyor.

Rüzgâr tutucular ve iklim mimarisi
Bam’ın mimarisinde, çöl iklimine uyum sağlamak için geliştirilmiş pek çok akıllıca çözüm görülüyor. Bunların en bilineni, İran’ın çöl şehirlerinde yaygın olan “badgir”, yani rüzgâr tutucular. Bu kule benzeri yapılar, yukarıdan geçen rüzgârı yakalayarak evlerin içine yönlendiriyor ve doğal bir havalandırma sağlıyor. Bam’da, bazı evlerde ve yapılarda bu tür rüzgâr tutucuların izleri görülebiliyor.
Evlerin kalın duvarları, küçük pencereleri, iç avluları ve kubbeli çatıları da, sıcağa karşı korunmak için geliştirilmiş özellikler. Kubbeler, güneş ışınlarını farklı açılardan aldığı için, düz çatılara göre daha az ısınıyor. Avlulardaki havuzlar ve ağaçlar ise, avlunun mikroklimasını serinletiyor. Bu özellikler, Bam’ı sadece bir kale değil, aynı zamanda sürdürülebilir mimarinin tarihî bir örneği haline getiriyor.
2003 Depremi ve Restorasyon
26 Aralık 2003
26 Aralık 2003 sabahı, yerel saatle 05.26 civarında, Bam’ı büyüklüğü 6,6 olarak ölçülen bir deprem vurdu. Depremin merkezi, şehrin hemen altına çok yakındı ve sarsıntı, şehrin büyük bölümünü birkaç saniye içinde yerle bir etti. Resmi rakamlara göre, depremde 26 binden fazla kişi hayatını kaybetti; on binlerce kişi yaralandı ve evsiz kaldı. Bu, İran’ın yakın tarihinin en büyük doğal afetlerinden biri olarak kayıtlara geçti.
Depremin bu kadar yıkıcı olmasının nedenlerinden biri, şehirdeki yapıların büyük bölümünün kerpiç ya da yetersiz güçlendirilmiş yığma yapılar olmasıydı. Sabahın erken saatinde, insanların çoğu uykudayken gelen sarsıntı, kaçmaya fırsat vermedi. Felaketin ardından, dünyanın dört bir yanından yardım ekipleri Bam’a ulaştı; uluslararası dayanışma, bu acı günlerin unutulmaz yanlarından biri oldu.
Kalenin uğradığı hasar
Deprem, Bam Kalesi’ni de ağır bir şekilde yaraladı. Kalenin surlarının, kulelerinin ve iç yapılarının büyük bölümü çöktü ya da ciddi hasar gördü. Valinin ikametgâhı ve iç kale, en çok etkilenen bölümler arasındaydı. Yıllar boyunca özenle restore edilen pek çok yapı, birkaç saniye içinde toprak yığınlarına dönüştü. Fotoğraflar, depremden önce ve sonra kalenin nasıl göründüğünü karşılaştırdığında, kaybın büyüklüğünü açıkça gösteriyor.
Kalenin uğradığı hasar, sadece fiziksel bir kayıp değildi. Bam Kalesi, şehrin kimliğinin, belleğinin ve gururunun bir parçasıydı. Pek çok Bamlı için, kalenin yıkılması, yakınlarını ve evlerini kaybetmenin acısına eklenen ikinci bir yara oldu. Bu nedenle, kalenin yeniden ayağa kaldırılması, şehrin iyileşme sürecinin sembolik bir parçası haline geldi.

Uluslararası restorasyon çabası
Depremin ardından, İran Kültürel Miras Örgütü, UNESCO ve pek çok uluslararası kuruluş, Bam Kalesi’nin kurtarılması ve restorasyonu için bir araya geldi. Japonya, İtalya, Fransa, Almanya ve diğer ülkelerden uzmanlar, İranlı mimar ve ustalarla birlikte çalıştı. Restorasyon süreci, sadece yapıların yeniden inşasını değil, aynı zamanda kerpiç mimarisinin depreme karşı nasıl daha dayanıklı hale getirilebileceğine dair araştırmaları da kapsıyordu.
Restorasyon çalışmalarında, mümkün olduğunca geleneksel malzemeler ve teknikler kullanılmaya özen gösterildi. Yıkılan yapıların toprağı, yeni kerpiç tuğlaların yapımında yeniden kullanıldı. Aynı zamanda, yapıların sismik dayanıklılığını artırmak için, geleneksel tekniklerle uyumlu bazı yenilikçi çözümler de denendi. Bu çalışmalar, dünya genelinde kerpiç mirasın korunması konusunda değerli bir deneyim birikimi oluşturdu.
Restorasyon, uzun ve zahmetli bir süreç. Depremden bu yana geçen yirmi yılı aşkın sürede, kalenin önemli bir bölümü yeniden ayağa kaldırıldı; özellikle surlar, ana giriş, çarşı ve valinin ikametgâhının bazı bölümleri restore edildi. Ancak kalenin tamamen eski hâline getirilmesi, daha uzun yıllar sürecek bir çaba gerektiriyor. Bugün kaleyi ziyaret edenler, bir yandan restore edilmiş bölümleri, öte yandan hâlâ yıkık duran alanları ve çalışan ustaları görebiliyor.
Restorasyonun ikilemi
Bam Kalesi’nin restorasyonu, tarihî yapıların korunması konusunda önemli bir soruyu da gündeme getiriyor: yıkılmış bir yapı ne ölçüde yeniden inşa edilmeli? Bazı uzmanlar, yıkılan bölümlerin olduğu gibi bırakılmasının, depremin ve tarihin bir izi olarak korunmasının daha doğru olacağını savunuyor. Diğerleri ise, kerpiç mimarisinin zaten sürekli yenilenen bir gelenek olduğunu, Bam’ın yüzyıllar boyunca defalarca onarılıp yeniden yapıldığını ve bu geleneğin sürdürülmesinin kalenin ruhuna uygun olduğunu belirtiyor.
Bu tartışma, Bam’da pratik bir dengeyle sonuçlandı: bazı bölümler yeniden inşa edilirken, bazı bölümler depremin izlerini taşıyacak şekilde korunuyor. Kaleyi ziyaret edenler, bu iki yaklaşımın yan yana durduğunu görebiliyor.
Bam ve Çevresi
Hurma bahçeleri
Bam, sadece kalesiyle değil, hurmalarıyla da ünlü. Şehrin çevresini kaplayan geniş hurma bahçeleri, Bam’ın ekonomisinin ve kimliğinin temel taşlarından biri. Özellikle “Mazafati” adı verilen koyu renkli, yumuşak ve tatlı hurma çeşidi, İran’ın en sevilen hurmaları arasında. Hasat mevsimi olan sonbaharda, bahçelerde hurma toplayan işçileri, güneşte kurutulan hurmaları ve pazarlarda satılan taze ürünleri görmek mümkün.
UNESCO’nun Bam’ı “Bam ve Kültürel Peyzajı” adıyla listeye alması, bu bahçelerin ve onları besleyen su sisteminin de kalenin ayrılmaz bir parçası olarak görülmesinden kaynaklanıyor. Kale, bahçeler ve kanatlar, birlikte binlerce yıllık bir yaşam biçiminin bütünlüklü bir örneğini oluşturuyor.
Kanatlar: çölün damarları
Bam’ı ve çevresindeki vahayı yaşatan kanatlar, İran’ın en önemli mühendislik miraslarından biri. Bir kanat, dağların eteğinde, yer altı su tablasına ulaşan “ana kuyu” ile başlıyor. Bu kuyudan, hafif bir eğimle yerleşim yerine doğru uzanan bir yer altı tüneli kazılıyor. Tünel boyunca, belirli aralıklarla açılan dikey kuyular, hem kazı sırasında toprağın çıkarılmasını hem de tünelin havalandırılmasını ve bakımını sağlıyor. Yukarıdan bakıldığında, bu kuyuların ağızları, çölün üzerinde dizilmiş küçük krater sıraları gibi görünüyor.
İran’ın kanat sistemi, 2016 yılında “Fars Kanatı” adıyla UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. Bam çevresindeki kanatlar da, bu mirasın önemli örnekleri arasında. Kanatların inşası ve bakımı, kuşaktan kuşağa aktarılan özel bir ustalık gerektiriyor; bu ustalar, “mukanni” olarak anılıyor.

Rayen Kalesi
Bam’ın kuzeybatısında, Kerman’a giden yol üzerinde, Bam’a benzeyen ama daha küçük ve daha iyi korunmuş bir kerpiç kale daha bulunuyor: Rayen Kalesi. Bam depreminden görece az etkilenen Rayen, Bam’ın depremden önceki hâlini hayal etmek isteyenler için ideal bir yer. İki kaleyi aynı gezide görmek, İran’ın kerpiç mimarisini daha iyi anlamayı sağlıyor. Rayen Kalesi’ni bu serinin ilerleyen yazılarından birinde ayrıntılı olarak anlatacağım.
Kerman ve Mahan
Bam’a gitmek isteyenlerin çoğu, yolculuklarını Kerman üzerinden planlıyor. Kerman, tarihî çarşısı, Gencali Han Kompleksi, hamamları ve camileriyle İran’ın önemli kültür şehirlerinden biri. Kerman’ın yaklaşık 35-40 kilometre güneydoğusundaki Mahan kasabasında, sufi önder Şah Nimetullah Veli’nin türbesi ve “Şazde Bahçesi” bulunuyor. Şazde Bahçesi, çölün ortasında, kademeli havuzları ve yeşil ağaçlarıyla bir cennet bahçesi gibi; UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Fars Bahçeleri’nden biri.
Lut Çölü ve Kalutlar
Bam ve Kerman, aynı zamanda Lut Çölü’ne açılan kapılar. Lut Çölü, dünyanın en sıcak yerlerinden biri olarak biliniyor; uydu ölçümlerinde yeryüzünün en yüksek yüzey sıcaklıklarından bazıları burada kaydedildi. Çölün en etkileyici bölümü, rüzgârın binlerce yılda oyduğu dev kaya ve toprak oluşumları olan “Kalutlar”. Bu oluşumlar, uzaktan bakıldığında yıkık bir şehrin kalıntılarını andırıyor. Lut Çölü, 2016 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. Kalutlara yapılacak bir gezi, mutlaka deneyimli bir rehberle ve uygun mevsimde planlanmalı.
Gezi Rehberi
Nasıl gidilir?
Bam’a ulaşmanın en yaygın yolu, önce Kerman’a gitmek. Kerman’a Tahran’dan ve İran’ın diğer büyük şehirlerinden uçakla, trenle ya da otobüsle ulaşmak mümkün. Kerman’dan Bam’a, karayoluyla yaklaşık üç saatlik bir yolculuk var; otobüs seferleri ve özel taksiler bulunuyor. Bam’ın kendi küçük havaalanı da var; ancak uçuşların düzenli olup olmadığını önceden kontrol etmek gerekiyor. Ayrıca Bam, İran demiryolu ağına da bağlı.
Bam Kalesi, şehir merkezine yakın; şehrin içinden taksiyle ya da yürüyerek ulaşılabiliyor. Kalenin girişinde bir bilet gişesi bulunuyor; giriş ücreti ve ziyaret saatleri zaman içinde değişebildiği için, gitmeden önce güncel bilgileri kontrol etmek faydalı.
Ne zaman gidilir?
Bam, çöl iklimine sahip; yazlar son derece sıcak, kışlar ise ılıman geçiyor. Kaleyi ziyaret etmek için en uygun dönem, ekim ile nisan arası. Bu dönemde gündüz sıcaklıkları rahat, geceler ise serin. Yaz aylarında, özellikle haziran ile ağustos arasında, gündüz sıcaklıkları 40 dereceyi aşabiliyor; bu dönemde kaleyi sabah erken ya da akşamüstü ziyaret etmek gerekiyor. Sonbahar, hurma hasadının yapıldığı dönem olduğu için ayrıca ilgi çekici.
Ziyaret ipuçları
- Kalenin içinde gölge az; şapka, güneş gözlüğü ve güneş kremi kullanın.
- Yanınıza bol su alın; kalenin içinde su bulmak zor olabilir.
- Rahat ve kapalı ayakkabılar giyin; zemin tozlu ve yer yer engebeli.
- Restorasyon alanlarına ve işaretli tehlikeli bölgelere girmeyin.
- Kalenin tamamını rahatça gezmek için en az iki-üç saat ayırın.
- İran’ın kıyafet kurallarına ve yerel geleneklere saygı gösterin.
- Seyahat planlarken, kendi ülkenizin güncel seyahat uyarılarını mutlaka kontrol edin.
Fotoğraf için
Bam Kalesi, fotoğrafçılar için son derece cömert bir yer. Kerpiç duvarların toprak rengi, güneşin açısına göre farklı tonlara bürünüyor: sabah ışığında yumuşak bir pembe, öğle saatlerinde soluk bir bej, akşamüstü ise sıcak bir altın rengi. Kalenin en güzel panoramik fotoğrafları, valinin ikametgâhının bulunduğu iç kalenin tepesinden çekiliyor. Buradan, tüm kale, hurma bahçeleri ve uzaktaki dağlar bir arada görülebiliyor. Kalenin sokaklarında ise, ışık-gölge oyunları ve kerpiç dokular, ilginç detay fotoğrafları için fırsatlar sunuyor.

Kerpiç Mimarisinin Geleceği
Bam’ın hikâyesi, kerpiç mimarisinin geleceği hakkında da düşündürüyor. Dünya nüfusunun önemli bir kısmı, bugün hâlâ topraktan yapılmış evlerde yaşıyor. Kerpiç, ucuz, yerel olarak bulunabilen, enerji verimli ve çevre dostu bir malzeme. Ancak depreme karşı zayıflığı, özellikle deprem bölgelerinde ciddi bir risk oluşturuyor.
Bam depreminin ardından yapılan araştırmalar, kerpiç yapıların depreme karşı daha dayanıklı hale getirilmesi için pek çok yöntem geliştirdi. Bu yöntemler arasında, duvarların içine yerleştirilen ahşap ya da bambu takviyeler, yatay hatıllar, daha iyi temel çözümleri ve yapıların geometrisinde yapılan iyileştirmeler bulunuyor. Bu çalışmalar, hem tarihî kerpiç yapıların korunmasına hem de geleneksel yapım tekniklerinin günümüzde daha güvenli bir şekilde kullanılmasına katkıda bulunuyor.
Lütf Ali Han’ın Son Sığınağı
Bam Kalesi’nin tarihindeki en dramatik olaylardan biri, 18. yüzyılın sonunda yaşandı. Zend hanedanının son hükümdarı Lütf Ali Han, genç yaşına rağmen cesareti ve savaşçılığıyla tanınan bir liderdi. Ancak Kaçar hanedanının kurucusu Ağa Muhammed Han’ın yükselişi karşısında, Zend devleti giderek zayıfladı. Lütf Ali Han, Şiraz’ı kaybettikten sonra Kerman’a çekildi ve şehri uzun bir kuşatmaya karşı savundu.
1794 yılında Kerman düştüğünde, Lütf Ali Han şehirden kaçmayı başararak Bam’a sığındı. Kaynaklarda aktarıldığına göre, Bam’da beklediği desteği bulamadı; şehrin yöneticileri tarafından yakalanarak Ağa Muhammed Han’a teslim edildi. Bu olay, Zend hanedanının sonu ve Kaçar döneminin başlangıcı anlamına geliyordu. Kerman’ın kuşatmanın ardından ağır bir cezaya maruz kaldığı da kaynaklarda anlatılıyor. Bu trajik hikâye, İran tarihinde sıkça anılan ve edebiyata da konu olan bir olay.
Bugün Bam Kalesi’nin surları arasında dolaşırken, bu genç hükümdarın burada geçirdiği son günleri, umutlarını ve hayal kırıklıklarını düşünmek, kalenin taşlarına ayrı bir anlam katıyor.
İpek Yolu Üzerinde Bir Vaha
Bam’ın tarihsel önemi, büyük ölçüde coğrafi konumundan kaynaklanıyordu. Şehir, İran platosunun içlerini güneydoğudaki Belucistan’a, oradan Hindistan’a ve Basra Körfezi limanlarına bağlayan yolların kavşağında yer alıyordu. Kuzeye doğru ise, Horasan üzerinden Orta Asya’ya uzanan İpek Yolu güzergâhlarıyla bağlantılıydı. Bu yollardan geçen kervanlar, baharat, ipek, pamuk, değerli taşlar ve diğer malları taşıyordu.
Çölün kenarında, uzun ve zorlu bir yolculuğun ardından ulaşılan Bam, kervanlar için hayati bir dinlenme ve ikmal noktasıydı. Şehrin suyu, hurmaları ve pazarları, yorgun yolculara can veriyordu. Bam’ın kendi ürünleri, özellikle pamuklu kumaşları ve hurmaları da bu ticaret ağıyla uzak diyarlara ulaşıyordu. Bu ticari zenginlik, şehrin güçlü bir kaleyle korunmasını hem gerekli hem de mümkün kılıyordu.
Bam’da Bir Gün
Bam’da geçirilecek bir gün için örnek bir plan şöyle olabilir: sabah erken saatte, güneş henüz yükselmeden kaleye giderek, serin havada surları ve halk mahallelerini gezmek. Ardından iç kaleye çıkıp, valinin ikametgâhının tepesinden şehre ve hurma bahçelerine bakmak. Öğle saatlerinde, sıcaktan korunmak için şehirdeki bir lokantada ya da misafirhanede dinlenmek ve yerel yemekleri tatmak. Öğleden sonra, hurma bahçelerinde kısa bir yürüyüş yaparak kanatları ve sulama sistemini görmek. Akşamüstü ise, kalenin dışından, batan güneşin ışığında kerpiç surların değişen renklerini izlemek.
Daha uzun zamanı olanlar, Bam’ı Rayen, Kerman, Mahan ve Lut Çölü ile birleştiren birkaç günlük bir rota planlayabilir. Bu rota, İran’ın güneydoğusunun tarihini, mimarisini ve doğasını kapsamlı bir şekilde tanımayı sağlıyor.
Kerpiç Ustaları
Bam Kalesi’nin yüzyıllar boyunca ayakta kalabilmesi, sadece malzemenin değil, aynı zamanda bu malzemeyi işleyen ustaların bilgisi sayesinde mümkün oldu. Kerpiç yapım tekniği, İran’da kuşaktan kuşağa, usta-çırak ilişkisi içinde aktarılan bir bilgi birikimi. Doğru toprağı seçmek, kil ve kum oranını ayarlamak, samanı uygun miktarda katmak, tuğlaları doğru şekilde kurutmak ve duvarları sağlam bir şekilde örmek, yılların deneyimini gerektiriyor.
Bam depreminden sonraki restorasyon çalışmaları, bu geleneksel bilginin yeniden canlanmasına da katkıda bulundu. Restorasyon alanında çalışan genç ustalar, yaşlı ustalardan tekniği öğrendi; aynı zamanda uluslararası uzmanlarla birlikte çalışarak modern koruma yöntemlerini de tanıdı. Böylece Bam, sadece bir tarihî yapının değil, aynı zamanda yaşayan bir zanaat geleneğinin de korunduğu bir yer haline geldi.
Kaleyi ziyaret ederken, eğer şansınız varsa, restorasyon alanlarında çalışan ustaları görebilirsiniz. Ellerinde çamurla, güneşin altında, sabırla tuğla döken ve duvar ören bu insanlar, Bam’ın geçmişini ve geleceğini birbirine bağlayan köprüyü oluşturuyor.
Kimler İçin Uygun?
Bam Kalesi, tarih ve mimari meraklıları, fotoğrafçılar ve İran’ın kültürel mirasını keşfetmek isteyen herkes için ideal bir hedef. Kalenin içinde dolaşmak, uzun ve zorlu bir yürüyüş gerektirmiyor; ancak iç kaleye çıkmak için bazı merdivenler ve yokuşlar var. Sıcak havalarda, yaşlı ziyaretçiler ve küçük çocuklar için dikkatli olmak gerekiyor. Çocuklar için Bam, topraktan yapılmış dev bir masal şehri gibi; dar sokakları, kuleleri ve surlarıyla hayal gücünü harekete geçiriyor.
Mevsimlere Göre Bam
Bam’ı farklı mevsimlerde görmek, kalenin farklı yüzlerini keşfetmek demek. Kış aylarında, aralık ile şubat arasında, gündüzler ılık ve güneşli; geceler ise oldukça soğuk olabiliyor. Bu dönemde gökyüzü genellikle çok berrak; uzaktaki dağların karlı zirveleri, kerpiç surların arkasında etkileyici bir manzara oluşturuyor. İlkbaharda, mart ve nisan aylarında, hurma bahçeleri yeşeriyor ve çiçek açan ağaçlar vahaya renk katıyor. Nevruz tatili döneminde, İranlı ziyaretçilerin sayısı artıyor; bu dönemde konaklamayı önceden ayarlamak faydalı.
Yaz aylarında Bam, gerçek bir çöl sıcağı yaşıyor. Gün ortasında dışarıda kalmak zor; ancak sabahın erken saatleri ve akşamüstü, kaleyi gezmek için hâlâ uygun olabiliyor. Sonbahar ise hurma hasadının mevsimi; eylül ve ekim aylarında, bahçelerde ve pazarlarda hareketli bir hayat var. Taze hurmanın tadına bakmak için en iyi zaman bu dönem.
Hangi mevsimde giderseniz gidin, Bam’ın sessiz sokaklarında dolaşırken, binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan insanların sabrını ve direncini hissedeceksiniz.
Kaleye Saygı
Bam Kalesi, hem bir dünya mirası alanı hem de 2003 depreminde hayatını kaybeden binlerce insanın hatırasını taşıyan bir yer. Bu nedenle kaleyi ziyaret ederken, hem yapıya hem de bu hatıraya saygı göstermek önemli. Kerpiç duvarlara tırmanmamak, yüzeylere dokunarak ya da yazı yazarak zarar vermemek, restorasyon alanlarına girmemek ve çöp bırakmamak, herkesin yapabileceği basit ama değerli davranışlar. Kerpiç, hassas bir malzeme; her küçük darbe, yüzyıllardır süren bir mirasın aşınmasına katkıda bulunabilir. Bam’ın gelecek kuşaklara aktarılması, bugün onu ziyaret edenlerin göstereceği özene de bağlı.
Kalenin kapısından çıkarken arkanıza bir kez daha bakın: topraktan yükselen bu şehir, insanın doğayla kurduğu en eski ve en zarif ilişkilerden birini anlatıyor.
Bu ilişkiyi görmek için Bam’a gitmeye değer.
Konaklama ve Yemek
Bam’da, depremden sonra yeniden inşa edilen şehirde, çeşitli otel ve misafirhaneler bulunuyor. Bazı geleneksel tarzda yapılmış misafirhaneler, ziyaretçilere kerpiç evlerde konaklama deneyimi sunuyor. Kerman’da ise daha geniş bir konaklama yelpazesi mevcut; pek çok gezgin, Kerman’da kalıp Bam’a günübirlik bir gezi yapmayı tercih ediyor.
Kerman mutfağı, İran mutfağının genel özelliklerini taşımakla birlikte, bölgeye özgü lezzetlere de sahip. Kerman’ın ünlü “kalle paçe”si, çeşitli kebaplar, safranlı pilavlar ve bölgenin baharatları, sofraların vazgeçilmezleri. Bam’da ise taze hurma tatmadan dönmemek gerekiyor. Ayrıca Kerman, fıstığıyla da tanınıyor; yerel pazarlarda farklı çeşitlerde fıstık ve kuru meyve bulmak mümkün.
Son Bir Söz
Arg-e Bam, insanların çölün ortasında, topraktan nasıl bir şehir kurabildiğinin ve bu şehri yüzyıllar boyunca nasıl yaşatabildiğinin muhteşem bir örneği. 2003 depremi, bu şehrin ne kadar kırılgan olduğunu acı bir şekilde gösterdi; ama ardından gelen restorasyon çabası, insanların mirasına ne kadar bağlı olabileceğini de kanıtladı. Bugün Bam Kalesi’nin sokaklarında yürürken, hem binlerce yıllık bir geçmişin izlerini hem de yakın zamanda yaşanan büyük bir kaybın yarasını hissediyorsunuz. Ve belki de en önemlisi, toprağın, suyun ve insan emeğinin bir araya geldiğinde nasıl yeniden ayağa kalkabildiğini görüyorsunuz.
Video
Konum
Koordinatlar: 29.1194° K, 58.3681° D
Google Haritalar’da Arg-e Bam
Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler
- Rayen Kalesi – Bam’ın kuzeybatısındaki iyi korunmuş kerpiç kale.
- Narin Kale – Meybod’daki kadim kerpiç kale.
- Furg Kalesi – Güney Horasan’ın dağ kalesi.
- Erebuni Kalesi – Kerpiç surlarıyla Urartu’nun Erivan’daki mirası.

3 thoughts on “Arg-e Bam: Çölün Ortasındaki Kerpiç Şehir”