Bozdağ – Gölcük – Ödemiş – İzmir

Turizm olgusunun son yıllarda giderek önem kazanan yaklaşımı eko-turizm ülkemizde, öncelikle dağlar üzerinde gelişme göstermiştir. Doğal ortamın sunduğu imkanları, bölge insanın kültürünü ve tarımsal geleneklerini turizme kazandıran bu turizm türü ülkemizin bir çok yöresinde hızla benimsenmekte ve gelişmektedir. Bu gelişme alanlarından biri Izmir ve Manisa illeri arasında doğal bir sınır oluşturan Bozdağlar’dır. Yüksekliği 2159 m’ye ulaşan Bozdağlar, Ege bölgesinin geniş ve verimli tarım alanlarıyla adeta çepeçevre kuşatılmıştır. Gediz ve Küçük Menderes ovaları arasında, doğu-batı doğrultusunda yaklaşık 170 km uzanan sıradağlar üzerindeki yüksek düzlükler bölgenin yaylaları olarak önem taşımaktadır. Özellikle Gölcük, Subatan, Elmabağı, Bozdağ, Çamyayla, Başova, Ayvacık, Gündalan, Küçük ve Büyük Çavdar yaylaları ekoturizm için uygun mekanlar olarak gün geçtikçe önem kazanan alanlardır.

Kıyı Ege bölümünün en görkemli dağı olan Bozdağlar, tarih öncesi çağlardan günümüze bir çok kültüre nimetlerini sunmuş, bir çok efsaneye ve mitolojik kahramana ev sahipliği yapmıştır. Gediz ve Küçük Menderes havzaları arasında hem doğal bir engel, hem de stratejik bir geçit olan Bozdağlar, eski çağlardan beri insanların ilgisini çekmiştir. Bozdağlar üzerindeki yaylaların Efes antik kentinden Sart’a ulaşımda kullanıldığı bilinmektedir. Yaylalar ve çevresi arkeolojik ve kültürel birikimiyle ekoturizm için uygun mekanlar olarak görülmektedir. Ekoturizm, dağ turizmi ve kış turizmi için uygun mekanlar sunan Bozdağlar platosunda yıllık ortalama sıcaklık 11°C civarındadır. Ocak ayı ortalaması 1°C’ın altında gerçekleşirken, kış aylarında kar yağışlı günlerin sayısı 5-13 arasında değişmekte ve kış sporları için uygun koşullar taşımaktadır. Temmuz ayı sıcaklık ortalaması 19°C olan yaylalar, yaz aylarında çevresindeki Gediz ve Küçük menderes ovalarından çok daha serin coğrafi ortamlardır.

Bozdağlar üzerindeki yaylaların en büyüğü Gölcük yaylasıdır. Yayla, içinde bulunan yaklaşık 1 km² lik alüvyon set gölü ile turistik açıdan önemlidir. Göl çevresindeki düzlükler ve gerisindeki orman dokusu eko-turizm için uygun alanlardır. Günümüzde göl ve çevresi önemli bir rekreasyon-piknik alanıdır. Ödemiş ve Salihli’den hatta Izmir’den gelen günübirlikçiler yaylaya ulaşmaktadır. Gölü ziyaret edenler balık avlama ve sandal gezileri için ideal bir atmosferi solumaktadırlar. Yaylada turistleri ağırlayabilecek nitelikte otel ve pansiyonlar bulunmaktadır. Yaz aylarındaki serin havasının ve yeşilin tonlarının insanı derinden etkilediği büyüleyici bir coğrafi ortamdır Gölcük.

Bozdağ ve Elmabağı yaylaları yamaçlarındaki gür ormanları, zengin florası, su kaynakları ve sıcaklığın yaz aylarında 20-24°C’lerde gerçekleştiği serin atmosferi ile eşsiz bir doğaya sahiptir. Bozdağ yaylasının doğusunda 2159 metreye kadar yükselen Bozdağ zirvesi kış sporları için uygun bir alan oluşturmaktadır. Kışın beyaz bir örtü giyen Bozdağ’dan Gündalan yaylasına oradan da Büyük Çavdar yaylasına ulaşıldığında, 1500 metreden zirveye kadar uzanan bir telesiyej ve kayak pistleri dikkati çekmektedir. Yayladaki otel ile Bozdağ köyündeki otel ve pansiyonlar konaklama için uygun yerlerdir. Zirveye ulaşıp, Bozdağların çevresinde alabildiğince uzanan manzaraya dalıp gitmek çok etkileyicidir.

Bozdağlar üzerindeki diğer bir yayla Subatan’dır. Adı, içinde bulunan küçük ölçekli bir düdenden gelmektedir. Bu yaylaya komşu olan Çamyayla, Artıcak, Ayrıcak, Başova yaylaları gür ormanları, buz gibi suları ve tertemiz atmosferi ile uygun rekreasyon alanları olarak keşfedilmeyi beklemektedir.

Bozdağlar üzerindeki tüm yaylalara yol ulaşmaktadır. Bunun yanında doğal ortamın korunmuş olması, ekoturizm için uygun ortamı, yaz aylarında çevresindeki ova ve kıyı alanlarına göre oldukça serin oluşu önemli özellikleridir. Bu özellikleriyle Bozdağlar ve yaylaları, Izmir ili ve çevresi için en geniş alanlı rekreasyon ve ekoturizm alanı olarak belirmektedir.

Son yirmi yıl içinde rekreasyonel (günübirlik) faaliyetlerin gelişmesi, Izmir’e yakınlığının bir avantaj olması nedeniyle, özellikle Gölcük, Bozdağ, Kayak Merkezi ve Büyük Çavdar çukurlukları, hızla tanınmakta ve geleceğin önemli “ekoturizm” sahaları olma yolunda gelişmektedir

Bozdağlar’ı serinleten “Gölcük”

Bozdağlar zirvesinin şirin gölü Gölcük’teyiz. Tertemiz havası, yemyeşil bitki örtüsü, sessiz ve sakin ortamıyla özellikle hafta sonlarında ziyaretçilerle dolup taşan Gölcük, çam ağaçlarının hakimiyetinde bir küçük cennet. Yakınında bulunan Sard Artemis tapınağı nedeniyle yabancı turistleri de konuk ediyor…Ege’deyiz. Bu kez İzmir’e gidiyor ve volkanik oluşum bulunmayan Bozdağlar’a çıkıyoruz. Altımızda gözün alabildiğine uzanan Ödemiş ovası var. Vadinin çatısında, kuş misali zirvedeyiz. İnsanı şaşırtan tepede, yayla turizminin gözdesi, nazar boncuğu gibi duran Gölcük set gölü aniden karşımıza çıkıyor. Sard-Ödemiş yolu üzerinden Gölcük tabelasıyla ayrılan yolun sonunda, Birgi’ye ve Çakırağa konağına da uğrayacağız. Ama önce göldeyiz.
Gölcük, geçtiğimiz Temmuz ayında İzmir Valiliği ile yapılan sözleşme gereği koruma altına alınmış. Gölden tarla sulama amaçlı su alma miktarı, zamanı düzene sokulup çevrenin alt yapısı ve arıtma tesisi projesine 15 milyarlık ihale açılmış. Buna göre göl çevresinde, yeni piknik alanları, cafe, restoranlar yapılacak. Yürüyüş yolları, parklar tanzim edilerek kamuya açık sahalar daha kullanılır hale getirilecek. 1. derece sit alanı olan bölgede, göle 1 km uzaklıktan başlayan imara yüzde 5 izin verilecek.
Çevresi 6850 metre, derinliği 8 metre olan Bozdağlar’ın zirvesindeki gölde kondisyon kazandıran tertemiz hava, yemyeşil bitki örtüsü, sessiz ve sakin ortam hemen dikkati çekiyor. Denizden 2159 metre zirve yükseklikteki Bozdağlar’ın konukları ise çevre illerden haftasonu tatilini geçirmeye gelen aileler ve sezon öncesi kondisyon depolamak isteyen sporcular. Huzurlu ortamı, kolay ulaşımı ve yöresel yemekleri ile damak zevkine de hitap eden Gölcük’te; kıyı restoranları, çay bahçeleri, piknik alanları, orman için yürüyüş yolları, yöresel ürünlerin ve el işlerinin satıldığı çeşitli dükkân ve tezgâhlar bulunuyor. Konaklama tesisinin kışın ısıtmalı havuzunda yüzebiliyor veya gölde kayıkla dolaşıp balık tutabiliyorsunuz. Göl çevresi, resim yapanlara, fotoğraf çekenlere ve kamera tutkunlarına imkan sağlayacak görüntüler sunuyor. Genellikle çam ağaçlarının hakimiyetindeki Gölcük’te, kestane ve ceviz ağaçları da görülebiliyor. Kış aylarında 1050 metre yükseklikte bulunan gölün yüzeyi buz tutsa da, doyulmaz manzaraya sahip Gölcük’ün kış manzarası seyri için kat etmeye değer yolları asla kapanmıyor. Görsel güzellik açısından Bolu-Gölcük ve Abant ile yarışan Ödemiş-Gölcük’te, 3 yıldır hizmet veren bir de kayak merkezi bulunuyor. 670, 860 ve 1240 metrelik pistlerde amatör ve profesyonel kayakçılar kayak yapıp, teleskiyi kullanıyorlar.

“A” dedirten tepe
İzmir ili Ödemiş ilçesine bağlı Gölcük’e ilk kez gidiyorsanız, sağınızda aniden beliren gölü gördüğünüz an, ağzınızdan ister istemez “A” nidası çıkıyor. 1938 yılında Gölcük yaylasına giden İsmet İnönü’nün Bozdağlar’da gölü gördüğü an hayret ifadesi olarak “A” demesiyle, bu mevkii “A tepesi” olarak isimlendirilmiş. Bizde adettendir, bir yerde görkemli bir güzellik, anıt ağaç, ilginç kaya, mağara, su kaynağı, tapınak, kısaca olağandışı bir görünüm varsa; hemen ip, bez gibi birşeyler bulup oraya bağlanır ve dilekte bulunulur. Anadolu gezilerimde buna çok şahit oldum. Gölcük A tepesinde 6 yıl önce çektiğim fotoğraflarda dilek ağacı yoktu. Röportajı okuyup gidenler, “Bu doğa tapınağında ne dilesek olur!..” zihniyeti ile aynı manzarayı gören ağaçları nefes alamayacak hale getirmişler.

Birgi

Birgi çok fazla rengin olmadığı, genellikle yamaca kurulu tek katlı evlerden oluşan, sade, sessiz ve sakin bir yer. Bu dokuya oldukça tezat ve yerleşim alanındaki en görkemli konak “Çakırağa Konağı”. Ege bölgesinin ilk yapılışındaki mimari üslûbu korunmuş ender yapılarından biri olan Çakırağa Konağı’nın, 1761 yılında Şerif Aliağa tarafından yaptırıldığı söyleniyor. Konaktaki duvar resimleri, uzmanlarca 19. yüzyıla tarihleniyor. Konak üç katlı dış sofası ve çift köşk odası var. Alt kat duvarları taş örgü, diğer duvarlar ise ahşap çatı içine dolma teknikle inşa edilmiş. Taş döşeli alt katta hizmetçi, nöbetçi, bekleme odaları ve ahır; dik merdivenle çıkılan ara katta da kışın kullanıldığı düşünülen alçak tavanlı odalar yer alıyor. Üst kat planı ara katta olduğu gibi sofalı uzun dikdörtgen iki sekilikli, iki çıkma ve iki köşk odalı. Ayrıca eyvan ve taht köşk de bulunuyor.

1977 yılında Kültür Bakanlığı tarafından restoreye başlanmış. 1983 yılında çevresi kamulaştırılarak özgün mimari dokunun korunması sağlanmış. Pazartesi dışında hergün açık olan müze, mesai saatleri içinde kişi başı 1 milyon ücretle gezilebiliyor. Konağın en büyük özelliklerinden biri de, içinin serin ve çok süslü oluşu. Deri işiyle uğraşan ve çok zengin olan Şerif Aliağa’nın, biri İstanbullu, diğeri İzmirli olmak üzere iki eşi varmış. Eşleri memleket hasreti çekmesin diye odalarına İzmir Saat Kulesi’nin çevresini ve İstanbul Boğazı’nı gösteren resimler yaptırmış. Salonda bir de Alanya Kızıl Kulesi’nin bulunduğu resim var. Bu da yaz tatili özlemi için olsa gerek!.. Ahşap konağın yemişlik bölümleri ise oldukça ilgi çekici. Bu bölümlerde uzun süre meyve saklanabiliyor ve çürümeye başladığında da, konağa meyve kokusu hakimiyeti veriyormuş.

Antik kent Sard
Sard harabeleri her ne kadar Manisa il sınırları içindeyse de, hem İzmir Gölcük güzergâhında olması, hem de Gölcük’e en yakın antik kent özelliği taşıması nedeniyle Sard Artemis tapınağını ve sinagogu da geziyoruz.Kazılarda M.Ö. 1900 yıllarına inebilen Sard’da, Pers yenilgisine kadar Lidya uygarlığı görülüyor. Persler’in, Büyük İskender’in ve İskender’in komutanlarının eline geçen Sard, M.Ö. 180 yılında Bergama Krallığı’na, sonra da Roma idaresine geçmiş. M.Ö. 17’de büyük bir deprem yaşayan Sard, M.Ö. 4. asırda da Bizans’ın piskoposluk merkeziymiş. Amerikalı arkeologlarca ortaya çıkarılan görkemli yapı Sard Artemis tapınağı Helenistik devre ait. İon tarzı bu tapınağın ön ve arkasında 8, yanlarında da 20 sütun yer alıyor. Depremle yıkılan tapınak Romalılar tarafından tekrar restore edilmiş. Tapınağın doğu cephesinde bir sütun üzerinde “Bu felaket sonrası ilk ayağa kalkan benim!” yazısı bulunuyor. Tapınak içine Hıristiyanlık döneminde bir kilise yapılmış. Salihli yolu üzerinde ise M.S. 2. asırda yapılan ve restore edilen sinagog görülebiliyor.

tuna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir