Château de Chambord: Da Vinci’nin Merdiveni ve I. François’nın Rönesans Şaheseri

Fransa’nın kalbindeki Loire Vadisi’nde, Sologne’un vahşi ormanlarının ortasında, sivri kuleleri, yüzlerce bacası ve masalsı silüetiyle bir tacı andıran görkemli bir şato yükselir: Château de Chambord. Loire Vadisi’nin en büyük şatosu olan bu yapı, Fransız Rönesansı’nın dünyaya armağan ettiği en görkemli eser, âdeta taşa dökülmüş bir kraliyet gösterisidir. Dört yüz kırk odası, üç yüz altmış beş şöminesi ve seksen dört merdiveniyle Chambord, bir binadan çok, küçük bir şehri andırır.

Ama Chambord’un asıl büyüsü, boyutlarında değil, taşıdığı dehada ve hikâyede gizlidir. Bu şato, henüz yirmi beş yaşında, hırslı ve sanata tutkun bir kralın, I. François’nın, gücünü bütün dünyaya ilan etmek için yaptırdığı bir “manifesto”ydu. Ve merkezinde, dünyanın en ünlü dâhisi Leonardo da Vinci’nin dokunuşunu taşıyan, birbirine dolanmış iki koldan oluşan efsanevi bir çift sarmal merdiven yer alır.

Chambord, bir kralın barınmadığı bir saray, savunma için değil zevk için tasarlanmış bir çatı ve dört yüz yıl sonra bir dünya savaşında Mona Lisa’yı Nazilerden saklayan bir sığınaktır. Rönesans sanatının, av tutkusunun ve kraliyet ihtişamının buluştuğu bu şato, gördüğü herkesi hâlâ nutku tutulmuş bir hayranlıkla karşılar.

Bu yazıda sizi Chambord’un hem taşlarına hem de dehasına götüreceğiz: Loire’ın ormanlarındaki konumundan Kral I. François’ya; da Vinci’nin çift sarmal merdiveninden gökyüzündeki çatı köyüne, dev av parkından Mona Lisa’nın saklandığı savaş günlerine kadar. Sonunda kapısını kendiniz çalmak isterseniz diye pratik bilgileri de bırakacağız.

Château de Chambord panorama

Loire’ın ormanlarındaki dev şato

Château de Chambord, Fransa’nın orta kesimindeki ünlü Loire Vadisi’nde, Loir-et-Cher bölgesinde, Sologne denilen bataklık ve av hayvanlarıyla dolu bir orman bölgesinin ortasında yer alır. Kral I. François, bu ıssız ama av açısından zengin bölgeyi, bir imparatora yakışır bir av köşkü yaptırmak için özellikle seçmişti; rivayete göre inşaata daha fazla yer açmak için Loire’a bağlı Cosson deresinin yatağı bile değiştirilmişti.

Chambord ve göletteki yansıması

Loire Vadisi, “Fransa’nın Bahçesi” olarak anılır ve yüzlerce görkemli şatoya ev sahipliği yapar; ama Chambord, bunların hepsinin en büyüğü ve en gösterişlisidir. Şatonun sularına yansıyan o muhteşem silüeti, bugün Loire Vadisi’nin en ikonik manzaralarından biridir. Bu eşsiz mimari ve doğal güzellik, Chambord’u 1981’den beri UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan, dünyanın en tanınan şatolarından biri yapar. Ama bu görkemin ardında, tek bir gencin devasa hırsı vardır.

Genç bir kralın taştan manifestosu

Chambord’un hikâyesi, 1519 yılında, henüz yirmi beş yaşındaki Kral I. François ile başlar. İtalya’daki Marignano Savaşı’nda kazandığı büyük zaferin ardından genç, güçlü ve kendine bir isim yapmaya kararlı olan François, bu zaferi ve gücünü sözlerle değil, taşla kutlamak istedi. Amacı, çağının Rönesans ideallerini yansıtan, rakiplerini kıskançlıktan çatlatacak bir şaheser yaratmaktı.

Chambord kuzey cephesi

Chambord’un her ayrıntısı, aslında bir güç gösterisiydi. François’nın en büyük rakibi, Kutsal Roma İmparatoru V. Charles’tı; ikisi, Avrupa’nın en güçlü hükümdarı olma iddiası için sürekli çekişiyordu. Chambord’un devasa boyutları, göz kamaştıran mimarisi ve İtalyan Rönesansı’nı Fransız yapısıyla harmanlayan yeniliği, doğrudan bu rekabete verilmiş taştan bir cevaptı: “Fransa kralı daha zengin, daha kültürlü ve daha görkemlidir.” Nitekim François, 1539’da İmparator V. Charles’ı bu şatoda ağırlayarak Fransa’nın büyüklüğünü bizzat ona göstermiştir. Planları İtalyan mimar Domenico da Cortona çizmiş olsa da, tasarımın ruhunda bambaşka bir dâhinin izi vardı.

Da Vinci’nin çift sarmal merdiveni

Chambord’un kalbinde, bütün şatonun etrafında döndüğü bir mucize yer alır: çift sarmal merdiven (double helix). Bu, sıradan bir merdiven değildir; birbirine dolanmış, ama hiç birleşmeyen iki ayrı sarmal koldan oluşur. İki kişi, bu iki ayrı koldan aynı anda birini çıkıp diğeri inerken, birbirlerini ortadaki boşluktan görebilir, ama yolları asla kesişmez.

Chambord çift sarmal merdiven

Bu dâhiyane tasarım, popüler biçimde büyük Rönesans dâhisi Leonardo da Vinci’ye atfedilir. İşin sırrı zamanlamada gizli: Leonardo, 1516’da Kral François’nın davetiyle İtalya’dan Fransa’ya gelmiş ve Amboise yakınındaki Clos Lucé Şatosu’na yerleşmişti; tam da Chambord’un inşasının başladığı 1519 yılında burada hayatını kaybetti. Merdivenin matematiksel zarafeti ve helezonik tasarımı, tıpkı Leonardo’nun eskiz defterlerindeki çizimleri andırır ve o dönemin Fransız mimarlarının alışkanlıklarına hiç benzemez. Resmî bir belge onu doğrudan Leonardo’ya bağlamasa da, pek çok tarihçi bu merdivenin (hatta belki şatonun genel planının) onun dehasından ilham aldığına inanır. Bir efsaneye göre bu merdiven, kralın eşi ile metresinin karşılaşmasını önlemek için tasarlanmıştı; bir başka görüşe göre ise sadece sarayı eğlendiren teatral bir buluştu. Merdiven, en tepede, göğe doğru yükselen bir fener kulesiyle taçlanır.

Dört yüz kırk oda, üç yüz altmış beş şömine

Chambord’un rakamları bile insanı şaşkına çevirir: dört yüz kırk oda, seksen dört merdiven ve yılın her günü için bir tane olmak üzere üç yüz altmış beş şömine. Şatonun merkezindeki ana yapı (donjon), kusursuz bir simetriye sahip Yunan haçı planı üzerine kuruludur; her şey, o merkezî çift sarmal merdivenin etrafında döner.

Chambord terasları

Şatonun içinde, kral I. François’nın son ziyaretlerinde kullandığı kraliyet daireleri, tonozlu tavanları taçlı semenderler ve “F” harfiyle (François’nın simgeleri) süslü odalar ve şatonun en büyük mekânı olan görkemli şapel yer alır. İlginçtir, François’nın başlattığı bu şapel, ancak yüzyıllar sonra, Kral XIV. Louis döneminde tamamlanabilmiştir; çünkü Chambord, kurucusunun ölümünde yarım kalmıştı. Bugün ziyaretçiler, restore edilip döşenmiş altmıştan fazla odayı gezerek, bir Rönesans sarayının hem ihtişamını hem de o dönemdeki günlük yaşamını görebilir.

Gökyüzündeki köy: zevk için bir çatı

Chambord’u ilk gördüğünüzde en çok dikkatinizi çeken şey, hiç şüphesiz olağanüstü çatısıdır. Kuleler, kubbeler, gotik-flamboyan bacalar, süslü taretler ve en tepedeki, üzerinde bir zambak (fleur-de-lys) tacı bulunan fener kulesiyle bu çatı, uzaktan adeta gökyüzüne kurulmuş küçük bir köyü andırır.

Chambord çatısı ve bacaları

Ama bu çatının en büyüleyici yanı, işlevidir. Ortaçağ kalelerinde çatı, savunma için, okçuların ve nöbetçilerin kullandığı bir yerdi. Chambord’da ise çatı, tamamen zevk için tasarlanmıştı. Kral ve saray halkı, bu geniş çatı teraslarına çıkar; aşağıdaki parkta yapılan görkemli av partilerini, at yarışlarını, turnuvaları ve şenlikleri buradan, en iyi manzarayla izlerdi. Yani Chambord’un çatısı, çağının en gösterişli “kraliyet locası”ydı. Bugün de ziyaretçiler bu teraslara çıkıp, hem çevredeki ormanların panoramasını seyredebilir hem de bu taş kulelerin, bacaların ve heykellerin oluşturduğu büyülü ormanın içinde dolaşabilir.

Avrupa’nın en büyük çevrili orman parkı

Chambord, yalnızca bir şato değil, aynı zamanda devasa bir doğa cennetidir. Şatoyu çevreleyen orman parkı, Avrupa’nın duvarlarla çevrili en büyük parkıdır; yaklaşık beş bin dört yüz hektarlık bu alan, otuz iki kilometre uzunluğundaki bir duvarla çevrilidir ve neredeyse Paris’in merkezi büyüklüğündedir.

Château de Chambord havadan görünüm

Bu park, en başından beri kraliyet av alanı olarak tasarlandı ve bugün hâlâ, bir zamanlar Kral François’nın avladığı geyiklerin ve yaban domuzlarının torunlarına ev sahipliği yapar. Parkın büyük bölümü doğal bir yaban hayatı rezervi olarak korunur. Ziyaretçiler, işaretli yürüyüş ve bisiklet yollarında dolaşabilir, kanal kıyısında yürüyebilir ya da rehber eşliğinde arazi aracıyla halka kapalı rezerv bölümünü keşfedebilir. Özellikle sonbaharda, eylül ortasından ekim ortasına kadar süren geyiklerin çiftleşme dönemi (böğürme sezonu), doğaseverler için unutulmaz bir deneyimdir; ormanın derinliklerinden yükselen geyik böğürtüleri, bu kadim av arazisine bambaşka bir ruh katar.

Molière, sürgün krallar ve boş saray

Bunca ihtişama rağmen, Chambord tarihinin en büyük ironisi şudur: neredeyse hiç yaşanmadı. Onu yaptıran Kral I. François, koca şatoda ömrü boyunca yalnızca yaklaşık yedi hafta kaldı. Sebebi basitti: dört yüz kırk odalı bu devasa yapıyı ısıtmak neredeyse imkânsızdı ve Sologne’un bataklık, sivrisinekli havası saray hayatına hiç uygun değildi. Şato, kralın ölümünde yarım kalmış hâldeydi.

Chambord fener kulesi

Sonraki yüzyıllarda Chambord, zaman zaman Fransız kralları tarafından kullanıldı. En parlak dönemlerinden biri, Kral XIV. Louis (Güneş Kral) zamanında yaşandı; ünlü oyun yazarı Molière, en meşhur komedilerinden bazılarını (örneğin “Kibarlık Budalası”nı) ilk kez tam da bu şatoda, kral ve sarayı için sahneledi. Daha sonra şato, sürgündeki Polonya Kralı Stanislas Leszczynski’ye ve ünlü komutan Mareşal de Saxe’a tahsis edildi. On dokuzuncu yüzyılda, Fransız tahtının son Bourbon adayı olan “Chambord Kontu”nun mülkü oldu ve nihayet 1930’da Fransız devletinin malı hâline geldi. Yüzyıllar boyunca sık sık boş kalan, bazen ihmal edilen, bazen yağmalanan bu görkemli şato, adeta ihtişam ile yalnızlığın bir arada yaşadığı bir yerdi.

Mona Lisa’yı saklayan şato

Chambord’un tarihindeki en beklenmedik ve en heyecan verici bölümlerden biri, yirminci yüzyılda, İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşandı. Naziler Fransa’yı işgal ederken ve bombalar Paris’i tehdit ederken, Fransızlar en değerli sanat hazinelerini korumak için güvenli bir yer arıyordu. Ve seçtikleri yerlerden biri, uzaktaki bu devasa şato oldu: Chambord.

Château de Chambord gece

Savaş boyunca Chambord, başta dünyaca ünlü Louvre Müzesi olmak üzere Fransız müzelerinden getirilen binlerce paha biçilmez sanat eserinin saklandığı dev bir depoya dönüştürüldü. Bu eserlerin arasında, insanlık tarihinin belki de en ünlü tablosu olan Leonardo da Vinci’nin “Mona Lisa”sı ve antik çağın başyapıtı “Milo Venüsü” de vardı. Yani bir zamanlar Leonardo’nun dehasından ilham alan bu şato, yüzyıllar sonra onun en ünlü eserini Nazilerin yağmasından ve bombalardan korudu. Tarihin bu şiirsel tesadüfü, Chambord ile da Vinci arasındaki gizemli bağı bir kez daha perçinler.

Bugün Chambord’da bir gün

Bugün Chambord, Fransa’nın en çok ziyaret edilen ve en tanınan şatolarından biri. 2019’da beş yüzüncü yıl dönümü büyük bir coşkuyla kutlanan şato, restore edilip döşenmiş odaları, o efsanevi çift sarmal merdiveni, kraliyet daireleri, şapeli ve büyüleyici çatı teraslarıyla ziyaretçileri tam anlamıyla Rönesans çağına götürür.

Şatoyu gezmek, hem içeride hem dışarıda keşfedilecek çok şey sunar. İçeride, merdivenden çıkıp çatı teraslarına ulaşmak ve oradan hem parkın manzarasını seyretmek hem de o taş kulelerin arasında dolaşmak, ziyaretin doruk noktasıdır. Dışarıda ise, geniş park alanında yürüyüş yapmak, bisiklete binmek ya da kanal kıyısında dinlenmek mümkündür. Şato ayrıca yıl boyunca sergilere, ışık gösterilerine ve etkinliklere ev sahipliği yapar.

Kapısını çaldığınızda

Château de Chambord, Fransa’nın orta kesimindeki Loire Vadisi’nde, Blois şehrinin yaklaşık on beş kilometre doğusunda yer alıyor. Paris’e yaklaşık iki saat mesafededir ve arabayla ya da trenle (en yakın istasyonlara kadar) kolayca ulaşılır; genellikle Loire Vadisi şato turlarının vazgeçilmez bir durağıdır. Şatonun girişine yakın birkaç ücretli otopark (P0, P1, P2) bulunur.

Birkaç pratik ipucu: Şatoyu ve parkı hakkıyla gezmek için en az yarım gün ayırmanızı öneririz; sadece şatonun içi bile birkaç saat sürebilir. En iyi dönem, havanın güzel ve kalabalığın daha az olduğu nisan-haziran ile eylül-ekim aylarıdır; yaz akşamlarındaki ışık gösterileri de ayrı bir güzelliktir. Çatı teraslarına ve üst katlara çıkmak için merdivenleri kullanmanız gerekir (asansör ve rampalar ana katlar için mevcuttur), bu yüzden rahat ayakkabılar iyi olur. Parkı keşfetmek isteyenler için bisiklet kiralama ve yürüyüş rotaları vardır. Avrupa Birliği vatandaşı 26 yaş altı ziyaretçiler için giriş genellikle ücretsizdir. Güncel bilet fiyatları, açılış saatleri ve etkinlikler için şatonun resmî sitesini kontrol edin.

Konum: Chambord, Loir-et-Cher, Loire Vadisi, Fransa · Koordinatlar: 47.6161° K, 1.5170° D · Château de Chambord’u Google Haritalar’da aç

Aynı yolda görülecek diğer kaleler

Chambord’u gezdiyseniz, Fransa’nın eşsiz kale ve şato zenginliğini keşfetmeye devam edin. Ülkenin güneyinde, iki bin altı yüz yıllık tarihi ve çift suruyla Avrupa’nın en büyük surlu şehri olan Carcassonne ve Normandiya kıyısında gelgitin ortasında yükselen büyüleyici ada-manastır Mont-Saint-Michel, mutlaka görülmeli. Aynı seride keşfedilmeyi bekleyen diğer Fransız hazineleri arasında; nehrin üzerine kurulu zarif “Kadınlar Şatosu” Chenonceau, Kral XIV. Louis’nin göz kamaştırıcı sarayı Versailles ve Jeanne d’Arc’ın tarihe geçtiği Chinon yer alıyor; yayımlandıkça bağlantılarını buraya ekleyeceğiz.

Chambord, taşa dökülmüş bir Rönesans rüyası. Genç bir kralın hırsıyla yükseldi, bir dâhinin çift sarmal merdivenini içine aldı, gökyüzüne bir çatı köyü kurdu ve Avrupa’nın en büyük av parkını kucakladı; neredeyse hiç yaşanmadı ama Mona Lisa’yı bir savaştan kurtardı. Bir gün o çatı teraslarında durup taş kulelerin ve bacaların arasından Loire ormanlarına baktığınızda, hem bir kralın sınırsız hayal gücünü hem de Rönesans’ın Fransa’daki en görkemli anını aynı anda hissedeceksiniz. Ve büyük ihtimalle, o çift sarmal merdivenden inerken, tıpkı beş yüz yıldır olduğu gibi, bir kez daha başınızı çevirip hayranlıkla bakacaksınız.

Bir İyilik

Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir