INDOCHINA – Tayland Gezisi
İstanbul – Tayland – Kamboçya – Vietnam – Laos – Malezya – Singapur – İstanbul
54 gün (12 şubat 2004 / 06 nisan 2004 ) uçak +otobüs+uçak
Rota :
İstanbul – Bangkok (Tayland) – Siemriep (Kamboçya) – Phnompenh (Kamboçya) -Sihanoukville (Kamboçya) –
Saygon / Ho Chi Minh City ( Vietnam ) – Nha Trang – Hoı An – Hue – Hanoi – Halong körfezi – Vien Tiane ( Laos )
Luang Prabang – Pakbeng – Huay Xai – Chiang Rai (Tayland)- Chiang Mai – Bangkok – Koh Tao (ada) Koh samui
(ada) Krabi – Phuket (ada) – Hat Yai Penang adası / Georgetown (Malezya) – Kuallalumpur -Singapur – Bangkok –
İstanbul
12/şubat/2004 ( İst. / havalimanı )
Günler öncesi meteorolojinin duyurduğu ; İstanbul’un karla kaplanacağı tahmini tuttu. Öğlen öncesi başlayan tipi şeklindeki kar
yağışı şiddetini hiç kaybetmeden sürdürdü. Televizyon başına geçip yol ve hava durumunu izlemeye başladım.
Planladığım gezinin İstanbul- Bangkok THY uçuşu akşam 21:45 ‘ de ve ortalık karla doldu, rüzgar şiddetli. Saat 18:00 gibi Faruk
geldi Tamer’i de alıp yola çıktık. Uçuş bordun da uçak rötarlı gözüküyor.
Bilet bagaj işlemlerini halledip merakla beklemeye koyulduk. Birkaç uçuş iptal edilmiş ve kar Şiddetini hiç kesmedi. Saat 20.00
civarı biniş kapısına girdim. Bir saat on beş dakika gecikmeli olarak uçağa alındık. Uçağın içerisinde de bekleyiş devam etti. 2 kez
uçağın kanatlarına buzlanma için işlem yaptılar. Uzun bir bekleyişten sonra saat 20:00 gibi, yani uçağa bindikten 3 saat sonra pilot
anonsla pist başı yaptı. Heyecanlı bir kalkışla havalandık.
İzleyeceğim rota Bangkok da vize işlerimi halledip hemen Kamboçya’ya geçmek. Oradan Vietnam,Laos yapıp tekrar kuzey Tayland’da
giriş yapıp, gezerek güney Tayland dan Malezya’ya geçip , Singapur yapıp Bangkok dan İstanbul’a dönmek.
13/şubat/2004 1. gün (Bangkok Khaosan road)
10 saatlik uzun ve sıkıcı bir uçuştan sonra (sigarasız) Bangkok havalimanına indik. Çıkış işlemlerini halledip kendimi dışarı attım ve
2 sigara arka arkaya yaktım. Hava odluca sıcak, -2 dereceden 30 dereceye geçtim. Ucuz otellerin bulunduğu (Khaosan) turist bölgesine
gitmek için tıka basa dolu – hepsi gezgin- otobüse bindim. Hava sıcak ve trafik berbat. Uzun, uzun bekleyişlerle caddeye geldik. Acayip
kalabalık, bir kaç yere oda sordum dolu. Akşam üzeri ve caddeye yemek tezgahları kurulmuş, mis gibi kokular burnuma geliyor.
Caddenin sonuna doğru bir oda buldum. Kız 5 usd diyip fiyatı indirmiyor (oda 2 yataklı), yarın sana 3 dolara 1 oda verebilirim dedi. Peki.
Caddenin girişinde bir pankart asılı, 11 – 15 şubat sevgiler günü eğlenceleri diye, yani odalar bundan dolayı dolu. Oda anahtarını alıp,
çantayı bırakıp üzerimi değiştirip caddeye indim. 2 paralel caddeyi turlayıp birkaç seyahat acentesine uğrayıp Laos vizesi için bilgi aldım.
Pazartesi hallederiz dediler.
Laos vizesini alıp hemen rotaya başlayacağım.
Bir büyük meyve suyu içtim. Yemek tezgahlarında genelde balık, tavuk ve sanırım domuz eti yapmaktalar. Pek iştahım yok uçakta doyurdular.
Yalnız tavada kızartılarak yapılan üzerine çikolata dökülen hamur arası muz kızartması yedim, çok da güzeldi.
Odaya dönerken marketten bir büyük bira aldım. Onu içerken uyumuşum. Saat 24:00 geçe kalktım,şuan saat 02 :30 bunları yazıyorum.
Laos vizesi için pazartesini beklemem gerek. Yarın uzun bir gezinti yapacağım.
14/şubat/2004 2. gün (Bangkok)
Öğlene doğru uyandım. Nehir kenarına doğru yürümeye başladım. Hava sıcak ve nem fazla, trafik yoğun.
Büyük tapınağın yanından yürüyüp bir çarşı içine girdim. Buradan nehir kenarındaki bir iskeleden bilet aldım. Ama bu tekne – daha çok sala
benziyor- karşı kıyıya geçiyormuş. Nehir boyunca tur yapan ekspres bot iskelesini bulup bota bindim. Bot nehir boyunca gezinti yaparak –botta
anlatım yapan bir rehber ile- son iskelede indim. Bangkok da bir nevi kanallar şehri, çünkü nehir kolları şehir içerisine kanallar oluşturmakta
ve nehir kenarında yer, yer nehir üzeri tahta evler bulunmakta.
Buradan yürüyerek Çin mahallesine gelip ara sokaklarda dolaştım.
Tekrar indiğim noktaya geri dönüp bota binip başladığım yere döndüm. Çeşit, çeşit yiyecek satan tezgahlar var. Bottan indiğimde bir
çöpe takılı bir deniz mahsulünü yiyemeden atmıştım. Fakat bu kavrulmuş çekirgeler güzel gözüküyor , ulan denesem mi. Ben yine bol,
bol meyve yemeye devam edeyim. İskelenin burası çok renkli, uzun bir süre burada vakit geçirip caddeye dönmek için yürümeye başladım.
Ulusal müzenin bahçesinde yerel halk dansları gösterisi vardı. 1,5 saat izleyip yine bir cadde boyunca yürüyerek büyük bir parka geldim.
Taylı gençler kızlı erkekli toplanmış müzik çalan gurubu dinlemekte. Yani sevgililer günü partisi.
Hava karardı otelin bulunduğu caddeye döndüm. Bir tuk tukcu yanıma yaklaştı. Şu meşhur tay masajı yapılan solanlardan birine
götürebileceğini söyledi. Bende merak etmiyor değilim, peki dedim ve anlaştık. 15 dakikalık bir yoldan sonra salonun olduğu sokağa
geldik. 4-5 salon yan yana. Beni kendi anlaştığı yere soktu. Biraz pazarlıkla anlaşıp odaya çıktım. Meşhur masaj 2 saate yakın sürdü.
İnsan bayağı relax oluyor ! Sevgiler günü , barlar ve sokak acayip kalabalık. Kaldığım pansiyonun caddeye bakan kafesine oturup bende bir
büyük bira söyledim. Geleni geçeni seyrederek biramı içtim.
Bangkok’u şimdilik sevdim renkli ve hareketli bir şehir. Saray ve tapınaklar çok hoş bir mimariyle yapılmış. Tekrar buraya döndüğümde
detaylı olarak şehri gezeceğim. 1 mayısa dönüş biletim var. Umarım param ve vaktim yeter. Aslında istediğim Burmayı da gezmek,
ama bu ülke karadan giriş vermemekte. Para ve zaman yeterse gezebilirim.
Saat gecenin 02: 00 si pencereden cadde gözükmekte. Dışarısı ana baba günü. Sanırım sabaha kadar sevgililer gününü kutlayacaklar.
Bu günü çok iyi bilirdim….
Yarın Laos vizesi için pasaportu verip, Kamboçya için otobüs bileti alacağım. Bir terslik olmasa Salı günü yoldayım.
15/şubat/2004 3. gün Bangkok
Geç kalktım. Sabah kahvaltısı, 2 adet suşi ve meyve suyu. Caddenin sonundaki acenteye gidip vize için pasaportu verip Kamboçya’ya
otobüs biletimi aldım.
Ara sokaklardan gezerek ilginç köprüyü -8. rama- gören büyük parka geldim. Gölge bir bank bulup uzandım.1 saate yakın dinlenip
iskelenin oraya yürüdüm. Bugün pazar, ortalıkta bolca satıcı var. Biraz meyve alıp bir köşede yedim.
Tapınak duvarı boyunca yürüyüp, yere sergi açan satıcıları gezdim. Yanımda çalar saat getirmemiştim, çok ucuza 1 tane aldım. Müze
bahçesinde dans gösterilerini biraz izleyip odaya dönüp biraz dinlendim. Odadan çıkıp arka sokağa gidip 1 çöp şiş tavuk ve küçük bir
sandviçle karnımı doyurdum. Kaldırım üstü içki satan bir bar tezgahında 1 bira 1 margarita içtim. Odaya dönüşte 1 tabakta Pad thai
(sebze ve erişte karışımı bir şey) yedim.
16/şubat/2004 4. gün (Bangkok)
Sokakta karnımı doyurup, devamlı çay içtiğim kaldırım üstüne gittim. Çaycı nereli olduğumu sordu.Türk olduğumu söyleyince tezgahın
oradan bir kap sarımsaklı cacık çıkarttı. Bir kaşık verip tatmamı istedi. Harbiden tam kıvamında olmuş, eski çalıştığı oteldeki şefi öğretmiş.
Çayları içip şehrin kuzeyine doğru yürümeye başladım. Geldiğim meydan demokrasi meydanı imiş. Oturup geleni gideni izlemeye koyuldum.
Biraz sonra yanıma bir tuk tukcu yanaştı. Haritadan gezdireceği yerleri sıraladı. Üç tapınak ve bir Pazar yeri, ucuz fiyat verdi. Önce ayakta duran
Buda heykeli olan bir tapınak, heykelin boyu 30 metreye yakın ve parıl, parıl altın renginde parlıyor.Sanırım altın kaplama.Oradan bir manastır
ve yine güzel bir tapınağı gezdik. Tuk tukcu asıl konuya geldi. 2 tane alışveriş merkezine götüreceğini söyledi. Hindistan’dan biliyorum,
alışveriş olmasa bile komisyon alıyorlar. Benim vaktim çok istersen başka yerlere de götür dedim.
Bir kumaşçı, bir pahalı takıların olduğu yere götürdü. Tabi ki bakıp çıktım. Demokrasi meydanına dönüp büyük tapınağa doğru yürümeye
başladım. İskelenin oradaki yemek tezgahlarının oraya gelip, bir tabak pilav üzerine bazılarını neler olduğunu bilmediğim yemeği yedim.
Bazen soruyorum domuz etimi diye, bazıları cevap bile vermiyorlar, gariplerine gidiyor galiba.
Nehir kenarında çayımı içip pasaportu almak için caddeye geri döndüm.Vize tamam. Yine devamlı çay içtiğim adamın yanına gidip
çayımı söyledim.
Cadde acayip kalabalık, gelen gezginler buradan start alıp rotalarına başlıyorlar. Yani Bangkok bir nevi merkez. Duş alıp sokak
barcısına gidip 2 bira içip odaya geri döndüm. Çantayı hazırlayıp saati sabah 06:00’ya kurdum. Yol Kamboçya’ya 12 saat sürüyor.
17/şubat/2004 5. gün (Kamboçya otobüsü)
Aldığım mini saatim vaktinde çaldı. Sesini yesinler.
Buluşma yerine ilk gelen benim, millet yavaş yavaş gelmeye başladı. 07:15 otobüse bindik.25 kişi var. Otobüs idare eder. Yol Kamboçya
sınırına kadar iyi di, ama sınırdan sonra yol berbattı. Toz toprak içinde bozuk bir yol, minibüsün içi tozdan göz gözü görmüyordu.
Sınır kalabalıktı, tam 2 saatten fazla bir zamanda geçe bildik. Sınırın öbür tarafında bizi taşıyacak firma adamları bizleri alıp 2 minibüse
böldüler. Sınırdan biraz uzakta küçük bir kasabada ihtiyaç ve para bozdurma molası verdik. Döviz bürosunu camında kocaman 2 tane
uyarı levhası el bombası ve silahla girilmez. Hadi silahı anladıkta el bombası ne , millet el bombası mı taşıyor.
Yolda mavin çocuk kırmızı tabelalarla çevrili alanları gösterdi. Buralar mayınlı bölgelermiş, yani temizlenmeyi bekliyorlar.
Aklıma gelmiyor ama korkunç bir rakam olduğunu biliyorum, yani dünyadaki yer altında bulunan mayın sayısı ve mayına basarak
ölen yada sakat kalan en çok çocuklar. Asıl tehlike beyinlere yerleştirilen mayınlar ve bunların temizlenmesi daha güç, etkisi
daha korkunç olacak. En yakını Irakta yapılan savaş veya işgal. Buradaki çocukların aklına yerleşen mayınlar. Ve olayın dışında
olup bu güçlere karşı beyinlere yerleşen nefretler.
Minibüste toza karşı ağızlarımızı bezlerle kapattık. Elimizde bir silahlarımız eksik, gerillalar gibi. Yol 12 saat sürecekti ama 15 saati
buldu. Siemriep de bizi getirdikleri otel 5 dolar. Çantayı alıp daha uygun bir yer aradım. Bir yerle 3 geceliğine 10 dolara anlaştım.
Duşta resmen çamurlu aktı.Pantolon ve tişörtü de bir güzel yıkadım.
Vietnam vizem 28 şubatta başlıyor, yani Kamboçya da 11 gün kalacağım. Buda bana yeter sanırım. Aşağıdan bir büyük bira alıp
içip sızdım.
18/şubat/2004 6. gün (Siemriep)
Şehir küçük ve sakin.Sadece ana yol vızır vızır bisiklet ve motosiklet kaynıyor.
Nehir kenarından yürüyerek şehrin Pazar yerine geldim.Biraz dolandıktan sonra bizim beyaz ekmek tadında ve şeklinde – biraz küçük-
2 ekmek alıp kahvaltı veren bir yere girdim. Sağlam bir kahvaltı yaptım.
Çarşı içinde gezerken kadını biri kova kapağının içine bizim karafatma dediğim böceklere benzer böcekleri doldurmuş satıyor. Ulan
tadı nasıl acaba ?
Otele dönüp akşam üzerine kadar uyudum. Kalkıp yemek için dışarı çıktım. Pasta hane gibi bir yerden muzlu keke benzer bir şey yiyip
kafenin birinde oturup bira içtim.
Televizyonda İlhan Mansız’ın Japonya’ya geliş görüntüleri ve basın açıklaması vardı.
Yarın meşhur tapınak Angkor Wat ve diğer tapınakları gezeceğim. Yani 2 daha burada kalıp, Başkent ve Kamboçya’nın deniz sahilinde
dinlenip Vietnam’a gececeyim. Halk çok güler yüzlü ve yardım sever. Bu halkta diktatörlük zamanında az baskı görmedi. Kamboçya
küçük bir ülke ve tamamen tarıma dayalı bir ekonomileri var, yani sanayi yok.
19/şubat/2004 7. gün (Siemriep)
Öğlene doğru Angkor Wat ve çevresini gezmek için motosikletli bir gençle anlaştık.
İlk durak Angkor Wat. Çevresi su hendeği ile kaplı devasa bir tapınak. Mimari ve taş işlemeleri harika, yapı 12. yüzyıldan kalma ve
neredeyse yüzde yüze yakını ayakta. sıkılmadan 1 saat dolaştım. Buraya giriş ücreti 20 dolar, pahalı ama değermiş.
2. tapınak Bayon tapınağı. Büyüleyici bir yer. Devasa taş bloklar rölyef şeklinde yontulmuş 200 ye yakın yüz şekli. İçeride basmaklara
oturup uzun süre izledim.
Bölge acayip kalabalık, tapınakların bu insanları buraya çekmesi olağan. Birbirinden güzel 4-5 tane daha tapınak gezdim. Fil
kabartmalarını olduğu teras ve cüzamlılar terası harikaydı.Tüm bölge sık bir ormanlık içinde, yani tabiatta harika.
Güneş batmaya yakın, zor bir tırmanışla tepedeki tapınağa çıktık. Angkor Wat’ı tepeden seyirle, kalabalık bir turist topluluğu
ile güneşi batırdık. Bu bölge aklımdan çıkmaz.
Şehre dönüp nehir kenarındaki banklardan birine oturdum. Yorucu ama etkileyici bir gündü ve öğlen yediğim sebzeli omlet harikaydı.
20/şubat/2004 8. gün (Siemriep)
Pazar bölgesine gidip kahvaltı yaptım.
1 karton sigara 1 dolar, bu çok iyi biraz stoklarım. Hafif bağırsaklarda bozukluk var gibi. 20 dolar bozdurup otele doğru hızlı
hızlı yürümeye başladım. Hemen kendimi tuvalete attım. Korkulacak bir durum yok.
Otelden yarın için başkente bilet aldım. Saat 7 de hareket. İnşallah yol kötü değildir. Hava sıcak, öğleni odada geçirdim. Güneye
doğru iniyorum, Saygon’dan sonra kuzeye doğru çıkacağım.
Allah’ dan şu resimli mönüler var. Az çok ne yediğimizi görebiliyoruz. Restoranlarda, dükkanlarda ve hatta sokakları süpürenler
hep kadınlar. Fıkır fıkır 3 tane kadının işlettiği restoranda gidip yemeğimi yedim. Otele dönüp bir büyük bira alıp caddeyi gören
balkon gibi çıkıntıya oturdum.
Kafama takılan ve hesaplayıp durduğum para durumum. Acaba yetirebilecek miyim?.
Tıraş olup çantayı hazırladım ve yanıma çok az tişört almışım, 1-2 tane almam lazım.
Birde, daha ilk başta bulduğum bu pansiyon iyiydi , umarım bundan sonrakilerde iyi olur, gerçi problem değil, suyu aksın
fazla böcek olmasın yeter.
21/şubat/2004 9. gün (Başkent – Phnom Penh)
Sabah otobüs şirketinin arabası gelip beni aldı. Bu güzel.
Yolun yarısı yine berbattı. Feribotla nehri geçeceğim iz yerdeki Pazar yerinde sanırım haşlanmış kaplumbağa ve yarasa
kızartması satıyorlardı. Ve satıcı çocuklar illallah dedirtti.
Öğleden sonra tamda merkezde bilet aldığım şirketin yerine geldik.Yolda dağıttıkları broşürde 2dolara oda olduğu yazıyordu.
Hemen yan taraftaki yerden odayı alıp çantayı bıraktım. Ara sokaklardan geçip nehir kenarına geldim. Geniş bir cadde ve kalabalık.
Güzel bir de saray var.
Nehir kenarında biraz dolaşıp tekrar otelin olduğu yere döndüm. Akşam vakti,iş çıkışı, ortalık vızır vızır motosiklet kaynıyor.Sen onlara
çarpmansan onların sana çarpma ihtimali yok gibi.
Otelin köşesindeki ve nerdeyse tamamı gezgin dolu restoranda oturup hiç çekinmeden bir et kızartma söyledim. Yani et biraz riskli ama
ara sıra yiyeceğim. Yolda maillerimi kontrol ettim ozi dayım ne zaman gelecek diye annesine sorup duruyormuş. Annesi de ona bir çete re
kağıdı hazırlamış, her gün onu işaretliyorlarmış.
Yarın şehri gezmek için detaylı olarak bir gezi yapacağım. Odam küçük, penceresiz ve sıcak.
22/şubat/2004 10. gün (Başkent – Phnom Penh)
Öğlene doğru bir motosikletliyle anlaştım. Bugün Pazar ve ortalık sakin.
İlk durak büyük bir tapınak. Kamboçya’da Budist , ama bildiğim Budizm dinide kendi aralarında ayrılıyorlar. Bir sonraki durağımız
bir hapishane ve toplama kampı. Diktatörlük zamanında, yani Kızıl Kimerler burayı toplama ve işkence merkezi olarak kullanmışlar.
İsmi “ S-21 Toul Sleng ”. İçeride toplu mezar resimleri, işkence aletleri, ve ölenlerin resimleri var.
Oradan büyük bir Pazar yerine geldik ve adamın parasını ödeyip pazara daldım. Bölüm bölüm yiyecek, hediyelik eşya, parçacı dükkanları.
Yiyecek bölümü fena halde kokuyor. Genelde kurutulmuş balık, açıkta satılan etler ve börtü böcek.
Yürüyerek otele dönüp biraz dinlenip nehir kenarına gittim. Akşam vakti, güneş batmak üzere. Tatil olduğundan ortalık burada kalabalık.
Halk çimenler üzerine ve nehir kenarındaki duvara doluşmuş.
Turunculu kırmızılı Budist öğrenciler ve kalabalıkta koca bir fil sahibiyle birlikte dolaşmakta.Renkli bir görüntü. Şu karafatma gibi
böcek satanlardan halk bir poşet alıp oturup afiyetle yiyiyorlar. Böceği ağza atıp içini yiyip kabuğunu tükürüyorlar.
Güneşi batırıp otelin bulunduğu caddeye dönüp, yarın sabah için deniz kenarı şehri olan Sihanoukville otobüs bileti aldım.
23/şubat/2004 11. gün (Sihanoukville)
Rahat ve kısa bir yolculuktan sonra şehre gelip otobüsün indirdiği yerde sahile biraz uzak bir yerle anlaştım. Temiz ve denizi gören
bir terası var. Çantayı bırakıp 500 mt. yürüyüşten sonra sahile geldim.3 güzel küçük plaj var. Saat 16.30 kadar deniz keyfi yapıp
odaya döndüm. Güneş batışını terasta izleyip yemek için sokağa çıktım. L şeklindeki sokakta küçük ama şirin restoranlardan
birinde karnımı doyurdum. Benim kaldığım yer haricinde 2-3 tane daha sahil kenarı var.Fırsat bulursam gidip göreceğim.
Terasta bira içip erkenden yattım.
24/şubat/2004 12. gün (Sihanoukville)
Öğlene kadar oyalanıp, deniz kenarına indim. Dün hava bulutluydu, bugün açık ve daha sıcak.
Hesaplarımı 28 şubat Vietnam girişli olarak hesaplayıp Ankara’dan vizeyi bu tarihe almıştım.Keşke 3 gün önceye alsaymışım.
Şu ana kadar günlük 10 dolar ortalama ile hesabım tutuyor. Ama evdeki hesap her zaman çarşıya uymaz derler ya, bakalım
ne olacak. Sahilde otururken sık sık geriye gittim. Ne kadar kısa imiş.
Odadayım saat 17:35, tuvalette ayna yok, pet şişeyi ortadan kesip odadaki aynayı kullanarak tıraşımı oldum. Saat 22:45
uyumaya çalışacağım.
25/şubat/2004 13. gün (Sihanoukville)
İyicene gevşedim. Deniz keyfi tembelleştirdi. Cumartesiden itibaren, yani Vietnam’a girdikten sonra tempo yine başlayacak.
Vietnamı’da acayip merak ediyorum. Saat 16:45 odada yatak keyfi yapıyorum. Yarın burada son günüm.
Sokak çok sakin. Devamlı aynı yerde yemek yediğim yere gidip akşam yemeğinde balık keyfi yaptım. Koca bir nehir balığı.
Televizyonda, spor programında yarın Valancia-Beşiktaş maçı olduğunu söyledi.
26/şubat/2004 14. gün (Sihanoukville)
Bütün gün deniz kenarındaydım.Son günüm.
Akşam yemeğine kadar kirlileri yıkadım. Yarına biletim öğlen 12:30 da.
Burada bira bardağıyla içtiğim çayları unutamam.
27/şubat/2004 15. gün (Başkent – Phnom Penh)
4 saat’ lik kısa bir yolculuktan sonra aynı otele gelip yerleştim.Yarın sabah için sınıra bilet aldım. 1 gece kalıp yarın Vietnam
sınırına gececeyim.
3 yakın caddelerde gezip nehir kıyısına gidip oturdum.Yine hareketli ve renkli.
3 karton sigara aldım, uzun süre beni idare eder.
Yemek yiyip, 1 bira içip erkenden yattım.
28/şubat/2004 16. gün (Saygon’a yolculuk)
Sabah 07:00 de hareket ettik. Aklımdan geçen, Saygon’a erken varıp gündüz gözüyle biraz dolaşmak isteğiydi. Sanki namusuz
otobüs aklımı okudu. Yolun yarısında 2 kere kayış kopardı ve 40 dakikamızı yedi.
Saat 12:30 gibi Kamboçya- Vietnam sınırına geldik. Hava sıcak Vietnam giriş işlemlerine tek kulübe bakıyor. Pasaportu veren
kenara çekilip bekliyor. Ben başlarda vermiştim, gelen benimkinin üzerine koydu. Adam sıradan değil üstten gidiyor, umurun
damı, onun için hepsi pasaport. Bir ara panik olmadım değil, nerede ulan bizim pasaport. Tam 2,5 saat sonra pasaportu aldım.
Buradan itibaren bizi götürecek otobüse binip yola koyulduk. Akşamüzeri Saygon’a geldik. Bizi getiren firma Vietnam’ın en çok
tanınan turist şirketi. Bizi merkeze getirdi. Kısa bir turdan sonra 3 dolara bir yer buldum.
Dışarı çıkıp dolaşmaya başladım. Bu şehre boşuna doğunu incisi demiyorlar. Caddeler yapılar harika.
Şehrin asıl ismi HO CHİ MİNH CİTY yani Vietnam’ın kurucusu. Bu memlekette az acı çekmedi. Fransız sömürgesine karşı verilen
savaş, kuzey – güney savaşı ve Amerikanın dahil olduğu o acımasız Vietnam savaşı.
Otelin olduğu caddeye dönüp aynı turizm şirketinden yarın için Vietkong gerilla tünellerinin ( CU CHİ) olduğu orman tur bileti aldım.
Birde çarşıda gördüğüm bir içecekten bir şişe aldım. İçmek için değil, içerisinde kobra yılanı var. Bunu alırken çok düşündüm.
Çünkü alınan her şişe bir yavru kobranın öldürülmesi demek, fakat aldım.
Neyse, yarinki tur sabah erkenden hareket edecek. Yorgunum ve erkenden yatacağım.
29/şubat/2004 17. gün (Saygon, Gerilla tünelleri)
1,5 saatlik yolculuktan sonra ormanlık alana geldik. Önce bir odada video eşliğinde bir anlatım yapıldı.Tüneller yerin altına
12 metreye kadar iniyormuş. Uzunluğu 240 km. civarında ve içerisinde hasta hane , mutfaklar, silah yapım atölyeleri, yatakhaneler
,yani tam teşekküllü.
Bir rehber eşliğinde bu yerleri gezmek için alana girdik. Alan, savaşın geçtiği bir bölge. İlk gördüğümüz bir tuzak. İçine dik olarak
bambu mızraklar yerleştirilmiş, yüksekliği 2 metre civarında bir tuzak. Diğer bir alanda gördüğümüz bubi tuzakları acayip ilginçti.
Bir terk edilmiş Amerikan tankı gördükten sonra bir delikten tünellere girdik. Oldukça dar, iki büklüm, ellerimiz yerde 10 dakikaya
yakın gezdik.
Birde, Amerikan 23. piyade alayı yanlış hesaplamalarla bu tünellerin bulunduğu alana karargah kurmuş. Gece tünellerden çıkan
gerillalar piyade alayını fena halde bozguna uğratmışlar. Kısacası Amerika bu bataklıktan çıkamadı. Biz bile bu kısa gezide etkilendik.
Tur öğleden sonra bitti. Etkileyiciydi.
Saygon caddelerine geri dönüp, posta hane binasının olduğu yere geldim. Binanın mimarisi ve içi oldukça güzeldi. Hemen karşı
köşedeki kilise binası ve diğer caddedeki tiyatro yapısı da aynı güzellikte. Birde küçük bir cami gördüm ismi Rahim cami idi.
Caddeler acayip temiz, geniş ve çok güzel kafelerle dolu. Bu şehri sevdim.
Yarın için tam gün tur bileti aldım. Hindiçin yarım adasına hayat veren Mekong nehrinin denize döküldüğü “ Mekong delta turu
“ gezi için. Bölge halkı için 9 başlı ejderha diye adlandırılan ve labirent gibi kolları olan büyük bir delta ve köyleri gezeceğiz.
Umarım güzel olur.
Kendimi biraz yorgun hissediyorum 2 saat dinlenip şehri gece gözüyle gezmeye çıkacağım. Bu ülke bana ekonomik, siyasi ve
kültürel olarak güçlü bir ülke görünümü vermekte. Gerçi fazla bir bilgim yok, ama en azından paralarında bizimkinden 3 sıfır eksik.
Nüfus 80 milyon ve çoğunlukla tarım yapılmakta.
Şehir gecede bir güzel, ışıl ışıl.
Kaldığım caddede bir kafe gözüme kestirip, bira içerek geleni geçeni izledim.
01/mart/2004 18. gün (Saygon, Delta turu)
Çok zevkli bir turdu. Sabah 08:30 hareketle saat 10:00 da nehir kenarındaki My Tho köyüne geldik.Otobüsten inip nehir teknesine
bindik. Orta boy bir tekne. Sabah vakti, tekneler yanaşmış çeşit çeşit balık indiriyorlar. Deltanın olduğu bölgeye gelip tekne değiştirdik.
4 lü olarak 4 tekneye bölündük. Dar kanallar arasında zevkli bir seyirle önce Hindistan cevizi kabuğundan el işi hediyelik eşya yapan
bir atölyeye geldik. Buradan tekrar büyük tekneye binip, adalar turu yaparak daha küçük dar uzun kayıklara bindik. Oldukça dar
kanallar içinde harika bir manzara eşliğine gezinti yaparak ağaçlar arasında saklı bir köye geldik. Burada ballı çay ikramı ve bolcana
tropik meyve eşliğinde geleneksel müzik dinletisi izledik. Büyük bir kafesin içindeki piton yılanını boynumuza dolayarak resim çektirdik.
Gerçekten yılan denen hayvan soğukmuş.
Tekrar dar kanallarda gezinti yaparak büyük tekneye binip başlangıç noktasına geri döndük. Otobüse binip oteller bölgesinde geziyi
noktaladık. Caddede bir panik, zabıta kaldırım üstü tezgahlara baskın yapmış, tezgahçıları kovalıyor.
Turizm firmasına gidip kombine bir bilet aldım. Bu bilet başkente kadar indi bindi yapabileceğim açık bir bilet. Yarın içinde sahil kasabası
Nia-Çang (Nha Trang) için bilet aldım.
Karnı doyurup erkenden yattım. Otobüs yarın 07:30 da.
02/mart/2004 19. gün (Nia-Çang)
Saygon’u çok sevdim ve 3 gece yetmedi sanırım.
Saat 07:30 da hareket ettik. Yer yer deniz sahili boyunca ve bazı yerlerde otellere yolcu bırakarak rahat bir yolculukla saat 18.00 vardık.
Bir otelle anlaşıp – şimdiye kadarki en geniş oda- çantayı bırakıp sahile indim. Şehrin çok uzun ve geniş bir sahili var. Sahil caddesi boyunca
yürüyüş yapıp bir restoranda çorba söyleyip içindeki uzun erişteleri çubuklarla yemeğe çalıştım. Ulan bir türlü doğru dürüst beceremiyorum.
Otele dönerken peynirli bir sandviç yaptırdım.
3 gündür erken kalkıyorum yarın sabah yatak keyfi yapacağım.Şehrin pek gezilecek yeri yok, sahilde denize gireceğim.
03/mart/2004 20. gün (Nia-Çang)
Ulan şortu diğer otelde unutmuşuz,İlk fireyi verdik. Sabah sabah gidip dandik bir şort aldım.
Deniz soğuk ve hava kapalı. Sahil fazla kalabalık değil, zaten o kadar geniş bir sahil ki kalabalığı gösterecek gibi değil. Öğleden sonra hava
biraz bozdu. Otele dönüp odayı boşaltıp çantayı resepsiyona verdim. Sahildeki kafelerden birine oturup otobüs kalkışa kadar bira içip vakit
geçirdim. Saat 18:30 da otobüs hareket etti. Yol 11 saat gibi yani sabah Hoi An da olacağım. Allah’tan otobüsler tam dolmuyor.
04/mart/2004 21. gün (Hoi An)
Bütün gece uyumuşum. Yani rahat bir yolculuk oldu.
Sabah 07:00 gibi şehre geldik. Çantayı otobüs şirketinde bırakıp şehri gezmeye başladım. Bir şehir ancak bu kadar şirin olabilir. Dar sokaklar,
minik minik dükkanlar, çok renkli Pazar yeri. Bir sürü resim galerisi, hediyelik eşya satan – çoğu el yapımı tahta işler – dükkanlar, terzi ve
padoglar. Birde çok güzel bir köprü.
Aynı sokaklardan defalarca geçtim. Beğendiğim minik kafelerde çay, bira içtim. 6 saat boyunca bıkıp usanmadan gezip bol bol resim çektim.
Bir de 2 olay enteresandı. İlki restoranın birinde mönüde “ Turkhis köfte “ yazıyordu. İkincisi yemek yediğim bir yerde garson çocuk nereli
olduğumu sordu. Türk olduğumu söyleyince bana 1 doların kaç tl olduğunu sordu. Meğerse Türkün biri 20 milyon para vermiş. Abi al bu parayı
bana dolar ver. Acaba hangi akıllı verdi bu parayı.
Saat 13:30 da otobüs hareket etti. Gideceğim şehir Hue. Yol manzaralı ve kısaydı, 3,5 saat sonra şehre geldik. Merkezde ucuz ve birazda kötü
bir otelle anlaştım.
Nehir kenarına yürüyüp, köprüyü geçip Pazar yerini dolaşıp tekrara merkeze geldim. Bir yer bulup balık ve bira içip karnımı doyurdum. Bu şehir
gezginlerin rüyası olarak geçi yor, çünkü çok eski olan 200 yıllık pembe kent burada. Yarın bende burayı gezeceğim.
Yarın akşam için otobüs biletimi Başkent için okeylettim. Bugün epey yoruldum. Sabahtan beri dolanıyorum. Odam en üst kat. Gece yatağa girdim,
tepemdeki tavan tahtadan ve tıkır tıkır fareler dolaşıyor. İnşallah cesaret edip odaya girmezler.
05/mart/2004 22. gün (Hanoı otobüsü)
Sabah 11 de kalkıp sağlam bir kahvaltı yaptım.
Otobüs kente 17:30 da vardı. Nehir kenarına inip biraz yürüdüm. Tekne turu yapıp yapmamakta karasız kaldım ve yapmadım. Köprüyü geçip
Pazar yerine gidip resim çekip 200 yıllık eski kente doğru yürümeye başladım. Giriş 4 dolar verdik. Yaklaşık 2 saat gezdim. Birkaç sağlam
yapı harici çok geniş bir alan ve Çin tarzı işlemeli yapılar harika.
Nehir kenarına gelip çay molası verdim. Otobüs kalkış yerine gelip beklemeye koyuldum.Başkente yolculuk yaklaşık 14 saat sürecek.
06/mart/2004 23. gün (Hanoi)
Sabahın köründe 05:00 gibi kente vardık. Otobüs şirketinin getirdiği otel 10 dolar, beni aşar.
Her yer kapalı, Haritadan göl kenarını bulup geldim. Vietnamlılar gölün kenarında müzik eşliğinde jimnastik yapıyorlar.Oturup milleti izlemeye
koyuldum. Hava aydınlanınca otelleri dolaşmaya başladım,
Hepsi yüksek fiyat çektiler. Tam ümidi kesmişken bir ayakçı yanıma yaklaştı sana ucuz yer bulurum dedi. Peki diyip peşine takıldım.
3 dolara tuvaleti duşu içinde temiz bir yer. Kafayı koyar koymaz uyumuşum.
Saat 11 gibi kalkıp sağlam bir duş aldım. Önce, dünya mirası kapsamında koruma altına alınmış olan Halong körfezi için tur araştırması yaptım.
2 gece 3 günlük, 1 gecesi tekne 1 gecesi adada kalmak üzere yer ayırttım. Ayın onu içinde Laos’a otobüs bileti ayırttım.Kömürde ızgara
köfte yapan bir yer buldum.Hemen gidip 1 büyük ekmek alıp köfteci dükkanına gelip 1 porsiyon söyledim.Köfteleri ekmeğin içine yerleştirip
dürüm yaptım. Ben yiyiyorum millet bana bakıyor
Göl kenarında bir tur atıp ara sokaklardan nehir kenarına geldim. Geçtiğim yerler kentin varoşları, pek perişan bir görüntü var. Tekrar gölün
oraya dönüp, gölün ortasında bulunan bayağı eski bir tapınağı gezdim.
Posta haneye gidip eve telefon ettim. Annem telefonda “ oğlum sesin derinden geliyor “ anacığım dünyanın bir ucundayım. 1 saat sonra
tekrar arayacağımı, oziyi bize getirmesini söyledim. 1 saat sonra ozi telefonu açtı. “ede sen neredesin” diye hesap soruyor.
Göl kenarında biraz oturup otele dönmek için ara sokaklara daldım.Ulan caddeler birbirine benziyor ve ben otelin kartını odada unutmuşum.
Dolanıp durdum, bir o caddeye bir bu caddeye girip duruyorum, aklımda kalan otelin çıkış kapısının karşısında kuyumcu dükkanlarının olduğu.
Son anda rezervasyon yaptırdığım şirketi bulup çaprazındaki oteli bulabildim.
Dinlenip, aldıklarımı bırakıp bizim köftecinin yolunu tuttum. Giderken 1 adet domates aldım. Ulan bizim köfteci akşam işi başka bir yemeğe cevirmiş.
Çocuğa hani lan köfteler diyiyorum, suratıma bakıyor.
Sokakta kaldırım üstü bidondan bira veren bir kadın satıcı var . Bu yeri gözümü kestirmiştim. Küçük küçük tabureleri sokağa koymuş
bira satıyor. Bende bidonun sonuna yetişmişim , bir bardak içebildim, ucuz bir bira. Kamboçya’da da burada da çoğunlukla kadınlar dükkan
işlerine bakıyorlar, her halde erkekler tarla ve fabrikalarda çalışıyorlar.
Bu bölge oldukça hareketli ve renkli, özellikle göl kenarı ve bende göl kenarında bir tur atıp otele döndüm. Erkenden yattım.
