Markab Kalesi: Akdeniz’e Bakan Siyah Bazalt Kale
Suriye’nin Akdeniz kıyısında, Baniyas şehrinin hemen güneyinde, denizden yaklaşık 360 metre yükselen sönmüş bir volkanik tepenin zirvesinde, siyah taşlardan örülmüş devasa bir kale yükselir. Uzaktan bakıldığında koyu renkli surları ve yuvarlak kulesiyle adeta tepenin bir parçası gibi görünen bu yapı, Haçlı döneminin en güçlü kalelerinden biridir. Markab Kalesi, Avrupalı kaynaklarda Margat adıyla bilinir ve bir zamanlar Hastane Şövalyeleri’nin Suriye’deki en önemli merkezlerinden biriydi.
Markab’ın en dikkat çekici özelliği, bölgenin volkanik geçmişinden kalan siyah bazalt taşlarıyla inşa edilmiş olmasıdır. Bu koyu taşlar, kaleye Orta Doğu’daki diğer kalelerden çok farklı, ağırbaşlı ve biraz da kasvetli bir görünüm kazandırır. Kale, 1188’de Selahaddin Eyyubi’nin seferine direnmeyi başarmış, ancak 1285’te Memlük Sultanı Kalavun’un uzun ve ustaca yürütülen kuşatmasına dayanamamıştır. Bu yazıda Markab Kalesi’nin tarihini, mimarisini ve ziyaret için bilinmesi gerekenleri ayrıntılı biçimde anlatıyoruz.

İçindekiler
- Markab Kalesi Hakkında Genel Bilgiler
- Volkanik Bir Tepede Stratejik Konum
- Markab Adının Anlamı
- Kuruluş: 1062 ve İlk Yıllar
- Mazoir Ailesi ve Haçlı Yönetimi
- Hastane Şövalyeleri ve Margat
- 1188: Selahaddin’e Direnen Kale
- 1285: Kalavun’un Kuşatması
- Sultan Kalavun Kimdir?
- Baybars ve Markab
- Memlük ve Osmanlı Dönemleri
- Volkanik Tepe ve Bazaltın Hikâyesi
- Bazalttan Bir Kale: Mimari
- Haçlı Mimarisinde Avrupa ve Doğu Etkileri
- Kalede Neler Görülür?
- Şapel ve Freskler
- Araştırmalar ve Koruma Çalışmaları
- Güncel Durum ve Seyahat Uyarıları
- Ziyaret Bilgileri
- Nasıl Gidilir?
- Askeri Tarikatlar ve Haçlı Kaleleri
- Suriye Kıyılarının Savunma Sistemi
- Çevredeki Tarihi Yerler
- Margat’ta Gündelik Hayat
- Fotoğraf ve Gezi İpuçları
- Neden Markab Kalesi?
- Hangi Mevsimde Gidilmeli?
- Kimler İçin Uygun?
- Yakındaki Diğer Kaleler
Markab Kalesi Hakkında Genel Bilgiler
Markab Kalesi (Arapça Kal’at el-Markab), Suriye’nin Tartus vilayetinde, Baniyas şehrinin yaklaşık 5-6 kilometre güneyinde yer alır. Kale, Akdeniz kıyısına çok yakın, kıyı şeridine paralel uzanan sönmüş bir volkanik tepenin zirvesine kurulmuştur. Tepenin denizden yüksekliği yaklaşık 360 metredir ve kaleden Akdeniz’in, kıyı ovasının ve iç kesimlerdeki Nusayriye Dağları’nın geniş bir manzarası görülür.
Koordinatlar: 35.1517° K, 35.9489° D
Google Haritalar’da Markab Kalesi
Kale, üçgene yakın bir plana sahiptir ve tepenin zirvesindeki geniş düzlüğü kaplar. Kalenin güney ucunda, en güçlü savunma yapılarının bulunduğu iç kale yer alır; iç kalenin merkezinde ise devasa yuvarlak bir kule (donjon) yükselir. Kalenin kuzey kısmında ise bir zamanlar küçük bir kasabanın bulunduğu geniş bir dış avlu uzanır. Kalenin toplam alanı oldukça geniştir; bazı kaynaklara göre Markab, Krak des Chevaliers’den bile büyük bir alana yayılır.
Markab Kalesi, Suriye’nin Haçlı kaleleri arasında Krak des Chevaliers ve Selahaddin Kalesi ile birlikte en önemli üçlüyü oluşturur. Ancak bu iki kaleye göre daha az ziyaret edilen Markab, siyah bazalt mimarisi ve deniz manzarasıyla kendine özgü bir karaktere sahiptir.
Volkanik Bir Tepede Stratejik Konum
Markab’ın konumu, hem savunma hem de denetim açısından son derece avantajlıydı. Kale, Akdeniz kıyısı boyunca kuzeyden güneye uzanan ana yolun hemen üzerinde yer alıyordu. Bu yol, Antakya ile Trablus arasındaki Haçlı topraklarını birbirine bağlayan önemli bir güzergâhtı. Markab’ı elinde tutan güç, bu kıyı yolunu kontrol edebiliyor ve geçen kervanlardan, ordulardan ve yolculardan haberdar olabiliyordu.
Kalenin üzerinde durduğu volkanik tepe, doğal bir savunma kalesi gibidir. Tepenin yamaçları dik ve kayalıktır; yalnızca güney tarafı görece yumuşak bir eğime sahiptir. Bu nedenle kalenin en güçlü savunma yapıları, güney tarafına yoğunlaştırılmıştır. Tepenin zirvesinden denize kadar uzanan geniş görüş alanı, gemi hareketlerinin de izlenmesine imkân tanıyordu.
Markab Adının Anlamı
“Markab” adı, Arapça’da “gözetleme yeri” ya da “gözcü kulesi” anlamına gelen bir kökten türemiştir. Bu ad, kalenin konumunu ve işlevini çok iyi özetler: Tepenin zirvesinden geniş bir alan gözetlenebiliyordu. Haçlılar ise kaleyi “Margat” olarak adlandırmıştır; bu ad, Arapça adın Avrupa dillerindeki bir uyarlamasıdır.

Kuruluş: 1062 ve İlk Yıllar
Markab Kalesi’nin kuruluşu, Haçlı Seferleri’nden önceye, 11. yüzyılın ortalarına uzanır. Arap kaynaklarına göre kale, 1062 yılında yerel Müslüman yöneticiler tarafından inşa edilmiştir. Bu dönemde Suriye’nin kıyı bölgeleri, Bizans İmparatorluğu, Fatımi Halifeliği ve yerel emirler arasında çekişmeli bir alan durumundaydı. Markab’ın inşası, yerel güçlerin bu çalkantılı ortamda kendilerini korumak için tahkimat ihtiyacını yansıtır.
Kurulduktan kısa süre sonra kale, bölgedeki güç mücadelesinin bir parçası hâline geldi. 1104 civarında Bizans kuvvetlerinin kaleyi ele geçirdiği ve bir süre elinde tuttuğu bilinmektedir. Ancak Bizans’ın bölgedeki hâkimiyeti uzun sürmedi. 12. yüzyılın başlarında kale yeniden el değiştirdi ve sonunda Haçlıların eline geçti.
Kalenin bu erken döneminden kalan yapılar, sonraki yüzyıllarda yapılan kapsamlı yeniden inşalar nedeniyle büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Ancak kalenin bazı temel duvarlarında ve dış surların bazı kesimlerinde, Haçlı öncesi döneme ait olabilecek yapım izleri araştırmacılar tarafından tespit edilmiştir.
Mazoir Ailesi ve Haçlı Yönetimi
1118 civarında Antakya Prensi Roger, Markab’ı ele geçirerek Antakya Prensliği’nin topraklarına kattı. Kale, prenslik tarafından Mazoir ailesine tımar olarak verildi. Mazoir ailesi, yaklaşık yetmiş yıl boyunca Markab’ı ve çevresindeki toprakları yönetti. Bu dönemde kale genişletildi ve güçlendirildi.
Ancak 12. yüzyılın ikinci yarısında Mazoir ailesi, kaleyi savunmak ve bakımını sürdürmek için gereken muazzam masrafları karşılamakta zorlanmaya başladı. Müslüman güçlerin, özellikle Nureddin Zengi ve ardından Selahaddin Eyyubi’nin artan tehdidi karşısında, büyük kalelerin savunması çok sayıda asker ve büyük kaynaklar gerektiriyordu. Bu kaynakları sağlayabilecek tek güç, askeri tarikatlardı.
Hastane Şövalyeleri ve Margat
1186 yılında Bertrand le Mazoir, Markab Kalesi’ni Hastane Şövalyeleri’ne (Hospitaller) devretti. Hastane Şövalyeleri, Kudüs’te hacılara bakmak amacıyla kurulmuş, ancak zamanla Haçlı devletlerinin en güçlü askeri örgütlerinden birine dönüşmüş bir tarikattı. Tarikat, Avrupa’daki geniş toprak varlıklarından elde ettiği gelirlerle büyük kaleleri savunacak kaynaklara sahipti.
Hastane Şövalyeleri, Margat’ı devraldıktan sonra kalede kapsamlı bir yeniden inşa programı başlattı. Bugün görülen kalenin büyük bölümü, bu dönemde, 12. yüzyılın sonları ile 13. yüzyılın başlarında inşa edilmiştir. Tarikat, kalenin güney ucuna devasa yuvarlak kuleyi ve onu çevreleyen güçlü surları ekledi. Bu yapılar, Haçlı askeri mimarisinin en olgun örnekleri arasında yer alır.
Margat, kısa süre içinde Hastane Şövalyeleri’nin Suriye’deki en önemli merkezlerinden biri hâline geldi. Kale, tarikatın bölgedeki yönetim merkezi olarak kullanıldı ve tarikatın üst düzey yöneticileri burada bulundu. Kalede yaklaşık bin kişilik bir garnizonun bulunduğu ve beş yıl yetecek kadar erzak depolandığı aktarılır. Bu rakamların abartılı olabileceği belirtilse de kalenin büyüklüğü ve önemi hakkında bir fikir verir.

1188: Selahaddin’e Direnen Kale
1187’de Hıttin Savaşı’nın ardından Selahaddin Eyyubi, Haçlı topraklarına yönelik büyük bir sefer başlattı. 1188 yazında Suriye kıyılarındaki Haçlı kaleleri ve şehirleri birbiri ardına düştü. Lazkiye, Cebele ve Sahyun gibi önemli noktalar kısa sürede Eyyubi ordusunun eline geçti. Ancak Markab, bu seferden etkilenmeyen az sayıdaki kaleden biri oldu.
Kaynaklara göre Selahaddin, Markab’ın önünden geçerken kalenin ne kadar güçlü olduğunu görmüş ve onu kuşatmanın uzun ve maliyetli olacağını değerlendirerek saldırmaktan vazgeçmiştir. Kalenin hâkim konumu, güçlü surları ve büyük garnizonu, Eyyubi ordusunun ilerleyişini durdurmasa da onu kuşatmaktan caydırmaya yetmiştir. Hatta kaleden atılan oklar ve deniz yoluyla destek gönderen Haçlı gemileri, Eyyubi ordusunun kıyı yolundan geçişini zorlaştırmıştır.
Markab’ın 1188’de direnmesi, Haçlıların Suriye’nin kuzeyindeki varlığını sürdürebilmesinde önemli bir rol oynadı. Kale, sonraki yaklaşık bir asır boyunca Hastane Şövalyeleri’nin elinde kalmaya devam etti.
1285: Kalavun’un Kuşatması
13. yüzyılın ikinci yarısında Memlük Sultanlığı, Haçlı devletlerinin geri kalan topraklarını sistematik bir şekilde ele geçirmeye başladı. Sultan Baybars, 1271’de Krak des Chevaliers’yi aldı; ancak Markab’ı almayı başaramadı. Baybars’ın ardından Memlük tahtına geçen Sultan Kalavun, Haçlılara karşı mücadeleyi sürdürdü ve Markab’ı hedef aldı.
Nisan 1285’te Kalavun, büyük bir orduyla Markab’ı kuşattı. Kuşatma, Orta Çağ kuşatma savaşının en dikkat çekici örneklerinden biri olarak tarihe geçti. Memlük ordusu, kalenin çevresine çok sayıda mancınık yerleştirerek surları ağır bir bombardımana tuttu. Ancak kalenin güçlü surları ve yuvarlak kulesi, bu bombardımana uzun süre direndi.
Bunun üzerine Memlük lağımcıları, kalenin güney tarafındaki surların altına tüneller kazmaya başladı. Lağımcılar, kalenin güneydoğu kulesinin altına derin bir tünel açtı ve tünelin destek kirişlerini yakarak kulenin bir bölümünün çökmesini sağladı. Kaynaklara göre Memlükler, Hastane Şövalyeleri’nin temsilcilerini kazdıkları tünelleri görmeye davet ederek kalenin artık savunulamayacağını göstermiş ve onları teslim olmaya ikna etmiştir.
Mayıs 1285’te, yaklaşık bir aylık kuşatmanın ardından Hastane Şövalyeleri, kaleyi teslim etmeyi kabul etti. Kalavun, garnizonun kaleyi güvenli bir şekilde terk etmesine izin verdi; şövalyeler Trablus ve Tartus’a çekildi. Markab’ın düşüşü, Haçlıların Suriye’deki son büyük kalelerinden birinin kaybedilmesi anlamına geliyordu. Birkaç yıl sonra, 1291’de Akka’nın düşüşüyle Haçlı devletleri tarihe karıştı.

Sultan Kalavun Kimdir?
Markab’ı ele geçiren Sultan Seyfeddin Kalavun, Memlük Sultanlığı’nın en önemli hükümdarlarından biridir. Kıpçak Türkü kökenli olan Kalavun, genç yaşta köle olarak Mısır’a getirilmiş ve Memlük askeri sistemi içinde yükselerek önce emir, ardından 1279’da sultan olmuştur. Kalavun, 1290’daki ölümüne kadar Mısır ve Suriye’yi yönetti.
Kalavun’un hükümdarlığı, Memlüklerin hem Haçlılara hem de Moğollara karşı başarılı mücadeleleriyle öne çıkar. 1281’de Humus yakınlarında İlhanlı Moğol ordusunu yenerek Suriye’yi Moğol tehdidinden korudu. Haçlılara karşı ise sistematik bir kuşatma politikası izleyerek Markab (1285) ve Trablus (1289) gibi önemli noktaları ele geçirdi. Kalavun, Akka’yı kuşatmaya hazırlanırken öldü; Akka’yı 1291’de oğlu Halil aldı.
Kalavun, aynı zamanda büyük bir inşaat programıyla da tanınır. Kahire’deki Kalavun Külliyesi, bir hastane, bir medrese ve bir türbeden oluşan muhteşem bir yapı topluluğudur ve Memlük mimarisinin en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilir. Kalavun’un kurduğu hanedan, yaklaşık bir asır boyunca Memlük tahtında kaldı.
Baybars ve Markab
Kalavun’dan önce Memlük Sultanı Baybars da Markab’ı ele geçirmek istemişti. Baybars, 1260’lı ve 1270’li yıllarda Haçlı kalelerine karşı başarılı seferler düzenlemiş, Kayseriye, Arsuf, Safed, Antakya ve Krak des Chevaliers gibi önemli noktaları almıştı. Ancak Markab, Baybars döneminde ele geçirilemedi. Baybars’ın 1270’lerde Markab’a karşı düzenlediği girişimler, kalenin güçlü savunması ve kötü hava koşulları nedeniyle başarısız oldu.
Bu başarısızlık, Markab’ın Haçlı kaleleri arasında ne kadar güçlü bir yapı olduğunu gösterir. Krak des Chevaliers’nin 1271’de düşmesinden sonra Markab, Hastane Şövalyeleri’nin Suriye’deki en önemli kalesi hâline geldi ve yaklaşık on beş yıl daha direnmeye devam etti.
Memlük ve Osmanlı Dönemleri
Kalavun, kaleyi ele geçirdikten sonra onu yıkmak yerine onarmayı ve güçlendirmeyi tercih etti. Lağımcılık sırasında çöken güney kulesi, Memlükler tarafından yeniden inşa edildi. Bu yeniden inşa edilen kulede, Memlük dönemine ait bir kitabe bulunur. Memlükler, Markab’ı bölgedeki önemli bir askeri ve idari merkez olarak kullandı. Kale, bir dönem Memlük valilerinin ikametgâhı oldu.
Memlük döneminde kalenin içine bir cami de eklendi. Haçlı şapeli ise farklı amaçlarla kullanılmaya başlandı. Kale, Memlüklerin kıyı savunma sisteminin bir parçası olarak, olası yeni Haçlı saldırılarına ve Akdeniz’den gelebilecek deniz akınlarına karşı bir gözetleme noktası işlevi gördü.
16. yüzyılda bölge Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetimine girdi. Osmanlı döneminde Markab’ın askeri önemi giderek azaldı; kale, yerel yöneticiler tarafından kullanıldı ve zamanla kalenin dış avlusunda küçük bir köy gelişti. 20. yüzyılın ortalarına kadar kalenin içinde insanlar yaşamaya devam etti. Daha sonra köy halkı kaleden çıkarılarak yapı koruma altına alındı.
Volkanik Tepe ve Bazaltın Hikâyesi
Markab’ın üzerinde durduğu tepe, milyonlarca yıl önce bölgede meydana gelen volkanik faaliyetlerin bir ürünüdür. Suriye’nin kıyı bölgesinde ve iç kesimlerinde, özellikle Havran ve Golan bölgelerinde geniş bazalt alanları bulunur. Bu bazalt alanları, eski volkanik patlamaların bıraktığı lav akıntılarının soğuyup katılaşmasıyla oluşmuştur.
Bazalt, sertliği ve dayanıklılığı nedeniyle bölgede binlerce yıldır yapı malzemesi olarak kullanılmıştır. Güney Suriye’deki Busra şehri ve çevresindeki pek çok antik yapı, tamamen bazalttan inşa edilmiştir. Markab’ın yapımcıları da bu geleneği sürdürerek kaleyi, tepenin kendi taşından inşa etmişlerdir. Bu durum, kaleye hem büyük bir dayanıklılık hem de çevresiyle bütünleşen bir görünüm kazandırmıştır.
Bazaltın işlenmesi, kireç taşına göre çok daha zordur. Taş ustaları, bu sert taşı kesmek ve şekillendirmek için özel aletler ve büyük emek harcamak zorundaydı. Markab’ın büyük ve düzgün kesilmiş bazalt blokları, Haçlı ve yerel ustaların bu zorlu malzemeyle çalışmadaki ustalığını gösterir. Kalenin surlarına yakından baktığınızda, bazaltın gözenekli yüzeyini ve taşların arasındaki ince birleşim yerlerini görebilirsiniz.
Bazalttan Bir Kale: Mimari
Markab Kalesi’nin en belirgin mimari özelliği, neredeyse tamamen siyah bazalt taşlarıyla inşa edilmiş olmasıdır. Bazalt, volkanik kökenli, son derece sert ve dayanıklı bir taştır. Kalenin üzerinde durduğu tepe de volkanik kökenli olduğundan, inşaatta kullanılan taşlar doğrudan bölgeden temin edilmiştir. Bazaltın sertliği, kaleyi mancınık atışlarına karşı dayanıklı kılarken, işlenmesinin zorluğu nedeniyle yapımda büyük emek gerektirmiştir.
Kalenin bazı bölümlerinde, özellikle kapılarda, pencere çerçevelerinde ve şapelde, açık renkli kireç taşı da kullanılmıştır. Siyah bazalt ile beyaz kireç taşının bir arada kullanılması, bazı bölümlerde çarpıcı bir renk kontrastı yaratır. Bu teknik, bölgedeki İslam mimarisinde de yaygın olarak görülen “ablak” süsleme anlayışını hatırlatır.
Kalenin planı, üçgene yakın bir biçime sahiptir ve tepenin zirvesindeki düzlüğü takip eder. Kale, çift sur sistemiyle çevrilidir. Dış surlar, kalenin geniş dış avlusunu kuşatırken, iç surlar güney ucundaki iç kaleyi çevreler. Surlar boyunca, belirli aralıklarla yarım yuvarlak ve dikdörtgen kuleler yer alır.
İç kalenin merkezinde yükselen büyük yuvarlak kule (donjon), Markab’ın en etkileyici yapısıdır. Yaklaşık 20 metre çapındaki bu kule, kalın bazalt duvarları ve birden fazla katıyla kalenin son savunma noktasıydı. Kulenin yuvarlak biçimi, mancınık taşlarının duvardan sekmesini sağlayarak hasarı azaltmak için tercih edilmiştir. Kulenin üst katından, Akdeniz’in ve kıyı ovasının muhteşem manzarası görülür.
Haçlı Mimarisinde Avrupa ve Doğu Etkileri
Markab Kalesi, Haçlı askeri mimarisinin Avrupa ve Doğu geleneklerini nasıl harmanladığını gösteren önemli bir örnektir. Haçlılar, Levant’a geldiklerinde Avrupa’daki kale yapım geleneklerini beraberlerinde getirdiler. Avrupa’da 11. ve 12. yüzyıllarda yaygın olan büyük kare kuleler (donjon) ve basit sur sistemleri, Haçlı kalelerinin ilk dönemlerinde de görülür.
Ancak Haçlılar, Levant’ta Bizans ve İslam dünyasının çok daha gelişmiş tahkimat teknikleriyle karşılaştı. Bizans kalelerinin çift sur sistemleri, yuvarlak kuleleri ve gelişmiş kapı düzenlemeleri, Haçlı mimarlarını etkiledi. Aynı şekilde Müslüman ustaların taş işçiliği ve kuşatma savaşı bilgisi de Haçlı mimarisine yansıdı. Pek çok Haçlı kalesinin inşasında yerel ustaların çalıştığı bilinmektedir.
Markab’ın büyük yuvarlak kulesi ve çift sur sistemi, bu sentezin olgun bir ürünüdür. Yuvarlak kuleler, kare kulelere göre mancınık atışlarına daha dayanıklıydı ve kör noktaları azaltıyordu. Haçlılar, bu dersleri Levant’ta öğrendikten sonra Avrupa’ya geri taşıdı. 13. yüzyılda Fransa, İngiltere ve Galler’de inşa edilen büyük kalelerde, Haçlı kalelerinden esinlenen unsurlar görülür. Bu yönüyle Markab gibi kaleler, yalnızca Orta Doğu’nun değil, Avrupa’nın askeri mimari tarihinin de önemli bir parçasıdır.
Şapeldeki gotik unsurlar ise Haçlıların Avrupa’daki dini mimari gelişmeleri Levant’a nasıl taşıdığını gösterir. 12. yüzyılın sonlarında Fransa’da gelişen gotik üslup, kısa süre içinde Haçlı devletlerindeki kilise ve şapellerde de görülmeye başlandı. Markab şapeli, bu erken gotik etkilerin Doğu’daki nadir örneklerinden biridir.
Kalede Neler Görülür?
Ana Kapı ve Giriş Kulesi
Kaleye giriş, batı surlarındaki büyük bir kapı kulesinden yapılır. Kapı kulesi, kalın bazalt duvarları ve dirsekli giriş yoluyla saldırganların doğrudan kaleye girmesini engelleyecek şekilde tasarlanmıştır. Kapıdan içeri girdiğinizde, kalenin geniş dış avlusuna ulaşırsınız.
Dış Avlu
Kalenin kuzey kısmını kaplayan geniş dış avlu, bir zamanlar küçük bir kasabaya ev sahipliği yapıyordu. Bugün burada eski yapıların kalıntıları, sarnıçlar ve otlarla kaplı açıklıklar görülür. Osmanlı döneminde ve 20. yüzyılın ortalarına kadar burada yaşayan köy halkının evlerinden kalan izler de dikkat çekicidir.
İç Kale
Kalenin güney ucunda yer alan iç kale, en güçlü savunma yapılarını barındırır. İç kaleye, ayrı bir kapıdan ve dar bir geçitten girilir. İç kalenin içinde, büyük yuvarlak kule, şapel, şövalyelerin salonları ve depolar bulunur.
Büyük Yuvarlak Kule
İç kalenin güney ucunda yükselen büyük yuvarlak kule, Markab’ın simgesidir. Kulenin içinde birkaç kat bulunur ve katlar arasında taş merdivenler yer alır. Kulenin üst katından Akdeniz’e, Baniyas’a ve kıyı ovasına bakan manzara, kalenin en unutulmaz görüntülerinden biridir.
Şövalyeler Salonu
İç kalenin içinde, Hastane Şövalyeleri’nin toplantılar ve yemekler için kullandığı büyük tonozlu salonlar bulunur. Bu salonların gotik kemerleri ve sağlam yapısı, Haçlı mimarisinin Avrupa kökenli unsurlarını yansıtır.
Memlük Kulesi
1285 kuşatmasında çöken ve Memlükler tarafından yeniden inşa edilen güney kulesi, Memlük kitabesiyle birlikte kalenin tarihinin önemli bir tanığıdır. Kulenin Haçlı bölümleriyle Memlük bölümleri arasındaki farklılıkları gözlemlemek ilginçtir.
Şapel ve Freskler
Markab Kalesi’nin en değerli yapılarından biri, iç kalenin içindeki şapeldir. Haçlı döneminde inşa edilen bu şapel, gotik mimarinin erken bir örneğidir. Şapelin sivri kemerli pencereleri, kaburgalı tonozları ve zarif kapı süslemeleri, Fransa’daki çağdaş yapılarla benzerlikler taşır. Şapelin kapısında, beyaz kireç taşı ile işlenmiş süslemeler dikkat çeker.
Şapelin iç duvarlarında, Haçlı dönemine ait fresk kalıntıları bulunur. Bu freskler, zamanla büyük ölçüde zarar görmüş olsa da bazı bölümlerinde azizlerin ve dini sahnelerin izleri hâlâ seçilebilir. Bu freskler, Levant’taki Haçlı sanatının nadir örneklerinden biri olarak sanat tarihçileri için büyük önem taşır.
Şapel, Hastane Şövalyeleri’nin dini hayatının merkeziydi. Tarikatın üyeleri, günlük dualarını burada kılar ve önemli dini törenleri burada düzenlerdi. Ayrıca 1204 civarında burada bir kilise konseyi toplandığı da bilinmektedir. Memlük döneminde şapelin farklı amaçlarla kullanıldığı düşünülür.

Araştırmalar ve Koruma Çalışmaları
Markab Kalesi, 19. yüzyıldan itibaren Avrupalı gezginlerin ve araştırmacıların ilgisini çekmiştir. 20. yüzyılın başlarında Fransız arkeologlar ve mimarlık tarihçileri, Suriye’deki Haçlı kaleleri üzerine kapsamlı incelemeler yaptı. Bu çalışmalarda Markab’ın planı çıkarıldı, farklı inşa dönemleri belirlendi ve kalenin Haçlı mimarisi içindeki yeri değerlendirildi. T. E. Lawrence de 1909’daki Haçlı kaleleri gezisinde Markab’ı ziyaret eden araştırmacılar arasındadır.
20. yüzyılın ortalarında, kalenin içinde yaşayan köy halkının başka yerlere yerleştirilmesinin ardından, Suriye Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü kalede koruma ve temizlik çalışmaları başlattı. 2000’li yıllarda, uluslararası iş birliğiyle yürütülen projeler kapsamında kalenin bazı bölümlerinde arkeolojik kazılar ve restorasyon çalışmaları yapıldı. Bu çalışmalar, kalenin Haçlı ve Memlük dönemlerine ait yeni bulguların ortaya çıkmasını sağladı.
Suriye’deki iç savaş döneminde, kalenin bazı bölümlerinin zarar gördüğüne dair haberler yayımlanmıştır. Kalenin uzun vadeli korunması, bölgedeki koşulların istikrara kavuşmasına ve yeterli kaynakların ayrılmasına bağlıdır. Uluslararası kültürel miras kuruluşları, Suriye’deki tarihi alanların durumunu izlemeye ve koruma çalışmalarına destek vermeye devam etmektedir.
Güncel Durum ve Seyahat Uyarıları
Suriye, 2011’den bu yana derin bir iç savaş ve ardından gelen siyasi dönüşümler yaşamıştır. Markab Kalesi’nin bulunduğu Tartus bölgesi, savaş döneminde ülkenin diğer bölgelerine göre görece daha az çatışmaya sahne olmuş olsa da güvenlik durumu zaman içinde değişkenlik göstermiştir. Pek çok ülke, vatandaşlarına Suriye’ye seyahat etmemelerini tavsiye etmektedir.
Markab Kalesi’ni ziyaret etmeyi düşünüyorsanız, seyahat planlamadan önce mutlaka kendi ülkenizin dışişleri bakanlığının güncel seyahat uyarılarını kontrol etmeniz, bölgedeki güvenlik durumunu güvenilir kaynaklardan takip etmeniz ve seyahat sigortanızın Suriye’yi kapsayıp kapsamadığını öğrenmeniz önemlidir. Bu yazıdaki ziyaret bilgileri genel bilgilendirme amaçlıdır.
Ziyaret Bilgileri
Koşulların elverişli olduğu dönemlerde, Markab Kalesi genellikle gündüz saatlerinde ziyarete açıktır ve giriş için bir bilet ücreti alınır. Kaleyi rahatça gezmek için en az iki saat ayırmanız önerilir. Kalenin bazı bölümleri harabe hâlinde olduğundan ve bazı alanlarda korkuluk bulunmadığından dikkatli olmanız gerekir. Rahat ve sağlam yürüyüş ayakkabıları giymeniz, su ve şapka almanız önerilir.
Nasıl Gidilir?
Markab Kalesi’ne en yakın şehir, kuzeyindeki Baniyas’tır. Baniyas’tan kaleye kısa bir araç yolculuğuyla ulaşılabilir. Tartus’tan kaleye yaklaşık 35 kilometre, Lazkiye’den ise yaklaşık 50 kilometre mesafe vardır. Kıyı yolundan ayrılan dar bir yol, tepenin yamaçlarını tırmanarak kalenin girişine ulaşır. Bölgede toplu taşıma imkânları sınırlı olduğundan, özel araç ya da taksi tercih edilir.

Askeri Tarikatlar ve Haçlı Kaleleri
Markab’ın tarihini anlamak için, Haçlı döneminde askeri tarikatların oynadığı rolü bilmek önemlidir. 12. yüzyılda Kudüs Krallığı ve diğer Haçlı devletlerinde ortaya çıkan askeri tarikatlar, hem dini hem de askeri bir kimliğe sahip örgütlerdi. Bu tarikatların en önemlileri, Hastane Şövalyeleri (Hospitaller) ve Tapınak Şövalyeleri (Templar) idi. Daha sonra Töton Şövalyeleri de bu tarikatlara katıldı.
Askeri tarikatlar, üyelerinin yoksulluk, iffet ve itaat yemini ettiği, bir yandan da savaşçı olarak görev yaptığı örgütlerdi. Avrupa’nın dört bir yanındaki bağışçılardan aldıkları topraklar ve gelirler sayesinde, tarikatlar büyük bir ekonomik güce sahipti. Bu güç, onlara Levant’taki büyük kaleleri satın alma, inşa etme ve savunma imkânı veriyordu.
12. yüzyılın sonlarından itibaren, Haçlı devletlerindeki büyük kalelerin çoğu askeri tarikatların eline geçti. Hastane Şövalyeleri, Krak des Chevaliers ve Markab gibi kaleleri; Tapınak Şövalyeleri ise Safita, Tartus ve Atlit gibi kaleleri yönetiyordu. Bu tarikatların sahip olduğu kaynaklar ve disiplinli askeri örgütlenme, Haçlı devletlerinin Müslüman güçlere karşı yaklaşık bir asır daha direnmesini sağladı.
Hastane Şövalyeleri, Haçlı devletlerinin düşüşünden sonra Kıbrıs’a, ardından Rodos’a ve en sonunda Malta’ya çekildi. Rodos’taki büyük kale ve Malta’daki tahkimatlar, tarikatın Levant’taki kale mimarisi deneyimini yeni coğrafyalara taşıdığını gösterir. Tarikat, bugün de Malta Egemen Askeri Tarikatı adıyla, insani yardım faaliyetleri yürüten bir kuruluş olarak varlığını sürdürmektedir.
Suriye Kıyılarının Savunma Sistemi
Markab, Suriye kıyıları boyunca uzanan bir kale ve gözetleme kuleleri zincirinin parçasıydı. Haçlı döneminde Antakya’dan Trablus’a kadar uzanan kıyı şeridinde, limanlar ve kıyı yolları çok sayıda kale, kule ve surla korunuyordu. Lazkiye, Cebele, Baniyas, Tartus ve Arvad gibi liman şehirleri, bu savunma sisteminin kıyıdaki halkalarıydı; Markab, Selahaddin Kalesi ve Krak des Chevaliers gibi büyük kaleler ise iç kesimlerdeki yolları ve geçitleri denetliyordu.
Bu sistem, Haçlı devletlerinin Avrupa ile bağlantısını sürdürmesi açısından hayati öneme sahipti. Avrupa’dan gelen gemiler, askerler, hacılar, tüccarlar ve erzak, bu limanlar aracılığıyla Levant’a ulaşıyordu. Kıyıdaki limanların ve onları koruyan kalelerin kaybedilmesi, Haçlı devletlerinin Avrupa’dan gelecek destekten mahrum kalması anlamına geliyordu.
Markab’ın kıyı yoluna ve denize hâkim konumu, bu sistemde ona özel bir rol kazandırıyordu. Kale, hem kara yoluyla gelebilecek saldırıları gözetliyor hem de deniz yoluyla gelen destek gemileriyle iletişim kurabiliyordu. 1188’de Selahaddin’in ordusunun kıyı yolundan geçerken Haçlı gemilerinden ve kaleden yapılan saldırılarla karşılaşması, bu sistemin işleyişinin güzel bir örneğidir.
Memlükler, Haçlı kalelerini ele geçirdikten sonra kıyıdaki pek çok tahkimatı, olası yeni Haçlı çıkarmalarına karşı bir önlem olarak yıktı. Ancak Markab gibi iç kesimlerdeki büyük kaleler korunarak kullanılmaya devam etti. Bu politika, Memlüklerin kıyı savunmasına yönelik stratejik bir tercihini yansıtır.
Çevredeki Tarihi Yerler
Baniyas: Markab’ın hemen kuzeyindeki Baniyas, antik Balanea’nın üzerine kurulmuş bir liman şehridir. Haçlı döneminde Valénie adıyla bilinen şehir, Markab’ın kıyıdaki limanı işlevini görüyordu.
Tartus: Markab’ın güneyindeki Tartus, Haçlı döneminde Tortosa adıyla bilinen önemli bir liman şehri ve Tapınak Şövalyeleri’nin merkeziydi. Şehirde Haçlı döneminden kalma Meryem Ana Katedrali ve eski kale surlarının kalıntıları bulunur.
Arvad Adası: Tartus’un karşısındaki Arvad Adası, Fenikeliler döneminden kalma tarihiyle bilinir. Ada, Haçlıların Levant’taki son kalesi olarak 1302’ye kadar Tapınak Şövalyeleri’nin elinde kalmıştır.
Safita: Tartus’un doğusundaki Safita’da, Tapınak Şövalyeleri’nin inşa ettiği beyaz kule (Chastel Blanc) yükselir. Kulenin alt katı bugün hâlâ kilise olarak kullanılmaktadır.
Selahaddin Kalesi ve Krak des Chevaliers: Markab, Suriye’nin diğer iki büyük Haçlı kalesiyle birlikte ziyaret edilebilecek bir rotanın parçasıdır.

Margat’ta Gündelik Hayat
Hastane Şövalyeleri döneminde Margat, yalnızca bir kale değil, aynı zamanda büyük bir topluluğun yaşadığı bir yerleşimdi. Kalede tarikatın şövalyeleri, kardeş hizmetliler, paralı askerler, din adamları, zanaatkârlar ve hizmetkârlar yaşıyordu. Dış avlu, bir kasaba gibi işliyor; burada atölyeler, ahırlar, depolar, fırınlar ve evler bulunuyordu.
Kalenin çevresindeki geniş topraklar, tarikata önemli gelirler sağlıyordu. Margat’a bağlı köylerde tahıl, zeytin, üzüm ve meyve yetiştiriliyordu. Bu köylerde yaşayan yerel halk, çoğunlukla Hristiyan ve Müslüman Arap köylülerden oluşuyordu ve tarikata vergi ödüyordu. Tarikatın kayıtları, Margat’ın bölgedeki yaklaşık iki yüz köy ve mezradan gelir topladığını gösterir.
Kalenin günlük hayatı, tarikatın katı kurallarına göre düzenlenmişti. Şövalyeler, belirli saatlerde dua eder, yemeklerini toplu olarak yer ve askeri eğitimlerini düzenli olarak yaparlardı. Şapel, bu dini disiplinin merkezi; şövalyeler salonu ise toplu yaşamın kalbiydi. Kale aynı zamanda bir hastane işlevi de görmüş olabilir; çünkü Hastane Şövalyeleri, adlarından da anlaşılacağı gibi, hastalara ve yaralılara bakmayı temel görevlerinden biri olarak kabul ediyordu.
Su temini, Markab gibi tepe kalelerinde hayati bir meseleydi. Kalenin içinde, yağmur suyunu toplayan büyük sarnıçlar inşa edilmişti. Bu sarnıçlar, kuşatma dönemlerinde garnizonun aylarca dayanabilmesini sağlıyordu. Bazı sarnıçların kalıntıları bugün de kalenin farklı noktalarında görülebilir.
Fotoğraf ve Gezi İpuçları
Markab Kalesi’nin en etkileyici fotoğrafları, kıyı yolundan ve Baniyas yönünden çekilen genel görünümlerdir. Bu açılardan siyah bazalt kale, yeşil tepenin üzerinde dramatik bir silüet oluşturur. Kalenin içinden ise yuvarlak kulenin üst katından Akdeniz’e doğru çekilen kareler, kalenin konumunun ne kadar etkileyici olduğunu gösterir. Gün batımı saatleri, denizin üzerindeki altın ışık ve bazaltın koyu dokusuyla en güzel kareleri sunar.
Kaleyi gezerken, siyah bazalt ile beyaz kireç taşının bir arada kullanıldığı detaylara dikkat edin; özellikle şapelin kapısı ve bazı pencere çerçeveleri bu açıdan son derece fotojeniktir. Kalenin geniş alanında kaybolmamak ve tüm önemli noktaları görebilmek için ziyaret öncesinde kalenin planını incelemenizi öneririz.
Neden Markab Kalesi?
Markab Kalesi, Haçlı döneminin en güçlü kalelerinden biri olarak, hem Selahaddin Eyyubi’ye hem de Sultan Baybars’a direnmiş, ancak sonunda Kalavun’un ustaca yürütülen kuşatmasına boyun eğmiştir. Siyah bazalt surları, devasa yuvarlak kulesi, gotik şapeli ve Akdeniz’e bakan muhteşem konumuyla Markab, Orta Doğu’nun en etkileyici Orta Çağ yapılarından biridir. Suriye’de koşullar elverdiğinde, bu kale Haçlı kalelerine ilgi duyan herkesin mutlaka görmesi gereken yerler arasında yer alacaktır.
Markab’dan ayrılırken, kuleden Akdeniz’e son bir kez bakmayı unutmayın. Bir zamanlar Hastane Şövalyeleri’nin ufukta Avrupa’dan gelecek gemileri beklediği bu kule, bugün bin yıla yakın bir tarihin sessiz tanığı olarak denize bakmaya devam ediyor.
Hangi Mevsimde Gidilmeli?
Koşulların elverişli olduğu dönemlerde, Markab Kalesi’ni ziyaret etmek için en uygun mevsimler ilkbahar ve sonbahardır. Nisan ve mayıs aylarında kıyı bölgesi yemyeşildir ve hava ılıktır. Eylül ve ekim aylarında ise yazın nemli sıcağı azalır ve deniz manzarası en berrak hâlini alır. Yaz aylarında kıyı bölgesi sıcak ve nemli olabilir; kalenin gölgesiz alanlarında güneşten korunmak önemlidir. Kış aylarında ise bölge yağışlı olur ve kalenin bazalt zeminleri kayganlaşabilir.
Kimler İçin Uygun?
Markab Kalesi, Haçlı Seferleri ve askeri tarikatların tarihiyle ilgilenenler, Orta Çağ askeri mimarisi meraklıları ve fotoğrafçılar için son derece etkileyici bir yerdir. Siyah bazalt mimarisi ve Akdeniz manzarası, kaleyi diğer Haçlı kalelerinden ayırır. Kalenin geniş alanı ve bazı harabe bölümleri, ziyaretin orta düzeyde fiziksel kondisyon gerektirmesine neden olur. Her durumda, ziyaret planlamadan önce güncel güvenlik koşullarını dikkatle değerlendirmek gerekir.


Yakındaki Diğer Kaleler
Suriye kaleleri serimizin ve Orta Doğu kalelerinin diğer yazılarına da göz atabilirsiniz:
- Selahaddin Kalesi: Kayaya oyulmuş hendeğiyle ünlü kale.
- Krak des Chevaliers: Hastane Şövalyeleri’nin en ünlü kalesi.
- Safita Kalesi: Tapınak Şövalyeleri’nin beyaz kulesi.
- Rodos Kalesi: Hastane Şövalyeleri’nin Rodos’taki merkezi.
