Sana Eski Şehri: Kule Evler, Surlar ve Efsanevi Gumdan Sarayı
Yemen’in yüksek dağları arasında, deniz seviyesinden yaklaşık iki bin iki yüz metre yükseklikte kurulmuş bir şehir düşünün. Kerpiç ve taştan yükselen çok katlı evler, beyaz alçı süslemelerle çerçevelenmiş pencereler, renkli camlardan süzülen ışık ve dar sokaklarda yankılanan çarşı sesleri… Burası, dünyanın en eski sürekli yerleşim yerlerinden biri olarak kabul edilen Sana’nın tarihi şehir merkezidir.
Sana eski şehri, kendine özgü kule evleri ve kesintisiz yaşam geleneğiyle 1986 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır. Şehrin surları, kapıları ve efsanevi Gumdan Sarayı’nın hikâyesi, onu Arap Yarımadası’nın en etkileyici tarihi yerleşimlerinden biri yapar. Bu yazıda Sana eski şehrinin tarihini, mimarisini, surlarını ve kapılarını sakin ve ayrıntılı bir dille ele alıyoruz.

İçindekiler
- Genel Bilgiler
- Dağların Arasında Bir Şehir
- Sana Adı
- Kuruluş Efsaneleri
- Binlerce Yıllık Tarih
- Antik Güney Arabistan
- Gumdan Sarayı
- İslam Dönemi
- Ulu Cami
- UNESCO Dünya Mirası
- Osmanlı Dönemi ve Türk Kültüründe Yemen
- Şehir Surları
- Bab el-Yemen
- Diğer Kapılar
- Şehrin Kalesi
- Ticaret Yolları
- Kule Evler
- Yapım Teknikleri
- Alçı Süslemeler
- Kameriye Pencereleri
- Mefrec: Evlerin Tepesindeki Oda
- Kule Evlerin İçi
- Mahalleler ve Bostanlar
- Seyle: Yağmur Sokağı
- Nukum Dağı ve Şehrin Silueti
- Tuz Çarşısı
- Semsere: Kervansaraylar
- Geleneksel Zanaatlar
- Hamamlar
- Sana Şarkısı
- Yazma Eserler ve İlim Geleneği
- Eski Şehirde Bir Gün
- Geleneksel Giyim
- Yemen Mutfağı
- Yemen Kahvesi
- Yemen Balı
- Benzer Şehirlerle Karşılaştırma
- Mirası Korumak
- Seyahat Bilgisi
- Sıkça Sorulan Sorular
- Video
- Neden Önemli?
- Yakındaki Kaleler
Genel Bilgiler
- Adı: Sana Eski Şehri (Arapça: San’a el-Kadime)
- Konum: Sana, Yemen
- Rakım: Yaklaşık 2.200 metre
- UNESCO: 1986 yılından beri Dünya Mirası Listesi’nde
- Öne çıkan yapılar: Kule evler, Bab el-Yemen, Ulu Cami, çarşılar
- Malzeme: Taş, pişmiş tuğla, kerpiç ve alçı
Koordinatlar: 15.3540° K, 44.2140° D
Google Haritalar’da Sana Eski Şehri
Dağların Arasında Bir Şehir
Sana, Yemen’in batı kesimindeki yüksek platoda, çevresi dağlarla çevrili geniş bir vadide yer alır. Şehrin doğusunda yükselen Nukum Dağı, eski şehrin siluetine fon oluşturur. Yüksek rakımı sayesinde Sana, Arap Yarımadası’nın pek çok bölgesine göre daha ılıman bir iklime sahiptir; yazları serin, kışları ise özellikle geceleri soğuk geçebilir.
Bu coğrafya, şehrin tarih boyunca bir yerleşim merkezi olarak önem kazanmasında büyük rol oynamıştır. Dağlardan gelen yağmur suları vadideki tarlaları besler, çevredeki yaylalar tarıma elverişli topraklar sunardı. Ayrıca Sana, Arap Yarımadası’nın güneyini kuzeye bağlayan eski ticaret yolları üzerinde, stratejik bir konumda bulunuyordu.
Sana Adı
Sana adının kökeni hakkında farklı görüşler bulunur. Bazı araştırmacılar adın eski Güney Arap dillerinde “sağlam ya da korunaklı yer” anlamına gelebilecek bir kelimeyle ilişkili olduğunu öne sürer. Bu yorum, şehrin tarih boyunca surlarla çevrili, korunaklı bir yerleşim olmasıyla uyumludur; ancak kesin bir bilgi olarak değil, olası bir açıklama olarak değerlendirilmelidir.
Türkçe kaynaklarda şehrin adı Sana, San’a ya da Sanaa biçimlerinde yazılabilir. Bu yazıda Türkçede yaygın olarak kullanılan Sana biçimini tercih ediyoruz.
Kuruluş Efsaneleri
Sana’nın kuruluşuyla ilgili en bilinen efsanelerden biri, şehri Nuh Peygamber’in oğlu Sam’ın kurduğunu anlatır. Bu efsane nedeniyle şehir, bazı geleneksel kaynaklarda “Sam Şehri” olarak da anılır. Efsaneye göre Sam, tufandan sonra güneye yolculuk ederek bu vadide bir şehir kurmaya karar vermiştir.
Bu tür kuruluş efsaneleri, tarihsel bir kayıt olarak değil, şehrin köklü geçmişine duyulan saygının ve halkın hafızasındaki yerinin bir yansıması olarak değerlendirilmelidir. Yine de efsanenin yüzyıllar boyunca anlatılması, Sana’nın kendini ne kadar eski bir şehir olarak gördüğünü gösterir.
Binlerce Yıllık Tarih
Sana’nın tarihi, kesin olarak belirlenmesi zor olsa da, kaynakların çoğuna göre en az iki bin beş yüz yıl öncesine uzanır. Şehir, bu uzun süre boyunca farklı krallıkların, hanedanların ve yönetimlerin merkezi ya da önemli şehirlerinden biri olmuştur. En dikkat çekici özelliği ise bu süre boyunca kesintisiz olarak yerleşim görmesidir.
Bugün eski şehirde gördüğümüz yapıların büyük bölümü son birkaç yüzyıla aitken, şehrin sokak düzeni, mahalle yapısı ve yapım gelenekleri çok daha eski dönemlerin izlerini taşır. Bu nedenle Sana eski şehri, yaşayan bir tarih müzesi gibi görülebilir.

Antik Güney Arabistan
Milattan önceki yüzyıllarda Güney Arabistan, Sebe, Main, Katban ve Himyer gibi güçlü krallıklara ev sahipliği yapmıştır. Bu krallıklar, tütsü ve baharat ticaretiyle zenginleşmiş, büyük barajlar, tapınaklar ve şehirler inşa etmiştir. Güney Arabistan’ın tütsüleri, Akdeniz dünyasında ve Mezopotamya’da büyük talep görüyordu.
Sana, özellikle Himyer döneminde önem kazanmıştır. Bazı kaynaklara göre Himyer krallarının döneminde Sana, bölgenin önemli yönetim merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bu dönemde şehirde inşa edilen yapılar arasında, efsanevi Gumdan Sarayı en çok anılanıdır.
Gumdan Sarayı
Gumdan Sarayı, Sana’nın tarihinde en çok merak edilen yapılardan biridir. Ortaçağ Arap coğrafyacılarının ve tarihçilerinin anlatımlarına göre bu saray, çok katlı, son derece yüksek ve görkemli bir yapıydı. Bazı anlatımlarda sarayın yirmi kat yüksekliğinde olduğu, köşelerinde bronz aslan heykelleri bulunduğu ve rüzgâr estiğinde bu heykellerden kükreme benzeri sesler çıktığı söylenir.
Bu anlatımların ne kadarının tarihsel gerçeği yansıttığı ve ne kadarının efsane olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Sarayın kesin konumu ve görünümü hakkında da tartışmalar vardır. Ancak Gumdan Sarayı’nın anlatıldığı biçimiyle, Sana’nın çok katlı kule evlerinin çok eski bir geleneğe dayandığını düşündüren önemli bir kültürel hafıza unsuru olduğu söylenebilir.
Gumdan’ın, Sana’nın kale ve saray geleneğinin sembolü olarak bugün de şehrin kimliğinde önemli bir yeri vardır. Eski şehrin bazı bölgelerinde, sarayın kalıntılarının ya da taşlarının sonraki yapılarda kullanıldığına dair anlatımlar bulunur.
İslam Dönemi
7. yüzyılda İslam’ın yayılmasıyla birlikte Sana, yeni bir döneme girmiştir. Şehir, İslam dünyasının erken dönemlerinden itibaren önemli bir merkez olarak kabul edilmiş, camileri, medreseleri ve çarşılarıyla gelişmiştir. Sonraki yüzyıllarda farklı hanedanlar ve yönetimler döneminde şehir büyümüş, mimarisi zenginleşmiştir.
Osmanlı döneminde de Sana, Yemen’in en önemli şehirlerinden biri olarak öne çıkmıştır. Türk okurlar için ilginç bir not olarak, Yemen’in Osmanlı tarihinde ve Türk halk kültüründe, özellikle türkülerde önemli bir yer tuttuğunu hatırlatmak gerekir. Bu dönemden kalan bazı yapılar ve izler, şehrin dokusunun bir parçası olmayı sürdürür.
Ulu Cami
Sana eski şehrinin en önemli dini yapılarından biri, Ulu Cami olarak bilinen büyük camidir. Geleneksel anlatımlara göre bu caminin temelleri, İslam’ın ilk yıllarına, Hz. Muhammed döneminde atılmıştır. Bu nedenle cami, İslam dünyasının en eski camileri arasında sayılır.
Cami, yüzyıllar boyunca pek çok kez onarılmış ve genişletilmiştir. Caminin içinde 20. yüzyılda bulunan ve İslam’ın ilk dönemlerine ait olduğu düşünülen eski Kur’an yazmaları, dünya çapında araştırmacıların ilgisini çekmiştir. Bu yazmalar, erken dönem İslam yazı geleneği ve Kur’an’ın aktarım tarihi açısından önemli belgeler olarak değerlendirilir.

UNESCO Dünya Mirası
Sana eski şehri, 1986 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır. UNESCO, şehrin geleneksel mimarisini, kule evlerini, camilerini, hamamlarını ve kesintisiz yerleşim geleneğini olağanüstü evrensel değer taşıyan unsurlar olarak tanımlamıştır. UNESCO kaynaklarına göre eski şehirde yüzü aşkın cami, on dört hamam ve binlerce tarihi ev bulunmaktadır.
Listeye alınmasından sonra şehirde çeşitli koruma ve restorasyon çalışmaları yürütülmüştür. Bu çalışmalarda yerel ustaların geleneksel tekniklerle eski evleri onarması, hem mimari mirasın hem de geleneksel zanaatların yaşatılmasına katkı sağlamıştır.
Osmanlı Dönemi ve Türk Kültüründe Yemen
Yemen, Osmanlı tarihinde 16. yüzyıldan itibaren farklı dönemlerde yer almış ve Osmanlı’nın en uzak eyaletlerinden biri olarak anılmıştır. Bu dönemde Sana’da çeşitli yapılar inşa edilmiş, bazı mevcut yapılar onarılmıştır. Osmanlı döneminden kalan bazı camiler ve yapılar, eski şehrin dokusunda yer almaya devam eder.
Yemen, Türk halk kültüründe de derin izler bırakmıştır. Uzaklığı ve zorlu coğrafyası nedeniyle Yemen’e gidenlerin özlemini anlatan türküler, Anadolu’nun pek çok yöresinde kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Bu türküler, Yemen adının Türk kültüründe neden bu kadar duygusal bir anlam taşıdığını gösterir.
Bu ortak geçmiş, Sana’yı Türk okurlar için yalnızca uzak bir tarihi şehir olmaktan çıkarır ve onu tanıdık bir hikâyenin parçası haline getirir. Kahvenin Yemen’den İstanbul’a uzanan yolculuğu da bu ortak geçmişin en güzel örneklerinden biridir.
Şehir Surları
Sana eski şehri, tarih boyunca surlarla çevrili bir şehir olmuştur. Surlar, kerpiç ve taştan yapılmış kalın duvarlardan oluşur ve belirli aralıklarla kulelerle güçlendirilmiştir. Kaynaklara göre surların uzunluğu ve konumu farklı dönemlerde değişmiş, şehrin büyümesiyle birlikte yeniden düzenlenmiştir.
Bugün surların bazı bölümleri hâlâ ayaktadır ve eski şehrin sınırlarını belirler. Sur duvarlarının kalınlığı ve yüksekliği, şehrin geçmişte ne kadar korunaklı bir yerleşim olduğunu açıkça gösterir. Surların üzerindeki mazgal dişleri ve kuleler, Yemen’in geleneksel savunma mimarisinin güzel örneklerindendir.
Bab el-Yemen
Sana eski şehrinin en tanınmış kapısı, Bab el-Yemen’dir. Bu kapı, şehrin güney tarafında yer alır ve eski şehre girişin en önemli noktasıdır. Kaynakların bazılarına göre kapının geçmişi bin yıl öncesine kadar uzanır; ancak bugünkü görünümü sonraki dönemlerde yapılan onarımlar ve düzenlemelerle şekillenmiştir.
Bab el-Yemen, kalın duvarları, yüksek kemerli geçidi ve üst kısmındaki süslemeleriyle etkileyici bir yapıdır. Kapının önündeki meydan, tarih boyunca şehrin en canlı noktalarından biri olmuştur. Kapıdan içeri adım atıldığında, insan kendini bir anda eski şehrin dar sokakları, çarşıları ve kule evleri arasında bulur.

Diğer Kapılar
Bab el-Yemen’in yanı sıra Sana’nın surlarında tarih boyunca farklı kapılar bulunmuştur. Bu kapıların bazıları günümüze ulaşmış, bazıları ise zaman içinde ortadan kalkmıştır. Kapıların adları genellikle yöneldikleri bölgelere, yakınlarındaki mahallelere ya da tarihi olaylara göre verilmiştir.
Eski kapılar, şehre giriş ve çıkışın denetlendiği, kervanların ve yolcuların geçtiği noktalar olarak önemli bir rol oynuyordu. Akşamları kapıların kapatılması, şehrin gece güvenliğinin sağlanmasının bir parçasıydı.
Şehrin Kalesi
Sana eski şehrinin doğu kesiminde, şehre hâkim bir noktada tarihi bir kale yapısı bulunur. Yerel olarak Kasr es-Silah adıyla da anılan bu kalenin, efsanevi Gumdan Sarayı’nın bulunduğu bölgeye yakın ya da onun yerinde kurulduğu bazı anlatımlarda öne sürülür; ancak bu bağlantının kesin olmadığını belirtmek gerekir.
Kale, tarih boyunca farklı yönetimler tarafından kullanılmış, onarılmış ve genişletilmiştir. Kalın duvarları ve yüksek konumu, şehrin savunmasında önemli bir rol oynadığını gösterir. Kale, Sana’nın surları ve kapılarıyla birlikte şehrin savunma sisteminin merkezini oluşturuyordu.
Ticaret Yolları
Sana, antik çağlardan beri Arap Yarımadası’nın güneyini kuzeye bağlayan ticaret yolları üzerinde yer almıştır. Tütsü yolu olarak bilinen bu güzergâh, Güney Arabistan’da üretilen günlük ve mür gibi değerli reçineleri Akdeniz dünyasına taşırdı. Kervanlar, yüksek platodaki Sana’da mola verir, su ve erzak ihtiyaçlarını karşılardı.
İslam döneminde de Sana, hac yolları ve ticaret güzergâhları üzerinde önemli bir durak olmaya devam etmiştir. Şehrin çarşıları, uzak bölgelerden gelen malların alınıp satıldığı canlı pazarlar haline gelmiştir. Bu ticari hareketlilik, Sana’nın zenginleşmesinde ve kültürel çeşitliliğinde büyük rol oynamıştır.
Kule Evler
Sana eski şehrinin en karakteristik unsuru, kuşkusuz çok katlı kule evleridir. Bu evler genellikle beş ila sekiz kat yüksekliğinde, dar ve yüksek yapılardır. Uzaktan bakıldığında eski şehir, birbirine yakın yükselen bu kule evlerin oluşturduğu masalsı bir siluet sunar.
Kule evlerin her katı farklı bir işleve sahiptir. Geleneksel düzende alt katlar genellikle hayvanlar, erzak ve depolama için kullanılır. Orta katlarda ailenin yaşam alanları, yatak odaları ve mutfak bulunur. En üst katlarda ise misafir ağırlamak ve dinlenmek için ayrılmış özel odalar yer alır. Bu dikey düzen, sınırlı alanda geniş aileleri barındırmanın akıllı bir çözümüdür.

Yapım Teknikleri
Kule evlerin alt katları genellikle taştan yapılır. Taş, yapının en çok yük taşıyan bölümünde sağlamlık ve dayanıklılık sağlar. Üst katlarda ise pişmiş tuğla ya da kerpiç kullanılır; bu malzemeler daha hafif olduğu için binanın yüksekliğini artırmayı mümkün kılar. Bazı evlerde farklı katlarda farklı malzemelerin kullanılması, cephelerde ilginç renk ve doku geçişleri oluşturur.
Duvarlar, alt katlarda daha kalın, üst katlara çıkıldıkça daha incedir. Tavanlarda ahşap kirişler kullanılır ve bunların üzerine dal, hasır ve toprak katmanları serilir. Bu geleneksel yapım tekniği, yüzyıllar boyunca kuşaktan kuşağa aktarılan bir ustalık bilgisine dayanır.
Alçı Süslemeler
Sana’nın kule evlerini dünyanın başka hiçbir yerindeki evlere benzemeyen kılan en önemli ayrıntı, cephelerdeki beyaz alçı süslemelerdir. Pencerelerin çevresi, katlar arasındaki kuşaklar ve kenar çizgileri, beyaz alçı ile geometrik desenler halinde süslenir. Bu beyaz desenler, kahverengi tuğla ve taş cephelerle güçlü bir kontrast oluşturur.
Uzaktan bakıldığında bu süslemeler, evlerin cephelerini adeta dantel gibi işlenmiş gösterir. Pek çok ziyaretçi ve fotoğrafçı, Sana’nın kule evlerini “zencefilli kurabiye evleri” ya da “pasta süslemesi gibi” sözlerle tarif etmiştir. Alçı süslemeler zamanla yıprandığı için düzenli olarak yenilenir; bu da evlerin cephelerinin her zaman canlı ve parlak görünmesini sağlar.
Kameriye Pencereleri
Kule evlerin üst katlarındaki pencerelerin üzerinde, yarım daire biçiminde süslü pencereler bulunur. Bu pencereler kameriye olarak adlandırılır. Geleneksel olarak ince kesilmiş su mermeri (alabaster) levhalarla, sonraki dönemlerde ise renkli camlarla yapılan kameriyeler, gün boyunca içeriye yumuşak ve renkli bir ışık süzer.
Gece olduğunda ise içerideki ışık bu renkli camlardan dışarı yansır ve eski şehrin sokakları rengârenk ışıklarla aydınlanır. Kameriye pencereleri, Sana’nın en romantik ve en sevilen mimari ayrıntılarından biridir. Bu pencereleri yapan ustalar, alçı içine yerleştirilen renkli camlarla adeta küçük birer sanat eseri ortaya çıkarır.

Mefrec: Evlerin Tepesindeki Oda
Kule evlerin en üst katında genellikle mefrec adı verilen özel bir oda bulunur. Bu oda, geniş pencereleriyle şehre ve çevredeki dağlara bakan, evin en aydınlık ve en ferah mekânıdır. Mefrec, misafirlerin ağırlandığı, öğleden sonra sohbetlerinin yapıldığı, dinlenmek için kullanılan bir odadır.
Mefrec odalarında duvar boyunca uzanan alçak oturma yerleri, minderler ve yastıklar bulunur. Pencerelerden görülen manzara, odanın en değerli unsurudur. Öğleden sonra güneşi kameriye pencerelerinden süzülürken mefrecte oturmak, Sana’daki geleneksel yaşamın en keyifli anlarından biri olarak anlatılır.
Kule Evlerin İçi
Kule evlere girildiğinde, dışarıdaki süslü cepheye karşın sade ama sıcak bir iç mekânla karşılaşılır. Dar ve dik merdivenler, katları birbirine bağlar. Merdivenlerin çevresinde, her katta farklı işlevlere sahip odalar sıralanır. Duvarlar genellikle beyaz alçıyla sıvanır ve bu sıva iç mekânlara aydınlık bir hava verir.
Odaların duvarlarında eşyaların konulduğu nişler, ahşap raflar ve dolaplar bulunur. Zeminler halı ve kilimlerle örtülür. Odaların kapıları genellikle ahşaptan yapılır ve bazıları ince oymalarla süslenir. Kış aylarında soğuk dağ havasından korunmak için kalın duvarlar ve küçük pencereler, yazın ise yükseklikten esen serin rüzgârlar iç mekân konforunu sağlar.
Evlerin mutfakları genellikle orta katlarda yer alır. Geleneksel mutfaklarda ekmek pişirmek için kil fırınlar bulunur. Bu fırınlarda pişirilen taze ekmeklerin kokusu, kule evlerin merdivenlerinden yukarıya yükselir.
Mahalleler ve Bostanlar
Sana eski şehri, her biri kendi camisi, çarşısı ve hamamı olan mahallelerden oluşur. Bu mahallelerin arasında, şehir içinde yer alan bahçeler bulunur. Bu bahçeler genellikle bostan olarak adlandırılır ve caminin abdest suyundan ya da kuyulardan beslenen sebze bahçeleridir.
Şehrin içinde böyle yeşil alanların bulunması, Sana’yı yoğun yapılaşmaya rağmen nefes alabilen bir şehir haline getirir. Bostanlar, hem şehrin gıda ihtiyacının bir kısmını karşılar hem de mahallelerin sosyal yaşamında önemli bir yer tutar. Bu eşsiz kent içi tarım geleneği, araştırmacıların da ilgisini çeken konular arasındadır.
Seyle: Yağmur Sokağı
Sana eski şehrinin ortasından geçen geniş bir yol, şehrin en ilginç yapılarından biridir. Seyle adı verilen bu yol, yılın büyük bölümünde normal bir sokak olarak kullanılır. Ancak yağmur mevsiminde, çevredeki dağlardan gelen sel suları bu yoldan akarak şehrin dışına taşınır. Böylece Seyle, hem bir yol hem de bir sel kanalı işlevi görür.
Bu akıllı çözüm, şehrin yüzyıllar boyunca sel baskınlarından korunmasına yardımcı olmuştur. Seyle’nin iki yanında yükselen kule evler, yolun eski şehrin en fotojenik manzaralarından birini oluşturmasını sağlar. Akşam ışığında Seyle boyunca uzanan kule evlerin silueti, Sana’nın en çok bilinen görüntüleri arasındadır.

Nukum Dağı ve Şehrin Silueti
Sana eski şehrinin doğusunda yükselen Nukum Dağı, şehrin siluetinin ayrılmaz bir parçasıdır. Dağın çıplak kayalık yamaçları, kule evlerin süslü cepheleriyle güçlü bir kontrast oluşturur. Geleneksel anlatımlarda Nukum Dağı’nın da Sana’nın kuruluş efsaneleriyle ilişkilendirildiği görülür.
Dağ, şehrin iklimini ve su kaynaklarını da etkiler. Yağmur mevsiminde dağın yamaçlarından inen sular, Seyle aracılığıyla şehrin içinden geçerek vadiye ulaşır. Sabah ve akşam saatlerinde dağın üzerine düşen ışık, eski şehrin manzarasına derinlik ve renk katar.
Tuz Çarşısı
Sana eski şehrinin kalbinde, Bab el-Yemen’den içeri girildiğinde ulaşılan büyük çarşı bölgesi bulunur. Geleneksel olarak “Tuz Çarşısı” adıyla anılan bu çarşı, aslında yalnızca tuz değil, baharat, kumaş, gümüş takılar, kuru meyveler, kahve, tütsü ve pek çok farklı ürünün satıldığı geniş bir pazar alanıdır.
Çarşı, geleneksel düzene uygun olarak farklı ürün gruplarına ayrılmış bölümlerden oluşur. Her bölümde benzer ürünleri satan dükkânlar bir arada bulunur. Bu düzen, Orta Doğu’nun pek çok tarihi çarşısında görülen klasik bir yapıdır ve Türk okurlara İstanbul’daki Kapalıçarşı ya da Mısır Çarşısı’nın geleneksel düzenini hatırlatabilir.
Semsere: Kervansaraylar
Sana eski şehrinin çarşı bölgesinde, tarih boyunca tüccarların ve kervanların konakladığı semsere adı verilen yapılar bulunur. Bu yapılar, Anadolu’daki kervansaraylara ve hanlara benzer bir işlev görür. Alt katlarda hayvanlar ve mallar için depolar, üst katlarda ise tüccarlar için odalar yer alırdı.
Semsereler, çarşının ticari hayatının merkezindeydi. Uzak bölgelerden gelen tüccarlar burada konaklar, mallarını güvenle saklar ve şehirdeki satıcılarla ticaret yapardı. Bazı semsereler sonraki dönemlerde restore edilerek kültür merkezlerine, sanat galerilerine ve atölyelere dönüştürülmüştür. Bu yapılar, Sana’nın ticari geçmişini yansıtan değerli tanıklar olarak eski şehrin dokusunda yer almaya devam eder.
Geleneksel Zanaatlar
Sana eski şehri, yüzyıllardır yaşatılan geleneksel zanaatlarıyla da ünlüdür. Gümüş işçiliği, bunların en bilinenlerindendir. Yemen gümüşçüleri, ince işlenmiş kolyeler, bilezikler, yüzükler ve süs eşyaları yapar. Bu takılarda sıklıkla mercan, kehribar ve akik gibi taşlar kullanılır. Yemen’in akik taşı, özellikle yüzük yapımında tarih boyunca büyük değer görmüştür.
Geleneksel hançer yapımı da Sana’nın önemli zanaatları arasındadır. Yemen’de erkeklerin bellerinde taşıdığı kıvrık hançerler, silahtan çok kültürel bir kimlik ve süs unsuru olarak görülür. Bu hançerlerin kabzaları ve kınları, ustaların özenli işçiliğiyle süslenir.
Bunların yanı sıra dokumacılık, bakırcılık, ahşap oymacılığı ve alçı süsleme ustalığı da eski şehrin yaşayan zanaatları arasındadır. Çarşının farklı bölümlerinde ustaları çalışırken görmek, ziyaretçiler için şehrin en etkileyici deneyimlerinden biri olarak anlatılır.
Hamamlar
Sana eski şehrinde tarih boyunca çok sayıda hamam bulunmuştur. UNESCO kaynaklarına göre eski şehirde on dört tarihi hamam yer almaktadır. Bu hamamlar, genellikle yarı yeraltında inşa edilmiş, kubbeli yapılardır. Kubbelerdeki küçük açıklıklardan içeri süzülen ışık, hamamların içine loş ve huzurlu bir atmosfer verir.
Hamamlar, yalnızca yıkanmak için değil, aynı zamanda sosyal buluşma mekânları olarak da önemli bir rol oynamıştır. Türk hamam kültürüne aşina olan okurlar için Sana’nın hamamları, ortak bir geleneğin farklı bir coğrafyadaki yansıması olarak ilgi çekici olabilir.
Sana Şarkısı
Sana, kendine özgü bir müzik geleneğine de ev sahipliği yapar. Sana şarkısı olarak bilinen bu gelenek, klasik Arap şiirinin yerel lehçeyle harmanlandığı, genellikle ud ve bakır bir tepsi üzerinde çalınan ritimlerle eşlik edilen bir müzik türüdür. Bu müzik geleneği, UNESCO tarafından insanlığın somut olmayan kültürel mirası arasında tanınmıştır.
Sana şarkısı, geleneksel olarak düğünlerde, mefrec odalarındaki öğleden sonra buluşmalarında ve özel toplantılarda seslendirilirdi. Şarkıların sözleri genellikle aşk, özlem, doğa ve şehrin güzellikleri üzerine kuruludur. Bu müzik, kule evlerin sakin odalarında yüzyıllar boyunca yankılanmış ve şehrin ruhunun bir parçası haline gelmiştir.
Yazma Eserler ve İlim Geleneği
Sana, tarih boyunca önemli bir ilim ve kültür merkezi olmuştur. Şehrin camilerinde, medreselerinde ve kütüphanelerinde, yüzyıllar boyunca yazılmış ve çoğaltılmış binlerce yazma eser korunmuştur. Bu yazmalar arasında dini ilimler, tarih, edebiyat, astronomi ve tıp gibi farklı alanlara ait eserler bulunur.
Ulu Cami’de bulunan erken dönem Kur’an yazmaları, bu zengin geleneğin en dikkat çekici örnekleridir. Bu yazmaların korunması ve incelenmesi için uluslararası iş birlikleriyle çeşitli çalışmalar yürütülmüştür. Sana’nın yazma eser mirası, şehrin yalnızca mimarisiyle değil, düşünce ve ilim geleneğiyle de değerli olduğunu gösterir.
Eski Şehirde Bir Gün
Sana eski şehrinde geleneksel bir günü hayal etmek, şehrin ruhunu anlamanın güzel bir yoludur. Sabahın erken saatlerinde ezan sesleriyle uyanan şehirde, fırınlardan taze ekmek kokuları yükselir. Çarşıdaki dükkânlar yavaş yavaş açılır, satıcılar tezgâhlarını hazırlar, sokaklar kalabalıklaşmaya başlar.
Öğle saatlerinde çarşı en hareketli halini alır. Öğleden sonra ise pek çok ev halkı kule evlerin tepesindeki mefrec odalarında toplanır, sohbet eder, dinlenir. Akşam olduğunda kameriye pencerelerinden süzülen renkli ışıklar sokakları aydınlatır ve şehir sakin bir geceye hazırlanır.
Bu tablo, eski şehrin geleneksel yaşamına dair genel anlatımlardan yola çıkılarak çizilmiş bir canlandırmadır. Gündelik yaşam, zaman içinde ve farklı mahallelerde farklılık gösterebilir.

Geleneksel Giyim
Sana eski şehrinin sokaklarında geleneksel giyimin hâlâ yaşadığını görmek mümkündür. Erkeklerin geleneksel kıyafeti, uzun bir entari, beline bağlanan geniş bir kemer ve bu kemere takılan kıvrık hançerden oluşur. Bazı erkekler entarinin üzerine ceket giyer, başlarına ise sarık ya da çeşitli başlıklar takar.
Kadınların geleneksel kıyafetleri ise bölgeden bölgeye farklılık gösterir. Sana’da geleneksel olarak kullanılan renkli desenli örtüler, şehrin kendine özgü görsel kimliğinin bir parçası olarak anılır. Bu geleneksel giyim tarzı, eski şehrin tarihi atmosferini tamamlayan önemli bir unsurdur.
Yemen Mutfağı
Yemen mutfağı, Arap Yarımadası’nın en zengin ve en kendine özgü mutfaklarından biridir. Sana’nın geleneksel yemekleri arasında, taş kaplarda pişirilen ve kaynar halde servis edilen salta özellikle öne çıkar. Bu yemek, et suyu, sebzeler ve hulbe adı verilen çemen otu köpüğüyle hazırlanır. Salta, Yemen’in ulusal yemeği olarak da anılır.
Bunun yanı sıra, bal ve tereyağıyla servis edilen ince katmanlı hamur tatlıları, özellikle bint es-sahn adı verilen tatlı, Yemen sofralarının vazgeçilmezleri arasındadır. Yemen balı da dünyanın en değerli ballarından biri olarak tanınır. Geleneksel fırınlarda pişirilen farklı ekmek türleri de Yemen mutfağının önemli bir parçasıdır.
Yemen Kahvesi
Kahvenin tarihi ile Yemen arasında çok güçlü bir bağ vardır. Kahvenin bir içecek olarak yaygınlaşmasının Yemen’de, özellikle 15. yüzyılda sufi çevrelerde başladığı genel olarak kabul edilir. Yemen’in Kızıldeniz kıyısındaki Muha limanı, uzun yıllar boyunca dünyanın en önemli kahve ihracat limanı olmuş ve “mocha” kelimesi bu limanın adından türemiştir.
Kahvenin Yemen’den Osmanlı topraklarına ve oradan Avrupa’ya yayılması, dünya kültür tarihinin ilginç sayfalarından biridir. Türk kahvesi geleneği de bu uzun yolculuğun bir parçasıdır. Yemen’de bugün kahve çekirdeğinin yanı sıra kahve kabuğundan hazırlanan kışr adlı hafif ve baharatlı bir içecek de yaygın olarak tüketilir.
Yemen Balı
Yemen, dünyanın en değerli ballarından bazılarını üretmesiyle tanınır. Bunların en ünlüsü, Hadramut bölgesindeki sidr ağaçlarının çiçeklerinden elde edilen sidr balıdır. Yemen’de arıcılık binlerce yıllık bir geleneğe dayanır ve bal, hem gündelik beslenmede hem de geleneksel tıpta önemli bir yer tutar.
Sana’nın çarşılarında farklı bölgelerden gelen bal çeşitlerini bulmak mümkündür. Bal, Yemen’in geleneksel tatlılarının da temel malzemelerinden biridir. Özellikle bint es-sahn adlı katmanlı hamur tatlısı, üzerine dökülen bol balla servis edilir.
Benzer Şehirlerle Karşılaştırma
Sana eski şehrini, Yemen’in diğer tarihi şehirleriyle karşılaştırmak ilgi çekicidir. Hadramut’taki Şibam, “çölün Manhattan’ı” olarak anılan kerpiç gökdelenleriyle Sana’ya benzer bir dikey yapılaşma anlayışı gösterir. Ancak Şibam’ın evleri tamamen kerpiçten yapılmışken, Sana’da taş, tuğla ve kerpiç bir arada kullanılır. Sana’nın beyaz alçı süslemeleri ise ona eşsiz bir görünüm kazandırır.
Arap Yarımadası’nın diğer bölgelerindeki tarihi şehirlerle karşılaştırıldığında, Sana’nın çok katlı kule evleri dikkat çekici bir farklılık oluşturur. Körfez kıyılarındaki şehirlerde evler genellikle iki ya da üç katlı ve avluluyken, Sana’da yükseklik ön plana çıkar. Bu fark, dağlık arazi, sınırlı alan ve savunma ihtiyaçları gibi yerel koşulların mimariyi nasıl şekillendirdiğini güzel bir şekilde gösterir.
Mirası Korumak
Sana eski şehri gibi yaşayan tarihi şehirlerin korunması, karmaşık ve sürekli bir çaba gerektirir. Kerpiç ve alçı gibi geleneksel malzemeler düzenli bakım ister. Yağmur suları, zamanla yapıların yıpranmasına yol açabilir. Bu nedenle evlerin çatılarının ve cephelerinin düzenli olarak onarılması büyük önem taşır.
Koruma çalışmalarında en önemli unsurlardan biri, geleneksel ustalık bilgisinin yaşatılmasıdır. Kule evlerin onarımı, yalnızca bu geleneksel teknikleri bilen ustalar tarafından doğru şekilde yapılabilir. Uluslararası kuruluşlar ve yerel kurumlar, bu ustalık bilgisinin genç kuşaklara aktarılması için çeşitli projeler yürütmüştür.
Sana eski şehri, insanlığın ortak mirasının en değerli parçalarından biridir. Bu mirasın gelecek kuşaklara ulaşması, hem yerel halkın hem de uluslararası toplumun ortak sorumluluğudur.
Seyahat Bilgisi
Seyahat planı yapmadan önce Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın güncel seyahat bilgilerini kontrol etmeniz ve giriş koşullarını resmi kaynaklardan teyit etmeniz önerilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Sana eski şehri ne zaman UNESCO listesine alındı?
Sana eski şehri, 1986 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır.
Sana eski şehri ne kadar eskidir?
Kesin tarih bilinmemekle birlikte, kaynakların çoğuna göre şehrin geçmişi en az iki bin beş yüz yıl öncesine uzanır ve şehir bu süre boyunca kesintisiz olarak yerleşim görmüştür.
Gumdan Sarayı nedir?
Gumdan Sarayı, ortaçağ Arap kaynaklarında çok katlı ve görkemli bir saray olarak anlatılan, Himyer dönemine ait efsanevi bir yapıdır. Anlatımların ne kadarının tarihsel gerçeği yansıttığı tartışmalıdır.
Kule evler neden bu kadar yüksektir?
Sınırlı alanda geniş aileleri barındırma ihtiyacı, savunma kaygıları ve köklü bir yapım geleneği, kule evlerin yüksek inşa edilmesinin başlıca nedenleri arasında gösterilir.
Kameriye pencereleri nedir?
Kule evlerin pencerelerinin üzerinde yer alan, geleneksel olarak su mermeri, sonraki dönemlerde ise renkli camlarla yapılan yarım daire biçimli süslü pencerelerdir.
Video
Aşağıdaki videoda Sana eski şehrini yakından görebilirsiniz.
Neden Önemli?
Sana eski şehri, insanlığın en eski ve en özgün kentsel miraslarından biridir. Binlerce yıllık kesintisiz yerleşim geleneği, eşsiz kule evleri, beyaz alçı süslemeleri ve renkli kameriye pencereleri, onu dünyanın başka hiçbir yerine benzemeyen bir şehir haline getirir.
Surları, Bab el-Yemen kapısı ve efsanevi Gumdan Sarayı’nın hikâyesiyle Sana, Arap Yarımadası’nın kale ve saray geleneğinin de önemli bir temsilcisidir. Kahvenin dünyaya yayılmasından Osmanlı tarihine kadar pek çok ortak kültürel bağ, bu şehri Türk okurlar için de ayrıca anlamlı kılar.
Sana eski şehri, yalnızca taş, tuğla ve alçıdan oluşan bir yapı topluluğu değil, aynı zamanda yüzyıllardır süren bir yaşam biçiminin, zanaatların, müziğin ve ilim geleneğinin canlı bir mekânıdır. Kule evlerin pencerelerinden süzülen renkli ışıklar, bu uzun hikâyenin bugün de devam ettiğini sessizce anlatır. Bu şehrin değerini anlamak ve onu tanımak, insanlığın ortak mirasına duyulan saygının da bir ifadesidir.
Bir gün bu eşsiz şehrin sokaklarında yeniden sakin adımlarla yürümenin mümkün olması, onu tanıyan ve seven herkesin ortak dileğidir.
Sana, sabırla ve sevgiyle korunması gereken, insanlığın en güzel şehirlerinden biri olmaya devam ediyor; onu tanımak, bu korumanın ilk adımıdır.
Sevgiyle kalın.
Yakındaki Kaleler
- Kevkeban Kalesi – Yemen dağlarının kartal yuvası
- Dar el-Hacer – Kayanın üzerindeki saray
- Tula – Taş evlerin dağ kasabası
- Şibam – Çölün kerpiç gökdelenleri


4 thoughts on “Sana Eski Şehri: Kule Evler, Surlar ve Efsanevi Gumdan Sarayı”