Sayda Deniz Kalesi: Akdeniz’in Ortasındaki Haçlı Kalesi
Lübnan’ın güney kıyısında, Beyrut’un yaklaşık 40 kilometre güneyinde yer alan Sayda (antik adıyla Sidon), Doğu Akdeniz’in en eski liman şehirlerinden biridir. Şehrin simgesi ise denizin içinde, küçük bir adacığın üzerinde yükselen ve kıyıya taş bir köprüyle bağlanan Sayda Deniz Kalesi’dir. Arapça adıyla Kal’at el-Bahr, yani “Deniz Kalesi” olarak bilinen bu yapı, 13. yüzyılda Haçlılar tarafından inşa edilmiş ve sonraki yüzyıllarda Memlükler ile Osmanlılar döneminde değişikliklere uğramıştır. Dalgaların arasında duran bu kale, Lübnan’ın en çok fotoğraflanan tarihi yapılarından biridir.
Sayda Deniz Kalesi büyük bir kale sayılmaz; aslında iki kule ve bunları birleştiren duvarlardan oluşan, oldukça kompakt bir yapıdır. Ancak konumu, hikâyesi ve çevresindeki eski şehirle birlikte düşünüldüğünde, Lübnan’ı gezen herkesin mutlaka görmesi gereken yerlerden biridir. Bu yazıda kalenin tarihini, mimarisini, Sayda’nın binlerce yıllık geçmişini, kalenin çevresindeki diğer tarihi yapıları ve ziyaret için pratik bilgileri ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.

İçindekiler
- Genel Bilgiler
- Antik Sidon: Fenikelilerin Şehri
- Melkart Tapınağı ve Adacık
- Haçlılar ve Sayda Senyörlüğü
- Kalenin İnşası
- Fransa Kralı IX. Louis ve Sayda
- Tapınak Şövalyeleri Dönemi
- Memlükler ve Yıkım
- Fahreddin Maanoğlu ve Osmanlı Dönemi
- Mimari Özellikler
- Kalede Neler Görülür?
- Taş Köprü ve Liman
- Sayda Eski Şehri
- Han el-Frenc
- Sabun Müzesi
- Sayda Kara Kalesi
- Eşmun Tapınağı
- Mor Boya ve Murex Tepesi
- Ziyaret Bilgileri
- Ulaşım
- Ne Zaman Gidilmeli?
- Fotoğraf İpuçları
- Seyahat Uyarısı
- Sık Sorulan Sorular
- Video
- Neden Görmeli?
- Yakındaki Kaleler
Genel Bilgiler
- Adı: Sayda Deniz Kalesi (Kal’at el-Bahr, İngilizce: Sidon Sea Castle)
- Konumu: Sayda (Sidon), Güney Lübnan Valiliği, Lübnan
- İnşa tarihi: 1227-1228 civarı (Haçlı dönemi)
- İnşa eden: Haçlılar (Altıncı Haçlı Seferi sırasında)
- Sonraki dönemler: Memlük ve Osmanlı onarımları
- Yapı türü: Adacık üzerine kurulmuş deniz kalesi
- Kıyıya bağlantı: Yaklaşık 80 metre uzunluğunda taş köprü
Koordinatlar: 33.5672° K, 35.3714° D
Google Haritalar’da Sayda Deniz Kalesi
Antik Sidon: Fenikelilerin Şehri
Sayda, Fenike şehirlerinin en eskilerinden ve en önemlilerinden biridir. Kazılar, bölgede tarih öncesi dönemlerden beri yerleşim bulunduğunu gösterir. Eski Ahit’te Sidon, Kenan’ın ilk oğlu olarak anılır ve bu, şehrin çok eski olduğuna dair inancın bir yansıması olarak yorumlanır. Homeros destanlarında da Sidonlu ustaların yaptığı gümüş kaplardan ve ince dokumalardan söz edilir. Bu da şehrin antik dünyada zanaatkârlığıyla tanındığını gösterir.
MÖ 2. binyılın sonları ile MÖ 1. binyılın başlarında Sidon, komşusu Sur ile birlikte Fenike dünyasının liderliği için yarıştı. Fenikeli denizciler, Akdeniz’in dört bir yanında ticaret kolonileri kurdular ve Sidon bu ağın önemli merkezlerinden biri oldu. Şehrin limanı, kuzeyde ve güneyde iki ayrı limandan oluşuyordu; kuzeydeki liman bugün Deniz Kalesi’nin bulunduğu bölgeye denk gelir.
Pers İmparatorluğu döneminde Sidon, Pers donanmasının en önemli üslerinden biri haline geldi. Sidon kralları, Perslere gemi ve denizci sağlayarak büyük bir zenginlik elde etti. Bu dönemden kalan en ünlü eserlerden biri, bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen İskender Lahdi’dir. 1887 yılında Osman Hamdi Bey’in Sayda’daki kraliyet nekropolünde yürüttüğü kazılar sırasında ortaya çıkarılan bu lahit, üzerindeki savaş ve av sahneleriyle Helenistik sanatın başyapıtlarından biri olarak kabul edilir. Aynı kazıda Ağlayan Kadınlar Lahdi, Likya Lahdi ve Satrap Lahdi gibi başka önemli eserler de bulunmuştur. Türk okurlar için bu bağlantı ayrıca ilgi çekicidir: Sayda’nın en değerli antik eserlerinden bazılarını görmek için İstanbul’a gitmek yeterlidir.
MÖ 351’de Sidon, Pers egemenliğine karşı ayaklandı. Antik kaynaklara göre şehir, Pers kralı III. Artakserkses tarafından kuşatıldığında halkın bir kısmı teslim olmaktansa evlerini ateşe vermeyi tercih etti. Bu anlatının ayrıntıları tarihçiler arasında tartışmalı olsa da, şehrin bu dönemde büyük bir yıkım yaşadığı kabul edilir. MÖ 333’te Büyük İskender bölgeye geldiğinde Sidon direnmeden teslim oldu. Ardından Helenistik krallıkların ve Roma’nın yönetimine girdi.
Roma döneminde Sidon, zengin ve kalabalık bir şehir olmaya devam etti. Cam üretimi bu dönemde şehrin en ünlü zanaatlerinden biriydi; Sidonlu cam ustalarının üflemeli cam tekniğinin yaygınlaşmasında rol oynadığı düşünülür. Yeni Ahit’te de Sidon’dan söz edilir; İsa’nın Sur ve Sidon bölgesine gittiği ve havari Pavlus’un Roma’ya yolculuğu sırasında Sidon’da durduğu aktarılır.

Melkart Tapınağı ve Adacık
Deniz Kalesi’nin üzerine kurulduğu küçük adacığın, Haçlılardan çok önce de kutsal bir yer olduğu düşünülmektedir. Pek çok araştırmacı, burada Fenikelilerin şehir tanrısı Melkart’a adanmış bir tapınağın bulunduğunu öne sürer. Melkart, Fenike dünyasında özellikle Sur ile özdeşleştirilen bir tanrıydı; Yunanlılar onu Herakles ile eşleştirmişlerdi. Sidon’da da onun kültünün önemli olduğu biliniyor.
Kalenin duvarlarında ve çevresindeki denizde görülen eski taş bloklar ve sütun parçaları, adacık üzerinde daha önceki dönemlere ait yapıların varlığına işaret eder. Ancak tapınağın tam olarak nerede durduğu ve nasıl bir yapı olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bu nedenle bu konudaki bilgiler, temkinli bir şekilde değerlendirilmelidir. Yine de kalenin bulunduğu yerin binlerce yıldır şehrin önemli noktalarından biri olduğu açıktır.
Adacık, aynı zamanda kuzey limanını açık denizden koruyan doğal bir set işlevi görüyordu. Fenikeliler, bu tür doğal kayalıkları ve adacıkları liman inşasında ustalıkla kullanmışlardı. Bugün kalenin çevresindeki sığ suların altında, antik liman yapılarına ait kalıntıların bulunduğu bilinir ve bölgede sualtı arkeolojisi çalışmaları yapılmıştır.
Haçlılar ve Sayda Senyörlüğü
Birinci Haçlı Seferi’nin ardından Kudüs Krallığı kurulduğunda, kıyı şehirleri birer birer Haçlıların eline geçti. Sayda, 1110 yılında Kudüs Kralı I. Baudouin tarafından, Norveç Kralı Sigurd’un donanmasının desteğiyle kuşatılarak alındı. Şehir, Kudüs Krallığı’nın en önemli senyörlüklerinden biri olan Sayda Senyörlüğü’nün merkezi haline getirildi. Senyörlük, Grenier ailesine verildi ve bu aile yaklaşık bir buçuk asır boyunca Sayda’yı yönetti.
Sayda Senyörlüğü, kıyıdan iç bölgelere kadar uzanan geniş topraklara sahipti. İç bölgedeki Beaufort Kalesi (Kalat el-Şakif) de bir dönem bu senyörlüğe bağlıydı. Böylece senyörlük, hem deniz ticaretini hem de Litani Vadisi’nden geçen kara yollarını kontrol edebiliyordu. Grenier ailesinin en tanınmış üyelerinden biri olan Reynald (Renaud) of Sidon, hem bir savaşçı hem de Arapçayı iyi bilen bir diplomat olarak bilinir; Selahaddin Eyyubi ile yaptığı görüşmeler dönemin kaynaklarında ayrıntılı biçimde anlatılır.
1187’de Hıttin Savaşı’nın ardından Selahaddin, kıyı şehirlerinin çoğunu ele geçirdi. Sayda da bu dönemde Müslümanların eline geçti. Eyyubiler, şehrin Haçlılar tarafından yeniden kullanılmasını önlemek için surların bir kısmını yıktırdı. Sonraki yıllarda şehir birkaç kez el değiştirdi ve bu karmaşık dönemde ciddi hasar gördü. 13. yüzyılın başlarında Sayda, büyük ölçüde harap bir durumdaydı.

Kalenin İnşası
Sayda Deniz Kalesi’nin inşası genellikle 1227-1228 yıllarına tarihlendirilir. Bu dönemde Kutsal Roma Germen İmparatoru II. Friedrich’in öncülük ettiği Altıncı Haçlı Seferi için Avrupa’dan gelen Haçlı birlikleri, kıyıdaki şehirleri güçlendirmeye çalışıyordu. Sayda’ya gelen Haçlılar, şehrin kuzey limanını savunmak için adacık üzerinde bir kale inşa ettiler. Kalenin kış aylarında, oldukça kısa bir sürede tamamlandığı aktarılır.
Kalenin hızlı inşa edilebilmesinin bir nedeni, adacıkta ve çevresinde bulunan antik yapı malzemelerinin kullanılmasıydı. Roma dönemine ait granit sütunlar, duvarların içine yatay olarak yerleştirildi. Bu sütunlar bugün kalenin dış cephesinde, özellikle denize bakan duvarlarda açıkça görülebilir. Bu uygulama hem malzeme ve zaman tasarrufu sağlıyor hem de duvarları güçlendirerek dalgalara ve depremlere karşı dayanıklılığı artırıyordu.
1229 yılında II. Friedrich, Eyyubi sultanı el-Kâmil ile yaptığı anlaşma sonucunda Kudüs’ü savaşmadan Haçlılara geri kazandırdı. Bu anlaşmanın ardından Sayda da Haçlı yönetiminde kaldı ve Grenier ailesi şehirdeki hakimiyetini yeniden kurdu. Deniz Kalesi, bu yeni dönemde şehrin savunmasının en önemli halkası oldu.
Fransa Kralı IX. Louis ve Sayda
1253 yılında Sayda, Şam’dan gelen Eyyubi kuvvetlerinin saldırısına uğradı. Şehrin surları henüz tamamlanmadığı için saldırganlar şehre girdi ve büyük kayıplar yaşandığı aktarılır. Şehir halkının bir kısmı Deniz Kalesi’ne sığınarak hayatta kaldı. Bu olay, kalenin şehir için bir sığınak olarak ne kadar hayati olduğunu gösterir.
O dönemde Yedinci Haçlı Seferi’ni yöneten Fransa Kralı IX. Louis (sonradan Aziz Louis olarak anılacaktır) Doğu Akdeniz’deydi. Mısır’daki başarısız seferinin ardından yaklaşık dört yıl boyunca Kutsal Topraklar’da kalan Louis, kıyı şehirlerinin surlarını onarmak ve güçlendirmek için büyük çaba harcadı. Sayda’ya geldiğinde, saldırıda hayatını kaybedenlerin gömülmesine bizzat yardım ettiği kronikçi Jean de Joinville tarafından anlatılır. Louis, şehrin surlarını yeniden inşa ettirdi ve Deniz Kalesi’ni de onarıp güçlendirdi.
Sayda’nın kara tarafındaki kale, bugün hâlâ “Saint Louis Kalesi” olarak anılır. Bu ad, IX. Louis’nin şehirdeki inşaat faaliyetlerinin halk hafızasında bıraktığı izi gösterir. Ancak bu kalenin kökeninin daha eskiye dayandığı ve Louis’nin yalnızca onarım ve güçlendirme yaptırdığı düşünülür.
Tapınak Şövalyeleri Dönemi
13. yüzyılın ortalarından itibaren Haçlı devletleri hem iç çekişmeler hem de Moğol ve Memlük tehditleriyle zayıfladı. 1260 yılında Moğolların Suriye’ye girmesiyle Sayda da saldırıya uğradı. Senyör Julian Grenier’nin Moğollarla yaşanan bir çatışmaya karışması, şehrin Moğollar tarafından yağmalanmasıyla sonuçlandı ve bu olaydan sonra Julian ağır borçlar altına girdi.
Senyörlüğü savunacak ve onaracak gücü kalmayan Julian, 1260 civarında Sayda’yı ve Beaufort’u Tapınak Şövalyeleri tarikatına sattı. Tapınakçılar, zengin ve iyi örgütlenmiş bir askeri tarikat olarak Doğu Akdeniz’deki pek çok kaleyi elinde tutuyordu. Deniz Kalesi de bu dönemde tarikatın kontrolüne geçti ve Haçlı egemenliğinin son yıllarında onların garnizonu tarafından savunuldu.

Memlükler ve Yıkım
1291 yılında Memlük Sultanı el-Eşref Halil, Haçlıların Doğu Akdeniz’deki en önemli şehri olan Akka’yı ele geçirdi. Akka’nın düşüşü, Haçlıların bölgedeki varlığının fiilen sonu anlamına geliyordu. Sur, Hayfa ve Beyrut gibi diğer şehirler kısa süre içinde ya teslim oldu ya da terk edildi.
Sayda’daki Tapınak Şövalyeleri, Deniz Kalesi’ne çekilerek bir süre direnmeye çalıştı. Memlük kuvvetleri kıyıdan kaleye ulaşmak için hazırlık yapınca şövalyeler kaleyi gece terk ederek deniz yoluyla Tartus açıklarındaki Ruad (Arvad) adasına ve oradan Kıbrıs’a çekildi. Kaynaklara göre kale, 1291 yazında Memlüklerin eline geçti.
Memlükler, Haçlıların yeniden kıyıya çıkmasını önlemek amacıyla kıyıdaki pek çok kaleyi kısmen ya da tamamen yıktı. Sayda Deniz Kalesi de bu politikadan payını aldı ve ciddi zarar gördü. Ancak sonraki dönemde kalenin bazı bölümleri onarılarak bir gözetleme ve savunma noktası olarak kullanılmaya devam edildi.
Fahreddin Maanoğlu ve Osmanlı Dönemi
1516 yılında Yavuz Sultan Selim’in Mercidabık zaferiyle Suriye ve Lübnan kıyıları Osmanlı yönetimine geçti. Osmanlılar, bölgeyi yerel emirler aracılığıyla yönetmeyi tercih etti. Bu emirlerin en tanınmışı, Lübnan Dağı’nın Dürzi emiri Fahreddin Maanoğlu (II. Fahreddin) idi. 17. yüzyılın başlarında Fahreddin, Sayda’yı yönetim merkezlerinden biri haline getirdi ve şehirde kapsamlı imar faaliyetleri başlattı.
Fahreddin, Toskana Büyük Dükalığı ile yakın ilişkiler kurmuş ve bir dönem İtalya’da sürgünde yaşamıştı. Bu ilişkiler sayesinde Sayda, Avrupalı tüccarlar için önemli bir ticaret merkezine dönüştü. Fransız tüccarların konaklaması için yaptırılan Han el-Frenc bu dönemin en önemli yapılarından biridir. Deniz Kalesi de Fahreddin döneminde onarılmış ve batı kulesinin üst kısmına kubbeli küçük bir yapı eklenmiştir. Bu kubbeli oda, sonradan küçük bir mescit olarak kullanılmıştır.
Fahreddin’in Osmanlı merkezî yönetimi ile ilişkileri zamanla bozuldu. Sultan IV. Murad döneminde emirin gücünü sınırlamak için seferler düzenlendi ve Fahreddin 1635’te İstanbul’da idam edildi. Bu konuda kaynakların farklı vurgular taşıdığını belirtmek gerekir: Lübnan tarih yazımında Fahreddin, bağımsızlık arayışının ilk temsilcilerinden biri olarak öne çıkarılırken, Osmanlı kaynaklarında daha çok merkeze karşı gelen bir yerel yönetici olarak anılır. Her iki bakış da onun döneminin karmaşık siyasi koşullarının bir parçasıdır.
Fahreddin’in ardından Sayda, 1660 yılında kurulan Sayda Eyaleti’nin merkezi oldu. Bu eyalet, bugünkü Lübnan’ın büyük bölümü ile kuzey Filistin’in bir kısmını kapsıyordu. 18. yüzyılda eyaletin merkezi Akka’ya taşınsa da şehir adını eyalete vermeye devam etti. Deniz Kalesi, Osmanlı döneminde küçük bir garnizon tarafından kullanıldı.
1840 yılında, Mısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın kuvvetlerini bölgeden çıkarmak için düzenlenen İngiliz, Avusturya ve Osmanlı ortak harekâtı sırasında Sayda da bombardımana uğradı. Bu bombardımanda Deniz Kalesi’nin de zarar gördüğü bildirilir. Kalenin bugünkü yıpranmış görünümünün bir kısmı bu olaylarla ilişkilendirilir.

Mimari Özellikler
Sayda Deniz Kalesi, adacığın şeklini izleyen dikdörtgene yakın bir plana sahiptir. Yapı esas olarak iki büyük kuleden oluşur: kıyıya bakan doğu kulesi ve açık denize bakan batı kulesi. Bu iki kule, kalın perde duvarlarla birbirine bağlanmıştır. Duvarlar, sarımsı kumtaşı bloklardan örülmüştür; Akdeniz’in tuzlu rüzgârları ve dalgaları yüzyıllar boyunca bu taşları aşındırmış, yüzeylerine kendine özgü bir doku kazandırmıştır.
Kalenin en dikkat çekici mimari özelliği, duvarlara yatay olarak yerleştirilmiş antik sütunlardır. Dışarıdan bakıldığında bu sütunların uçları, duvarın yüzeyinde yuvarlak diskler gibi görünür. Bu teknik, Haçlıların Doğu Akdeniz kıyısında sıkça kullandığı bir yöntemdir ve Biblos ile Sur’daki yapılarda da benzer örneklere rastlanır. Sütunlar, duvarın iç ve dış yüzeylerini birbirine bağlayarak bir tür takviye işlevi görür.
Kalenin girişi, kıyıdan gelen taş köprünün ulaştığı doğu tarafındadır. Giriş, savunma amacıyla dar tutulmuştur ve ziyaretçiler buradan kalenin iç avlusuna geçer. Avlu, bugün kısmen yıkık durumdadır; ancak eski odaların, depoların ve sarnıçların izleri hâlâ görülebilir. Avluda dağınık halde duran sütun parçaları, sütun başlıkları ve işlenmiş taşlar, adacığın uzun tarihine dair ipuçları sunar.
Batı kulesi, kalenin en iyi korunmuş bölümüdür. Kulenin içinde tonozlu odalar bulunur ve dar bir merdivenle çatıya çıkılabilir. Çatıdaki kubbeli küçük yapı, Osmanlı dönemine aittir. Doğu kulesi ise daha fazla tahribat görmüştür; üst katları büyük ölçüde yıkılmıştır. Kalenin duvarlarında yer yer mazgallar ve ok delikleri görülür; bunlar, kalenin aktif bir savunma yapısı olarak kullanıldığı dönemlerden kalmadır.
Kalenin boyutları küçük olsa da konumu, onu savunma açısından son derece güçlü kılıyordu. Etrafı denizle çevrili olduğu için kuşatma makinelerinin duvarlara yaklaşması zordu; saldırganların kaleye ulaşabileceği tek yol kıyıdan uzanan dar geçitti. Bu geçit kolayca savunulabiliyor, gerektiğinde köprü kesilerek kale tamamen yalıtılabiliyordu. Deniz yoluyla ikmal yapılabildiği için kale uzun süre dayanabilir ve gerektiğinde garnizon gemiyle tahliye edilebilirdi. Nitekim 1291’de Tapınak Şövalyeleri’nin kaleyi bu şekilde terk etmesi, deniz kalelerinin bu avantajını açıkça gösterir. Kalenin içindeki sarnıçlar ise kuşatma sırasında içme suyu ihtiyacını karşılıyordu.
Kalede Neler Görülür?
Taş Köprü
Kaleye ulaşmak için kıyıdan uzanan, kemerli taş köprüden geçilir. Köprü yaklaşık 80 metre uzunluğundadır. Bugünkü köprü, büyük ölçüde Arap ve Osmanlı dönemlerinde yapılan onarımların ürünüdür; Haçlı döneminde kaleye ahşap bir köprüyle ya da kayalık bir geçitle ulaşıldığı düşünülür. Köprüden geçerken her iki yanda balıkçı teknelerini, eski limanı ve Sayda’nın siluetini görmek mümkündür.
Batı Kulesi ve Kubbeli Oda
Batı kulesinin içinde, kalın duvarlı tonozlu odalar bulunur. Kulenin çatısına çıkan merdiven dar ve dik olduğu için dikkatli olmak gerekir. Çatıdaki küçük kubbeli oda, Osmanlı döneminde mescit olarak kullanılmıştır. Buradan açık denize, kıyıya ve şehrin eski limanına doğru geniş bir manzara izlenir.
Antik Sütunlar
Kalenin hem iç hem dış duvarlarında, yüzlerce yıl önce başka yapılar için yontulmuş granit ve mermer sütunlar görülür. Bazı sütun parçaları avluda serbest halde durur. Özellikle denize bakan cephede, duvarın içine gömülmüş sütun uçlarının oluşturduğu sıralar fotoğraf için ilgi çekici bir görüntü oluşturur.
Çatı ve Manzara
Kalenin çatısı, Sayda’yı ve çevresini görmek için en iyi noktalardan biridir. Kuzeyde modern şehir ve yeni liman, doğuda eski şehrin minareleri ve kubbeleri, güneyde ise kıyı boyunca uzanan şehir manzarası izlenir. Açık havalarda arkada Lübnan dağlarının silueti de görülebilir.
Taş Köprü ve Liman
Deniz Kalesi’nin hemen yanındaki eski liman, Sayda’nın binlerce yıllık deniz geleneğinin bugün de sürdüğü yerdir. Sabahın erken saatlerinde balıkçı tekneleri limana döner, ağlar iskelede açılır ve taze balık hemen orada satılır. Limanın etrafındaki kahvehanelerde oturup kaleyi izlemek, Sayda’yı ziyaret edenlerin en sevdiği deneyimlerden biridir.
Antik dönemde Sidon’un iki limanı vardı. Kuzey limanı, Deniz Kalesi’nin bulunduğu adacık ve çevresindeki kayalıklarla korunuyordu. Güney limanı ise daha açık ve geniş bir koydu; Fenikelilerin “Mısır limanı” olarak adlandırdığı düşünülen bu bölge, bugün büyük ölçüde dolmuş ve yerleşime açılmıştır. Kuzey limanı ise küçülmüş olsa da hâlâ kullanılmaktadır.
Limanın hemen kıyısında, eski şehrin girişine yakın bir noktada balık lokantaları ve küçük büfeler bulunur. Burada Lübnan mutfağının deniz ürünleriyle hazırlanan yemeklerini denemek mümkündür. Kaleyi gezdikten sonra liman kenarında oturup çay içmek, günün yorgunluğunu atmak için iyi bir fırsattır.

Sayda Eski Şehri
Deniz Kalesi’nden kıyıya döndüğünüzde, hemen karşınızda Sayda’nın eski şehri başlar. Dar ve kıvrımlı sokaklar, kemerli geçitler, taş evler ve küçük dükkânlarla dolu bu bölge, Lübnan’ın en iyi korunmuş geleneksel çarşılarından biri olarak kabul edilir. Eski şehrin dokusu büyük ölçüde Memlük ve Osmanlı dönemlerinden kalmadır; ancak bazı yapıların temelleri daha eskiye dayanır.
Çarşıda geleneksel el sanatları, baharatçılar, kuruyemişçiler, marangozlar ve tatlıcılar bulunur. Sayda, özellikle “sanyoura” adı verilen kurabiyesiyle tanınır; bu tatlı, şehrin geleneksel ikramlarından biridir. Çarşının kapalı bölümleri, öğle sıcağında bile serin kalır ve gezmek için rahat bir ortam sunar.
Eski şehirde çok sayıda tarihi cami bulunur. Bunların en önemlisi, Haçlı döneminde Hospitalier Şövalyeleri’ne ait bir yapının dönüştürülmesiyle oluşturulduğu düşünülen Büyük Ömeri Camii’dir. Deniz kenarındaki bu cami, kalın duvarları ve sade avlusuyla dikkat çeker. Ayrıca Osmanlı dönemine ait konaklar, hamamlar ve kervansaraylar da eski şehrin dokusunu zenginleştirir.
Eski şehirde gezinirken, birçok yapının iç savaş ve çatışma dönemlerinde zarar gördüğünü ve yerel kuruluşlar ile uluslararası destekle restore edildiğini görebilirsiniz. Restorasyon çalışmaları, bölgenin tarihi dokusunu korumak ve turizmi canlandırmak amacıyla sürmektedir.
Eski şehri gezerken acele etmemek gerekir. Sokakların çoğu birbirine bağlanan dar geçitlerden oluştuğu için kaybolmak kolaydır; ancak bu, Sayda’yı keşfetmenin de en keyifli yoludur. Yerel esnaf genellikle yardımseverdir ve yolunu kaybeden ziyaretçilere yön göstermekten memnuniyet duyar.
Han el-Frenc
Eski şehrin en dikkat çekici yapılarından biri, Han el-Frenc’tir. Adı “Frenklerin Hanı” anlamına gelen bu kervansaray, 17. yüzyılın başlarında Fahreddin Maanoğlu tarafından Fransız tüccarların konaklaması ve ticari faaliyetleri için yaptırılmıştır. Yapı, geniş bir avlunun çevresine dizilmiş iki katlı revaklardan oluşur. Avlunun ortasında bir havuz bulunur.
Han el-Frenc, uzun süre Fransız konsolosluğu olarak da kullanılmıştır. 19. ve 20. yüzyıllarda bir dönem okul ve yetimhane olarak hizmet vermiştir. Günümüzde restore edilmiş olan yapı, kültürel etkinliklere ve sergilere ev sahipliği yapmaktadır. Hanın avlusunda dolaşırken, birkaç yüzyıl önce burada mallarını satan Avrupalı tüccarları, deve kervanlarını ve canlı ticaret ortamını hayal etmek zor değildir.
Sabun Müzesi
Sayda eski şehrinde ziyaret edilebilecek en ilginç yerlerden biri, Sabun Müzesi’dir. Müze, 17. yüzyıldan kalma eski bir sabun imalathanesinin restore edilmesiyle kurulmuştur ve Audi ailesinin girişimiyle ziyarete açılmıştır. Müzede, Doğu Akdeniz’de yüzyıllardır sürdürülen zeytinyağlı sabun yapımının aşamaları anlatılır.
Ziyaretçiler, zeytinyağının nasıl kaynatıldığını, sabun hamurunun nasıl döküldüğünü, kesildiğini ve kurutulmak üzere kule biçiminde nasıl dizildiğini öğrenebilir. Ayrıca Osmanlı döneminden kalma hamam eşyaları, eski sabun kalıpları ve damgalar da sergilenir. Müzenin içindeki küçük dükkânda geleneksel yöntemlerle üretilmiş sabunlar satın alınabilir. Binanın kendisi de taş kemerleri ve yüksek tavanlarıyla ayrı bir ilgiyi hak eder.

Sayda Kara Kalesi
Deniz Kalesi’nin kardeşi sayılabilecek Kara Kalesi, şehrin güneyinde, eski bir höyüğün üzerinde yer alır. Halk arasında “Saint Louis Kalesi” olarak bilinen bu yapı, Haçlı döneminde inşa edilmiş ve 1253’te IX. Louis tarafından onarılmıştır. Kalenin, daha eski bir Fatımi yapısının üzerine kurulduğu da ileri sürülür.
Kara Kalesi bugün oldukça harap durumdadır; ancak kalıntıları ve bulunduğu yüksek nokta, Sayda’nın tarihini anlamak açısından önemlidir. Bu kaleye ayrı bir yazıda daha ayrıntılı olarak değineceğiz. Deniz Kalesi’ni gezdikten sonra, eski şehrin içinden yürüyerek Kara Kalesi’ne ulaşmak mümkündür.
Eşmun Tapınağı
Sayda’nın yaklaşık iki kilometre kuzeydoğusunda, Evvali (Awali) Nehri’nin kıyısında yer alan Eşmun Tapınağı, Lübnan’daki en iyi korunmuş Fenike kutsal alanlarından biridir. Tapınak, şifa tanrısı Eşmun’a adanmıştı. Yunanlılar Eşmun’u kendi şifa tanrıları Asklepios ile eşleştirmişlerdi. Tapınağın inşası MÖ 7. yüzyılın sonlarına tarihlendirilir ve sonraki yüzyıllarda Pers, Helenistik ve Roma dönemlerinde genişletilmiştir.
Tapınak alanında, Sidon kralı Eşmunazar’ın döneminden kalma büyük bir podyum, kutsal havuzlar ve su kanalları bulunur. Hastaların şifa bulmak için bu sularla yıkandığı düşünülür. Alanda bulunan en ünlü eserlerden biri, “Eşmun Tahtı” olarak bilinen ve iki yanında sfenkslerin bulunduğu taş tahttır. Ayrıca Roma dönemine ait mozaikler ve çocuk heykelleri de tapınağın önemli buluntuları arasındadır; çocuk heykellerinin, şifa bulan çocuklar için adak olarak bırakıldığı düşünülür.
Eşmun Tapınağı, Deniz Kalesi’ni ziyaret edenlerin kısa bir taksi yolculuğuyla ulaşabileceği bir yerdir. Kale ile tapınağı aynı gün gezmek, Sayda’nın Fenike ve Haçlı dönemlerini birlikte görmek için güzel bir plan olur.
Mor Boya ve Murex Tepesi
Fenikeliler, antik dünyada en değerli boyalardan biri olan mor boyayı üretmeleriyle tanınırdı. Bu boya, murex adı verilen deniz salyangozlarından elde ediliyordu. Tek bir giysiyi boyamak için binlerce salyangoz gerektiğinden mor renk çok pahalıydı ve zamanla krallık ile asaletin rengi haline geldi. “Fenike” adının da Yunancada bu mor-kırmızı renkle ilişkilendirildiği düşünülür.
Sayda’nın güneyinde, Kara Kalesi’ne yakın bir bölgede, antik dönemde boya üretimi sırasında atılan murex kabuklarından oluşmuş bir tepe bulunduğu bilinir. Bu yığın, şehirde boya üretiminin ne kadar büyük ölçekte yapıldığının somut bir kanıtıdır. Bugün bu alanın büyük kısmı yerleşimin altında kalmış olsa da, Sayda’nın antik ekonomisini anlamak için ilginç bir ayrıntıdır.

Ziyaret Bilgileri
Sayda Deniz Kalesi, genellikle her gün sabahtan akşamüstüne kadar ziyarete açıktır. Giriş ücreti diğer Lübnan arkeolojik alanlarına kıyasla düşüktür. Ancak ziyaret saatleri ve ücretler değişebildiği için gitmeden önce güncel bilgileri yerel turizm kaynaklarından ya da giriş noktasındaki görevlilerden teyit etmek gerekir. Lübnan’daki ekonomik dalgalanmalar nedeniyle ücretlerin sık sık değiştiğini de akılda tutmak iyi olur.
Kalenin içini gezmek yaklaşık bir saat sürer. Ancak eski şehir, Han el-Frenc ve Sabun Müzesi ile birlikte düşünüldüğünde, Sayda için en az yarım gün ayırmak önerilir. Kalenin merdivenleri dar ve korkuluklar bazı yerlerde alçak olduğu için çocuklu ailelerin dikkatli olması gerekir. Yazın güneş çok etkili olduğu için şapka, güneş kremi ve su almayı unutmayın.
Kaledeki tabelalar genellikle Arapça, İngilizce ve Fransızcadır. Daha ayrıntılı bilgi almak isteyenler, girişte bulunabilecek yerel rehberlerle anlaşabilir. Fotoğraf çekmek serbesttir; ancak drone kullanımı için izin gerekebilir.
Ulaşım
Sayda’ya ulaşmanın en kolay yolu Beyrut’tan karayoluyla gitmektir. Beyrut ile Sayda arasındaki mesafe yaklaşık 40 kilometredir ve trafik durumuna göre yolculuk 45 dakika ile bir buçuk saat arasında sürebilir. Beyrut’taki Cola kavşağından Sayda’ya giden minibüsler ve otobüsler düzenli olarak hareket eder. Bu, en ekonomik ulaşım seçeneğidir.
Daha rahat bir yolculuk isteyenler taksi ya da özel araç kiralayabilir. Pek çok ziyaretçi, Sayda’yı Sur ile birlikte günübirlik bir güney gezisi kapsamında ziyaret eder. Sayda’da otobüsten indikten sonra Deniz Kalesi’ne yürüyerek ulaşmak mümkündür; kale, şehir merkezine ve eski şehre çok yakındır.
Ne Zaman Gidilmeli?
Sayda’yı ziyaret etmek için en uygun dönemler ilkbahar (mart-mayıs) ve sonbahar (eylül-kasım) aylarıdır. Bu aylarda hava ılıktır ve şehirde yürümek keyiflidir. Yaz aylarında sıcaklık ve nem oldukça yükselir; bu dönemde gezmek isteyenlerin sabah erken saatleri tercih etmesi önerilir. Kış aylarında hava daha serin ve yağışlıdır; fırtınalı günlerde dalgalar köprüye kadar ulaşabilir ve bu durum ziyareti zorlaştırabilir, ancak aynı zamanda etkileyici fotoğraflar için fırsat yaratır.
Ramazan ayında eski şehirdeki bazı dükkânların çalışma saatleri değişebilir; buna karşın iftar sonrası çarşı oldukça canlı bir atmosfere bürünür.
Fotoğraf İpuçları
Sayda Deniz Kalesi, Lübnan’da fotoğraf çekmek için en etkileyici yerlerden biridir. Kalenin en bilinen görüntüsü, kıyıdan köprüyle birlikte çekilen geniş açılı karedir. Bu fotoğraf için en iyi nokta, köprünün başlangıcının biraz kuzeyindeki sahil yoludur. Buradan kale, köprü ve deniz aynı kadraja rahatlıkla sığar.
Işık açısından en güzel saatler, gün batımına yakın zamanlardır. Güneş batıda, açık denizin üzerinde alçalırken kalenin silueti turuncu ve pembe tonlar arasında belirginleşir. Sabah saatlerinde ise güneş doğudan geldiği için kalenin kıyıya bakan cephesi aydınlanır ve taşların sarı tonları daha canlı görünür.
Limanın içinden, balıkçı teknelerinin arasından çekilen fotoğraflar Sayda’nın gündelik hayatını yansıtır. Kalenin çatısından ise eski şehrin minareleri ve kubbeleri ile modern şehrin yapıları arasındaki karşıtlık güzel bir kompozisyon oluşturur. Duvarlara gömülü sütun uçlarını yakından çekmek de kalenin katmanlı tarihini anlatan ilginç detay fotoğrafları sağlar.
Fırtınalı kış günlerinde dalgaların köprüye ve kale duvarlarına çarptığı anlar, dramatik kareler için fırsat yaratır; ancak böyle günlerde güvenliğiniz için köprüye çıkmamanız önerilir. Eski şehrin dar sokaklarında ise ışık ve gölge oyunları, özellikle öğle saatlerinde kemerli geçitlerde ilgi çekici görüntüler sunar.
Seyahat Uyarısı
Lübnan, son yıllarda ciddi ekonomik ve siyasi sorunlar yaşamış, özellikle güney bölgeleri zaman zaman silahlı çatışmalardan etkilenmiştir. Sayda, ülkenin güneyinde yer aldığı için bölgedeki güvenlik durumu değişkenlik gösterebilir. Seyahat planı yapmadan önce Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın güncel seyahat uyarılarını kontrol etmeniz, yerel haberleri takip etmeniz ve mümkünse bölgeyi iyi tanıyan yerel bir rehberle hareket etmeniz büyük önem taşır. Güvenlik durumunun belirsiz olduğu dönemlerde ziyareti ertelemek en doğru karardır.
Ayrıca Sayda yakınlarında Ayn el-Hilve Filistin mülteci kampı bulunmaktadır. Bu kampın çevresinde zaman zaman gerginlikler yaşanabildiği için bu bölgeye yaklaşmamak önerilir. Kale ve eski şehir çevresi ise normal dönemlerde turistlerin rahatça gezebildiği alanlardır.
Sık Sorulan Sorular
Sayda Deniz Kalesi’ni gezmek ne kadar sürer?
Kalenin kendisini gezmek yaklaşık bir saat sürer. Eski şehir, Han el-Frenc ve Sabun Müzesi ile birlikte yarım günlük bir program önerilir; Eşmun Tapınağı da eklenirse tam bir gün ayırmak iyi olur.
Kaleye yürüyerek ulaşılabilir mi?
Evet. Kale, kıyıdan uzanan taş köprü üzerinden yürünerek ulaşılan bir yapıdır. Şehir merkezinden ve eski şehirden kaleye yürümek birkaç dakika sürer.
İskender Lahdi Sayda’da mı?
Hayır. 1887’de Sayda’daki kraliyet nekropolünde bulunan İskender Lahdi ve diğer önemli lahitler, bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Sayda’yı merak eden Türk okurlar için bu eserler, şehrin antik zenginliğini görmenin en kolay yoludur.
Kale hangi dönemlere ait izler taşır?
Kalenin temel yapısı 13. yüzyıl Haçlı dönemine aittir. Duvarlardaki sütunlar Roma dönemine, onarımların bir kısmı Memlük dönemine, batı kulesindeki kubbeli oda ise Osmanlı dönemine tarihlendirilir. Adacığın daha önce Fenike döneminde de kullanıldığı düşünülür.
Video: Sayda Deniz Kalesi
Kaleyi ve çevresini daha yakından görmek isteyenler için aşağıdaki videoyu izleyebilirsiniz.
Neden Görmeli?
Sayda Deniz Kalesi, Doğu Akdeniz’in binlerce yıllık tarihini tek bir noktada toplayan nadir yerlerden biridir. Fenike limanı, Roma sütunları, Haçlı duvarları, Memlük onarımları ve Osmanlı kubbesi, birkaç yüz metrekarelik bir adacıkta yan yana durur. Kalenin denizin ortasında yükselen silueti, onu Lübnan’ın en güzel fotoğraf karelerinden biri yapar. Hemen yanı başındaki canlı çarşı ve liman ise ziyareti sadece bir tarih gezisi olmaktan çıkarıp, Lübnan’ın gündelik hayatına dokunan bir deneyime dönüştürür. Güvenlik koşulları uygun olduğunda, Lübnan’a yolu düşen herkesin Sayda’ya mutlaka uğramasını öneriyoruz.

Yakındaki Kaleler
- Sayda Kara Kalesi – Sayda’nın güneyindeki Haçlı kalesi
- Beaufort Kalesi – Litani Vadisi’ne hâkim dağ kalesi
- Sur Haçlı Kalıntıları – Sayda’nın güneyindeki antik liman şehri
- Biblos Kalesi – Beyrut’un kuzeyindeki Haçlı kalesi
