Sarımsak Faydaları
Sarımsak faydaları, yararları, hakkında her şey…
İnsan ve kültürüyle binlerce yıldan beri içice olan sarımsak, bazen
tanrılara layık bir nektar, bazen de kişiyi vampirlerden ve kötü ruhlardan
koruyan bir “nazarlık” görevi gördü… Ama yaygın kullanımı hep tedavi
amaçlıydı. Her çağda halk tabakaları için önemli olan bitkinin bu özelliği,
günümüzde yeniden ortaya çıktı. Sarımsak, artık bir sanayi bitkisi…
*
*Yahudiler Veba salgınından neden daha az etkileniyorlardı?*
Onsekizinci yüzyılın başında, İsviçre’nin Basel kenti veba salgınına yenik
düşmüştü. Salgın ertesi ölenlerin kimlikleri tesbit edildiğinde, kent
Yahudiler’inin kayıplarının yok denecek kadar az olduğu görüldü. Çünkü,
kentteki Yahudiler, özellikle dinsel töreleri gereği düzenli biçimde
sarımsak yemekteydiler. Bu bitkinin de birçok hastalığa iyi geldiğini
yüzyıllardır biliyorlardı…
*Hırsızlar salgından neden etkilenmiyorlar?*
1721 yılında aynı salgın hastalık, bu kez Marsilya’yı vurdu. Hırsız çeteleri
de bu kargaşada salgının kırıp geçirdiği mahallelere dalarak soygunlar
düzenliyorlardı. Polis, bir süre sonra çetelerin üyelerinden dördünü
yakalamayı başardı. Soruşturmanın sonunda şaşırtıcı bir şey öğrenildi;
hastalıkların kol gezdiği yerlerde dolaşmasına karşın, hiçbir çete üyesi
hasta olmamıştı. Araştırınca anlaşıldı ki, hırsızların dördü de
hastalanmamak için şarap, sirke ve sarımsak yemişlerdi…
*En eski sarımsak kaydı Sümer*
Neolitik Çağ’dan bu yana, dünyadaki hemen her kültüre ait insanlar
tarafından bilinen sarımsağa ilişkin en eski yazılı bilgiler, Sümerli’lerin
M.Ö. 2600-2100 yıllarına tarihlenen tabletlerine dayanıyor. Sümerler’le
başlayan bu serüvenin yayılma yönüne göre, sarımsağın önce İndus Vadisi’ne,
ardından da Çin’e ulaştığı anlaşılıyor. Sarımsağın Çin’e ulaşmasının Hint
tıbbı aracılığıyla gerçekleşmiş olduğuna hiç kuşku yok… Çinlilerin
kullandığı bitkilerin çoğu gibi, sarımsak da Kore yoluyla Japonya’ya girmiş.
Japonlar bu bitkiyi soğuk algınlıklarının tedavisinde ve afrodizyak olarak
kullanmışlar.
*Hint de sarımsak?*
Bir Hint efsanesine göre, tanrılar ve cinler tarafından araştırılırken
“okyanusun zenginlikleri”nde ortaya çıkan pek çok değerli bitkinin içinde,
sarımsak da ilk sıralarda yer almaktaydı. Tanrılar katından bir “nektar”
olan sarımsağı paylaşmak isteyen tanrılar ve şeytanlar arasında kavga çıktı.
Evrenin yaratıcısı “Vişnu”, kavganın bü-yümesini önlemek için nektarı onlar
arasında paylaştırmaya başladı. Ne var ki, şeytanlardan biri tanrıların
ara-sına sızmış; nektardan bir ağız dolusu almayı başarmıştı. Olaya tanık
olan Güneş ve Ay, durumu hemen Vişnuya bildirdi. Şeytan nektarı henüz
yu-tamadan Vişnu onun kafasını uçuru-verdi. Sıvı, şeytanın ağzından toprağa
döküldü ve hemen yerde sarımsak bit-kisi oluştu. Ancak, nektar bir kez
şey-tanın boğazına girmişti; bu yüzden, faydaları yanında ayrıca kötü
afrodiz-yak özellikler de kazanmış oldu.
*Piramidin yapımında çalışan işçilerin yediği soğan ve sarımsağın bedeli:*
*Yaklaşık 10 milyon dolar…
Akdeniz bölgesine inildiğinde, önemli yazılı kaynaklar olan Mısır
papiruslarında da sarımsağın önemli bir yer tuttuğu anlaşılıyor. M.Ö. 450 yıllarında Mısır’ı gezen tarihçi Hero-dot’un bildirdiğine göre; Keops pira-midinin yapılışı sırasında çalışan işçi-lerin yediği soğan ve sarımsaklar için ödenen para “1600 gümüş talent”i bulmuş ve bu bilgi papiruslara kayde-dilmişti. Günümüz değerleriyle konu-şulduğunda, yirmi yıl boyunca 360 bin işçi adına harcanan bu para, yak-laşık 10 milyon dolar ediyordu.
*Mısır da sarımsak “kutsal bitki”*
Yine Mısır’da, M.Ö. 1500 yılların-da yazılmış olan Ebers papiruslarında da
sarımsağın ölümcül hastalıklara (kanser) karşı etkin bir ilaç olarak
kullanıldığı yazmaktaydı. M.Ö. 1352 yılında ölen ünlü firavun Tutanka-mon’un
mezar odasında bile sarımsak dişleri bulunmuştu. Eski Mısırlılar, bitkilerle
dini inanışlar arasında bağ-lantılar kuruyordu. Eğer hastalıkları gönderen
tanrılarsa, tedavilerini de onlara bağlamak gerekiyordu. Bu ne-denle soğan
ve sarımsağın onların gö-zündeki yeri çok büyüktü. Bunların tanrılara ait
“kutsal bitkiler” olduğu-na inanıyorlardı…
*Sarımsak, Yahudiler için eskiden olduğu gibi günümüzde de vazgeçilmez
önemde*
Yahudiler’in kutsal yazıtlarından Talmud, bitkilerin, dinsel perhiz
dö-nemleri ve tedavi amaçlarına ilişkin kurallar içermekteydi. Sarımsak,
il-ginç bir biçimde, her iki bölümde de önemli bir yere sahipti. Kral
Solomon (Hz. Süleyman M.Ö. 965-926), kendi yediği öğünleri bu sarımsaklı
kuralla-ra göre düzenliyordu. Bu nedenle sarımsak, Yahudiler için eskiden
olduğu gibi günümüzde de vazgeçilmez önemde…
*Yunan atletleri de Olimpiya’daki yarışlardan önce sarımsak yiyorlardı*
*Romalılar sarımsağı panzehir olarak kullanılı-yorlardı*
Eski Yunanlı komedi yazan Aris-tophanes (M.Ö. 445-385), sarımsağı fiziksel
kuvvet kaynağı olarak ta-nımlamıştı. Kuşkusuz, eski Yunan atletleri de
Olimpiya’daki yarışlardan önce sarımsak yiyorlardı. Romalılar da sarımsağı
Eski Yunanlılar’dan al-dılar. Romalı ünlü ansiklopedisi Yaşlı Plinius (M.S.
23-79), sarımsak yapraklarının havayla temasında ka-rardığını gözlemledi. Bu
durumu da, “sarımsağın şeytanı ve karanlık güç-leri kendine çektiği”
biçiminde yo-rumladı. Romalılar ise en kötü şey-tanların yılanlarda
bulunduğuna, kö-tülüklerin de yılan ısırmasıyla insana geçtiğine
inanıyorlardı. Bu yüzden, sarımsağı panzehir olarak kullanılı-yorlardı.
This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 789×473.
| This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 789×473. |
*Sarımsağın kökenini Or-ta Asya*
Günümüzde yapılan botanik araş-tırmalar ise, sarımsağın kökenini Or-ta
Asya’ya bağlıyor. 1894 yılında bo-tanikçi Hehn ile çok sonraları Hyam-s’ın
1971’de yayımladığı araştırmalar bunun en önemli kanıtları… Geniş
topraklar üzerinde bir yandan avla-nıp bir taraftan da sürüleriyle hareket
eden göçebe kabilelerin besinleri içinde sarımsağın ilk ve yabani ör-nekleri
önemli bir yer tutmaktaydı.
İngiliz teğmen Hamilton Bower, 1890’da Doğu Türkistan’ı, Uygur böl-gesini
gezdiği sırada, M.S.400 yılları-na tarihlenen bir elyazması buldu. Bir
olasılıkla Budist rahipler, daha eski bir kaynağa dayanarak yazmıştı bu
yazmayı… I897’de Hoernle tarafından Kalküta’da çevrilip basılan eserde
sarımsak, eski Hint tanrılarının reisi Asu-ra’nın, Tanrı Janar-Dana
tarafından kafası uçurulduğunda akan kan damlaları olarak tarif edilmişti.
Bower’in bulduğu elyazmasına göre sarımsak ayrıca, afrodizyak içeceklere
katkı maddesi şeklinde de ilave ediliyordu.
*Zambakgillerden Sarımsağın bilimsel adı “Allium sativum L.” *
İnsan kültüründe böylesi önemli bir yer tutan sarımsağın bilimsel adı.
“Allium sativum L.”… Sarımsak, fa-milya olarak “Liliaceae” (zambak-giller)
ailesinde olan ve yeryüzünde 600 kadar türü bulunan “Allium” cinsine ait bir
bitki… “Allium L.” cinsi de kendi içinde 12 seksiyona ay-rılıyor. Allium
seksiyonunun soğan-ları, bildiğimiz tipik sarımsak koku-suna sahip… Bu
seksiyona dahil olan türler, genellikle Kuzey Yarımküre’de ve Avrupa ile
Asya’nın batı kesimle-rinde yetişiyorlar. Ülkemizde 150 ka-dar Allium
türünün yetiştiği biliniyor. Allium seksiyonunun üyeleri ise 50 kadar…
Halk arasında bazılarına, kör-men, yabani soğan, it soğanı, kaya sarımsağı,
yabani sarımsak ve çoban sarımsağı gibi isimler veriliyor. Tüm bu sarımsak
çeşitleri, kırsal alanda gerek folklorik tedavi amaçlı, gerekse gıda olarak
tüketiliyor.
*
*Sarımsak da neler var neler…*
Başta bildiğimiz sarımsak olmak üzere, bütün Allium türlerinin soğan-ları,
yapılarında özel kokulu uçucu yağ, şekerler, enzimler, kükürtlü
gli-kozitler, A,B1, B2, B3, C, P gibi vita-minler. 17 çeşit aminoasit,
bakır, de-mir, çinko, kalay, alüminyum, kükürt ve selenyum gibi çeşitli
metaller, ve ayrıca nikotinamit, kolin, iyot, sapo-nin ve fermetleri de
bulunduruyor. Sarımsağın etkili maddesinin kükürt-lü bileşikler olduğu kabul
ediliyor. Bu maddelerin öncüsü, kükürtlü bir aminoasit olan “alliin”…
Alliin, sarımsak enzimi olan “allinaz”ın etki-siyle “allisin”e dönüşüyor.
Sarımsak kesildiğinde ortaya çıkan tipik koku, işte bu allinaz enziminin
etkisiyle çı-kıyor. Allisin’in ise antibakteriyel bir etkisi var… Allisin
de durgun dengeli bir bileşen olmadığı için, ayrışarak pıhtılaşmayı önleyici
etkisi olan “E/Z-ajoen”e dönüşüyor. Ne var ki, araştırmalara göre,
pişirildiği zaman allisin bileşiği bozuluyor ve sarımsağın yüzyıllardır
kabul gören ünlü an-tibiyotik etkisi de ortadan kalkıyor.
*Sarımsağın yararları*
Sarımsak, devamlı tüketilen ve toksik yönünün düşüklüğü nedeniyle klinik
öncesi deneylere geçilmeden doğrudan klinik deneylerine başla-nan bir
bitki… Bu klinik çalışmalar, sarımsağın özellikle kan üzerindeki lipid,
kolesterol ve diğer metaboliz-ma etkileri yönünde yoğunlaşıyor. Yapılan
çalışmaların sonuçlarına gö-re; sarımsağın kandaki lipid ve ko-lestrol
düzeylerini düşürdüğü, pıhtı-laşmaya engel olduğu gözleniyor.
Bir çok olumlu etkisinin yanısı-ra, sarımsağın bağışıklık sistemi üzerindeki
güçlendirici etkileri oldu-ğu da biliniyor ve çalışmalar, tümör oluşumunu
engellemesi yönünde de sürdürülüyor. Bütün bunların yanısı-ra, sarımsağın
karaciğeri koruyucu etkisiyle, tüberküloz ve lepranın (cüzzam) sorumlusu
olan “mycobacterium”ları etkilemesinden özel-likle söz etmek gerek…
Menenjit ve viral enfeksiyonlarda bile sarımsa-ğın olumlu etkileri olduğu
görülü-yor. Bu araştırmaların en ilginç ve yeni olanı ise; sarımsağın
yalnızca kimyasal kökenli kanser oluşumları değil, radyasyon nedeniyle
oluşabi-len kanserler üzerinde de etkili olu-şunun saptanması… Denek
hayvan-lar üzerinde yapılan çalışmalar, sarımsağın kanser hücrelerini
doğrudan tahrip etme yeteneğine sahip oldu-ğunu
gösteriyor…
Halk arasında yüzyıllar boyunca birçok hastalık ve rahatsızlığa çare olmuş
sarımsak ya da Allium türleri, modern tıbbın gelişmediği ya da ula-şamadığı
bölgelerde iştah açıcı, ya-raları iyileştirici, tansiyon düşürücü, idrar
söktürücü, cinsel gücü arttırıcı, kurt düşürücü. Öksürük kesici, tifo,
dizanteri ve damar tıkanıklığı gibi hastalıkların tedavisinde kullanılı-yor.
Bütün bunların önemli bir folk-lorik deneye ve yüzyılların birikimi-ne
dayandığı rahatça savunulabilir. Çünkü, çağımızda büyük bölümü Avrupa’da
yaşanan dünya savaşla-rında bile İngiliz, Alman ve Rus as-kerler savaş
alanında görülen hasta-lıklarla başa çıkmak için devamlı sarımsak
kullanıyorlardı.
*Osmanlı tarihinde*
Osmanlı tarihinde de sarımsağın tedavi edici yönü konusunda kayıtlar var.
Padişah IV. Mehmet’in hekim-başı olan Nasrullah oğlu Salih, 17. yüzyılın
ikinci yansında yazdığı bir eserde; sarımsağın özellikle kış ayla-rında,
gülsuyu ile yenmesini; barsak parazitleri, ishal, yılan ve akrep sok-ması,
kuduz köpek ısırması gibi ra-hatsızlıklarda da sarımsağın kullanıl-masını
öneriyordu
*Sarımsağın yan etkileri,*
Amerikalılar’ın sarımsağa, “Gün-de bir sarımsak, tutar doktoru uzak…” gibi
hoş bir özdeyişle yak-laşmaları hayli ilginç, ama uzmanlar, hiçbir yan
etkisi olmayan ilacın sağ-layacağı faydadan kuşku duyulması gerektiğini
düşünüyorlar. Bu kokulu bitkinin çeşitli aktif içeriklerinin de yan etkileri
olduğu biliniyor. Ancak, bu yan etkilerin oluşması için aşırı miktarda
sarımsak yenmesi gerek. Aşırılığın ölçüsü de günlük miktarla bağlantılı…
Uzmanlar, uygun dozun, yemekle birlikte yenmesi durumun-da 10 gram kadar
olmasında birleşi-yorlar.
*Sarımsağın öncelikle aç karnına yenmemesi gerek*
Aç karnına sarımsak yiyenlerde mide ekşimesi, yan-ma ve uzun süreli ağrılar
oluşabili-yor. Özellikle midesi hassas ve ülse-ri olanlar için kötü sonuçlar
çıkabili-yor. Sarımsak yağının aşırı kullanımı da deride çürümelere ve
giderek kangrene yol açabiliyor. Çok aşırı miktarda sarımsak tüketimi de
kus-ma ve ishale kadar gidebiliyor. Da-hası, böbreklere zarar
veriyor.
Aşırı sarımsak tüketiminin bir yan etkisi de barsak gazı… Sarımsak tozunu
solumak ise ciddi astım krizle-rine neden olabiliyor. Bu yüzden hassas
bünyeli bazı insanlarda sarımsak alerjisi gözleniyor. Çoğunluk-la da sağ
elini kullanan ve sarımsağı sol elinde tutarak bıçakla soyan ev hanımlarının
ve gıda sektöründe ça-lışanların genelde sol el parmakla-rında egzama
çıkıyor.
Sonuçta, sarımsağı yerken ölçüyü kaçırmamak gerek… Çünkü, Ameri-kalılar’ın
dediği gibi, “Işığın olduğu yerde, gölge de var…”
*Dünyada önemli ölçüde eko-nomik değer taşıyan bir bitki…*
Tedavi edici bir besin olarak sarımsak, dünyada önemli ölçüde eko-nomik
değer taşıyan bir bitki… AB-D’nin San Francisco kentindeki çift-liklerde
sarımsak sektörü bütünüyle makineleşmiş durumda… Hava püs-kürtme tünelinde
soyularak ayıklanmasından, kurutularak iri parçalar ya da toz haline
getirilişine kadar her alanda makineler kullanılıyor. Buna şişelenmiş
sarımsaklı makarna soslarını ve dondurulmuş sarımsaklı pizzaları da
eklersek; sarımsağın ar-tık bütünüyle bir sanayi bitkisi oldu-ğunu kabul
etmek gerekiyor.
*Dünya’da sarımsak tüketimi*
Yapılan bir araştırmada ABD’de-ki kişi başına yıllık sarımsak tüketi-minin
1975 yılında 300 gr. iken, 1994 yılında 800 grama yükseldiği görülüyor.
Veriler, Avrupa’daki tü-ketimin Amerika’dakinin iki katı ol-duğu yönünde…
Türkiye’de ise böy-le bir istatistik yok gibi… Ancak, Al-manlar’ın bir
zamanlar Türk işçileri-ni “sarımsak yiyor” diye küçümse-dikleri
hatırlandığında; Türkler’in sarımsak tüketim oranının, “Ameri-kalılar’dan
iki kat fazla sarımsak tü-keten Avrupalılar”dan çok daha fazla olduğu ortaya
çıkıyor.
*Tıbben faydalı olarak önerilen sarımsak tüketim miktarı, günde en fazla 2-3
diş…*
*Onu da bütün olarak yutmak yerine çiğneyerek yenilmesi gerektiği öneriliyor
*
Çünkü işin uz-manı ve TBAM Başkanı Prof.Dr. Hüsnü Başer’e göre; *”İnsan
midesi, bütün gelen bir diş çiğ sarımsağı eritecek güçte değil. Bu nedenle
sarımsak bütün alındığında, geldiği gi-bi, yine bir bütün olarak çıkıp
gidi-yor”.*
*Türkiye de yapılar araştırmalar*
*”Allium tuncelianum’ (**Tunceli** yöresinden) ile Allium macrochaetum (**
Erzin-can-Tunceli** yöresi) türleri*
Eskişehir’deki Anadolu Üniver-sitesi’ne bağlı, “Tıbbi ve Aromatik Bitki ve
İlaç Araştırma Merkezi” (TBAM), Türkiye’de sarımsak ko-nusunda araştırma
yapan en önemli kuruluş… Enstitü, Tübitak’ın da des-teklediği bir
çalışmada, çoğu ende-mik olan 30 tür yabani sarımsağı in-celemiş. Bu
araştırmanın amacı ise sarımsak açısından çok ilginç; ünlü “Allium
sativum”un yerine kulla-nılabilecek yeni türler bulunmuş ve bunlar ilaç
sanayinin hizmetine su-nulmuş… Sonuçta, özellikle TBAM tarafından
isimlendirilen “Allium tuncelianum’ (Tunceli yöresinden) ile Allium
macrochaetum (Erzin-can-Tunceli yöresi) türlerinin bu alanda yeterlilikleri
kanıtlanmış oluyor.
*Türkiye’de en yaygın ve en önemli sarımsak üretilen yer, Kasta-monu’nun
Taşköprü ilçesi… *
Dünya-nın en kaliteli ve en acı sarımsakla-rının üretildiğini söyleyen
Taşköp-rülüler, 11 yıldır bir de Sarımsak festivali düzenliyorlar. Sarımsağı
Türkiye’de de bir sanayi bitkisi haline getirmeyi amaçlayan yöre halkı, bu
konuda makineleşip, bitkiyi ma-mul hale getirdikten sonra dışsatı-mını
yapmayı da planlıyorlar.
*Erkeklerin ilgisini çeken afrodizyak etkisi…*
Sarımsağın bir başka özelliği de erkeklerin merak ve ilgisini çeki-yor:
Afrodizyak etkisi… Oldukça uzun ve sağlıklı bir cinsel yaşamı olan Fransa
Kralı 4. Henri’nin bir yandan sarımsak yerken, diğer yan-dan da vücuduna
bitkinin şarapla karıştırılmış yağını sürdüğü bilini-yor; yemesi cinsel
iktidar kazan-mak, yağını sürünmesi de kötülüklerden korunmak için…
Temelde bir halk inanışı olan bu özellik, bilim-sel açıdan da destek
bulmuyor de-ğil… Bu konudaki bilimsel çalışma-lar da, sarımsağın,
ereksiyona ulaş-mada vazgeçilmez bir işlevi olan “nitrit oksit sentetaz”ın
(NOS) vü-cut tarafından üretimini uyardığını gösteriyor… Ne var ki,
erkeklere böylesi bir müjde veren bilim, ka-dınların sarımsak kokan
erkekler-den kaçmasını önleyici yöntemler konusunda çok ilgisiz kalıyor…
——————————
*Kaynak : Focus Ekim 1997 sayısında İrfan UNUTMAZ “Sarmısaklasakda saklasak” başlıklı yazıdan alınmıştır.*
