Kaynaşlı’nın Güzel Yerleri

Sırtını Bolu Dağına dayamış Kaynaşlı’dan hareketle, bir başka zirveye çıkmak üzere Topuk Yaylasına, yaylada bir mücevher gibi duran Topuk Göletine, dağ sularının buluşma noktası Samandere Şelalesine ve Kuru Göl

Kuru Göl
Önce Üç Köprü mevkiinden girerek Kuru Göl’e gidiyoruz. Düzce’den batıya doğru eski E-100 den 10 km yol alıyor ibreli çam ağaçları arasında açılmış toprak yoldan içi sazlarla kaplı göle geliyoruz. Orman içinden geçen yüksek gerilim hattı telleri dikkatimi çekiyor, ormancılar hatlara uzayıp yaklaşan ağaçların kontrol altında olduğunu şerare oluşmaması için uzadıkça kesildiklerini, bu işin çok önemli olduğunu belirtiyorlar. Çevrede uygun ortamlarda geyik, karaca, tilki, domuz, ayı, çakal, sincap görülebileceğini ekliyorlar. İki saatlik bir yolculuk sonrası dev metropol İstanbul’dan gelenler için böylesine farklı bir ortam etkileyici olabiliyor. Ve bir anda kendinizi gölün kıyısında buluveriyorsunuz. Aslına bakarsanız gölde fazla bir şey yok, iyi de değerlendirilmemiş. Gözden uzak olan gönülden de ırak olur misali, bakımsız boş bir yapı doğanın içinde kurbağaların sesini, kuşların korosunu dinliyor. Gençler, balık tutuyor, çevrede çeşme, büfe, wc gibi hiçbir şey yok ama turizm adına güzellikler vaat ediyor. Gölde sazan, karabalık denilen, ekmek hamuru ile tutulan, tatlı su balıkları yaşıyor. Her ikisinin de tavasının leziz olduğu anlatılıyor. Kurbağalar ne kadar çok olursa balıklar da o kadar fazla olur diyorlar. (Balıkların yumurta dökme mevsiminde av yapılmaz ise). Düzce merkezden 16 km, E-100’den 5 km uzaklıkta ki Kuru Göl, tertemiz havası, kolay ulaşımı ile günübirlik kullanım alanının dinlenme, piknik ve orman içi doğa yürüyüşlerine cevap vermesi nedeniyle geleceği parlak görünüyor.

Topuk Yaylası ve Göleti
Düzce’den ayrılıp Bolu Dağı rampasına tırmanmaya başlıyor Kaynaşlı’dan Bakacak mevkiine geliyoruz. Sağ tarafımızda İsmail’in Et Lokantası var, köşesinden içeri giren kenarları fındık ağaçları ile çevrili asfalt yolu kullanarak virajları çıkmaya başlıyoruz.

Bakacak sırtlarından görülen manzara altımızda oldukça etkileyici biçimde gözler önüne seriliyor. Dağın zirvesine yakın bölümünde rampayı bitirmeye çalışan kamyonların, tırların, Abant, Ankara yolcularının tırmanışları ile yokuşu geliş yönünde bitirip aşağı doğru süzülen araçların nispeti bir yana bu manzarayı daha geriden dağ zirvesine hâkim tepeden seyreder biçimde sıralanmış Bakacak Villaları görülüyor. Seyir tepesinin karlı halini şöyle bir hayal edip, yola devam ediyoruz. Seyir tepesi sonrası yol ikiye ayrılıyor. Biz sola Dipsiz Göl köyüne ayrılan yolu takip ediyoruz. Ormancılık, hayvancılık, arıcılık ve Bolu Dağı tesislerinde çalışanların konakladığı köy çam balı, kestane balı ile de anılıyor. Köy içinden geçip önce sola sonra sağa dönüyor, Topuk Yaylasına yöneliyoruz. Yolun iki yanı kayın ağaçları ile kaplı gözleriniz yeşile doyuyor. Orman denizinde Bolu Dağının batı eteklerinde ilerliyorsunuz, Bıckıyanı Köyü tepelerden görünüyor. Birkaç ahşap köy evi göz okşuyor. Toprak yol yöresel bitki örtüsü kendini hissettirmeye başlıyor.
Nisan Mayıs aylarında ormanda yetişen, bir tür gövde ve kök bitkisi olan Kaldirik sebzesini toplayanlar bahçelerinde odun ateşinde koca tencerelerde haşlayarak hazırlıyorlar. Turşusu kuruluyor, sağanla kavruluyor, yumurtalısı yapılıyor ya da sade yeniyor. Mevsiminde çiğ olarak Düzce’de pazarda da satılıyor, lezzetiyle seviliyor, iştah açıyor. Mor renkli orman gülleri, çam ormanı içinde gözünüzü okşarken havanın temizliği, kokusu fark ediliyor. Nefes aldığınızı bile unutuyorsunuz.
Bu yörelerde 4-5 saatlik uyku kafi gelir kendiliğinden uyanırsınız diyorlar. Yaz ve bahar aylarında kullanılabilir hafif tozlu yol araçla ve motosikletle gezi imkânı veriyor. Yörenin yerlileri kışın iki metre kar olur diye uyarıyorlar. Yüksek tepede gece soğuk olduğu için sinek olmaz diye sözlerine artı bir avantaj ekliyorlar. Topuk Yayla Göleti Bıçkıyanı Köyü sınırları içinde HİS amaçlı yapılmış. (Hayvan İçme Suyu). Gölet dağdan çıkan kaynak suları ile besleniyor, fazlası gider çıkışından bırakılıyor.

İçinde aynalı sazan ve kadıncık denilen Hollanda sarısı biraz kılçıklı balıklar yaşıyor, tava ve ızgarasının lezzetli, derisinin kalın olduğu anlatılıyor. Göletin yakınında bulunan köy Giresun kökenli olup 150-200 senelik bir maziye sahip. Hayvancılık ve ormancılıkla ilgileniyorlar. 1997 yılında yayladan çıkan suyu Köy Hizmetleri plan proje dâhilinde önüne set çekip doldurarak yapay bir göl oluşmasına imkân vermiş. Göl çevresine iki küme halinde fiberglas malzemeden üretilen 23 adet Eskimo kulübelerine benzer İspanyol yapımı bungalovları yerleştirmişler. (Kaynaşlı’ya depremde yardım amaçlı gönderilip kullanıldıktan sonra). Piknik amaçlı gelenlere ücretsiz veriliyor. 8 tanesinin içi tahta döşeli diğerleri toprak zeminle temas halinde, başka malzeme yok. Soğuk havada içi sıcak oluyor, göl çevresinde bir mescit, bir çay evi, önceden haber verenlere yemek de yapıyor. Piknik masaları, içilebilir pınar suyu çeşmeleri, 4 adet seyyar tuvalet var. Köy muhtarı Osman Gümüş yazın göle kayık koyuyor oda ücretsiz, piknik alanı da. Yeter ki motorcular, safariciler, aileler gelsinler şu güzelliği yaşasınlar, zaten bir daha ayrılamazlar diyor. Üstüne basa basa herkese yardımcı olacağını vaat ediyor. Muhtar Osman Gümüş tel no: 0544 480 80 55 veya 0(380) 547 72 21 Gölde iki ay süre içinde sportif amaçlı, ücretli olta balıkçılığı yapılıyor. 2001 yılında göletin suyu çekilmiş dolgu çalışması yenilenmiş ve tekrar su biriktirilmiş. Gölün derinliği 1 ila 12 metre arası değişiyor. Dip çevre çimen dokusu olarak devam ediyor. Denizden yüksekliği 1300 metre olan göl çevresinde iklim, gezilere 15 Nisandan Kasım sonuna dek izin veriyor. Yol köy hizmetleri tarafından sürekli açık tutuluyor. 2000 yılında göl yüzeyi 50- 60 cm kalınlıkta buz tutmuş. Bir ayı balık yakalamak için göle inmiş, buzun ince yerinde yüzey çatlamış ayı açılan delikten gölün içine düşüp kaybolmuş. Buzun altında 200 metre yüzüp sığ kıyıda yerden aldığı güçle alttan omuzlayıp yüzeydeki buzu kırıp kaçmış. Köylüler kurtulduğunu izlerden anlamışlar. Akşamın sakin saatlerinde su içmeye inen geyik ve karacalar görülebilir, ayılar piknikçilerin bıraktığı çöp bidonlarını karıştırır, yiyecek ararlar, koyunlara ve insana dokunmazlar diyorlar. Jandarma bölgesi olan yayla her bakımdan güvenlidir diye ekliyorlar. Bu kadar göl hakkında bilgiden sonra biraz da gölün yaşantısından bahsetmek gerek. Sarıçam, kayın, göknar, kavak, gürgen bölgenin ağaçları ve etrafa yaydıkları yoğun orman kokusunu teneffüs ederek yaklaşıyorsunuz yaylaya ve gölete. Orman içinin nemi, gölgesi, yeşili ve süzülen güneşi göleti bulana dek merak ve heyecan uyandırıyor. Tepeyle buluştuğunuz an panik başlıyor, nereden baksam, nereye gitsem telaşınızı kurbağalar sanki kahkahalarla cevaplıyor. Seslere işbirlikçi kuşlar katılırken boyunlarında ki çanları sürekli otlayarak sallayan uzun saçlı hippi görünüşlü koyunlar, kuzular, inekler destekliyor. Ah diyorsunuz burası Abant’tan güzel, Abant’tan bakir, İstanbul için Abant’tan yakın, üstelik Bolu dağını geçmiyor insan. Cep telefonu da çekiyor. Köyden 4 km uzaklıktaki Topuk Yaylasında 26 Haziranda yayla geleneksel şenlikleri yapılıyor. Yöresel sanatçılar kemençeler çalıyor şarkılar söylüyor, halk oyunları oynanıyor. Konuklar piknikler yapıp göl çevresinde 2,5 km lik doğa yürüyüşlerine katılıyorlar. Kent içinde iki kat yürüyüp yorulanlar Topuk Yaylasında atlet kesiliyorlar.

Kütüklü Yaylası
Göletin arkasından geçip orman içine dalan yol Kütüklü Yaylasına uzanıyor. Bu bölümler biraz daha bozuk olsa da geçilmez değil. Ağaç gövdelerinde sincapların biraz küçüğü olan çökelezler görülüyor. Yolun sol tarafının Bolu, sağ tarafının Düzce iline ait olduğunu, soluma ayrılan yolun 3 – 4 km sonra Abant’a gittiğini ve hiç bilmediğim bir açıdan Abant gölünü görme imkânı verdiğini öğreniyorum. Karşılaştığım yayla evlerinin bazılarını doktorlar kullanıyor, hafta sonu tatillerinde şifalı bitki topluyor, piknik yapıyorlar. Bazılarında, astım, damar sertliği, şeker hastaları yaşayıp şifa buluyorlar. Bunlar arasında Almanya’dan gelip rahat bir kış geçirmek için yaz aylarında 3 ay kalanların olduğunu görüyorum. Uzun boylu ağaçlar gökyüzüne dek uzanıyor. Bakacaktan 22 km uzaklıkta akşama doğru kollarıma akşamın serinliği yapışıyor. Yol boyunca içtikçe acıktıran, hazım yaptıran pınar sularının tadına bakarak Sakarca Yaylasına geliyorum.

Sakarca Yaylası
Bir kısmı Bolu bir kısmı Düzce’ye ait yaylada rakım 1000 metre. Doğusu çam, batısı kayın örtülü yayla aralıksız kekik kaplı. Hayvanlar doğal olarak bu ortamda otluyor kekikler ete sinip kokusunu etkiliyor. Yayla Temmuzda kekik ve yayla çiçeği kokusundan geçilmiyor. Kekiği her yerde kullanıyorlar, yapraklarından çay demliyor, fasulye ezmesine karıştırıp adına agut diyip yiyorlar. Yayla daha önceleri Bolu’ya aitmiş. Abdurrahmanoğlu İsmail Çuburoğlu 1932 de yaylayı ilk tutan olmuş. Hasan Ali Çuburoğlu yaylamıza gelenler peynir, süt, yoğurt, köy ekmeği ile piknik yapabilirler diyor. Tavuk, civ civ yapamıyoruz sansar hepsini boğuyor diye yakınıyor. Yanıklık mevkiinde geyikleri gördüğünü, tepedeki tuzlakta tavşanların çıkıp oynadığını, doğanın bekçisi olduğunu, avlanmanın yasak olduğunu vurguluyor. Sakarca Yaylasından ayrılıp Karadikmen Yangın Gözetleme kulesine geliyoruz. Düzce’ye hâkim bir tepede yer alan kule çevresinde küçük bir havuz ile çeşme ve odun masalar var bu yüksekliğe bile piknik için gelen ailelerin olduğu vurgulanıyor.

tuna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir