Robotların Dünyayı Ele Geçirecek
Gecenin karanlığını güçlü projektörler aydınlatıyor ve aniden ateş etmeye başlayan lazer topları ölüm sessizliğini bozuyor. Dev tank paletleri nükleer kıyametten arta kalan kurukafaları çiğnerken, insanlar canlarını kurtarmak için kaçışıyorlar… James Cameron’un kült filmi Terminator işte böyle bir dehşet sahnesini gözler önüne seriyor, geleceğin dünyasında insanlar hayatta kalmak için robotlarla savaşıyorlardı. Peki, robotlar gerçekten bir gün dünyayı ele geçirerek insan ırkını köleleştirebilirler mi? Bu soru robotikçilere (robot üreten bilim insanları) yöneltildiğinde “Kesinlikle hayır!” cevabını veriyorlar. Çoğu robotikçi bu soruyu çok
saçma buluyor. Onlara göre, bırakın dünyayı fethetmeyi, şimdiki ilkel robotların laboratuvardan dışarı çıkması bile imkânsız. Oysa Hollywood yönetmenleri, çizgiromancılar, bilimkurgu yazarları ve birkaç istisnai bilim insanı, bir gün robotların bilinen dünyayı yok edeceğine inanıyorlar. Her zaman insanların ilgisini çeken felaket senaryoları üretmeye meraklı sinemayı saymazsak, neden bazı insanlar robotlardan korkuyorlar?
İnsanların robotları hem sevmesi hem de onlara kuşkuyla yaklaşmasının kökeni aslında kutsal kitaplara uzanıyor. Örneğin, tek-tanrılı dinlerde tanrının insanı topraktan yarattığı kabul edilir. Tanrı’nın “robot imalatçısı”, insanın ise “topraktan yapılma bir robot” olduğuna ilişkin bu dinsel görüş, ünlü Prag Golemi efsanesinde somutlaşır. Dünyanın ilk robot öyküsü olarak da nitelendirebileceğimiz efsanede, Yahudileri düşmanlarından korumak isteyen Haham Loeb, kilden bir adam yapmış ve ona Golem adını vermişti. Bu Golem, gururlu insanlarda hem hayranlık hem de nefret uyandırmış, çünkü Haham Loeb Tanrı’ya özgü olan
yaratma gücünü gasp ederek kullanmıştı. Nihayet, masalın sonunda Golem delirmiş ve koruması gereken insanlara zarar vermeye başlamıştı. Bu korkunç olaylardan dolayı yaptığına pişman olan Haham Loeb, Golem’ini tekrar çamura dönüştürerek yok etmişti. Sonu kötü biten bu hikâyenin özü, insanların boyunu aşan şeylere kalkışmamaları ve kendilerini tehlikeye atmamalarıydı!
RYine de sakinliğimizi koruyup, durup bir düşünelim… İnsanlar robot yapmaya devam ediyorlar. Peki, robotlar çağımızın Golem’leri mi; yani bir gün bizimle savaşarak “insanlık suçu” işleyecekler mi? Elbette her suç için bir suç aleti, suç sebebi ve uygun koşullar gerektiğinden, şimdi bunları teker teker inceleyelim. Robotların suç aleti ne olabilir? Akla ilk gelen avantaj Yapay Zekâ. Robotlar zamanla o kadar zeki olabilirler ki, dünyayı ele geçirmek için Hitler’in pabucunu dama atan müthiş işgal planları yapabilirler. Oysa, insanların akıllı varlıklar olması için milyonlarca yıllık bir evrim geçirmeleri gerekti. Peki, robotlar kısa sürede insanlardan daha zeki olabilirler mi? Utah Eyalet Üniversitesinden Hugo de Garis. robotların gün geçtikçe akıllandığını söylüyor. Çünkü Moore Yasası uyarınca, mikro-işlemciler her 18 ayda bir. iki kat daha hızlı çalışıyor. Bu yüzden de Garis, robotların kısa sürede bize üstünlük taslayacağı kanısında: 20 yıl içinde, “molekül boyutlarındaki elektronik devreler trilyon kere trilyon atom içerecek ve bunların sayesinde, her biri saniyede katrilyon bit hızıyla işlem yapacak. Bu da, beyinlerimizden trilyon kere trilyon hızlı olmaları demek!
“Kralın Yeni Usu” kitabında konuyu ele alan Roger Penrose ise, Garis’e katılmıyor. Penrose’a göre önemli olan robotların ve bilgisayarların ne kadar hızlı işlem yaptığı değil; ne kadar yaratıcı oldukları… Evet, robotlar ezbere dayanarak çok hızlı problem çözebiliyor, ama ilhamdan yoksun oldukları için gerçekten düşünmüyorlar. Biz insanlarsa, sezgilerimizden ilham alarak sanat eserleri yaratabiliyoruz. Bu bağlamda Penrose, ancak doğaçlama düşünceyi taklit edebilen kuantum bilgisayarlarının robotlara insani özellikler kazandırabileceğine inanıyor. Kuantum bilgisayarlar artık geliştirilmeye başladığına göre, insan gibi düşünen robotlar üretilebilecek mi acaba? Şimdilik cevapsız bir soru bu… Daha insan beyninin nasıl işlediğini doğru dürüst bilmiyoruz, nerede kaldı taklit etmek! Üstün kuantum bilgisayarlarımız olsa bile, insan beynini taklit etmek bu yüzden çok zor. Belki de en iyisi bebek robotlar üretip yetişkin olmalarım beklemek!
Ezberci Robottan “Öğrenen” Robota
Diyelim ki kuantum bilgisayarlı robotlar ürettik, ya bunları nasıl programlayacağız? Robot yazılımları konusunda uzman olan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nün (MİT) İnsanımsı Robotbilim Grubu’ndan Rodney Brooks’un Cog Projesi bile büyük bir ilerleme aydedemedi. Brooks, aslında devrimsel bir davranışçı yaklaşım güdüyor ve tek seferde büyük problemler çözen karmaşık robotlar yerine, basit hareketleri örgütleyen robotlar geliştiriyor. Bu davranışçı robotlar bir yere bırakıldıklarında, alıcılar yardımıyla çevreyi araştırıyor ve çıkış kapısını adım adım buluyorlar. Böylece, eski ezbercilik yöntemi terk edilmiş oluyor. Oysa, bir odadaki mobilyaların yeri değiştirilirse, “eski kuşak” ezberci robotların da kafası karışıyor ve kayboluyorlardı. Ezbercilik buraya kadar.
Brooks’un uyguladığı bir başka davranışçı yöntem ise indirgemecilik. İndirgemeci robotlar yollarını bulmak için, örneğin koridorlarda belli bir renge, nesneye ya da şekle dikkat ediyorlar. Bu odaklanma yöntemi sayesinde, dağınık bir odada bile “yol işaretlerini takip ederek” asla kaybolmuyorlar. Cog Projesi’nin dezavantajı ise, Brooks’un robotlarının sadece deneme yanılma yöntemiyle yol bulması. Cog robotları tahmin etme, öngörme ve uzun vadeli plan yapma yeteneğinden yoksun. Oysa, iki yaşındaki bir çocuk bile bir kez elini yaktıktan sonra ateşe uzanmamayı öğreniyor! Peki, robotların diktatör olmayı öğrenmesi neden bu denli zor? Bunun sırrı, robotların insana benzemesi zorunluluğunda yatıyor. Açıklayalım: Bir kere, insanların son derece zeki ve akıllı hayvanlar olmasının ardında, insan anatomisi ile insani üreme stratejileri yatıyor. Eğer üremek için belli bir eş seçme yöntemimiz, karmaşık bir sinir sistemi gerektiren ellerimiz olmasa ve iki ayak
üstünde yürümeseydik bu kadar zeki olamazdık. Keza, “başka bir bedene” konulan “insanımsı bir beyin” de büyük olasılıkla insani özelliklerini kaybedecektir. Buna bir örnek verebiliriz: Robocop filminde ağır yaralanan eski polis memuru Murphy de biyonik vücuduna alışmakta zorluk çekiyordu. Üstelik Murphy’nin ikinci filmdeki düşmanının beyni de insana benzemeyen bir makineye yerleştirildiği için, haydut bunalım geçirerek bir canavara dönüşmüştü. Büyük bir trajedi… İşte tam bu noktada pilotlara uçmayı, askerlere savaşmayı öğreten simülasyonlar, yani sanal gerçeklik programları bir çözüm sunabilir. Bu tip gelişmiş “bilgisayar oyunları”, robotların dünyayı insan gözüyle görmesine ve algılamasına olanak tanıyabilir. Eğer, insan beynini taklit eden robot beyinlerini insana benzeyen robot gövdelerine yerleştirebilirsek, gerçek androitleri, yani insana benzeyen robotları üretebiliriz. Robotların dünyayı ele geçireceğine inanmayan Dr. Murray Shanahan da (Londra, Imperial College), böyle bir sanal yazılımla işleyen Ludwig adlı insan benzeri robot üstünde çalışıyor. Ancak, insan gibi yürüyen ve düşünen bir robotu “hayata geçirmek” için önünde epey uzun bir yol var.
Neden Dünyayı Ele Geçirsinler ki?
Neden ele geçirmesinler? Şu anda elimizde bir tek zeki canlı türü var, o da tarih boyunca yabancı ülkeleri zorla egemenlik altına alan insanoğlu! Eğer robotlar insana benzeyeceklerse, insani zaafları, şiddet eğilimleri, fetih arzuları olmayacak mı? Biz de bu suç sebebini mercek altına alalım. Felsefi açıdan baktığımızda, robotların kendilerini insandan üstün görmemesi için hiçbir sebep yok gibi görünüyor. Robotlar da fosil yakıt kaynaklarıyla teknolojiyi sömürmek için, siyasal-ekonomik nüfuz elde etmek isteyebilirler! Dayanılmaz bir iktidar hırsı… Hatta, mesele çok daha karmaşık bir hal alabilir. Nasıl ki bugün insanlar demokratik olmayan rejimlere karşı ayaklanıyorlarsa, robotlar da köle gibi çalıştırıldıkları için, seçme ve seçilme, hatta evlenme hakkı elde etmek üzere isyan bayrağını çekebilirler! Bu da bizi başka bir soru sormaya yöneltiyor: Robotlar isyan ederlerse onları nasıl önleyebiliriz? Bath Üniversitesi’nde ders veren Joanna Bryson, insanların kendini koruyacağına güveniyor: “Robotları yapan biz insanlar olacağımıza göre, eğer böyle şeyler programlanabilirse, bir robotun amaçlarını, arzularını ve duygularını belirlemek de bize kalmış.” Oysa, insanları insan yapan en nemli niteliklerden biri de özgür iradeleri. Eğer, robotlar serbestçe düşünmek yerine otomatik olarak programlanırsa, nasıl inisiyatif sahibi bir insanoğlu gibi davranabilirler?
Bu noktayı Bryson’dan 60 yıl önce düşünen efsanevi bilimkurgu yazan Isaac Asimov, görünüşte robotlara yeterli serbestliği sağlayan üç robot yasasını ortaya koymuştu. Asimov’un robotları bu üç yasa çerçevesinde insanlara karşı gelmek dışında hemen her seçeneğe sahipti. Yalnız, Asimov’un Şafağın Robotları (Altın Kitaplar) adlıromanında Auroralı robot Giskard Reventlov, kazara telepatik güçler kazanıyordu.
Giskard, bir çeşit “üstün insan” haline geliyor ve kural kitabına dördüncü bir robot yasasını ekliyordu. Bu temel “Sıfır Yasası” şöyle diyordu: “Bir robot insanlığa zarar veremez veya atıl kalarak insanlığın zarar görmesine göz yumamaz. Diğer üç robot yasası da bu asal yasaya tabidir.” Nihayet Giskard insanlığın hamisi kesiliyor, tamamen iyi niyetle ve insanları telepatik yoldan ikna ederek, bir çeşit tanrı edasıyla geleceğimize sahip çıkıyordu.
Demek ki, robotlar sırf bizim iyiliğimiz için bizi incelikle ve zorla yöneten diktatörlere dönüşebilirler! Geçenlerde gösterime giren, “Ben Robot” filminde de Will Smith, insanların korunmaya muhtaç olduğuna karar veren ve bizi gerekirse öldürerek korumaya kararlı olan çılgın bir robotu durdurmaya (bu film de Asimov’un aynı adlıöyküsünden serbestçe uyarlandı) çalışıyor!
Robot Devrimine Gerek Var mı?
Sıra robotların herhangi bir suç işleme fırsatı yakalayıp yakalayamayacağında…
Aslında, robotların önce aralarında kafa kafaya vererek bir komplo teorisi kurması
gerekiyor. Imperial College’ta robotik dersleri veren Yannis Demiris ise, tersine,
robotların işbirliği yapmasının çok güç olduğunu düşünüyor.
Her şeyden önce, robotların “ruh ve inanç birliği” içinde olmaları gerekiyor. Demiris’e
göre, robotlar önce kendilerini bağımsız bir canlı ve “türdeşlerini” de robot ırkı olarak
görmek zorunda. Ancak bundan sonra bir robot kültürü geliştirip başa geçmeye
çalışabilirler ki, bu durumda ideolojik propaganda iyice önem kazanıyor. Bir de
egemenlikten ne kastedildiğini tartışmak gerek kuşkusuz…
Eğer robotlar sokakta köpek gezdirecek, çocuklara dadılık edecek ve evde yemek pişirecekse, onların “kölesi olmamız” için devrim yapmalarına gerek var mı? Anlaşılan anlamsız bir soru bu: Robotlar gelecekte dünyayı ele geçirecek mi? Büyük olasılıkla… Peki endişelenmeli miyiz? Hele şu savaşları, yoksulluğu, küresel ısınmayı ortadan kaldıralım, belki robotlarla kardeş kardeş geçinmeyi bile öğreniriz!
