Aclun Kalesi: Selahaddin’in Haçlılara Karşı Dağ Kalesi
Ürdün’ün kuzeybatısında, Ürdün Vadisi’ne bakan ormanlık dağların zirvesinde yükselen Aclun Kalesi, Ortadoğu’daki en iyi korunmuş Eyyubi kalelerinden biridir. Arapça adıyla Kal’at er-Rabad olarak da bilinen kale, 12. yüzyılın sonlarında Selahaddin Eyyubi’nin komutanlarından biri tarafından, Haçlılara karşı bölgeyi korumak amacıyla inşa edilmiştir. Kaleyi Haçlılar değil, onlara karşı savaşan Müslüman komutanlar yaptırdığı için Aclun, bölgedeki Haçlı kalelerinden farklı bir mimari ve tarihsel kimliğe sahiptir.
Deniz seviyesinden yaklaşık 1100 metre yükseklikteki Avf Dağı’nın tepesinde duran kale, açık havalarda batıda Ürdün Vadisi’ni, Taberiye Gölü’nün güney ucunu ve ötesindeki tepeleri görür. Çevresindeki meşe ve çam ormanları, zeytinlikler ve meyve bahçeleriyle Aclun, Ürdün’ün en yeşil ve en serin bölgelerinden birinde yer alır. Bu yazıda Aclun Kalesi’nin tarihini, mimarisini, çevresindeki doğal güzellikleri ve ziyaret için gereken pratik bilgileri ayrıntılı biçimde anlatıyoruz.

İçindekiler
- Genel Bilgiler
- Konum ve Avf Dağı
- Kaleden Önce: Aclun Bölgesi
- Haçlı Tehdidi ve Kalenin Amacı
- İzzeddin Üsame ve Kalenin İnşası
- Demir Madenleri
- Hıttin’e Giden Yol
- Ayn Calut
- Eyyubi Genişlemesi: 1214-1215
- İşaret Ateşleri ve Güvercin Postası
- Moğol Saldırısı ve Baybars
- Memlük Dönemi
- Osmanlı Dönemi
- Depremler ve Restorasyon
- Mimari Özellikler
- Eyyubi Askeri Mimarisi
- Karşı Taraftaki Haçlı Kaleleri
- Kalede Neler Görülür?
- Kale Müzesi
- Kaleden Manzara
- Aclun Şehri
- Aclun Orman Rezervi
- Aclun Teleferiği
- Mar İlyas Kilisesi
- Ceraş ile Birlikte Gezi
- Kalede Gündelik Hayat
- Aclun Mutfağı
- Fotoğraf İpuçları
- Önerilen Gezi Rotası
- Ziyaret Bilgileri
- Ulaşım
- Ne Zaman Gidilmeli?
- Gezginlerin Gözünden
- Pratik Öneriler
- Seyahat Bilgisi
- Sık Sorulan Sorular
- Video
- Neden Görmeli?
- Yakındaki Kaleler
Genel Bilgiler
- Adı: Aclun Kalesi (Kal’at Aclun, Kal’at er-Rabad)
- Konumu: Aclun, Aclun Valiliği, kuzeybatı Ürdün
- İnşa tarihi: 1184-1185
- İnşa ettiren: İzzeddin Üsame, Selahaddin Eyyubi’nin emirlerinden
- Genişletme: 1214-1215, Emir Aybek bin Abdullah
- Yükseklik: Deniz seviyesinden yaklaşık 1100 metre
- Yapı türü: Eyyubi dağ kalesi
Koordinatlar: 32.3256° K, 35.7272° D
Google Haritalar’da Aclun Kalesi
Konum ve Avf Dağı
Aclun Kalesi, Aclun şehrinin yaklaşık 2-3 kilometre batısında, Avf Dağı’nın (Cebel Avf) zirvesinde yer alır. Kalenin bulunduğu tepe, çevredeki üç önemli vadiye hâkimdir: Kufrince Vadisi, Raceb Vadisi ve Yabis Vadisi. Bu vadiler, Ürdün Nehri vadisinden doğudaki yüksek platolara çıkan doğal geçitleri oluşturur. Kale, bu geçitleri kontrol ederek Ürdün Vadisi ile Şam arasındaki bağlantıyı güvence altına alıyordu.
Kalenin yüksek konumu, ona olağanüstü bir görüş alanı sağlar. Açık havalarda Ürdün Vadisi boyunca kuzeyde Taberiye Gölü’ne, batıda Filistin tepelerine kadar uzanan geniş bir alan izlenebilir. Bu görüş alanı, Haçlıların Ürdün Nehri’nin batısındaki kalelerini ve hareketlerini gözlemlemek için son derece değerliydi.
Aclun bölgesi, Ürdün’ün geri kalanından farklı olarak yağışlı ve yeşildir. Kış aylarında kar yağabilir; ilkbaharda tepeler kır çiçekleriyle kaplanır. Bölgenin ormanları, Ürdün’ün en büyük doğal ormanlarını oluşturur. Bu doğal zenginlik, ortaçağda da kalenin çevresindeki köylerin tarım ve hayvancılıkla geçinmesini sağlıyordu.
Kaleden Önce: Aclun Bölgesi
Aclun ve çevresi, antik çağlardan beri yerleşim görmüştür. Bölge, Roma döneminde Dekapolis olarak bilinen on şehir birliğinin etki alanında kalıyordu. Kalenin yaklaşık 20 kilometre güneydoğusundaki Ceraş (Gerasa), bu şehirlerin en iyi korunmuş olanıdır. Bizans döneminde Aclun çevresinde çok sayıda kilise ve manastır bulunuyordu.
Kalenin yerinde daha önce bir Bizans manastırının bulunduğu yönünde yerel bir anlatı vardır. Bu anlatıya göre manastırda yaşayan bir keşişin adı, bölgenin adıyla ilişkilendirilir. Ancak bu görüşü destekleyen kesin arkeolojik kanıtlar sınırlıdır. Kesin olarak bilinen şey, bugünkü kalenin 12. yüzyılın sonlarında Eyyubiler tarafından inşa edildiğidir.

Haçlı Tehdidi ve Kalenin Amacı
12. yüzyılın sonlarında Kudüs Krallığı, Ürdün Nehri’nin doğusundaki topraklarda da etkili olmaya çalışıyordu. Güneyde Kerak ve Şobek kaleleri, Haçlıların Ürdün’ün doğusundaki “Oultrejordain” (Ürdün Ötesi) senyörlüğünün merkezleriydi. Kuzeyde ise Ürdün Vadisi’nin batısındaki Belvoir (Kevkeb el-Hava) Kalesi, Haçlıların bölgeyi gözetlemesini sağlıyordu. Haçlılar, zaman zaman Ürdün Nehri’ni geçerek doğudaki köylere ve kervanlara akınlar düzenliyordu.
Selahaddin Eyyubi, Haçlılara karşı büyük bir sefer hazırlığı yaparken bu akınları durdurmak ve Ürdün’ün doğusundaki toprakları güvence altına almak istiyordu. Aclun Kalesi, bu stratejinin bir parçası olarak inşa edildi. Kalenin üç temel amacı vardı: Haçlıların Ürdün Vadisi’nden doğuya yapacağı akınları engellemek, bölgedeki demir madenlerini korumak ve Şam ile Mısır arasındaki kara yolunun güvenliğini sağlamak.
Ayrıca kale, Kerak’taki Haçlı senyörü Reynald de Châtillon’un (Arap kaynaklarında Prens Arnat) kervanlara ve hacılara yönelik saldırılarına karşı bir denge unsuru olarak da görülüyordu. Reynald’ın 1180’lerde Mekke yolundaki kervanlara saldırması, Selahaddin’in Haçlılara karşı büyük seferini hızlandıran olaylardan biri olmuştu.
İzzeddin Üsame ve Kalenin İnşası
Aclun Kalesi, 1184-1185 yıllarında Selahaddin Eyyubi’nin emirlerinden İzzeddin Üsame tarafından inşa ettirildi. Kaynaklarda Üsame’nin Selahaddin’in yeğeni ya da yakın akrabası olduğu da belirtilir; ancak bu konuda farklı görüşler vardır. Üsame, bölgenin valisi olarak kalenin yapımını yönetti ve kaleyi kendi ikametgâhı ile askeri merkezi haline getirdi.
İlk kale, bugünkü yapının merkezinde yer alan ve dört köşesinde birer kule bulunan kare planlı bir yapıydı. Kale, kalın duvarları, dar mazgalları ve etrafını çevreleyen derin bir hendekle güçlü bir savunma yapısı olarak tasarlanmıştı. Hendek, kayaya oyulmuştu ve yaklaşık 15 metre genişliğindeydi. Hendekten çıkarılan taşların, kalenin duvarlarının yapımında kullanıldığı düşünülür.
Kalenin inşasından yaklaşık iki yıl sonra, 1187’de Selahaddin, Hıttin Savaşı’nda Haçlı ordusunu yenerek Kudüs’ü geri aldı. Aclun Kalesi, bu dönemde Eyyubi ordusunun kuzey kanadını koruyan önemli bir üs olarak görev yaptı. Hıttin’den sonra Haçlı tehdidinin azalmasıyla birlikte kale, bölgenin yönetim merkezi olarak önemini korudu.
Demir Madenleri
Aclun Kalesi’nin inşa edilmesinin önemli nedenlerinden biri, çevredeki demir madenleriydi. Aclun dağlarında, özellikle Mugharet el-Varde (Gül Mağarası) olarak bilinen bölgede, ortaçağda işletilen demir yatakları bulunuyordu. Demir, silah ve zırh yapımı için vazgeçilmez bir hammaddeydi. Haçlılarla süren savaşlarda Eyyubi ordusunun silah ihtiyacını karşılamak için bu madenlerin güvence altına alınması büyük önem taşıyordu.
Arkeolojik araştırmalar, bölgedeki demir madenciliğinin Eyyubi ve Memlük dönemlerinde yoğun biçimde sürdürüldüğünü ortaya koymuştur. Madenlerden çıkarılan cevher, yakındaki ocaklarda eritiliyor ve elde edilen demir, Şam’daki silah atölyelerine gönderiliyordu. Bu üretim, Aclun’u ortaçağda ekonomik açıdan da önemli bir merkez haline getirmişti.
Hıttin’e Giden Yol
Aclun Kalesi’nin inşa edildiği yıllar, Selahaddin Eyyubi’nin Haçlılara karşı büyük hesaplaşmaya hazırlandığı döneme denk gelir. 1183 ve 1184 yıllarında Selahaddin, Kerak Kalesi’ni iki kez kuşattı; ancak alamadı. Bu kuşatmalar, Haçlıların Ürdün’ün doğusundaki varlığının ne kadar güçlü olduğunu gösterdi. Aclun Kalesi, Kerak’a karşı kuzeyden bir denge unsuru oluşturmak ve Eyyubi ordusunun Ürdün Vadisi boyunca rahatça hareket edebilmesini sağlamak amacıyla inşa edildi.
1187 yazında Selahaddin, büyük bir orduyla Ürdün Nehri’ni geçerek Celile’ye girdi. Ordu, Ürdün Vadisi’nin doğusundaki bölgeden toplanmış ve ikmal edilmişti; Aclun Kalesi’nin bulunduğu bölge, bu hazırlıklar için güvenli bir arka cephe işlevi görüyordu. Temmuz 1187’de Hıttin Boynuzları’nda yapılan savaşta Haçlı ordusu ağır bir yenilgiye uğradı. Bu zafer, Kudüs’ün ve kıyı şehirlerinin büyük kısmının Müslümanların eline geçmesine yol açtı.
Aclun Kalesi’nin bu büyük olaylarda doğrudan bir çatışmaya sahne olmadığı bilinmektedir. Ancak kalenin bölgeye sağladığı güvenlik, Selahaddin’in stratejisinin önemli bir parçasıydı. Bu yönüyle Aclun, savaşları kazanmak için yalnızca cephede değil, cephe gerisinde de güçlü olmanın gerekliliğini gösteren bir örnek olarak değerlendirilebilir.
Ayn Calut: Kaleden Görülen Savaş Alanı
3 Eylül 1260’ta yapılan Ayn Calut Savaşı, dünya tarihinin dönüm noktalarından biri olarak kabul edilir. Bu savaşta Memlük ordusu, Sultan Kutuz ve komutan Baybars önderliğinde, o güne kadar neredeyse yenilmez görülen Moğol ordusunu yendi. Savaş, Moğolların Batı’ya doğru ilerleyişini durdurdu ve Mısır ile Suriye’yi Moğol egemenliğinden kurtardı.
Ayn Calut, Ürdün Vadisi’nin batısında, Yizreel Ovası’nın doğu ucunda yer alır. Aclun Kalesi’nin bulunduğu dağlardan bu ovaya doğru bakıldığında, savaşın yapıldığı bölge uzaktan seçilebilir. Moğolların Aclun Kalesi’ne verdiği zarar ve hemen ardından gelen Ayn Calut zaferi, kalenin tarihinde önemli bir dönemeç oluşturur. Bu zaferden sonra Baybars’ın kaleyi onartması, Memlüklerin bölgedeki hâkimiyetini pekiştirmesinin bir parçasıydı.
Eyyubi Genişlemesi: 1214-1215
Selahaddin’in 1193’teki ölümünden sonra Eyyubi Devleti, ailesinin üyeleri arasında paylaşıldı. Aclun, Şam’daki Eyyubi melikinin yönetimine bağlandı. 1214-1215 yıllarında Şam meliki el-Muazzam İsa’nın emirlerinden Aybek bin Abdullah, kaleyi önemli ölçüde genişletti. Bu genişleme kapsamında kalenin güneydoğu tarafına yeni bir kule eklendi, giriş kapısı yeniden düzenlendi ve kalenin iç alanı büyütüldü.
Aybek döneminde yapılan eklemeler, kalenin bugünkü planının büyük bölümünü belirledi. Yeni giriş kapısının üzerinde, inşaatı kaydeden bir Arapça kitabe bulunur. Kalenin genişletilmesi, Haçlıların Beşinci Haçlı Seferi (1217-1221) hazırlıkları sırasında bölgede yeniden etkin hale gelmesiyle aynı döneme denk gelir. Bu nedenle genişleme, Eyyubilerin Haçlı tehdidine karşı aldığı önlemlerin bir parçası olarak değerlendirilir.
Bu dönemde kale, yalnızca askeri bir yapı değil, aynı zamanda bölgenin yönetim, vergi toplama ve ticaret merkezi olarak işlev görüyordu. Kalenin eteklerinde gelişen köy ve pazar, bugünkü Aclun şehrinin çekirdeğini oluşturdu.
İşaret Ateşleri ve Güvercin Postası
Aclun Kalesi, Eyyubi ve Memlük dönemlerinde geniş bir haberleşme ağının önemli bir halkasıydı. Kalenin yüksek konumu, ateş ve duman işaretleriyle haberleşme için idealdi. Ürdün Vadisi’nde ya da Haçlı topraklarında bir tehlike fark edildiğinde, Aclun’da yakılan ateş, bir sonraki gözetleme noktasına ve oradan Şam’a kadar haber ulaştırabiliyordu. Kaynaklara göre bu sistem sayesinde bir haber, birkaç saat içinde yüzlerce kilometre uzağa iletilebiliyordu.
Bunun yanı sıra kale, Memlük döneminde Kahire ile Şam arasındaki güvercin postası ağının duraklarından biri olarak da kullanıldı. Eğitilmiş posta güvercinleri, küçük mektupları bir kaleden diğerine taşıyordu. Bu hızlı haberleşme sistemi, Memlük Devleti’nin geniş topraklarını etkin biçimde yönetmesinde önemli bir rol oynuyordu. Aclun’un hem işaret ateşi hem de güvercin postası ağında yer alması, kalenin bölgedeki stratejik önemini gösterir.

Moğol Saldırısı ve Baybars
1260 yılında Hülagü komutasındaki Moğol orduları Suriye’ye girdi. Halep ve Şam’ın düşmesinin ardından Moğol birlikleri güneye doğru ilerledi ve Aclun Kalesi’ne de saldırdı. Moğollar, kalenin bazı bölümlerini, özellikle surları ve kuleleri tahrip etti. Ancak aynı yıl Ayn Calut Savaşı’nda Memlüklerin Moğolları yenmesiyle bölge yeniden Müslümanların kontrolüne geçti. Ayn Calut, Aclun Kalesi’nin batısında, Ürdün Vadisi’nin karşı yakasında yer alır; savaş alanı kaleden görülebilecek bir mesafededir.
Ayn Calut’un ardından Memlük Sultanı Baybars, Moğolların tahrip ettiği Aclun Kalesi’ni onarttı. Baybars döneminde kalenin hasar gören kuleleri ve duvarları yeniden inşa edildi. Kalenin bazı bölümlerinde Baybars’ın onarımlarını kaydeden kitabeler bulunduğu aktarılır. Memlükler, kaleyi bölgenin yönetim merkezi olarak kullanmaya devam etti.
Memlük Dönemi
Memlük döneminde Aclun, Şam niyabetine bağlı bir yönetim birimi olarak örgütlendi. Kale, bölgenin askeri komutanının ve küçük bir garnizonun ikametgâhıydı. Bu dönemde kale, demir madenlerinin işletilmesi, vergi toplanması ve bölgedeki yolların güvenliğinin sağlanması gibi görevleri üstlendi.
Haçlıların 1291’de bölgeden tamamen çekilmesiyle birlikte kalenin askeri önemi azaldı. Ancak Aclun, Memlük döneminin sonuna kadar bölgenin idari merkezi olarak işlevini sürdürdü. 14. yüzyılda bölgeyi ziyaret eden gezginler, Aclun’u bahçeleri ve pınarlarıyla bereketli bir yer olarak tarif eder.
Osmanlı Dönemi
1516’da Mercidabık Savaşı’nın ardından Aclun, Osmanlı İmparatorluğu’na katıldı. Osmanlı döneminde kale, küçük bir garnizona ev sahipliği yaptı; ancak askeri önemi giderek azaldı. Kalenin bazı bölümleri, bölgedeki yerel yöneticiler tarafından kullanıldı. 17. yüzyılda kalede bir Osmanlı garnizonunun bulunduğu kaynaklarda geçer.
1830’larda Mısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın Suriye’yi kontrol ettiği dönemde, Aclun Kalesi de bölgedeki isyanları bastırmak için kullanıldı. İbrahim Paşa’nın birliklerinin kalenin bazı bölümlerini tahrip ettiği aktarılır. Bu dönemden sonra kale büyük ölçüde terk edildi.
Depremler ve Restorasyon
Aclun Kalesi, tarihi boyunca bölgeyi etkileyen depremlerden de ciddi biçimde zarar gördü. 1837’de bölgeyi sarsan büyük Safed depremi ve 1927’de Ürdün Vadisi’nde meydana gelen deprem, kalenin duvarlarında ve kulelerinde önemli hasarlara yol açtı. 1927 depremi, özellikle kalenin üst katlarının ve bazı kulelerin yıkılmasına neden oldu.
20. yüzyılın ortalarından itibaren Ürdün Eski Eserler Dairesi, kalede kapsamlı restorasyon çalışmaları başlattı. Yıkılan duvarlar ve kuleler, özgün malzeme ve tekniklere uygun biçimde onarıldı. Kalenin içindeki salonlar ve geçitler temizlenerek ziyaretçilere açıldı. Restorasyon çalışmaları, sonraki on yıllarda da aralıklarla sürdürüldü. Bugün Aclun Kalesi, Ürdün’ün en iyi korunmuş ve en çok ziyaret edilen ortaçağ kalelerinden biridir.

Mimari Özellikler
Aclun Kalesi, iki ana inşa evresinin izlerini taşır. Kalenin çekirdeğini, İzzeddin Üsame döneminde (1184-1185) inşa edilen kare planlı yapı oluşturur. Bu yapının dört köşesinde birer kule bulunur ve duvarları oldukça kalındır. Aybek bin Abdullah döneminde (1214-1215) yapılan eklemelerle kale, güneydoğu yönünde genişletilmiş ve yeni kuleler, salonlar ve bir giriş kapısı eklenmiştir.
Kalenin etrafını çevreleyen derin hendek, en dikkat çekici savunma unsurlarından biridir. Kayaya oyulmuş bu hendek, kaleye yaklaşmayı zorlaştırıyordu. Hendek, aynı zamanda yağmur sularını toplayarak kalenin su ihtiyacına katkıda bulunuyordu. Bugün hendeğin üzerinden geçen bir köprü, ziyaretçileri kalenin girişine ulaştırır.
Kalenin duvarları, yöreden çıkarılan kireçtaşı bloklardan örülmüştür. Duvarlarda dar ok mazgalları, kulelerde ise birden fazla katta savunma pozisyonları bulunur. Kalenin iç kısmında tonozlu salonlar, dar koridorlar, merdivenler ve depolar yer alır. Bu iç düzenleme, kalenin hem askeri hem de idari bir merkez olarak tasarlandığını gösterir.
Aclun Kalesi’nin mimarisi, Haçlı kalelerinden bazı açılardan farklılık gösterir. Eyyubi mimarları, Haçlı kalelerinde görülen büyük donjon (ana kule) yerine, birbirine bağlı birden fazla kule ve salondan oluşan bir yapıyı tercih etmişlerdir. Kalenin girişindeki dirsekli geçit, saldırganların doğrudan ilerlemesini engelleyen tipik bir İslam askeri mimarisi unsurudur.
Eyyubi Askeri Mimarisi
Aclun Kalesi, Eyyubi askeri mimarisinin en iyi örneklerinden biri olarak, bu dönemin kale yapım geleneğini anlamak için önemli bir kaynaktır. Eyyubiler, Haçlılarla yaptıkları uzun savaşlar sırasında hem kendi geleneklerini geliştirmiş hem de rakiplerinin tekniklerinden etkilenmiştir. Bu karşılıklı etkileşim, dönemin kalelerinde açıkça görülür.
Eyyubi kalelerinin ortak özellikleri arasında, kayaya oyulmuş derin hendekler, dirsekli giriş geçitleri, birbirine yakın yerleştirilmiş kuleler ve kalın duvarlı tonozlu salonlar sayılabilir. Kulelerin çoğu kare ya da dikdörtgen planlıdır. Duvarlarda, okçuların hem korunmasını hem de geniş bir atış açısına sahip olmasını sağlayan özel biçimli mazgallar bulunur. Kahire’deki Selahaddin Kalesi, Şam Kalesi ve Bosra Kalesi’ndeki Eyyubi eklemeleri, Aclun ile benzer özellikler taşır.
Aclun’un özel bir yanı, görece küçük boyutuna rağmen birden fazla inşa evresini net bir şekilde gösterebilmesidir. Üsame döneminin kare çekirdeği ile Aybek döneminin eklemeleri arasındaki farkları, taş işçiliği ve duvar kalınlıklarından ayırt etmek mümkündür. Bu durum, kaleyi mimarlık tarihçileri için ilgi çekici bir inceleme alanı yapar.
Karşı Taraftaki Haçlı Kaleleri
Aclun Kalesi’nin inşa edildiği dönemde, Ürdün Vadisi’nin batısında Haçlıların önemli kaleleri bulunuyordu. Bunların en ünlüsü, Hospitalier Şövalyeleri’ne ait Belvoir Kalesi’ydi. Ürdün Vadisi’ne hâkim bir platonun kenarında yükselen Belvoir, Aclun’un tam karşısında, vadinin öbür yakasında yer alıyordu. İki kalenin birbirini görebildiği ve karşılıklı olarak birbirlerinin hareketlerini izleyebildiği düşünülür.
Belvoir, Hıttin’den sonra uzun bir kuşatmaya direndi ve ancak 1189’da Selahaddin’e teslim oldu. Bu iki kale arasındaki karşılıklı gözetleme ilişkisi, Haçlı seferleri döneminde Ürdün Vadisi’nin ne kadar hassas bir sınır bölgesi olduğunu gösterir. Bugün Belvoir, İsrail’de bir milli park olarak korunmaktadır.
Kalede Neler Görülür?
Hendek ve Köprü
Kalenin girişine ulaşmadan önce, kayaya oyulmuş derin hendeği ve üzerindeki köprüyü görürsünüz. Hendeğin genişliği ve derinliği, kalenin ne kadar güçlü bir savunma sistemine sahip olduğunu gösterir.
Giriş Kapısı ve Kitabe
Aybek bin Abdullah döneminde yapılan giriş kapısı, dirsekli bir geçitle kalenin içine açılır. Kapının üzerinde, inşaatı kaydeden Arapça bir kitabe bulunur. Kapının çevresindeki taş işçiliği ve kemerler, Eyyubi mimarisinin zarif örneklerindendir.
Tonozlu Salonlar
Kalenin içinde, kalın duvarlı ve tonozlu salonlar birbirine bağlanır. Bu salonlar, garnizonun yaşam alanları, depolar ve ahırlar olarak kullanılıyordu. Bazı salonların tavanlarında, ışık ve hava almak için açılmış küçük pencereler bulunur.
Kuleler ve Çatı
Kalenin kulelerine dar merdivenlerle çıkılır. Kulelerin üst katlarından ve kalenin çatısından, çevredeki dağların, vadilerin ve Ürdün Vadisi’nin muhteşem manzarası izlenir. Kulelerdeki ok mazgallarından dışarı bakmak, ortaçağda nöbet tutan askerlerin gördüğü manzarayı görmek gibidir.
Sarnıçlar
Kalenin içinde, yağmur sularını toplayan sarnıçlar bulunur. Bu sarnıçlar, kuşatma dönemlerinde garnizonun su ihtiyacını karşılıyordu.

Kalenin farklı bölümlerinde dolaşırken, duvarlardaki taş işçiliğine dikkat etmek, kalenin iki ana inşa evresini ayırt etmenizi sağlar. Eski bölümlerdeki taşlar genellikle daha iri ve kabadır; sonraki eklemelerde ise daha düzenli kesilmiş taşlar görülür. Bazı taşların üzerinde, ortaçağ taş ustalarının bıraktığı işaretleri de fark edebilirsiniz.
Bu işaretler, kaleyi inşa eden ustaların kimliği ve çalışma düzeni hakkında araştırmacılara ipuçları verir. Kalenin farklı bölümlerinde farklı işaretlerin bulunması, inşaatta birden fazla usta grubunun çalıştığını düşündürür.
Bu küçük ayrıntılar, kalenin yalnızca bir savunma yapısı değil, aynı zamanda ortaçağ ustalığının da bir belgesi olduğunu hatırlatır.
Ziyaretiniz sırasında bunlara göz atmayı unutmayın.
Kale Müzesi
Kalenin içindeki salonlardan birinde, küçük bir arkeoloji müzesi bulunur. Müzede, Aclun bölgesinden çıkarılan çeşitli dönemlere ait eserler sergilenir. Bunlar arasında Eyyubi ve Memlük dönemlerine ait seramikler, madeni paralar, silah parçaları, cam eşyalar ve demir madenciliğine dair buluntular yer alır. Ayrıca bölgede bulunan Bizans dönemi mozaikleri ve kandiller de müzede görülebilir. Müze, kalenin ve bölgenin tarihini anlamak için faydalı bir duraktır.
Kaleden Manzara
Aclun Kalesi’nin çatısından görülen manzara, Ürdün’ün en güzel panoramalarından biri olarak kabul edilir. Batıya bakıldığında, yemyeşil dağların arasından aşağıya doğru inen vadiler ve onların ötesinde geniş Ürdün Vadisi görülür. Açık havalarda vadinin karşı tarafındaki tepeler, kuzeyde ise Taberiye Gölü’nün güney ucu seçilebilir. Doğuya bakıldığında, Aclun şehri, çevredeki köyler ve ormanlarla kaplı tepeler uzanır.
Gün batımı saatlerinde kale, özellikle etkileyici bir manzara sunar. Güneş Ürdün Vadisi’nin üzerinde batarken, vadi ve dağlar turuncu ve mor tonlara bürünür. Bu manzarayı izlemek, Aclun ziyaretinin en unutulmaz anlarından biridir.
Aclun Şehri
Kalenin eteklerinde gelişen Aclun şehri, bugün Aclun Valiliği’nin merkezidir. Şehrin merkezinde, Memlük döneminden kalma ve 13. yüzyılın sonlarına tarihlenen Aclun Büyük Camii bulunur. Caminin kare planlı minaresi, bölgedeki en eski minarelerden biri olarak kabul edilir. Caminin bulunduğu yerde daha önce bir Bizans kilisesinin bulunduğu düşünülür.
Aclun şehri, çevredeki köylerden gelen ürünlerin satıldığı canlı bir pazara sahiptir. Özellikle sonbaharda, bölgenin zeytinyağı, nar ve üzümleri pazarda bolca bulunur. Şehirde ayrıca Aclun Kalesi’ne ve orman rezervine giden ziyaretçiler için küçük oteller, pansiyonlar ve lokantalar vardır. Son yıllarda bölgede ekoturizm ve köy konaklamaları da yaygınlaşmaktadır.
Aclun Orman Rezervi
Kalenin birkaç kilometre kuzeyinde, Ürdün’ün en önemli doğa koruma alanlarından biri olan Aclun Orman Rezervi bulunur. Kraliyet Doğa Koruma Derneği (RSCN) tarafından yönetilen bu rezerv, meşe, çam, harnup, yabani fıstık ve çilek ağacı ormanlarıyla kaplıdır. Rezervde yaban domuzu, çakal, sansar, sincap ve çok sayıda kuş türü yaşar.
Rezervde, farklı uzunluk ve zorluk seviyelerinde doğa yürüyüşü parkurları bulunur. Bu parkurlardan bazıları, yerel köylerden geçerek ziyaretçilere kırsal yaşamı tanıma fırsatı sunar. Rezervde konaklamak için ahşap kulübeler de mevcuttur. Ayrıca yerel kadınların yürüttüğü sabun yapımı, kaligrafi ve biskuvi üretimi gibi küçük girişimler, ziyaretçilerin ilgisini çeker.
Aclun Teleferiği
Son yıllarda Aclun’un en popüler turistik yeniliklerinden biri, şehir ile kale yakınlarındaki dağlar arasında çalışan teleferiktir. Teleferik, ziyaretçilere ormanlarla kaplı vadilerin ve kalenin havadan görünümünü sunar. Teleferiğin üst istasyonunda, restoranlar, kafeler ve çocuk oyun alanlarını içeren bir eğlence ve dinlenme alanı bulunur. Teleferik, özellikle aileler ve yerli turistler arasında oldukça popülerdir.
Mar İlyas Kilisesi
Aclun Kalesi’nin yaklaşık 10 kilometre kuzeybatısında, Hristiyan dünyası için önemli bir hac yeri olan Mar İlyas (Aziz İlyas) bulunur. Geleneğe göre bu yer, Eski Ahit peygamberlerinden İlyas’ın doğduğu Tişbe köyüdür. Tepenin üzerinde, Bizans dönemine ait iki kilisenin kalıntıları ve güzel mozaikler bulunur. Burası, Vatikan tarafından da bir hac yeri olarak tanınmıştır. Mar İlyas, Aclun Kalesi ile birlikte gezilebilecek huzurlu ve manzaralı bir duraktır.
Ceraş ile Birlikte Gezi
Aclun Kalesi’ni ziyaret edenlerin çoğu, aynı gün içinde yaklaşık 20-25 kilometre güneydoğudaki Ceraş antik kentini de gezer. Ceraş (antik Gerasa), Ortadoğu’nun en iyi korunmuş Roma şehirlerinden biridir. Oval forumu, sütunlu ana caddesi, Hadrianus Takı, Artemis ve Zeus tapınakları, tiyatroları ve hipodromuyla Ceraş, tarihi bir hazinedir. Ceraş ve Aclun’u birlikte gezmek, Ürdün’ün Roma ve ortaçağ İslam mirasını tek bir günde görmek için mükemmel bir plandır.

Kalede Gündelik Hayat
Eyyubi ve Memlük dönemlerinde Aclun Kalesi’nde yaşam, bir dağ kalesinin koşullarına göre şekillenirdi. Kalede, emir ya da komutanın yanı sıra askerler, okçular, işaret ateşi görevlileri, güvercin bakıcıları, zanaatkârlar ve hizmetkârlar yaşardı. Kalenin depolarında tahıl, zeytinyağı, kuru meyve ve diğer erzak saklanırdı. Çevredeki köylerden gelen vergiler genellikle ürün olarak toplanırdı.
Kış aylarında Aclun’un yüksekliği nedeniyle kale oldukça soğuk olurdu. Kalın taş duvarlar ve küçük pencereler, ısıyı korumaya yardımcı olsa da kalede yaşamak zorluydu. Yazın ise serin rüzgârlar ve geniş manzara, kaleyi bölgedeki en hoş yaşam alanlarından biri haline getirirdi. Kalenin eteklerindeki köyde pazar kurulur, çevre köylerden gelen ürünler burada alınıp satılırdı.
Aclun Mutfağı ve Köy Hayatı
Aclun bölgesi, zeytinyağı, nar, incir, üzüm ve erik gibi ürünleriyle tanınır. Bölgenin köylerinde, Ürdün mutfağının geleneksel yemekleri hâlâ eski usullerle hazırlanır. Ürdün’ün ulusal yemeği olarak kabul edilen ve kuzu eti, kurutulmuş yoğurt (cemid) sosu ve pilavla hazırlanan “mansaf”, bölgede misafirlere ikram edilen en önemli yemektir. Kahvaltıda zahter, zeytinyağı ve taze ekmek, köy peynirleri ve zeytinler sofradan eksik olmaz.
Fotoğraf İpuçları
Aclun Kalesi’nin en güzel fotoğrafları, kaleye çıkan yol üzerindeki virajlardan, kaleyi dağın tepesinde bir bütün olarak gösteren açılardan çekilir. Kalenin çatısından Ürdün Vadisi’ne doğru çekilen panoramik kareler için gün batımı saatleri idealdir. Kalenin içindeki tonozlu salonlarda ve dar geçitlerde, ok mazgallarından süzülen ışık huzmeleri etkileyici görüntüler oluşturur. İlkbaharda kalenin çevresindeki kır çiçekleriyle birlikte çekilen kareler de oldukça renkli olur.
Önerilen Gezi Rotası
Amman’dan sabah erken yola çıkarak önce Ceraş antik kentini gezebilirsiniz. Ceraş için en az iki-üç saat ayırmak gerekir. Öğle yemeğini Ceraş’ta ya da Aclun yolu üzerindeki köy lokantalarından birinde yedikten sonra Aclun’a doğru devam edin. Öğleden sonra Aclun Kalesi’ni gezip ardından teleferiğe binebilir ya da orman rezervinde kısa bir yürüyüş yapabilirsiniz. Günü, kalenin çatısında ya da yakınındaki bir manzara noktasında gün batımını izleyerek tamamlamak, ziyaretin en güzel kapanışı olur. Vaktiniz varsa Aclun’da bir gece konaklayarak ertesi gün Mar İlyas’ı ve orman rezervini daha ayrıntılı keşfedebilirsiniz.
Ziyaret Bilgileri
Aclun Kalesi genellikle her gün sabahtan akşamüstüne kadar ziyarete açıktır; yaz aylarında çalışma saatleri biraz daha uzundur. Giriş ücreti, Ürdün’deki diğer tarihi alanlara göre uygun düzeydedir. Ürdün’ü ziyaret edecek olanlar için “Jordan Pass” adı verilen kart, vize ücretini ve Aclun dahil pek çok tarihi alanın giriş ücretini kapsar; birden fazla alanı ziyaret edecekseniz bu kartı değerlendirmek ekonomik olabilir.
Kalenin içini gezmek yaklaşık bir ile bir buçuk saat sürer. Kalenin merdivenleri dar ve dik, zemini yer yer düzensizdir; rahat ayakkabı giymek önemlidir. Kalenin girişinde bir ziyaretçi merkezi, otopark ve hediyelik eşya dükkânları bulunur. Kale çevresindeki kafelerde Ürdün kahvesi ve geleneksel atıştırmalıklar bulabilirsiniz.
Ulaşım
Aclun, başkent Amman’ın yaklaşık 70-75 kilometre kuzeybatısında yer alır. Amman’dan Aclun’a araçla yaklaşık bir buçuk saatte ulaşılır. Toplu taşıma ile gitmek isteyenler, Amman’daki Kuzey Otogarı’ndan (Tabarbour) Aclun’a giden minibüsleri kullanabilir. Aclun şehir merkezinden kaleye taksi ile kısa bir yolculukla ulaşılır; yürüyerek çıkmak da mümkündür ancak yol oldukça diktir. Pek çok ziyaretçi, Amman’dan özel araç ya da tur ile Ceraş ve Aclun’u aynı gün gezer.
Ne Zaman Gidilmeli?
Aclun’u ziyaret etmek için en güzel dönem, tepelerin yeşillendiği ve kır çiçeklerinin açtığı ilkbahar aylarıdır (mart-mayıs). Sonbahar da ılık havası ve renkli ormanlarıyla güzel bir dönemdir. Yaz aylarında Aclun, Ürdün’ün diğer bölgelerine göre daha serindir; bu nedenle sıcaktan kaçmak isteyen yerli turistlerin sık uğradığı bir yerdir. Kış aylarında hava soğuk ve yağışlıdır, zaman zaman kar yağar; karlı günlerde kale çok güzel görünse de yollar zorlaşabilir.
Gezginlerin Gözünden Aclun
19. yüzyılda Ürdün’ün doğusunu dolaşan Avrupalı gezginler, Aclun Kalesi’ni de ziyaret ederek izlenimlerini kaleme aldılar. İsviçreli gezgin Johann Ludwig Burckhardt, 1812’de bölgeden geçerken kaleyi görmüş ve kalenin büyük ölçüde sağlam olduğunu, ancak terk edilmiş durumda bulunduğunu yazmıştır. Burckhardt, aynı yolculuk sırasında Petra’yı da Avrupa’ya tanıtan ilk gezgin olarak tarihe geçmiştir.
Sonraki gezginler de Aclun’un ormanlarla kaplı dağlarını, bereketli bahçelerini ve kalenin etkileyici konumunu övgüyle anlatmıştır. Bu anlatımlar, kalenin 1837 ve 1927 depremlerinden önceki durumuna dair değerli bilgiler sunar ve restorasyon çalışmalarında da kaynak olarak kullanılmıştır.
Ziyaret İçin Pratik Öneriler
Aclun’a giderken, mevsime uygun giyinmek önemlidir; Ürdün’ün diğer bölgelerine göre daha serin olduğu için ilkbahar ve sonbaharda bile yanınıza ince bir hırka ya da ceket almanız faydalı olur. Kalenin merdivenleri için rahat ayakkabılar şarttır. Orman rezervinde yürüyüş yapacaksanız su, atıştırmalık ve güneş kremi bulundurun. Ürdün’de genellikle kart kullanımı yaygın olsa da küçük dükkânlarda nakit gerekebilir.
Seyahat Bilgisi
Ürdün, Ortadoğu’nun görece istikrarlı ve turistler için güvenli kabul edilen ülkelerinden biridir. Aclun bölgesi de normal koşullarda rahatlıkla gezilebilecek bir yerdir. Ancak bölgesel gelişmeler nedeniyle seyahat koşulları zaman zaman değişebilir. Seyahat planı yapmadan önce Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın güncel seyahat uyarılarını kontrol etmeniz ve yerel haberleri takip etmeniz önerilir. Ürdün’e Türk vatandaşları için vize ve giriş koşullarını da seyahatten önce resmi kaynaklardan teyit etmek gerekir.
Sık Sorulan Sorular
Aclun Kalesi’ni kim yaptırdı?
Kale, 1184-1185 yıllarında Selahaddin Eyyubi’nin emirlerinden İzzeddin Üsame tarafından inşa ettirildi. 1214-1215’te Emir Aybek bin Abdullah tarafından genişletildi.
Aclun bir Haçlı kalesi mi?
Hayır. Aclun, Haçlılara karşı Eyyubiler tarafından inşa edilmiş bir İslam kalesidir. Bu yönüyle bölgedeki Kerak ve Şobek gibi Haçlı kalelerinden farklıdır.
Kaleyi gezmek ne kadar sürer?
Kalenin içini gezmek yaklaşık bir ile bir buçuk saat sürer. Orman rezervi, teleferik ve Mar İlyas ile birlikte tam bir gün ayırmak önerilir.
Aclun ve Ceraş aynı gün gezilebilir mi?
Evet. İki yer arasındaki mesafe yaklaşık 20-25 kilometredir. Sabah Ceraş’ı, öğleden sonra Aclun’u gezmek ve gün batımını kalede izlemek popüler bir plandır.
Video: Aclun Kalesi
Kaleyi ve çevresindeki manzarayı daha yakından görmek isteyenler için aşağıdaki videoyu izleyebilirsiniz.
Neden Görmeli?
Aclun Kalesi, Haçlı seferleri döneminin Müslüman tarafından bakışını sunan en iyi korunmuş yapılardan biridir. Selahaddin Eyyubi’nin Haçlılara karşı yürüttüğü stratejinin somut bir örneği olan kale, Eyyubi askeri mimarisinin inceliklerini, dağ başındaki konumunun sağladığı muhteşem manzarayla birleştirir. Çevresindeki ormanlar, teleferik, Mar İlyas ve yakınındaki Ceraş ile birlikte Aclun, Ürdün’ün kuzeyinde geçirilecek dolu dolu bir günün merkezidir. Ürdün’ü yalnızca çöl ve Petra olarak tanıyanlar için Aclun, ülkenin yeşil ve serin yüzünü keşfetmek adına mükemmel bir fırsattır.

Yakındaki Kaleler
- Kerak Kalesi – Ürdün’ün güneyindeki büyük Haçlı kalesi
- Şobek Kalesi – Haçlıların Montreal Kalesi
- Amman Kalesi – Başkentin tepesindeki antik kale
- Busra Kalesi – Suriye’deki Roma tiyatrosu kalesi



2 thoughts on “Aclun Kalesi: Selahaddin’in Haçlılara Karşı Dağ Kalesi”